Türkiye’de avukat enflasyonu yaşandığı herkesçe bilinen bir gerçek. Pek çok hukuk fakültesinin varlığı ve her geçen gün artan hukuk fakültesi mezunu ve yine bununla paralel olarak artan avukat sayısı düşünüldükçe yalnızca barolardan avukatların ekonomik ve sosyal haklarını korumasının beklenmesi verimli bir sonuca ulaşılmasını sağlamayacaktır. Bu sebeple kurulan veya kurulacak olan avukat komiteleri, birlikleri veya sendikalarıyla meslek değerlerinin kaybedilmemesi, avukatların özlük haklarının savunulması, CMK, Adli yardım, asgari ücret tarifesi gibi ücret haklarının mesleğe uygun bir seviyeye yükseltilmesi gibi pek çok konuda arzu edilen düzeye ulaşılabilecektir. 

Gıda sanayiinde, basın-yayında, inşaat, avcılık, banka-finans gibi pek çok işkolundaki çalışanların örgütlenebilme hakkı olduğu gibi avukatların da örgütlenerek daha güçlü hale gelebilme hakkı vardır. 

Gündelik yaşam içerisinde çevremizde, haberlerde orada veya burada pek çok kez “örgütlenme”, “örgütlülük”, “örgüt” kavramlarıyla karşılaşırız.  Çoğu defa da bu kelimeler olumsuz bir ifadeyi çağrıştıracak şekilde aksedilir. Oysaki örgüt, Türk Dil Kurumu tanımıyla; ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik, teşekkül, teşkilattır. Yani bir nevi birlikten kuvvet doğar atasözümün beş harfe sıkıştırılmış görünümüdür.

Türkiye Cumhuriyeti 82 Anayasası 51. Maddesiyle çalışanların ve işverenlerin sendika kurma ve kurulmuş sendikalara üye olabilme serbestisine yer vermiştir. Bununla birlikte hiçbir kimse sendika kurmaya veya sendika üyeliğine zorlanamayacağı gibi pek tabi ki üyelikten ayrılmaya da zorlanamayacaktır. Anayasada tanınan serbestçe sendikaya üye olabilme hakkı 6356 sayılı Sendikalar Kanunu ile getirilen üyelik koşulları ile somut bir çerçeveye kavuşturulmuştur. Fakat kanun, Anayasa’da tanınan özgürlüğü kısıtlayan veya dar yorumlanmasına neden olacak bir yapıya sahip değildir. Böylelikle çalışan sıfatını taşıyan herkes bu temel haktan yararlanabilecektir. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmelerinden biri olan ve bizim de 1948 yılında tarafı olduğumuz 87 sayılı Sendika Hürriyeti ve Sendikalaşma hakkının korunması hakkındaki uluslararası sözleşme de bunu destekler niteliktedir. Çalışanlara hiçbir ayrım gözetmeksizin ve önceden izin almaksızın sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı tanınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu özgürlük bakımından getirdiği kısıtlama ölçütü ise ”zorunlu bir sosyal ihtiyacın karşılanması” ilkesi ile sınırlıdır. Yani ancak ve ancak zorunlu bir ihtiyaç halinde bir çalışanın veya belli bir işkolundaki çalışanın sendikaya üye olması sınırlandırılabilecektir. Yalnızca Emniyet ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları bu sınırlandırma kapsamında yer almaktadır. 

Görüldüğü gibi avukatların sendikalaşmasını engelleyici mevcut herhangi bir düzenleme yoktur. Ancak sendikalaşma ülkemizde ağırlıkla işçi-işveren arasında (tüm “çalışanlar” değil) yer almıştır.  Çünkü Türkiye’de sendikalaşma süreci ‘işkolu esası’ üzerine kuruludur. Meslek ve işyeri esasları kabul edilmemiştir. Örneğin, salt marangozluk, hemşirelik, avukatlık gibi meslekler esas alınarak sendika kurma yoluna başvurulmamış, bunlar sağlık ve sosyal hizmetler veyahut ticaret-büro-güzel sanatlar, genel işler gibi daha geniş bir alanı yani birden çok mesleği içine alacak şekilde düzenlenmiştir. Aslında işkolu sendikacılığı bir sendikaya üye olacak kişi sayısının fazlalığı ve dolayısıyla güçlü sendikacılık bakımından oldukça önemli katkıları olan bir esastır. Fakat ne var ki yukarıda da bahsedilen uluslararası sözleşmelere, uluslararası hukuka, insan hakları sözleşmelerine ve temel hak ve özgürlüklere uygunluk sağlanması açısından sendika kurmak ve buna üye olmak çalışan herkese tanınması gereken bir özgürlüktür.

 2012 yılından önce yürürlükte bulunan 2821 sayılı kanun, meslek ve işyeri sendikalarının kurulmasının yasak olduğuna dair açıkça bir hükme yer vermekteydi. Gerek ILO Komitelerinin vermiş oldukları raporlar gerek uluslararası mahkemelerce verilen kararlarda yapılan eleştiriler sonucunda 6356 sayılı kanunda bu yasaklayıcı normlara yer verilmemiştir. Oldukça da isabetli olmuştur. Ancak kanun açıkça yasaklayıcı bir norm içermemesine rağmen dolaylı bir takım hükümlerle meslek ve işyeri sendikacılığının önüne geçmeye çalışmıştır. Tüm bu düzenlemelere karşın pek çoğumuzun da bildiği üzere Türkiye’nin ilk avukat sendikası olan (AV-SEN) İstanbul Merkezli olarak 2014 yılında kurulmuştur. (http://www.avukatlarsendikasi.org) 

Genel olarak tüm sendikaların ve meslek örgütlerinin varlık amacı, çalışanların ortak hak ve çıkarlarını korumak, sorunlarını çözmek üzerine kuruludur. Bu açıdan ben, meslek onuruna ve değerlerine yaraşır çalışma ortamının elde edilmesi ve özlük hakların sağlanabilmesi için komiteler, birlikler veyahut sendikalar kurularak ortak hareket etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
akademisyenci 11 ay önce

Bırak birlik olmayı yorum yazmaya bile üşenmiş meslektaşlarımız.

Avatar
Emre 11 ay önce

Peki baro ne işe yaramaktadır? Avukatın mesleki örgütü baro değil midir? Baro varken sendika olabilir mi? Merak ettim.

Avatar
anonim 10 ay önce

kurtlar sofrasında ne sendikası ne birliği. ensesini kalınlaştırmış baro yöneticilerinin siyasi hezeyanlarından başka bir halt gördüğümüz yok. her zamanki gibi her koyun bacağından asılıcak.