I- Giriş

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”.

6284 sayılı Kanun, İstanbul’da 11.05.2011 tarihinde imzalanan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi hükümleri gözönüne alınarak hazırlanmıştır.

Ayrıca; Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu 03.09.1981 tarihinde yürürlüğe giren (Türkiye Cumhuriyeti açısından 14.10.1985 tarihinde yürürlüğe giren) CEDAW Sözleşmesi (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme), 6284 sayılı Kanuna yardımcı kaynak olarak kabul edilebilir. CEDAW Sözleşmesi’nin temel hedefi; toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğini sağlamak amacıyla, kalıplaşmış kadın-erkek rollerine dayalı önyargıların yanı sıra, geleneksel ve benzer tüm ayırımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Sözleşme, kadınlara karşı ayırımcılığı önlemek için var olan yegane yasal ve bağlayıcı belgedir. Sözleşmenin 17. maddesine göre kurulan Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Tasfiye Edilmesi Komitesi’nin 19 Sayılı Tavsiye Kararında (11. oturum, 1992); şiddete karşı koruma kapsamında temel süje kabul edilen kadının, şiddetten korunması amacıyla ulusal ve uluslararası alanda alınacak önlemlere, kararlara ve CEDAW Sözleşmesi’nin yorumuna yer verilmiştir.

6284 sayılı Kanunun adı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi olsa da, burada korunması hedeflenen süjeler tüm şiddet mağdurlarıdır. Dolayısıyla; 6284 sayılı Kanunun koruması kapsamına girdiği düşünülen ve bu Kanunun tanımladığı şekilde şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan sadece kadınlar, çocuklar, aile bireyleri değil, kadın veya erkek, yaşlı veya genç veya çocuk veya aile bireyi olup olmadığına bakılmaksızın her bireyin şiddete uğraması veya şiddete uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kalması halinde, 6284 sayılı Kanunda öngörülen koruyucu veya önleyici tedbir kararları ve bunlara uyulmaması durumunda da tatbiki mümkün olabilecek tazyik hapsi, şiddet uygulayan veya şiddet uygulama tehlikesini ortaya koyan kişiye istisnasız bir şekilde tatbik edilecektir.

6284 sayılı Kanun; bir suç ve ceza tanımlaması yapıp, korunan hukuki yararların tehlikeye düştüğü veya zarara uğradığı durumlarda faili cezalandırıp, caydırıcılık, korkutuculuk, ödeticilik ve uslandırıcılık amacını değil, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunmasını ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesini hedeflemektedir. Böylece; 6284 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesine kadar öldürülme, yaralanma, cinsel saldırıya, cinsel istismara, cinsel tacize veya aile içi şiddete uğrama ihtimali pek muhtemel olan mağdurların istediği koruma kalkanına karşı, kamu otoritesi tarafından dile getirilen “suç işlenmeden müdahale edemeyiz” anlayışının önüne geçilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu Kanundan itibaren; can veya mal güvenliği açısından tehdit edilen kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve hatta tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan ve olduğunu ortaya koyan herkes, 6284 sayılı Kanunun 2. maddesinde tanımlandığı şekilde şiddete uğradığında veya şiddete uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kaldığında, talebi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın 6284 sayılı Kanunun sağladığı koruyup kollama tedbirlerinden yararlanabilecektir.

II- Şiddetin Tanımı ve Şiddete Uğrayan Bireyler

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkındaki Kanun “şiddet” konusunda farklı tanımlar yapmış ve bu tanımlara Kanunun 2. maddesinde yer vermiştir. Buna göre;

“(b) Ev içi şiddet: şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede; ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet;

(ç) Kadına yönelik şiddet: kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranış;

(d) Şiddet: kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış” olarak tanımlamıştır

6284 sayılı Kanunun amacı; tehlike suçlarının zarara dönüşmesini, sadece başlamış şiddeti değil, şiddet uygulanmasının muhtemel olduğu halleri de engellemektir. 6284 sayılı Kanunun tanımladığı “şiddet” kavramını; cinsel taciz (TCK m.105), tehdit (TCK m.106), şantaj (TCK m.107), cebir (TCK m.108), inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme (TCK m.115), kişilerin huzur ve sükununu bozma (TCK m.123) suçlarında görebiliriz. Türk Ceza Kanunu “şiddet” kavramını fiziki müdahale olarak görüp, “cebir ve şiddet” olarak tanımlarken, 6284 sayılı Kanunda öngörülen “şiddet”; tehdidi, şantajı, cebir ve şiddeti, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engellemeyi, kişilerin huzur ve sükununu bozmayı ve hatta hürriyeti tahdidi de kapsamaktadır.

“Cebir” başlıklı TCK m.108’e göre; “Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur”. Görüleceği üzere; 6284 sayılı Kanunun 2. maddesi ile 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği’nin (Uygulama Yönetmeliği) 3. maddesinde tanımlanan “şiddet” kavramı ve TCK m.108’de öngörülen ve yine TCK m.102/4’de, 103/1-b’de, TCK m.309/1, 311 ve 312’de geçen “cebir” veya “cebir ve şiddet” kavramları arasında fark bulunmaktadır. 6284 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde öngörülen “şiddet”; “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı” olarak tanımlanırken, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “cebir”, “cebir ve şiddet” gibi kavramlar, yalnızca fiziki müdahaleyi ve güç kullanmayı kapsayıp, tehdit, rahatsız etme, şantaj, taciz gibi fiilleri içine almamış, bunlar Türk Ceza Kanunu’nun farklı maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir.

6284 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Uygulama Yönetmeliği’nin 3. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendinde tanımlanan “tek taraflı ısrarlı takip”; İngilizce “stalking” kelimesinin karşılığı olup, tehditkar ve gizlice hareket etmek, musallat olmak, dadanmak anlamına gelmektedir. Uygulama Yönetmeliği’nin 3. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendine göre “tek taraflı ısrarlı takip”; “Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışı,” olarak tanımlanmıştır.

Tek taraflı ısrarlı takibin mağduru olan herkes; sözlü veya yazılı rahatsız edici fiillere karşı da, 6284 sayılı Kanunun koruyucu ve önleyici tedbirlerinden yararlanacakları gibi, bu tedbirlerin gereklerini yerine getirmeyenlere, 6284 sayılı Kanunun “Tedbir kararlarına aykırılık” başlıklı 13. maddesi uyarınca tazyik hapsi tatbik edilecektir. Kanunun 3, 4 ve 5. maddelerinde öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanmasında; mağdurun talebi aranmayacak, talebi olmasa dahi kamu otoritesinin “şiddet mağduru” gördüğü kişinin korunması amacıyla 6284 sayılı Kanunda öngörülen tedbirlerin tatbiki gündeme gelecek, yani mağdurun talebi olmamasına ve hatta karşı çıkmasına rağmen bu tedbirler mağdurun lehine uygulanacak, failden bu tedbirlere mutlak itaat etmesi aranacak, itaat etmediği durumda da 6284 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen tazyik hapsi derhal ve mağdurun yine talebi olup olmadığına bakılmaksızın uygulanacak, gerek tedbirlerin tatbikinden ve gerekse tazyik hapsinden mağdurun talebi bile olsa vazgeçilemeyecektir. Çünkü 6284 sayılı Kanun; tipik bir Kamu Hukuku alanına ilişkin olup, “hukuk devleti” ve “sosyal devlet” kimliklerini taşıyan Devletin, tehlikeye ve tehdide karşı mağduru koruma yükümlülüğünden doğmuş bir düzenlemedir.

6284 sayılı Kanunun; şiddet mağdurunun korunması bakımından konu, kişi ve yer sınırlaması öngörmediği, “tek taraflı ısrarlı takip mağduru” kapsamına giren herkesin, buna göre çalışanların, işverenlerin, iş ortaklarının, iş arkadaşlarının uğradıkları şiddete veya şiddete uğrama tehlikesine karşı 6284 sayılı Kanundan yararlanabilecekleri anlaşılmaktadır. Kanunun bu yönüyle geniş uygulama ve öngördüğü tedbirler ile tazyik hapsinden dolayı da sınırlama gücüne sahip olduğu, hatta bir çalışanın işveren veya amiri hakkında “şiddet mağduru” olduğu iddiasıyla 6284 sayılı Kanuna göre işyerinde uygulanması için tedbir kararları alınmasını isteyebileceği ileri sürülebilir.

“Şiddet mağduru” hiç talep etmese, hatta aksine şiddet tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı veya şiddete uğradığı halde talebinin olmadığını bildirse, kamu otoritesinin korumacı anlayışına karşı sessiz kalsa, hatta şiddet gösterenle anlaştığını, barıştığını ve sorununu çözdüğünü söylese dahi, bu konuda mülki amire, şiddet önleme ve izleme merkezine veya aile mahkemesine vazgeçme beyanında da bulunsa, 6284 sayılı Kanundan kaynaklanan tedbirler ve tazyik hapsi varlığını korumaya devam edecektir.

Bu konuda, yani mağdurun talebi olmaksızın veya feragatına veya vazgeçmesine bağlı olmaksızın 6284 sayılı Kanunun öngördüğü tedbirlerin ve tazyik hapsinin her durumda tatbiki; karı ve koca, aile bireyleri, hatta arkadaşlar ve ortaklar arasında mağduriyetin doğmasına veya husumetin artmasına sebep olduğundan bahisle eleştirilmektedir. Hatta 6284 sayılı Kanundan kaynaklanan tedbir ve tazyik hapsinin kötüye kullanıldığı, şiddet mağduru olduğunu iddia edenin bu konuda beyanının yeterli görülüp 6284 sayılı Kanunun 3, 4 ve 5. maddelerinde sayılan koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulandığı, bu tedbirlere riayet edilmediğinden bahisle hakkında tedbir kararı verilen şiddet failine, aile mahkemesi hakiminin dosya üzerinden verdiği kararla üç günden on güne kadar tazyik, yani zorlama hapsinin uygulandığı, tedbir kararının gereklerine aykırılığın tekrarlarında zorlama hapsinin süresinin uzatıldığı, uygulamada kararlara itiraz yolunun etkin kullanılamadığı ve sonuç alınamadığı, itiraz incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığı, kanun koyucunun bu konuda duruşma açılması usulünü öngörmediği, kararla birlikte derhal infaza başlandığı, bu durumun ciddi mağduriyetlere sebebiyet verdiği ve hatta aile içi şiddeti artırabildiği ileri sürülmektedir.

Elbette Kanunda öngörülen tedbirlerin ve yaptırımın hassasiyetle tatbiki gerekir, fakat 6284 sayılı Kanun beklemeye tahammülü olmayan, şiddet mağdurlarını behemahal korumaya yönelik olup, bu tedbirlere rağmen şiddet uygulama isteğini sürdürüp tedbirleri tanımayan kişiye de bir yaptırım veya tedbirin tatbikine zorlama olarak kabul edilebilecek tazyik hapsinin hemen uygulanması gerekir. Aksi halde, şiddet mağdurunun etkin şekilde korunabilmesi mümkün olamayacaktır.

Bu kısımda, 6284 sayılı Kanun bakımından “şiddet” kavramının ne anlama geldiğini özetleyecek olursak;

6284 sayılı Kanun ve bu Kanunun Uygulama Yönetmeliği; “şiddet kavramını geniş ele almış, Kanunda öngörülen tedbirlerin tatbikinde fiziksel şiddetin varlığını aramamış, şiddete uğrama tehlikesini gösteren iz, eser, emare ve delilleri yeterli görerek, Kanunda kabul edilen “şiddet” kavramının tanımına, niteliğine ve derecesine göre koruyucu ve önleyici tedbirlerin tatbikini mümkün kılmıştır. Gerek Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ve gerekse uygulama Yönetmeliğinin 3. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer verilen tanımda “şiddet”; kişinin, cinsel, psikolojik veya iktisadi açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı veya özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya iktisadi her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmış ve kanun koyucu bu davranışları; kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi için lüzumlu tedbirlerin alınması gerekçesi saymıştır.

III- 6284 sayılı Kanunda Düzenlenen Tedbir Kararları

6284 sayılı Kanun, üç tür tedbir kararı öngörmektedir:

A- Mülki amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları (m.3): Kaymakam veya vali tarafından 6284 sayılı Kanun kapsamında korunması gereken kişilere ilişkin tedbirler alınabilmesi öngörülmüştür. Bunlar, Kanunun 3. maddesinde beş bent halinde sayılmıştır.

B- Hakim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları (m.4): Şiddete uğrayan veya şiddet görme tehlikesi altında olan kişiler hakkında koruyucu tedbir kararları olup, bunlar şiddete maruz kalan kadın hakkında alınacak tedbir kararlarını (sığınak, hukuki destek, psikolojik destek gibi) kapsar. Maddede; işyerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, evlilikte ortak oturulan evin tapu kütüğüne aile konutu şerhi koyulması ve mağdurun tanık koruma kapsamına alınması, koruyucu tedbirler olarak sıralanmıştır.

C- Hakim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları (m.5): Şiddet uygulayan ve/veya şiddet uygulama ihtimali olan kişi veya kişiler hakkında alınacak tedbir kararlarını ifade eder. Maddede faile karşı; şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme içeren söz ve davranışlarda bulunmama, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden şiddet failinin derhal uzaklaştırılma ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi, korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmama, çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması veya kişisel ilişkinin sınırlanması veya tümü ile kaldırılması, korunan kişinin şiddete uğramasa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin haller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması, korunan kişinin şahsi veya ev eşyasına zarar vermemesi, korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair şekilde rahatsız etmemesi, bulundurulmasına veya taşınmasına yasal izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi, silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı derhal kurumuna teslim etmesi, korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol veya uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması veya bu maddelerin etkisi altında iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, madde veya alkol bağımlısı olması halinde hastaneye yatırılması dahil muayene ve tedavisinin yapılması, bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması tedbirlerinden birisine, birkaçına, hatta uygun görülecek benzer tedbirlere aile mahkemesi hakimi tarafından karar verilir. Özellikle; şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişiye verilen uzaklaştırma, mağdura veya yakınlarına yaklaşmama tedbirinin etkin şekilde uygulanmasında, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’nun “Elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip” başlığı altında şüpheli, sanık ve hükümlü hakkında uygulanan takip mekanizmasının, 6284 sayılı Kanunda öngörülen tedbirlerin gözetilmesi ve dolayısıyla şiddet mağdurunun korunması bakımından da uygulamaya geçirilmesi isabetli olacaktır.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde; 6284 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirlere ilgili kolluk amiri tarafından da başvurulabilir, ancak bu tedbirlerin aile hakimi tarafından onaylanması gerekir. Ayrıca aile hakimi; Kanunda sayılan tedbirlerle birlikte, velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkili olup, şiddet mağdurunun talebi olmasa bile tedbir nafakasına hükmedebilir.

6284 sayılı Kanunun “İhbar” başlıklı 7. maddesinde ilginç bir hüküm daha bulunmaktadır. Maddeye göre; “Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı halinde herkes bu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir. İhbarı alan kamu görevlileri bu Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmek ve uygulanması gereken diğer tedbirlere ilişkin olarak yetkilileri haberdar etmekle yükümlüdür”.

IV- Bu Tedbirleri Kimler Alır?

Kanun koyucu bu yasa kapsamında alınabilecek tedbirleri koruyucu ve önleyici tedbirler olarak ikiye ayırmış, koruyucu tedbirlerin mülki amir ve hakim tarafından verilmesi, önleyici tedbirlerin ise hakim tarafından verilmesi ilkesini benimsemiştir. Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hakiminden, mülki amirden veya kolluk biriminden talep edilebilir.

V- Tedbirin Alınması İçin Mağdurun Talebi Gerekir mi?

Kanun kapsamında sayılan ve şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi olan her birey tedbir talep edebileceği gibi, şikayet üzerine de tedbir uygulanabilir.

VI- Tedbir Kararına Aykırılık

Bu Kanun hükümlerine göre; hakkında tedbir kararı verilmiş şiddet uygulayan kişinin bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi halinde, Kanunun 13. maddesi devreye girmektedir. Madde hükmüne göre; şahsın fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hakim kararı ile üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. Kanun koyucu “ne bis in idem” ilkesinin tazyik hapsi bakımından engelini Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “fiili bir suç oluştursa bile” ibaresi ile aşmıştır.

13. maddenin 2. fıkrasına göre ise; “Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez”.

Tekrar belirtmeliyiz ki; tedbire aykırılık hallerinde verilen zorlama hapsi kararının kaldırılabilmesi ve karardan sonra süresinin kısıtlanabilmesi prensip olarak mümkün değildir. 6284 sayılı Kanunun “İtiraz” başlıklı 9. maddesi ile Uygulama Yönetmeliğinin 33 ve 34. maddeleri uyarınca, 6284 sayılı Kanuna göre verilecek kararlara itiraz edilmesi mümkündür. Ancak 6284 sayılı Kanunun 9. maddesinde belirtilen itiraz kanun yoluna ilişkin usulün ve ayrıntılarının; Uygulama Yönetmeliği ile değil, yine 6284 sayılı Kanunla düzenlenmesi gerekirdi.

6284 sayılı Kanunun 9. maddesine göre; “(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.

(2) Hakim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hakimi ile asliye hukuk mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.

(3) İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir”.

Kanunda itiraz üzerine yapılacak incelemenin duruşmalı yapılamayacağına dair bir hüküm olmadığı halde; bir alt norm olan ve Kanuna aykırı olmaması gereken Uygulama Yönetmeliğinin 33. maddesinin 3. fıkrası ile 34. maddesinin 4. fıkrasında, hakimin gerekli gördüğü haller dışında, itiraz incelemesinin duruşmalı yapılmayacağı belirtilmiştir. Tedbir kararları ve özellikle tazyik hapsi hakkında yapılacak itiraz incelemesinin hızlı, etkin ve mümkünse duruşma açılarak yapılması ve bu yolla karara itiraz eden tarafa söz hakkının tanınması isabetli olacaktır.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ümit Ersoy 2 hafta önce

Her ne kadar makale uzun olsa ve saygı değer bir profesör Tarafından kaleme alınsa dahi, ben yine de bu kanunun adil olmadığına inanıyorum.