Silivri tutukluları hakkında tahliye kararı veren 32. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Mustafa Başer, şu anda cezaevinde. Avukatı Celal Sis, HSYK Müfettişi’nin ve HSYK’nın yasalara aykırı davranışlarını Twitter’da maddeler halinde paylaştı. Bir hâkimin verdiği karardan dolayı tutuklandığına Türkiye’de ilk defa şahit oluyoruz.
Mustafa Başer’i ve 29. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Metin Özçelik’i Silivri’ye gönderdiler fakat bu yargıçların darbe teşebbüsü içinde olduklarını ispat edecek delil bulamıyorlar.
 Avukat Sis, üzerinde kısıtlılık kararı olduğu için, pek fazla yazılıp çizilmeyen dosya hakkında önemli bilgiler veriyor; yanlışları sıralıyor:
1) Tutuklu hâkimlerin şimdiye kadar alınması gereken savunmaları, HSYK Müfettişi tarafından alınmamıştır ve alınmamaktadır.

2) Oysa 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 84’üncü maddesine göre, en az 3 gün savunma süresi verilmek şartıyla, soruşturma başında savunmaların alınması yasal zorunluluktur.

3) HSYK Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin 39’uncu maddesi gereği ise en az 7 gün süre vermek şartıyla, hâkimlerin savunmasının hemen alınması icap ediyordu. HSYK Müfettişi’ne ve ilgili mahkemeye bu hususu defalarca yazılı ve sözlü beyan etmemize rağmen, savunmamız alınmadı.
4) HSYK Müfettişi’nin savunmalarımızın alınması talepli dilekçemize verdiği cevap, “Dosyadan fotokopi alamazsınız” şeklinde oldu. Biz “Savunmamızı alın” diyoruz, müfettiş “Fotokopi vermem” diyor. Dilekçelerimizi bile okumuyor anlaşılan.
5) Müfettişi bu yüzden HSYK’ya şikâyet ettik. Savunma hakkımızın kısıtlandığını ve müfettişin sorumluluklarını yerine getirmediğini söyledik. Hukuka aykırı diğer işlemlerini de bildirerek, hakkında inceleme başlatılmasını talep ettik. Ancak HSYK, bir aydır dilekçemize herhangi bir cevap vermedi. HSYK’ya şimdiye kadar yaklaşık 15 şikâyet dilekçesi verdik. Hiçbirine cevap alamadık.
6) Son tutukluluk incelemesi öncesinde dosyada Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın 25 Mayıs 2015 tarihli mütalâasının bulunduğunu öğrendik. Bu mütalâanın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 270’inci maddesine göre, hemen bize bildirilmesi ve karşı görüşümüzün istenmesi gerekiyordu. Yani Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, mütalâayı resen bize tebliğ etmek zorundaydı. Etmedi… 26 Haziran 2015’te, tutuklama incelemesi yapılırken, mahkemede ilk olarak bu mütalâanın okunmasını talep ettik. Mütalâa okunduğunda Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsiz olduğuna ilişkin ayrıntılı bir mütalâa verdiğini gördük. Anladık ki, mahkeme bu yüzden lehte olan bu mütalâayı tarafımıza tebliğ etmemiştir.
7) Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, mütalâa örneğini duruşma sonrasında da bize vermedi. “Dosyanın sahibi ben değilim” dedi. İçi boş olan bu dosyanın sahibinin kim olduğunu herkes biliyor.
8) HSYK Müfettişi, Sulh Ceza Hâkimliği’nden dosya hakkında kısıtlama kararı aldırmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na göre Ağır Ceza Mahkemesi yargılama yapmakla görevliyken, İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği’nden kısıtlama kararı alınması yasaya aykırıdır. Kaldı ki hâkim Mustafa Başer, bu Sulh Ceza hâkiminin verdiği tutuklama kararına karşı, sanıkları tahliye etmiştir. Bu yüzden, söz konusu Sulh Ceza hâkimi, hiçbir şekilde, Mustafa Başer’in soruşturma dosyasıyla ilgili herhangi bir hüküm veremez.
9) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153’üncü maddesi ancak soruşturmanın selâmetini tehlikeye düşürecek hallerde kısıtlama kararı alınabileceğini öngörüyor.
 Oysa Sulh Ceza hâkimleri, -bulaşıcı bir hastalık gibi- hemen her türlü soruşturma hakkında kısıtlama vermektedir. Kısıtlama, istisnai bir durum iken, olağan bir hale gelmiştir. Kısıtlama asıl, kısıtlama olmaması istisnadır.
10) CMK’nın 153’üncü maddesine göre yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporlarına ilişkin kısıtlama olamaz. Savcılık mütalâası da bu kapsamdadır; dolayısıyla bize verilmesi gerekirdi.
11) Kısıtlama kararı 11 Mayıs 2015’te alındı. 5 ve 7 Mayıs tarihlerinde dosyanın örneğini istediğimizde, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, olmayan kısıtlama kararını varmış gibi gösterip, talebimizi reddetti.
12) Reddi hâkim talebimizi ise aynı mahkeme, “Somut delil yok” diye CMK 31’inci madde gereğince geri çevirdi. Oysa bu madde, soruşturma aşaması sırasında değil ancak yargılama başladığında kullanılabilir. Mahkeme bu kadar bilgisiz midir?
Avukat Celal Sis soruyor: “Hem suçluyorsun hem tutukluyorsun hem savunma almıyorsun… ‘Delilin nedir’ diye sorduğumuzda söylemiyorsun, dosyayı incelettirmiyorsun… ‘Delil var’ diyorsun ama göstermiyorsun… Dosya hakkında verilen kısıtlama kararı, iddiaların boş olduğunu gizleme çabasıdır. Bu kararın Sulh Ceza’dan alınmış olması da ayrıca yasaya aykırıdır.”
 
Gazetecilik ödülleri 
  
Bağımsız Gazetecilik Platformu Punto24’ün düzenlediği “Avrupa Birliği Araştırmacı Gazetecilik Ödülleri” sahiplerini buldu. Hâlâ zamana karşı direnen dürüst ve çalışkan gazetecileri kutluyorum. Tabii bu gibi değerlendirmelerde jüri de çok önemli. Jüride Prof. Yasemin İnceoğlu’nun başkanlığında Prof. Arzu Kihtir, Tuğrul Eryılmaz, Hasan Cemal ve Cengiz Çandar var. Punto 24’ün kurucularının arasında ise Yavuz Baydar ve Andrew Finkel gibi özgürlükleri dert edinmiş isimler bulunuyor.
Suriye’ye giden silâh yüklü TIR’lar, Fatih Yağmur’a birincilik getirdi. Yağmur, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan bu haberden sonra, işini kaybetti. Hâlâ işsiz.
İkincilik ödülünü, “Makam aracına 1 milyon TL” haberiyle Nurettin Kurt aldı. Çok tartışılan ve uzun süre gündemde kalan bir haber. Nurettin Kurt, şu anda davalarla boğuşuyor.
Üçüncülük, Bingöl’de 2 polisin şehit edilmesiyle ilgili. Haberi kaleme alan Tahir Alperen, bu polisleri öldürenlerin, daha sonra infaz edilen 4 kişi olmadığını, mermilerin başka bir silâhtan çıktığını yazmıştı.
Törende Andrew Finkel’in bir tespiti ülkemizdeki vahim durumu ortaya koyuyordu: “Türkiye’de cesur gazeteciler genellikle cezalandırılır. Fakat bu akşam ödüllendirildi.”
Alkışlar, görevlerini dürüstçe yapan medya mensuplarına. Bu arada, başta Mehmet Baransu ve Hidayet Karaca olmak üzere, haksızlığa uğrayan diğer gazetecilere de selâm olsun.
  
Meclis Başkanı seçimi
Devlet Bahçeli’yi tebrik etmek gerekir. Daha doğrusu, Tayyip Erdoğan’dan bir teşekkürü hak ediyor. Önce muhalif partilerin oluşturacağı koalisyonu engelledi; şimdi de “HDP destek verirse, bizim partimiz CHP’nin adayı için oy kullanmayacak” diyerek, 4’üncü turda MHP’li milletvekillerini geçersiz oy vermeye yönlendirdi. Böylece, AK Parti’nin adayı seçilmiş oldu.
Oysa kaç tane kanunu kendi politikalarına uyduğu için BDP (HDP) ile birlikte desteklediler. En çarpıcı olanı, milletvekili haklarında iyileştirme yapılması için TBMM Başkanlığı’na verilen kanun teklifiydi. Bu teklifin altında hem MHP adına Mehmet Şandır ile Oktay Vural’ın hem de BDP adına Pervin Buldan ile İdris Baluken’in imzaları var. Hiçbir istisna olmadan, bütün partilerin grup başkanvekilleri teklifi destekliyor. MHP ile BDP (HDP) pekâlâ birlikte hareket edebiliyor. Dolayısıyla “HDP’nin olduğu yerde biz yokuz” mızıkçılığının arkasında acaba başka bir niyet mi var diye insan ister istemez şüpheye düşüyor. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.