18 Mayıs 2012 Cuma

ADİL YARGILANMA HAKKI

23 Kasım 2011, 22:46
ADİL YARGILANMA HAKKI
M. REŞAT KOPARAN


I – ADİL YARGILAMA İLKESİNİN DOĞUŞU

1. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)

10.12.1948 tarihinde yayınlanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile özellikle ceza hukuku ve ceza yargılamasına ilişkin bazı ilkeler ortaya konulmuştur.

Sanık haklarının korunması amacıyla beyannamenin 5. maddesinde işkence veya insanlık dışı veya küçültücü muamele yasağı; 9. md. de keyfi bir şekilde tutuklama veya kişiyi hapsetme yasağı; 11. md. de suçsuzluk karinesi ve suçta cezada kanunilik prensibi; 10. md. de gerek medeni gerekse ceza yargılamasında bağımsız - tarafsız mahkeme önünde hakkaniyete uygun (adil) duruşma hakkı öngörülmüştür.

            2. İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme (İHAS.)

            Yukarıda belirtilen beyannameden sonra 4.11.1950 tarihili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde genel olarak hakkaniyete uygun (adil) yargılanma hakkı, özel olarak ta bu kapsamdaki sanık haklarına yer verilmiştir.

            Türkiye Cumhuriyeti 10.03.1954 tarih ve 6366 Sayılı Kanunla Sözleşmeyi onaylamış, 11.01.1987 tarih ve 87/11439 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla (Komisyona) Bireysel başvuru hakkını, 12.12.1989 tarih ve 89/14866 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla da (Divanın ) yargı yetkisini tanımıştır.

            3. T.C.Anayasası

Anayasamızın 3.10.2001 tarih ve 4709 S.Y.ile değişik 38. md. de adil yargılanma hakkı çerçevesinde;

- Kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilmemesi,

- Suçsuzluk karinesi,

— Kişinin kendisi yada yasada öngörülen yakınlarını suçlayan beyanda veya delil göstermeye zorlanamaması,

— Vatandaşın suç sebebi ile yabancı ülkeye verilmemesi, ilkelerine yer verilmiştir.

            Aynı şekilde 138.md. de mahkemelerin bağımsızlığı, 139.md. de Hâkimlik teminatına, 141.md. de duruşmaların aleniyeti ve kararların gerekçeli olması gibi anayasal kurallar mevcuttur.

II- İHAS’NİN 6. MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN ADİL YARGILANMA HAKKINA İLİŞKİN GENEL KURALLAR

Adil yargılanma hakkına ilişkin güvenceler hem medeni uyuşmazlıklarda hem de suç isnadını içeren ceza yargılamasında gerçek ve tüzel kişiler tarafından hem ilk derece yargı yerlerinde hem de temyiz mahkemelerinde ileri sürülebilir.

Bu güvencelerin ihlali halinde ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra bireysel başvuru hakkı kullanılabilir. (İHAS.35/1.md.) Ancak etkin bir iç hukuk mekanizmasının olmadığı ya da gereği gibi işletildiği kanıtlanamayan hallerde (istisnai olarak)  bu şartlar aranmadan da başvuruların AİHM.’nce kabul edilip sonuçlandırılması mümkündür.[1]

III- İHAS’NİN İÇ HUKUKUMUZUNDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

T.C. Anayasasının 90.md. ne göre usulüne göre yürürlüğe girmiş milletler arası anlaşmalar kanun hükmündedir. T.B.M.M.’nce onaylanmış olan milletlerarası sözleşmelerin Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez. Buna göre, sözleşme iç hukukumuzun bir parçasıdır. Sözleşmenin bireylere temel hak ve hürriyetler bahşeden kuralları Türk mahkemelerince doğrudan uygulanabilen üstün nitelikteki hukuk kurallarıdır.

Dolayısı ile sözleşmeyi kabul eden Türkiye Cumhuriyeti Sözleşmede öngörülen birtakım temel hak ve özgürlükleri ülkesinde yaşayan bireylere tanımak yükümlüğü altına girmiştir.

Yani âkit devlet, sözleşmede yer alan temel hak ve özgürlüklerin ihlali halinde, ülkesinde yaşayan bireylere aleyhine başvuruda bulunmak hakkını tanımış durumdadır. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti milli mevzuatını sözleşmedeki ilkelere uygun hale getirmek yükümlülüğü altına girmiştir. Ancak AİHM bir temyiz mahkemesi niteliğinde olmayıp kararlarında sözleşmeye aykırılığı tespite ve gerektiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette zarar görenin zararını tazmine yetkilidir.

            Sözleşmenin 46.md. sine göre âkit devletler mahkemenin nihai kararlarına uymayı taahhüt eder. Mahkemenin nihai kararının uygulanmasının denetlenmesi de Bakanlar Komitesine aittir. Bakanlar Komitesi üçte iki çoğunlukla karar vererek insan haklarını ihlal eden devlete belirli yaptırımlar uygulayabilir.

            Türkiye ise İHM. tarafından verilen gerek tazminat gerekse mahkeme masrafı ve avukatlık ücretleri ile ilgili olarak verilen mahkumiyet kararlarına genel olarak uymuş ve gerekli ödemeleri yapmıştır. Sadece Loizidou [2]   kararı ile ilgili olarak bu yükümlülüğünü uzun süre yerine getirmemiştir. Çünkü Türkiye bu kararı B.M.Ö. tarafından sürdürülen barış görüşmelerinin amacı ile bağdaşır bulmamıştır. Kaldı ki benzer başvuruların sayısı iki bin civarına yaklaşmış olup siyasal sonuçları itibarı ile de Türkiye için önemli bir sorun teşkil etmektedir. [3]                                      

            Nitekim İHM.’nin kararları sonucunda iç hukukumuzda bir takım olumlu değişiklerde söz konusudur. Özellikle 18.11.1992 tarihli 3842 sayılı kanunla CMUK’da yapılan değişiklikler 01.10.1998 tarihli Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin hazırlanıp yürürlüğe konulması, ayrıca DGM.’nde sadece sivil hâkimlerin görev yapmasına yönelik Anayasal ve Yasal düzenlemeler[4], ölüm cezasının kaldırılması, Kamulaştırma Yasasının değiştirilmesi, İHM.’nin kararlarının iç hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılması[5] bunlara örnek gösterilebilir.

            İç hukukumuzun bir parçası olan İHAS ,özgürlükler ve haklar bağlamında hukuk sistemimizi,giderek daha fazla  şekillendiren bir belge haline gelmektedir.

            Nitekim daha sonraki aşamalarda 5271 S.CMK’nun 250.maddesindeki düzenlemeyle Devlet Güvenlik Mahkemeleri tamamen kaldırılarak özel görevli ağır ceza mahkemelerine dönüştürülmüştür

      Aynı şekilde;5271 S.CMK’nun 311 (2)-f, (3) .md.ne göre bir Ceza hükmünün, İHAS veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, AİHM ‘nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, yargılamanın yenilenmesi sebebi olara öngörülmüştür.Yargılamanın yenilenmesi talebi , AİHM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde ileri sürülebilir[6].

Ancak, bu olağan üstü kanun yolunun AİHM ‘nin 4.2.2003 tarihinden önce kesinleşmiş kararları ile, 04.02.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanacağı belirtilerek kısmi bir sınırlama getirilmiştir.

Daha açık bir ifade ile, 4.2.2003 tarihinden önce henüz kesinleşmemiş eski tarihli başvurularla ilgili olarak (sonuçta ihlal tespit edilse dahi) yargılamanın yenilenmesi istenemeyecektir.

            Mukayeseli hukukta ise, AİHM’nin karalarının iç hukukta uygulanmasını sağlamak için İsveç modelinde  “yargılamanın yenilenmesi sebebi” sayıldığı, Avusturya da ise “yazılı emir” veya “karar düzeltme” yolunun açıldığı belirtilmektedir.[7]

            IV- İHAS’NİN 6. MADDESİNİN UYGULAMA ALANI

            1. Uyuşmazlığın türü bakımından

            a) Medeni haklara ilişkin uyuşmazlıklar

            Kişilerin haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemleri, sözleşmelerden kaynaklanan hak ve yükümlülükleri, mülkiyete ve aile hukukuna ilişkin anlaşmazlıklar gibi özel hukuk uyuşmazlıkları adil yargılama ilkelerinin güvencesi altındadır.

            Bu gibi uyuşmazlıklarla ilgili olarak adil yargılanma hakkı çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve karara bağlanan Akkuş[8] ve Aka[9]  davaları örnek verilebilir.

            09.07.1997 tarihli Akkuş/Türkiye davasına konu olayda Sâriye Akkuş isimli bayanın eşinden kalan arazisi D.S.İ. tarafından istimlâk edilirken kamulaştırma bedelinin düşük tutulduğu iddiası ile Durağan Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davada istimlâk tarihinden itibaren işletilecek % 30 faiz oranı ile ek bir bedel ödenmesine karar verilmiş, karar temyiz edilmiş, Yargıtay‘ın onama kararından 17 ay sonra kendisine ödeme yapılmıştır.

            Divan, devletin kendi alacaklarına % 84 oranında faiz uygularken, yıllık enflasyon oranının % 70 olduğu bir durumda kamulaştırma bedelinin % 30 temerrüt faizi ile ödenmesini mülkiyet hakkının korumasına ilişkin ek protokolün ihlali olarak tespit etmiş, ayrıca tazminata da hükmetmiştir.

            Benzer özellikteki 23 Eylül 1998 tarihli Aka/Türkiye davasında İnsan Hakları Mahkemesi, Akkuş davasındaki gerekçeleri de tekrar ederek sözleşmeye aykırılığı tespit etmiş ve yüksek miktarda tazminata hükmetmiştir.

            Bu kararların iç hukukumuza bir nebze olumlu etkisi olmuş 01.01.1998 tarihinden geçerli olmak üzere 3095 sayılı yasadaki % 30 olan temerrüt faizi Bakanlar Kurulu kararı ile % 50’ ye yükseltilmiştir.[10] Ayrıca 15.12.1999 tarih 4489 sayılı yasa ile 3095 sayılı yasada değişiklik yapılarak kamu borçlarının gecikmeli ödenmesi halinde merkez bankasının bir önceki yılın 31 Aralık tarihinde uyguladığı ikinci kırdırma (reeskont ) oranları üzerinden ödeme yapılması öngörülmüş,24.4.2001 tarih 4650 sayılı yasa ile Kamulaştırma Yasasında esaslı bir değişiklik yapılarak, idareye tescil ve bedel tespiti davası açma yükümlüğü yüklenmiştir.[11]

            b) İdare Hukukundan Doğan Uyuşmazlıklar

 İHAS’nin 6/1 maddesinde açıkça idari uyuşmazlıklardan bahsedilmemiş ise de İHM. bir kısım idari uyuşmazlıkları kıyasen medeni hak ve yükümlülüklerden kaynaklanan uyuşmazlıklar kapsamına dahil etmiştir.[12]

            c) Ceza Davaları

            Ceza yargılamasındaki sanık hakları sadece son soruşturma aşaması ile sınırlı değildir. Bunun aksinin düşünülmesi halinde sanıkların en fazla tehlike altında bulunduğu hazırlık (savcılık – kolluk) aşamasında hakların korunması mümkün olamaz.[13]

            d) İdari Kabahatler

            Belli kategorideki suçların tümünü az önemli suç olarak niteleyerek sözleşmenin sağladığı garantilerin dışında tutmak hakkının bir devlete verilmesi İHAS’nin 6. maddesinin anlam ve amacına aykırıdır.[14]

            İdarenin hürriyeti bağlayıcı olmayan cezalar yönünden doğrudan ceza verebilmesi mümkündür. Bu şekildeki bir düzenlemenin adil yargılanma ilkesine uygunluğu için adli veya idari yargı yerlerine başvuru (itiraz) hakkının tanınmış olması gerekir. İdari nitelikteki ceza uygulamasını gerektiren çeşitli eylemlerle ilgili olarak yapılan başvuruların İHM.’nde kabul edildiği görülmektedir. Mahkemece sanık kavramı bağımsız bir şekilde yorumlanıp nitelenmekte, suç isnadı niteliğini taşıyan ve suç işlediği tahmin edilen kişinin hukuki durumunu önemli bir şekilde etkileyen her türlü bildirim kriteri kullanılmaktadır. Almanya da yaşayan bir Türk vatandaşı olan Öztürk adlı bir kişinin ilgili ülke aleyhine açtığı (trafik suçu ile ilgili) bir davada idari kabahatlerin muhakemesindeki tercüman masraflarının da devlet tarafından ödenmesinin talep edilebileceğine karar verilmiştir.[15]

Kanaatimizce ülkemizden yapılan benzer bir başvuruya rastlanmamış olmakla beraber, 2918 sayılı K.T.K.nun 115/son maddesinde idarece kesilen para cezalarının kesin olduğunun belirtilmesi sözleşmenin sağladığı güvencelere aykırıdır.[16]

 

            V- İHAS’NİN 6/1 MADDESİNDEKİ GENEL İLKELER 

            1. Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Sorunu

            İHAS’nin 6/1 maddesinde kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkeme tanımına yer verilmiş ise de, mahkemeden maksat sadece yargı erki içinde yer almaları değildir.

            Düzenli mahkemelerden başka, cezaevi disiplin komisyonları, meslek disiplin kurulları, arazi satımı onay komisyonları, hakem heyetleri… gibi bir çok organ kanunla kurulmuş mahkeme sayılmıştır.[17]

            Mahkemece, bağımsızlık kriteri olarak hâkimlerin atanması, görev süresi ve dış baskılara karşı yeterince korunup korunmadığı gibi konular esas alınmaktadır.

            a) Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun Durumu

Yukarıda belirtilen kriterlere göre Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun Adalet Bakanı, Bakanlık Müsteşarı, 3 Yargıtay, 2 Danıştay kökenli üyelerden oluşan yapısı itibariyle bir yüksek mahkeme niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Kurulun hâkim ve savcılar hakkında meslekten ihraca kadar varan önemli disiplin cezalarını vermeye yetkili oluşuna karşılık, işlemlerine karşı yargı yolunun kapalı olması (bu durum halen anayasaya uyum yasaları çerçevesinde yasama organınca yeniden düzenlenmiş değildir.)sebebi ile hâkimler ve savcılar yönünden yeterli güvence sağlamaktan uzak olduğu tartışmasızdır[18]

            İHAS’nin  6/1 maddesinde öngörülen gereklerin yerine getirilmesi bakımından kurul kararlarına karşı yargı yolunun açılması gerekir.

            Bu konuda AİHM’ne yapılan bir başvurunun halen mahkeme gündeminde olduğu belirtilmektedir[19].

Halen gündemdeki başvurunun sonunda sözleşmeye aykırılığın tespit edilmesi halinde iç hukukta yeni düzenlemelerin yapılması gereği açıktır.

            Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve kararlarına karşın yargı yolunun kapalı olması sebebi ile mahkemenin bağımsız olmadığı iddiası ile Türkiye den yapılan bir başvurunun (İnsan Hakları Komisyonu tarafından) hükümete bildirilmeden ret edildiği belirtilmiş[20] ise de başvurunun içeriği bilinmemektedir.

            b) Sıkı Yönetim Mahkemelerin durumu

            İngiltere ile ilgili bir davada sıkıyönetim mahkemelerinin gerek kuruluş, gerekse askeri üyeler yönünden sözleşmenin 6/1 maddesi anlamında tarafsız ve bağımsız sayılamayacağına karar verilmiştir.[21]

            Ülkemizden bu yolda yapılan başvurularda da sözleşmeye aykırılık tespit edilmiştir.[22]

            Benzer gerekçelerle açılan Kızılöz/Türkiye ve M. Ali Yılmaz/Türkiye  kararlarında AİHM  sıkıyönetim mahkemelerindeki 2 sivil hakimin bağımsızlık ve tarafsızlığına tartışma konusu yapmamış, buna karşılık askeri yargıçların Genel Kurmay Başkanlığı Personel Başkanı, Adli müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet komutanlığının personel başkanı ile adli müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet işleri başkanından oluşan kurul tarafından seçildiği, Genel Kurmay Başkanlığının görüşü alınarak Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanınca imzalanan üçlü kararname ile atanmasına dikkat çekmiştir.

AİHM, askeri hâkimlerin terfi etmek için hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna ihtiyaç duyduklarını atanmaları ile ilgili kararların idari makamlar ve ordu tarafından alındığına işaretle mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlıkları ile ilgili başvuranın ileri sürdüğü endişeleri haklı bulmuştur.

            Ayrıca subay üyenin ise ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında olduğundan hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız olmadığını belirterek sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

            c) Devlet Güvenlik Mahkemelerinin durumu

            Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri hakim görev yaptığı dönemde Türkiye aleyhine yapılan başvurularla ilgili olarak İHAS’nin  6/1 maddesinin ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir.

            Incal[23], Çıraklar[24], Sürek 1-2-3[25], Sürek 4[26], Sürek-Özdemir[27], Okçuoğlu[28] davalarında mahkemelerin yapısı sözleşmeye aykırı bulunmuştur.

            aa) İncal davası :

            Somut olayda Av. İncal bir partinin İzmir il yönetim kurulu üyesi olarak gecekondu yıkımlarını kınamak için dağıttığı bildirinin içeriğinden dolayı İzmir DGM.’de TCK.’nun 312 maddesi sevki ile yargılanıp mahkûm olmuştur.

            Başvuran, askeri hâkim üyenin varlığından dolayı mahkemenin bağımsız olmadığını iddia etmiştir.

            AİHM, askeri hakimlerinde sivil hakimler gibi bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerine sahip olmakla birlikte başvuranın, DGM.nin üyelerinden birinin ordu mensubu olması sebebi ile dava ile hiçbir ilgisi olmayan konulardan haksız biçimde etkilenebileceğinden endişe duymakta haklı olduğunu, dolayısı ile DGM.’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığından şüphe duyması için meşru sebebin var olduğunu belirterek sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

            Anılan karar 8’e karşı 12 oy ile verilmiştir.

            bb) Çıraklar davası :

            Somut olayda başvuran Ege Üniversitesinde öğrenci olup izinsiz gösteride polise mukavemetten yargılanmış ve İzmir DGM. tarafından mahkum edilmiştir.

            Başvuru üzerine AİHM’nce, İncal kararına da atıfta bulunularak, DGM’nin askeri hâkimlerinin üstlerinden emir alan ordu mensubu olup, askeri disipline ve bu amaçla haklarında düzenlenen sicil raporlarına tabi olduğu, atanmaları ile ilgili kararların büyük ölçüde idari yetkililer ve ordu tarafından alındığı belirtilerek mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı endişesi haklı bulunmuştur.

            İlk olarak İncal, 2. olarak Çıraklar davasında belirtilen gerekçelere atıfta bulunularak benzer gerekçelerle Sürek 1-2-3-4, Sürek–Özdemir, Okçuoğlu davalarında da sözleşmenin 6/1.maddesinin ihlal edildiği belirtilerek Türkiye aleyhine tazminata hükmedilmiştir.

            Ne yazık ki benzer gerekçelerle açılıp yine ayın gerekçelerle Türkiye Cumhuriyetinin mahkûmiyetine karar verilen bu davalara rağmen gerekli mevzuat değişikliği zamanında yapılamamıştır.

            Ancak örgüt lideri Öcalan’ın yargılanması sırasında o zamanki konjonktürün sonucu olarak 18.06.1999 tarih 4388 sayılı yasa[29] ile Anayasamızın 143. maddesinde değişiklik yapılarak askeri hâkimlerin yerine sivil hâkimlerin görevlendirilmesi sağlanmış bu doğrultuda 2845 S.Y. da değişiklik yapılmıştır. Sonuçta, CMK’nun 250.md.deki düzenleme ile Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri  sistemdeki yerini almıştır.

            2. Mahkeme Önünde Hak Arama Özgürlüğü ve Davasının Hakkaniyete Uygun Dinlenmesi Hakkı

            Kişiler nitelikleri yukarıda belirtilen yargı organları önünde haklarını aramak (bu konuda bir engelle karşılaşmamak) hakkına sahiptirler.

            Yani âkit devletler gerek özel hukuk gerekse ceza hukuku alanında kişilerin yargı organına başvurmasını engellememek ve başvuruyu kolaylaştırmak yükümlülüğü altındadırlar.

            İşkence ve küçültücü muameleye maruz kaldıkları halde yargı yoluna başvurmalarını engellendiği iddiası ile Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan Gürdoğan ve diğerleri davasında başvuruların dostane çözümle sonuçlandırıldığı belirtilmektedir.[30]

            Aynı şekilde İngiltere’de hükümlü olan Golder cezaevi görevlilerince hırpalanması üzerine tazminat davası açmak istediğinde, avukatı ile temasa geçmesi (yazışması) adalet bakanlığınca engellenmiş, bu durum sözleşmenin 6/1.md.nin ihlali olarak değerlendirilmiştir.[31]

3- Makûl Sürede Yargılanma Hakkı

İHAS’nin 6/1 md.si uyarınca âkit devletler, yargı teşkilatını davaları makul sürede sonuçlandıracak şekilde yapılandırmak ve düzenli çalışmalarını sağlamakla yükümlüdürler. Makul süre kavramının, her davanın içeriği, özelliği, kapsamı nazara alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

            Nitekim AİHM’de makul süre kavramını değerlendirirken, dava konusunun niteliğini, başvuranın yargılama sırasındaki(ulusal merciler önündeki)tutumu ile yargılama makamlarının tutumunu temel ölçüt olarak benimsemiş olup,bu kriterlerden her birinin değerlendirmedeki etkisi her somut olayda değişiklik göstermektedir.[32]

            Türkiye ile ilgili olarak genelde ceza yargılamasına ilişkin başvurular yapılmaktadır. Bir kısmı mahkûmiyetle sonuçlanmıştır.

a)    Yağcı-Sargın davası

Anılan davada[33] yargılama 4 yıl 8 ay sürmüştür. Hükümetçe sanık sayısının çokluğu (16 sanık) dosyanın kapsamı,  çok sayıda avukatla savunulmuş olması, avukatların güvenlik tedbirlerini protesto ederek mahkemece verilen mehillere uymayarak davanın uzamasına sebebiyet verdikleri yönündeki savunmalar yeterli görülmeyerek sonuçta sözleşmenin 6 /1 md. nin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

b)   Mansur davası

Bu davaya[34] konu olayda İran vatandaşı iken sonradan Türk vatandaşı olan başvuran, uyuşturucu ithal etmekten dolayı Yunan adli makamlarınca mahkûm edilmiş ve cezası infaz edilmiştir.

Adı geçen hakkında gıyabında Türkiye’den Yunanistan’a uyuşturucu madde ihraç ettiği iddiasıyla 16.04.1984 tarihinde Edirne 1.Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

Türkiye’ye dönüşünde 1.11.1984 tarihinde İstanbul’da yakalanmasını müteakip Edirne C. Başsavcılığınca ilk davadan habersiz Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesine ikinci bir dava açılmıştır.

Her iki dava birbirinden habersiz olarak sürmüş 6.5.l987 tarihinde 1.Ağır Ceza Mahkemesinde birleştirilmiş 19.02.l991 tarihinde 30 yıl Ağır Hapse mahkum edilmiş karar Yargıtay’ca 30.04.1991 de onanmıştır.

Başvuran bu süre içinde tutukludur.  Ve tahliye istemleri her defasında benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Ancak 765 S.TCK. nun 403 md. sindeki ceza miktarını indiren 3756 Sayılı Yasa’nın 6.md.si ile yapılan değişiklikten sonra 1.7.1991 tarihinde 647 S.Y.’ya göre tahliye edilmiştir.

Hükümet davanın karmaşık olduğunu ve delillerin ikmalindeki güçlük sebebi ile uzun zaman aldığını savunmuştur.

Divan aynı şehirde aynı sanık hakkında 2 ayrı davanın varlığının 3 yıl sonra fark edilmesini, yıllarca Yunanistan makamlarından istenen belgelerin çok önce T.C. büyükelçiliğine teslim edildiğini, 1990 Temmuzunda Yunanistan’dan gelen analiz raporunun 1991 Şubat ayına kadar tercüme ettirilmediğini, daha sonra tercümesi istenen belgeler olmadan (itiraflar ve adli tıp görüşüne dayalı) mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek hükümetin savunmasına itibar etmemiş ve sözleşmenin 6/1 md. ne aykırılığı tespit etmiştir.

c)    Akyazı davası[35]

Somut olayda başvuran 26.11.1980 tarihinde tutuklanmış Ankara Sıkıyönetim Mahkemesince 24.08.1988 tarihinde TCK.’nun 146/1 md.si ile 15 Yıl Ağır Hapse mahkum olmuş dosya temyiz üzerine önce Askeri Yargıtay’a (27.12.1993 T.3953 sayılı yasanın 2.md. ile 1402 S.Y.ya eklenen ek geçici maddesiyle sıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin sona ermesiyle)  26.12.1994 tarihinde de Yargıtay’a gitmiş 4.7.1995 tarihinde bozularak Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş 24.06.1997 tarihinde zaman aşımı ile ortadan kaldırılmıştır.

Yargılama 16 Yıl 7 Ay sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti başvurudaki iddialara karşı yorum yapmamıştır.

            AİHM gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz süresindeki gecikmelere işaretle sözleşmenin 6/1 md.’ne aykırılığı tespit ederek tazminata hükmetmiştir.

            d) Zana davası[36]

            Somut olayda başvuran, cezaevinde hükümlü iken Ağustos 1987’de gazetecilerle yaptığı röportajda PKK. terör örgütünü övmüş ve bu açıklamalar 30 Ağustos 1987 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır.

Tahkikatta hazırlık dosyası İstanbul C.Başsavcılığınca yetkisizlikle Diyarbakır C.Başsavcılığına, oradan aynı yer DGM. Cumhuriyet Başsavcılığı’na, oradan da – açıklamayı askeri cezaevinde yaptığı ve asker statüsünde olduğu gerekçesiyle – aynı yer askeri savcılığına gönderilmiştir.

Dava 765.S.TCK. nun 312.md.si sevki ile Diyarbakır Askeri Mahkemesine açılmış, sanık mahkemenin görevli olmadığını belirterek savunma yapmayı reddetmiştir.

Bu arada Eskişehir sivil cezaevine nakledilmiş, talimat üzerine Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı Mahkemesindeki ilk duruşmaya açlık grevi yaparak katılmamış, bilahare katıldığı duruşmada mahkemenin görevsizliğini ileri sürerek savunma yapmamıştır.

18.04.1998 tarihinde dosya görevsizlikle Diyarbakır DGM.’ne gönderildikten sonra talimat üzerine Aydın Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasında Türkçe bildiği halde savunmasını kendi diliyle yapmakta ısrar etmesi üzerine mahkemece savunma yapmaktan vazgeçmiş sayılacağı kendisine ihtar edilmiş ve bu tutum tutanağa geçirilmiştir.

Sanığın 12 Ay hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verildiği davada yargılama 3 yıl 11 ay sürmüştür.

Divan özellikle yetkisizlik süreçlerinde geçen sürelerin uzunluğuna da dikkat çekerek sözleşmenin 6/1 md. nin ihlal edildiğini tespit etmiş ve tazminata hükmetmiştir.

4- Duruşmaların Aleniyeti

İHAS’nin 6/1 md.’de yargılamanın açık olması hükmünde açık verilmesi öngörülmüştür.

Bu genel kuralın istisnaları genel ahlak, kamu düzeni, milli güvenlik, küçüklerin korunmasına dair kurallar tarafların özel hayatlarının gizliliğinin korunması veya adaletin selametinin zarar görebileceği hallerde mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde kısmen veya tamamen yargılamanın basına ve dinleyicilere kapatılması olarak belirtilmiştir.

Yargılamanın aleniyeti ilkesi yargılamanın taraflarına yönelik bir güvence olduğu kadar kamuoyunun yargıya olan güven ve saygısını da arttıran bir durumdur.[37]

Anayasamızın 141.md.’de aleniyet ilkesi vurgulanmış olup düzenleme esas itibariyle sözleşmenin 6/1 md.si ile paraleldir. Ayrıca CMK.182.md.’de genel olarak duruşmaların herkese açık olması, Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılabileceği öngörülmüştür. Ayrıca CMK.185 md.’deki “Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır” şeklindeki düzenlemede de sözleşmenin 6/1 md. ile paraleldir.

5- Mahkeme Kararlarının Gerekçeli Olması

Anayasamızın 141.md.’de bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olması öngörülmüştür. Buna paralel düzenleme CMK’nun 230 (1) md’de yer almaktadır

Mahkemelerin taraflarca sunulan delilleri tarafsız bir şekilde tartışıp değerlendirmesi gerekir. Çünkü mahkeme, kararı ile yargılamaya konu olayları ciddi bir şekilde incelediği hususunda tarafları tatmin etmekle yükümlüdür.

Türkiye ile ilgili bu konuda bir başvuruya veya karara rastlanmamıştır. Ancak Yunanistan’a karşı yapılan bir başvuruda Yunan askeri mahkemesinin kararırın gerekçesiz oluşunun adil yargılanma ilkesi ile bağdaşmayacağına karar verildiği belirtilmektedir.[38]

VI- MASUMİYET KARİNESİ  (İHAS.6/2)

İHEB’nin 11/1 md.de ve İHAS’nin 6/2.md.de bir suç ithamı altındaki kişinin suçluluğu kanıtlanana kadar masum sayılacağı bir hak olarak öngörülmüştür.

Anayasamızın 38.md. de sözleşmede öngörülen düzenlemeye paraleldir.

Ceza yargılaması önyargı ile ve itham edilen kişinin suçu işlediği varsayımı ve inancı ile başlamamalıdır. Şüphe sanık lehine yorumlanmak gerekir.

Suçsuzluk karinesi, ceza yargılamasının başlangıcında çok kuvvetlidir, yargılama ilerledikçe delillerin gittikçe kuvvetlenmesi neticesinde bu karine giderek zayıflar ve nihayet suç ispat edildiğinde tamamen ortadan kalkar. [39]         

Bu karinenin doğal sonucu olarak suçüstü sırasında yakalanmış olsa dahi bir sanık basın tarafından suçlu olarak nitelendirilemez. Çünkü şüphelinin hakkında henüz kamu davası açılmadan aleyhinde basın yoluyla yoğun kampanya başlatılması hâkimi de bu ilkeden (suçsuzluk karinesinden ) sapmaya sevk edebilir.

Nitekim aşamalarda yürürlüğe giren 5237 S.TCK’nun 285 md.si  adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs fiilini bağımsız bir suç olarak düzenlemiş ,bunun basın yoluyla işlenmesini ise daha ağır bir cezai yaptırıma bağlamıştır.

AİHM Fransa ile ilgili bir başvuruda, eski bir bakanın öldürüldüğü bir olayda zamanın içişleri bakanının yanına yüksek dereceli bir polis görevlisini de alarak (başvuranı) olayın tertipçisi olarak itham etmesiyle, halkın haber alma hakkı ile suç ithamı altındaki kişinin lehindeki masumluk karinesi arasındaki hassas dengenin korunmadığını tespit etmiştir. [40]

 

Masumiyet Karinesi sadece bir yargıç veya mahkeme tarafından değil,başka kamu makamları tarafından da çiğnenebilir.

 Somut olayda 29.Aralık 1976 tarihinde basın toplantısı yapıldığında bay Allenet de Ribemont polis tarafından henüz gözaltına alınmıştır.  Basın toplantısı sırasında Fransız Polisinin en üst rütbeli bazı görevlilerinin Allenet de Ribemont dan, hiçbir kayıt ve sınırlama getirmeksizin bir cinayetin azmettiricilerinden biri ,dolayısıyla da o cinayetin suç ortağı olarak söz etmeleri onun suçlu olduğuna dair bir beyandır. Bu beyan , öncelikle kamuoyunun o kişinin suçlu olduğuna inanmasına katkı yapmıştır; ayrıca yetkili yargı merciinin gerçekleri değerlendirmesi konusunda da bir ön yargı yaratmıştır.[41]

Masumiyet karinesinin doğal sonucu olarak,bir caza davasında delil yetersizliğinden verilen beraat kararının kesinleşmesinden sonra açılan tazminat davasında da kişinin suçluluk durumunun irdelenmesine girişilemez.[42]  Aksi yorum İHAS 6/2 maddesinin getirmiş olduğu güvenceleri  konusuz bırakabilir.

Masumiyet karinesi esas itibariyle ceza yargılamasında geçerli bir ilke ise de, bu karinenin özel kişiler tarafından ihlalinin(özellikle kitle iletişim araçları ile yapıldığında) özel hukuk alanında sonuçlar doğurması mümkündür[43]

Uygulamada Türk Ceza Yargılamasında suçlanan kişi hakkında soruşturma genellikle kolluk makam ve memurlarına bırakılmakta, deliller genellikle eksik toplanmakta, evrak bir şekilde Adliye ye sevk edilmektedir.

Bir hazırlık tahkikatında delillerin gereği gibi ve hukuka uygun olarak toplanması, olayların aydınlatılmasındaki başarı veya başarısızlıklar zabıta makam ve memurlarının terfiinde, sicilinde,  atanmasında dikkate alınmamaktadır.

Yetersiz delillerle mahkeme önüne gelen şüpheli çoğu kere suçsuzluğunu kendisi ispat etmek zorunda kalmaktadır. Hâlbuki suçluluğun ispatı tamamen iddia makamına aittir. [44]

CMK’nun 174.mad. ile iddianamenin iadesi yetkisinin hâkim veya mahkemelere tanınmasıyla yetersiz veya eksik delillerle kamu davası açılmasının kısmen önlenmiş olması masumiyet karinesi bakımından önemli bir adımdır. Ancak CMK tasarısında “iddianamenin reddi” ve “iddianamenin iadesi” ayrı kurumlar olarak yer almakta iken, alt komisyonda değişikliğe uğramış sadece “ iade “ düzenlemesi kanunlaşmıştır.[45]

VII- İHAS’NİN 6/3 MD.’NDE DÜZENLENEN TEMEL SANIK HAKLARI

1- İsnadın türü ve sebebi hakkında anladığı dilde geciktirilmeksizin ve  tam bir şekilde bilgi edinme hakkı (İHAS 6/3–a)

Sözleşmenin 6/3-a bendinde öngörülen aydınlatılma hakkı son soruşturma aşamasında söz konusudur. Ancak sözleşmenin 5/2 md.ne göre suç şüphesi ile yakalanan kişi de aynı hakka sahiptir.

Ancak son soruşturmadaki aydınlatılma hakkı hazırlıktakinden daha önemli ve ayrıntılı bir husustur. Öyle ki son soruşturmada şüpheli kişi işlediği iddia edilen suç, suçlamanın sebepleri, suçun niteliği, ceza hukukundaki yeri hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilmelidir.

Suçlanan kişi o ülkedeki kullanılan dili bilmiyorsa bu bilgiler ana dilinde yada anladığı bir dilde kendisine verilmelidir. Suçlananın durumuna göre eğer olayı kavradığı veya kavrayabileceği anlaşılabiliyorsa bu bilgilerin sözlü olarak verilmesi mümkündür.

Eğer bir yabancı Devlet vatandaşına resmi yollardan bir iddianame veya suç ithamını içeren bir resmi yazı gönderilmek gerektiğinde gönderen makam o kişinin milli dile yeterince vakıf olduğunu kanıtlayamadıkça belgeye çevirisi de eklenmelidir.[46]

Sözleşmenin 6/3-a bendine paralel olarak CMK. 202.md.ne göre de Türkçe bilmeyenlere tercüman vasıtası ile haklarının bildirilmesi gerekir. Aksine tutum hakim tarafından alınan ifadelerin dahi hukuka aykırı olması sonucunu doğurur.

İsnadın geciktirilmeksizin bildirilmesine işaret edildiği halde bunun süresi açık değildir. Özellikle hazırlık aşamasındaki ön soruşturmalarda isnadın hemen bildirilmesi delillerin kaybına veya karartılmasına sebebiyet verebilir. Hatta bu durumda sanık kaçmaya tevessül edebileceğinden çoğu kere bir an önce tutuklanmasını da gerektirebilir.  Bu durum sanığın aleyhine sonuç doğurabileceğinden sözleşmenin amacına da ters düşer.

Son soruşturmada sanığın ilk bilgilendirilmesi iddianamenin tebliği ile olur. CMUK 208/2 maddesinde Sulh Ceza Mahkemelerinde açılan davalara ait iddianamelerin sanığa tebliğ olunmayacağına ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesinin 14.07.1998 T.1997/41, 1998/47 sayılı kararıyla. İHAS’nin 6/3 maddesiyle bağdaşmadığına işaretle A.Y.’nın 13 ve 16. maddelerine aykırı bularak iptal edilmiştir.[47]

Buna karşılık aşamalarda yürürlüğe giren CMK’nun 176 (1) md.ile  iddianamenin, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunacağı  mutlak bir kural olarak düzenlenmiştir

2- Savunma hakkı ve savunmayı hazırlamak için yeterli zaman ve imkana sahip olma hakkı (İHAS. 6/3-b)

Müdafaa hakkı, ceza yargılamasının başlangıcından beri sanığa tanınması gereken bir haktır.  Savunmayı hazırlamak için yeterli imkana sahip olma hakkı öncelikle müdafii ile görüşme ve dosyayı inceleme hakkını da içerir.

Türk Ceza Yargılamasında  (CMK149 (3) md.) gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorguda yanında bulunma, hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. CMK’nun yürürlüğünden önceki dönemde DGM.’nin görev alanına giren suçlarda sanığın C.Savcılığının gözaltı süresi vermesinden itibaren müdafii ile görüşmesi mümkündü.[48]DGM’nin yerini alan özel görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin soruşturma ve kovuşturma usulleri bakımından da müdafi yardımını engelleyen düzenlemeler tamamen terkedilmiştir. (CMK’nun 250 ve devamı)

Sanık avukatı ile ilke olarak gizli görüşebilmelidir. Komisyon Avusturya da yaşayan bir Türk vatandaşının avukatı ile yetkililerin gözetimi altında görüştürülmesini sözleşmeye aykırı bulmuştur.[49]

Aynı şekilde İHM. yeterli sebepler mevcut bulunmadığı halde tutuklu sanığın hücresinde müdafii ile yaptığı görüşmelerin 7 Ay süre ile izlenmesini de görüşmenin 6/3-c bendine aykırı bulmuştur.[50]

Sanığa duruşma açılmazdan önce iddianame tebliğini müteakip savunmasını hazırlaması için yeterli süre tanınmalıdır. CMK.’nun, 176 (4) md. ne göre çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir.

3- Bizzat veya müdafii eliyle savunma hakkı (İHAS.6/3-c)

Sanık kendi kendisini savunabileceği gibi bir avukatın yardımından faydalanmak ve gerekirse avukat tutmak için yeterli mali imkânlara sahip değilse ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece tayin edilecek bir avukatın ücretsiz yardımından faydalanabilir. Bu hak hazırlık, son soruşturma, kanun yolları da dâhil yargılamanın tüm aşamalarında geçerlidir.

Almanya aleyhine yapılan bir başvuruda; Türk vatandaşı olan Lütfü Pekelli ilk derece mahkemesinde mahkûm olmasından sonra Federal Yargıtay’a başvurmuş ve avukatı’ da temyiz dilekçesini hazırlamış ancak resmi müdafii olarak atanma talebi reddedilerek sanığın ve avukatının yokluğunda temyiz incelemesi yapılarak cezası onaylanmıştır.

Komisyon avukatın yardımından faydalanma hakkının kanun yollarında da geçerli olduğunu belirterek yukarıda belirtilen uygulamayı sözleşmeye aykırı bulmuştur.[51]

Ayrıca, suç türlerine göre, yargılama usullerine savunma hakkını kısıtlayan istisnaların getirilmesi sözleşmenin 6/3-c md.’nin ihlali anlamına gelir. Nitekim İngiltere aleyhine açılan (Murray) davasında; sanığın terör suçuna iştirak ettiği şüphesi ile 48 saat müdafii ile görüştürülmemiş olması sözleşmeye aykırı bulunmuş, müdafiin hukuki yardımından faydalanma hakkının polis tarafından ifade alınırken de geçerli olduğu vurgulanmıştır. [52] Ülkemizde DGM’nin görev alanına giren suçların soruşturulması sırasında şüpheli veya sanığın müdafi yardımından faydalanmasını engelleyen düzenlemeler terk edilerek sözleşmeye uygunluk açısından önemli bir adım atılmıştır[53].

4- İddia tanıklarını sorguya çekmek ve müdafaa tanıklarının dinlenmesini sağlamak hakkı. (İHAS. 6/3-d)

a) Genel olarak silahların eşitliği ilkesi

Sözleşmenin 6/3-d bendine göre sanık iddia tanıklarını sorguya çekmek, veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıkları ile aynı şartlar altında çağrılmasını ve dinlenmesini istemek hakkına sahiptir. Tanıkların aynı şartlar altında davet edilmesini talep etme hakkı adil yargılama hakkı çerçevesinde öngörülen silahların eşitliği ilkesinin bir sonucudur. Böylece iddia makamı ile savunmanın eşit koşullar altında karşı karşıya gelmeleri amaçlanmıştır.

Ülkemizin de dâhil olduğu “Kara Avrupa’sı Hukuk Sistemi”nde gerek savcılık ve gerekse sanık lehte ve aleyhte tanık gösterme hakkına sahip olup, mahkemelerde esasa ilişkin konularda aleyhte veya lehte resen tanık dinleyebilirler.

CMK’nun 179(1) md. ne göre; sanığın, doğrudan doğruya davet ettireceği veya duruşma sırasında getireceği bilirkişi ve tanıkların ad ve adreslerini Cumhuriyet savcısına makul süre içinde bildirmesi gerekir.

Aynı Şekilde; cumhuriyet savcısı da, iddianamede gösterilen veya sanığın istemi üzerine davet edilen tanık ve bilirkişiler dışında gerek mahkeme başkanı veya hâkim kararıyla, gerek kendiliğinden başka kimseleri davet ettirecek ise bunların ad ve adreslerini sanığa yine makul süre içinde bildirmekle yükümlüdür.

Bu durum iddia ve savunmanın eşitliği ilkesinin bir sonucu olmakla birlikte uygulamada gereği gibi işletilmemekte, soruşturma evrakı kapsamına göre mahkemece resen tanık dinleme yoluna gidilmekte, duruşma sırasında iddia ve savunma tarafından ileri sürülen tanık olursa dinlenilip dinlenilmeyeceği mahkemece değerlendirilmektedir.

b) İsnadın çürütülmesi yönünde tanıklara soru sorma hakkı

Sözleşmenin 6/3-d bendi sanığa, tanıklarını davet ettirip dinletmenin yanında iddia makamının tanıklarına da duruşmada soru sorma hakkını vermektedir. Sorulan sorunun savunmanın amacına elverişli olup olmadığını hâkim tayin eder. Bununla birlikte savunma için önemli olduğu açıkça belli olan bir sorunun sorulmaması “ İnsan hakkı ihlali” olarak ileri sürülebilir.[54]

Sözleşmeye göre savunma (Sanık veya müdafii ) davet edilen tanıkların sorguya çekilmesinde iddia ile aynı haklara sahiptir. Sanığın aleyhindeki bütün deliler, açık duruşmada ve sanığın huzurunda kendisine tanığı dinleme ve soru sorma hakkı da tanınarak ortaya konmalıdır.

Kolluk makamlarında dinlenen tanıkların açık duruşmada sanık huzurunda dinlenilip savunma hakkı tanınmadan hükme dayanak alınması sözleşmeye aykırılık teşkil eder.[55]

Çapraz sorgu sisteminde tanıklar iddia veya savunma tanığı oluşuna göre sırası ile iddia ve savunma makamları tarafından sorulan sorulara cevap vermek zorunda olup, hâkim pasif durumda kalmaktadır ve tarafların istemi üzerine konu dışına çıkan soruları engellemekle yetinmektedir.[56]

Türk Ceza Yargılamasında ise doğrudan bir çapraz sorgu yerine (CMK 201) duruşma disiplinine uygun olarak; Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukatın, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, doğrudan soru yöneltebilmeleri öngörülmüştür.

Aynı şekilde, sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltme hakkına sahiptir. Buna karşılık, yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğinin takdiri, mahkeme başkanı veya hâkimine aittir. Hâkim veya mahkeme başkanınca sorunun yöneltilmesi engellendiğinde, ilgililer yeniden soru sorabilirler  

Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimlerde, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere soru sorabilir.

.

5- Bir tercüman yardımından ücretsiz yararlanma hakkı (İHAS.6/3-e)

Yargılama sırasında kullanılan dili anlamayan veya konuşamayan sanığın sadece son soruşturma da değil, soruşturmanın bütün aşamalarında kesin hükme kadar bir tercümanın yardımından ücretsiz faydalanma hakkı vardır.

Bu hak aynı zamanda yargılamada iddia ve savunma taraflarının eşitliğini sağlamaya yönelik bir düzenlemedir.

Özelikle Almanya da yaşayan yurttaşlarımızın bu ülke aleyhine açtıkları davalarda AİHM tercüman ücretinin sonradan ilgililerden talep edilemeyeceğini tespit etmiştir.[57]

Sanığın duruşmada avukatının olması ve konuşulan dili bilmesi dahi bu hakkın kullanılmasına mani değildir. Mahkeme başkan veya hakimi sanığın duruşma dilini bilip bilmediğini değerlendirebilir. Talep üzerine veya somut olayda açıkça belli ise resen tercüman atanabilir.  Tercüme sorguda sözlü yapılabileceği gibi, özellikle sanığı suçlayan tüm belgelerin (İddianame gibi) yazılı tercüme edilmesi de gerekir.[58]

Tercüman dan faydalanma hakkı sanıkların olduğu kadar mahkemenin  dilini bilmeyen veya konuşamayan tanıklar içinde geçerlidir. Hatta bu tanıkların yeminlerini dahi kendi dili ile yapması mümkündür.

Bununla birlikte yargılamanın tarafı olan sanığın mahkeme dilini bilip anladığı halde ücretsiz tercümandan faydalanma hakkından bahsedilemez. Âkit Devletler resmi dilleri dışında bir dilde yargılama yapmakla yükümlü değillerdir.[59]      Dolayısıyla siyasal gösteri amaçlı ana dilde savunma yapma eylemleri sözleşmenin himayesinden faydalanamaz. Zira sözleşmedeki hakların kötüye kullanılması 17.md.’de açıkça yasaklanmıştır.

Nitekim Zana/Türkiye davasına konu olayda[60] başvuran 20.06.1990 tarihli Aydın Ağır Ceza Mahkemesindeki talimat duruşmasında Türkçe konuşmayı reddederek anadilinde savunma yapmak istemiş mahkemece kendini (Türkçe) savunmayı reddetmekte ısrar etmesi durumunda bu hakkından vazgeçmiş sayılacağını ihtar etmiş, Kürtçe konuşmakta ısrar etmesi üzerine savunma yapmaktan vazgeçtiği tutanağa geçirilmiştir.

Sonuçta Zana davasında yargılamanın uzunluğu ve yargılamada bulunmaması nedeniyle sözleşmenin 6/3-c,d benlerine aykırılık tespit edilmiş ise de, tercüman yardımından ücretsiz faydalanmaya ilişkin (e) bendine temas edilmemiştir.

Kanaatimizce AİHM bu kararıyla, örtülüde olsa, yargılama yapan organın dilini bildiği halde siyasal gösteri amaçlı anadilde savunma yapma talebini hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.

Ülkemizde ise oldukça yeni olarak 12.03.1996 Tarih 6-2 / 33 sayılı YCGKK.’nda yargılamanın tüm aşamalarındaki tercüman ücretlerinin mahkum olan sanığa yükletilmesine karar verilemeyeceğine işaret edilmiştir.[61]

Kanaatimizce duruşmada kullanılan dili bilmeyen tanıkların tercüman yardımı ile dinlenilmesi halinde de tercüman için ödenecek ücretin mahkum olan sanıktan istenilmemesi gerekir.

Buna karşılık medeni yargılamada tercüman yardımından ücretsiz faydalanma hakkı söz konusu olamaz.

            VIII. SONUÇ

            Yukarıda ana hatları ile anlatılmaya çalışılan Adil Yargılanma Hakkı hukuk devletinin temel güvencelerinden biridir. Devletin vatandaşı olsun olmasın ülkesinde yaşayan bireyleri korumak ve kollamak görevi vardır. Bu sebepten Adil Yargılanma Hakkı ceza yargılaması hukukunun en önemli ilkesidir. İHAS’nin 6.maddesi ile ön görülen bu ilkenin  iç hukukumuzda tam olarak hayata geçirilmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin de buna uygun yapılması devlet organlarına düşen bir görevdir.

 
M. Reşat Koparan
Kayseri Hâkimi 
 

 -------------------------------------------------

[1] Özellikle ülkemizin Güney Doğu Bölgesinde terör olayları ile mücadele sırasında gündeme gelen işkence, köy yakma ya da zorla köy boşaltma gibi iddiaların ileri sürüldüğü olaylarda etkili iç hukuk yolları bulunmadığından bahisle başvuruların kabul edilerek sonuçlandırıldığı görülmektedir.

                Bununla birlikte 23.09.1998 tarihli Aytekin/Türkiye kararında iç hukuk yollarının tüketilmediği kanıtlanmış ve davanın reddi sağlanmıştır.

Anılan karara konu olayda Jandarma Karakolu önünden geçerken durmadığından bahisle nöbetçi askerin attığı kurşunla ölen inşaat müteahhidi Aytekin’e ateş eden askerle ilgili kovuşturma devam ederken maktulün ailesi tarafından komisyona başvurulmuş ancak sanık hakkında yargılanmasının devam ettiği kanıtlandığında anılan dava iç hukuk yolları tüketilmediğinden bahisle reddedilmiştir. (Bakınız. Yargı Mevzuatı Bülteni sayı 80, Sayfa 34-46)

[2]  Zikreden D.TEZCAN, Türkiye ye Karşı Açılan Davalara İlişkin Genel Ayrımlar (Tebliği)  s.12.    

[3] Nitekim bu kararla ilgili olarak KKTC,   Loizidou benzeri davaların AİHM tarafından KKTC organlarına yönlendirilmesini sağlayacak bir iç hukuk yolu geliştirmiş, bu bağlamda bir tazminat  yasası çıkartmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti de (bu ödemenin) gelecekte emsal oluşturamayacağını Bakanlar Komitesine beyan etmiş, 2 Aralık 2003 tarihinde tazminatı ve yargılama giderlerini faizi ile birlikte ödemiştir.(Bakınız  www.batitrakyalilar.com/dev/editör/g.asp?mdundar)

[4] CUMK’da yapılan muhtelif değişikliklere rağmen uygulamada insan haklarına  uygunluk, istenen ölçüde           sağlanamamış 4.12.2004.T 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kabul edilerek 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe sokulmuştur.CMK esas itibariyle kolluk,savcılık,hakimlik aşamalarındaki  yaygın, insan haklarına aykırı uygulamalara bir tepkidir.

[5]  İlk olarak 3.8.2002 t. 4771 S.Y.’nın 6 ve 7. maddeleri ile HUMK na 445/A  ve CUMK na 327/A  maddeleri eklenmek suretiyle İHM nin kararlarının usul kanunlarımızda yargılamamın yenilenmesi sebebi sayılması sağlanmış olup; daha sonra 23.1.2003 t. 4793 S.Y.’nın 1,2,3 maddeleriyle  daha önce eklenen maddeler tamamıyla  kaldırılarak HUMK nun  445. md.ne 11. bent, CUMK.’nun 327. md.ne ise 6. bent eklenmek suretiyle daha basit bir usul benimsenmiştir.

[6] CMUK.’nun 327. maddesindeki değişiklikten önce AİHM.’nin TBKP’nin kapatılması kararının sözleşmenin 11. maddesini ihlal ettiği yönünde verdiği kararın yerine getirilerek Anayasa Mahkemesinin 16.07.1994 tarih E. 1190/1, K 1991/1 sayılı kararının kaldırılmasına ilişkin anılan parti adına yapılan başvuruyu Anayasa Mahkemesi 01.06.1999 tarih E. 1998/4, K. 1999/2 sayılı kararıyla reddederek AİHM kararının CMUK 327. maddesinde öngörülen bir yargılamanın yenilenmesi sebebi olmadığını belirtmiştir. (Zikreden D.TEZCAN. Türkiye’ye Karşı Açılan Davalara İlişkin Gelen Ayrımlar. S.17)

[7] Durmuş TEZCAN, Türkiye ye Karşı Açılan Davalara İlişkin Genel Ayrımlar, s.14-15’de sayın  Aslan GÜNDÜZ’den  naklen belirtmektedir.

[8] Akkuş /Türkiye davası .İnsan Hakları Mahkemesi Kararları (1997 yılı ) T.C.Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayını s. 7-13

[9] Aka/Türkiye davası .Yargı  Mevzuatı Bülteni. 17.10.2000 Tarih, Sayı 124, s.36-47

[10] 20.08.1997 tarih  23086 sayılı Resmi Gazete, (97/9807 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı )

[11] http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/kanunlar durumu?kanun no 4650

[12] Zikreden Durmuş TEZCAN, Adil (veya dürüst )yargılanma hakkı .s.5-6 (tebliğ)

   Nitekim Büker/Türkiye davasına konu olan olay da idari sözleşmeden kaynaklanan bir uyuşmazlıkla  ilgilidir. Somut olayda başvuranın sözleşmesi Üniversite yönetimince yenilenmemesi üzerine uyuşmazlığa konu olmuş 4.3.1988 tarihinde Üniversite yönetimi aleyhine İdare Mahkemesine açılan dava sonunda 7.12.1995 tarihinde Üniversite yönetimince görevine iade edilmiş ise de yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması sebebiyle AİHM’ce sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir (Bakınız Yargı Mevzuatı Bülteni S. 155 s. 20-25).

[13] SCHROEDER. Ceza Muhakemesinde “Fair Trial “  İlkesi. İstanbul Barosu yayını. 1999. s. 21-  22.

[14] SCHROEDER. a.g.e., s. 26.

[15]  SCHRODER.a.g.e. , s.25-26.

[16] 2918 S.Y.’nın 115/son md.nin Anayasaya aykırılığı iddia edilmiş, Anayasa Mahkemesi, 11.09.2003 t. ve 2003/76 sayılı kararıyla ”idari para cezaları için yalnız 116/son maddesinde gösterilen fiillerle sınırlı olarak adli yargıya görev verildiğine” işaretle mahkemenin yetkisizliği sebebiyle itirazı reddetmiştir. (Bakınız Y.M.B. 07.10.2003 t. S. 225., s. 95-96)

   Ancak Anayasamızın 125.md.de “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” şeklindeki düzenleme karşısında 2918 S.Y.’nın anayasaya açıkça aykırı olduğu tartışmasızdır.

[17]  Şeref ÜNAL, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, T.B.M.M. Yayını. s.168-169.

[18] Şeref ÜNAL.a.g.e., s. 177.

[19] Şeref ÜNAL a.g.e., s.177 (Internet kayıtlarından bakıldığında söz konusu davanın Tufanbeyli Hakimi M. Emin Albayrak tarafından bir disiplin cezasına karşı açıldığı,16.11.2000 tarihi itbariyle ayrımcılık ve ifade özgürlüğü ne ilişkin iddialar yönünde kısmen kabul edilebilirlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. http://www.echr.coe.int  Application number : 00038406/97)

[20] Şeref ÜNAL. a.g.e., s.169.

[21] Şeref ÜNAL.a.g.e., s. 170

[22] Kızılöz/Türkiye ve Mehmet Ali Yılmaz/Türkiye davaları, Yargı Mevzuatı Bülteni 14 Şubat 2002 t., S. 170., s.34-54.

[23] İncal/Türkiye davası.Yargı Mevzuatı Bülteni 07.04.1999 tarih, sayı 76., s.51-78.

[24] Çıraklar/Türkiye davası.Y.M.B.,22.06.1999 tarih, sayı 82, s.,19-30.

[25] Sürek 1-2-3 /Türkiye Davası .Y.M.B.,27.06.1999 tarih,sayı  115., s.,26-89

[26] Sürek-4/Türkiye Davası. Y.M.B., 07.11.1999  tarih. sayı 127., s.,62-85

[27] Sürek-Özdemir  /Türkiye Davası .,Y.M.B., 31.10.2000 tarih. sayı 126., s.,47-79.

[28] Okçuoğlu/Türkiye Davası ., Y.M.B., 16.05.2000 tarih. sayı 110., s.,51-73.

[29] Y.M.B., 22.06.1999 tarih  sayı, 82 s.,1

[30] Zikreden Şeref ÜNAL. a.g.e ,s.,176-177 .     

[31] Zikreden Şeref ÜNAL, a.g.e., s.174 ve ayrıca Durmuş TEZCAN, Adil (Yada Dürüst) Yargılanma Hakkı (Tebliğ) s.15-16. 

[32] Uygulaması.s.286 ve devamı.4.Bası.Ankara,2003

[33] Şeref ÜNAL, a.g.e. s.184.

[34] Durmuş TEZCAN, a.g.e.s.16-17-18

[35] Y.M.B.14.02.2002 Tarih,Sayı :170 .s.55-58

[36] İHM.KARARLARI.(1997 Yılı) Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı yayını. s.93-110

[37] Şeref ÜNAL.a.g.e.s.179                                                                                                              

[38] Şeref ÜNAL a.g.e,s.187

[39] SCHROEDER.a.g.e.,s.46,

[40] Şeref ÜNAL.a.g.e.,s.191-192

[41]Allenet de Ribemont/Fransa (10 Şubat 1995 Seri A,No:308 ) Zikreden. Gilles DUTERTRE.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarından Alıntılar, s.250-251. http:// www. coe.int /t/e/ human_rights/awareness/7 _special _projects/key _case_law_extracts_turkish.pdf.

[42] Sekanina / Avusturya (25 Ağustos 1993, Seri A No:266-A ) Zikreden. Gilles DUTERTRE,age. s.255

[43] A.Şeref  GÖZÜBÜYÜK -A.Feyyaz GÖLCÜKLÜ,age,s.296

[44] Şeref ÜNAL age.s.192’de verdiği bir dipnotunda 1997 yılı verilerine göre bütün Türkiye’de ağır ceza mahkemelerinde görülen 79090 davadan 38724’ü incelenebilmiş ve bunlardan sadece 20552 ‘si mahkumiyetle sonuçlandırılmıştır. Buna göre mahkûmiyet oranı %50’dir. Mahkûmiyet ve beraat kararları açısından görünüm incelendiğinde beraat oranının % 30’lara kadar yükseldiği belirtilerek bu oranın düşündürücü olduğu zikredilmektedir.

[45] İlk olarak 2002 yılı 24–25 Mart tarihinde sunulan Adil Yargılanma Hakkı konulu makalemizde,”CMUK. 163.md.’ne eklenecek bir fıkra ile yetersiz ve isabetsiz delillerle kamu davası açılması halinde ilgili mahkemeye iddianameyi ret yetkisinin (acele itirazı kabil olacak şekilde) verilmesinin uygun olacağı, böylece C.Savcılığının hazırlık soruşturmasındaki yetkilerini zabıta makam ve memurlarını da sevk ve idare ederek  daha etkin kullanmasının sağlanmış olacağı” savunulmuştur.( Bknz,Adalet Dergisi Temmuz  202 s.163-188.)

[46] İtalya ile ilgili bir başvuruda Komisyon, suçla itham edilen başvuranın tebligatın Almanca veya Çek dillerinden birine tercüme edilmesi talebinin reddedilmesini sözleşmenin 6/3-a bendinin ihlali olarak değerlendirildiği sayın Şeref Ünal’ın eserinin 194. sayfasında zikredilmektedir. 

[47] Zikreden Şeref ÜNAL.a.g.e.s.193

[48] Daha önce 2845 S.Y.’nın 16/2 maddesine göre sanık sadece gözaltı süresinin mahkemece uzatılmasından ‘(4.günün sonundan)  itibaren müdafi ile görüşme hakkına sahip iken  6.2.2002 T.4744 S.Y.ile   değişiklik yapılarak C.Savcısının gözaltı süresinin uzatılmasına yazılı olarak emir vermesinden itibaren sanığın  müdafi ile görüşmesine imkan verilmiştir

[49] Zikreden Şeref ÜNAL.a.g.e. S.195

[50] SHROEDER. a.g.e. S.68

[51]  Şeref ÜNAL. a.g.e S.205

[52] YENİSEY. İspat Hukukunda  “ Fair  Trial “ İlkesi. İstanbul Barosu Yayını. S.180

[53] Önceki dönemde suç türlerine göre savunma hakkını kısıtlayıcı düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu özellikle DGM örneği verilerek tarafımdan eleştirilmiştir.(Bknz,Adil Yargılanma Hakkı, Adalet Dergisi Temmuz  202 s.163-188.)

 

[54] SCHROEDER . a.g.e. 74

[55] Şeref  ÜNAL a.g.e.  S.205

[56]  Zikreden Durmuş TEZCAN. Ceza Davalarında Çapraz Sorgu. (Tebliğ.)

[57] Şeref ÜNAL. a.g.e. S.206-207

[58] Durmuş TEZCAN. Tercümandan yararlanma hakkı. (Tebliğ)

[59] Şeref ÜNAL. a.g.e. S.208’de Fransa’daki ayrılıkçı etnik grupların Fransızcayı  bilip anlamalarına rağmen Brötanca tercüman taleplerinin mahkemece karşılanmaması üzerine yaptıkları başvuruların AİHM’nce kategorik olarak geri çevrildiğini belirtmektedir.

[60] Zana /Türkiye kararı. İHM. Kararları (1997 yılı)  S.93-110

[61] Zekeriya YILMAZ . Cezada Yargılama Gideri, Harç, Vekalet Ücreti ve Şahsi Hak Davası . S.23



KAYNAKLAR

1- Durmuş TEZCAN, Türkiye ye Karşı Açılan Davalara İlişkin Genel Ayrımlar (Tebliği)

 

2- Gilles DUTERTRE. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarından Alıntılar.    http://www.coe.int/t/e/human_rights/awareness/7._special_projects/key_case_law_extracts_turkish.pdf

 

3-İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI (1997 yılı ) T.C.Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayını

 

4- SCHROEDER. Ceza Muhakemesinde “Fair Trial “  İlkesi. İstanbul Barosu yayını. 1999.

 

5-  Şeref ÜNAL, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, T.B.M.M. Yayını.

 

6- YARGI  MEVZUATI BÜLTENİ.

 

7- YENİSEY. İspat Hukukunda  “ Fair  Trial “ İlkesi. İstanbul Barosu Yayını. 1999

 

8- Zekeriya YILMAZ . Cezada Yargılama Gideri, Harç, Vekalet Ücreti ve Şahsi Hak      Davası . Seçin Yayınevi. Ankara

 

 

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Mehmet Reşat Koparan @Av. Seyfettin Tamer 3 ay önce yorumlandı

      sayın meslektaşım öncelikle ilginize teşekkür ederim..sonuç ne olur bilinmez tabi ama benim amacım bildiğim doğruları herkesle paylaşmak..selam ve sevgilerimle..

    • Av. Seyfettin Tamer 6 ay önce yorumlandı

      Kıymetli meslekdaşım. Yazızını dikkatle takip ediyorum ve çok faydalı buluyorum. hemen hemen hepimizin bildigi bu konular malesef çogu kez uygulanamıyor. halen türkiyede sürmekte olan birçok davalarda ADİL yargılamanın uygulanmadığı kanısındayım.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Okur Profili Anketi. LÜTFEN MESLEĞİNİZİ BELİRTİR MİSİNİZ?

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV