Adını ve görev yaptığı şehri yazmayacağım iş davalarında yoğunlaşan bir meslektaşımı yeni büro açması ve bir yardımı için teşekkür etmek için ziyaret ettim. Meslektaşımın adını ve görev yaptığı şehri bilerek yazmıyorum.

Dosya dolapları tıka basa mahkeme dosyalarıyla doluydu. İş davalarında bilirkişi olarak atandığından, bilgi ve tecrübesini bilirkişi olarak paylaşmanın hoşuna gittiğinden, ancak, çok fazla dosyada bilirkişi olarak atandığından, bilirkişilik yapmaktan avukatlık yapmaya zaman bulamadığından, mahkemelerin her şeyi bilirkişiye sorduğundan, verilen ücretin yetersizliğinden, zamanının elindeki bilirkişilik dosyalarını okumaya bile yetmediğinden, dosyaları okuyup özetleyecek bir yardımcı aradığından ve bu şartlarda bilirkişilik yapmaktan hoşlanmadığından bahsetti.

Bazı dosyalarda üç kişilik bilirkişi heyetine atandığını ama işlerin kendi üstüne kaldığından, diğer bilirkişilerin dosya incelemesine bile katılmadıkları gibi konuları tartışmak için telefonla bile ulaşılamadıklarından, hatta eşleri adliyede görevli olan avukat bilirkişilerin burunlarından kıl aldırmadıklarından, başkasının düzenlediği raporu imzalayıp ücret almalarının haksızlığından şikayet etti.

Meslektaşımın dürüstlüğünden ve elinden gelenin en iyisini yaptığından zerre kuşkum yok; ancak söylediklerinin kabul edilebilir bir yönünü bulmak mümkün değil.

Baksanıza hakimler avukatları bilirkişi atıyormuş; avukat bilirkişi de kendisine verilen görevi yaptırabileceği bir başkasını arıyormuş, eşi adliye'de görevli olan avukatlar ise bilirkişi çalışmasına katılmadıkları halde diğerinin düzenlediği raporu imzalayarak ücret alıyorlarmış...

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bu nahoş durumun hangi adliye çevresinde olduğu kapsamlı bir araştırma ile kolayca tespit edilebilir. Hatta ben duymadan çok daha önceden yetkililerin kulağına gitmiş bile olabilir.

Ancak ben, HMK m. 285'in gerekçesinde gizli sebepten dolayı, HSYK'nın veya Adalet Bakanlığı'nın bu yönde harekete geçeceğinden ümitvar değilim. Çünkü kendisini m.285'in gerekçesinde ortaya koyan anlayış "bilirkişileri hakim yardımcısı" olarak görerek Almanya'daki hakim yardımcılığını Türkiye'de bilirkişiler vasıtası ile fiilen hayata geçirmeye çalışmakta. O anlayış, hakimlerin kendi işlerini bilirkişilik adı altında avukatlara havale etmesindeki anlayış ile tamamen örtüşmekte.

Barolar Birliğimizin de inisiyatif alacağına inanmıyorum.

Geriye sadece konuyu "yüce millete havale etmek" kalmakta!

Av. Mehmet GÜN

"Yazarın izni ile Facebook/Mehmet Gün sayfasından aynen alınmıştır."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şenol Saltık 3 yıl önce

bence bu durumun almanyadaki hakim yardimciliği ile ilgisi yok, almanyada en azindan hakim, bilirkişi raporunu gözü kapali kabul etmiyor, raporu sadece referans olarak kullaniyor, oysa bizde bilirkişi raporu daima hükme esas belge oluyor. bu durumda bilirkişi mi yardimci, yoksa hakim mi siz karar verin.

Misafir Avatar
bulent manavoglu 3 yıl önce

Gorevin geregini bihakkin yerine getirme bilincini(sorumlulugunu)tasimaktan uzak insanlara Yasa ne yapabilirki?Kaldiki cok guzel ifade ettiginiz gibi,Burada "Bilirkisi adeta asli unsur konumuna geciyor...

Beğenmedim! (0)