İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı; İzmir ilinde bulunan bir kilisede papazlık yapan Amerikan vatandaşı Andrew Craig Brunson hakkında siyasal veya askeri casusluk ile üyesi olmadığı terör örgütleri adına suçlar işlediğinden bahisle 05.03.2018 tarihli iddianame hazırlamış ve bu iddianame İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmekle kamu davası açılmıştır. 16 Nisan 2018 tarihinde ilk celsesi başlayan ve “Brunson Davası” olarak bilinen kovuşturma halen devam etmektedir.

Papaz Brunson’un tutuklanmasını, ardından konutu terk etmemek suretiyle adli kontrol tedbirine alınmasını, esas olarak yargılanmasını sert bir şekilde eleştiren ve kendisine göre yaptığı değerlendirmede suçsuz olduğuna inandığını ve dolayısıyla serbest bırakılmasını gerektiğini söyleyerek Türk yargısına ve içişlerine müdahale etmeye gayret eden, bu nokta da baskı içeren yaptırımlar ile tedbirleri uygulamaya koyan Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilişkileri, ABD Başkanı Trump’ın da belirttiği şekilde “bugünlerde iyi değildir”.

Önce Adalet Bakanımız ile İçişleri Bakanımıza tatbik edilen malvarlığını ve gelirlerini dondurma, buna ek olarak da ABD orijinli kişilerle ilişkileri yasaklama kararının ardından, şimdi de piyasalarda özellikle ABD dolarının Türk lirası karşısında aşırı değerlendiği, son olarak da bu gelişmeyi gerekçe gösteren Başkan Trump’ın 10.08.2018 tarihinde yaptığı açıklama ile ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti’nden ithal ettiği çeliğe ve alüminyuma uygulanan ek vergileri iki kart artırılmasına onay verdiği, ABD Başkanı tarafından bunun sebebi “güçlü dolar” vurgusu yapılsa da ana sebebin Türkiye Cumhuriyeti ile ABD’nin bugünlerde ilişkilerinin iyi gitmediğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

“ABD’nin Brunson Yaptırımı” başlıklı yazımızda, Brunson’un Türk Yargısı tarafından yargılanmasına yönelik ABD’nin müdahalelerinin hukuka aykırılığı ve hukuki açıdan yapılması gerekenleri ifade etmiştik. Bu yazımızda ise, bir anlamda “iceberg’in görünen yüzü” olan ve çözülmesi halinde de özellikle Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında devam eden Suriye ile Irak’ı kapsayacak şekilde kurulması hedeflenen garnizon/uygu devletten, S-400 füzelerinin Rusya’dan alınmasından ve buna ek olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin hassasiyet gösterdiği Filistin konusunda İsrail’in Gazze’yi tümü ile işgalinden kaynaklanan rahatsızlığın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırmızı çizgilerinin ABD tarafından dikkate alınmadığı sürece devam edeceği anlaşılmaktadır. Elbette artık krize dönmüş Türkiye Cumhuriyeti ile ABD’nin ilişkilerinin iyileştirilmesi konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine düşen bazı hususlar olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ABD ile olan ilişkilerin düzeltilmesi karşılığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren hassasiyetlerden taviz vermesi düşünülemez. Bir hukuk devleti olan ve “kuvvetler ayrılığı” ilkesini benimseyen Türkiye Cumhuriyeti, özellikle iktisadi alandan kaynaklanan ciddi sorunlarının çözümünde B planı ve maddi kaynak oluşturmak zorundadır.

Din özgürlüğünün ilerletilmesi konulu 29.07.2018 tarihinde yabancı hükümet ve uluslararası örgüt temsilcilerinin katılımıyla Washington D.C.’de gerçekleştirilen resmi bir toplantıda; Başkan Trump adına konuştuğunu söyleyen ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Andrew Brunson’un serbest bırakılması için Türkiye’ye sert bir mesaj gönderdi.

Mike Pence; Amerikan vatandaşı papaz Andrew Brunson’un, Türkiye'de 20 yıldan uzun bir süredir yaşadığını, ailesini yetiştiren ve sadakatle İsa Mesih'in Müjdesi'ni paylaşan bir Amerikan vatandaşı olduğunu belirterek, kendisinin Türkiye’de bir zulüm kurbanı olduğunu ifade etti. Papaz Brunson’un bir yıldan fazla süredir, hiçbir suçla suçlanmadan tutuklu olduğunu, nihayetinde Türk Hükümeti’nin kendisini “Hıristiyan inancını yayarak” Türkiye'yi sözde “bölmek ve ayırmak” ile suçladığını dile getirdi.

Mike Pence konuşmasının sonunda Türkiye’ye şöyle bir mesaj iletti: “Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve Türk Hükümetine, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı adına bir mesajım var: Şimdi Andrew Brunson’u serbest bırakın veya sonuçları ile yüzleşmeye hazır olun. Türkiye; bu masum insanı özgürlüğe kavuşturmak ve Amerika'ya evine göndermek için derhal harekete geçmezse, ABD, papaz Andrew Brunson özgürlüğüne kavuşuncaya kadar Türkiye'ye önemli yaptırımlar uygulayacaktır”.

İçeriği, tonu ve tarzı itibariyle kabulü mümkün olmayan Başkan Yardımcısı Pence’in konuşmasının amacı, 6 Kasım 2018 tarihinde ABD’de yapılacak Kongre seçimlerini kazanmak ve menfaat çatışma alanlarında Türkiye Cumhuriyeti’ni zor durumda bırakmaktır.

Pence’in konuşmasında belirttiği şekilde papaz Brunson’a karşı inancı üzerinden bir baskı yapılmadığı gibi; Brunson hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma maksadı, “mülkilik” prensibine göre Brunson’un Türk Ceza Kanunu’nda ve Terörle Mücadele Kanunu’nda tanımlanan suçları işlediği iddiasına dayanmaktadır. Brunson’un iddiaya konu suçları işleyip işlemediği, 16 Nisan 2018 tarihinde başlayan kovuşturmanın tamamlanması ile ortaya çıkacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında 1979 yılında akdedilip 1980 yılında yürürlüğe giren İade ve Adli Yardımlaşma Sözleşmesi’nin 3. ve 5. maddelerine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nde suç işlediği iddia edilen Amerikan vatandaşı Brunson’un dava devam ederken ABD’ye iadesi mümkün değildir. Prensip budur, yani bu İade Sözleşmesi ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası İş Birliği Kanunu’nun 4. ve 11. maddeleri gereğince, dava devam ederken Brunson’un iadesini izin vermemektedir.

Mevcut şartlarda ABD vatandaşı Brunson’un bihakkın tahliyesi veya hakkında beraat kararı verilmesi dışında ABD’ye gidebilmesi veya iade edilmesi mümkün gözükmemektedir.

Olağanüstü hal döneminde çıkarılan ve 7078 sayılı Kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tasdikinden geçen 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 74. maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Soruşturma izni ve yargılama” başlıklı 26. maddesine eklenen son fıkraya göre, papaz Brunson’un vatandaşı olduğu ABD’ye iadesi gündeme gelebilir mi?

2937 sayılı Kanunun 26. maddesine eklenen son fıkraya göre;Türk vatandaşları hariç olmak üzere tutuklu veya hükümlü bulunanlar; ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı nedeniyle cezalandırılmayacağı, onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulmayacağı ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalmayacağına ilişkin güvenceler bulunması kaydıyla, milli güvenliğin veya ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde Dışişleri Bakanının talebi üzerine Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilir veya başka bir ülkede tutuklu ya da hükümlü bulunanlar ile takas edilebilir”.

1- Bu hükme göre Brunson yargılanırken serbest bırakılamaz veya yargılama sonlandırılıp dava düşürülemez.

2- Bu hüküm özel olduğundan, öngördüğü şartlar gerçekleştiğinde Türkiye Cumhuriyeti’nde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan yabancıların bir başka ülkeye iadesi veya başka bir ülkede tutuklu veya hükümlü bulunanlar ile takas edilebilmesi mümkündür. Buna göre de; yalnızca yabancı tutuklular ve hükümlüler iade kapsamında olup, bu niteliği taşımayan, örneğin adli kontrol tedbiri altında yargılanan şüpheli veya sanık iade edilemez. Bununla birlikte, iade veya takas için kesinleşmiş cezanın infazına başlanmasına gerek bulunmamaktadır. Belirtmeliyiz ki; m.26’nın son fıkrasında “hükümlü” kavramına yer verildiğinden, infaz edilmeyen veya infazına devam edilen sadece hapis değil para cezası da hükümlünün iadesi kapsamına girer. Elbette hüküm, ağır suçlar ve hapis cezaları dikkate alınmak suretiyle düzenlenmiştir.

3- Bir yabancının başka ülkeye iade edilebilmesi veya takasta kullanılabilmesi için tutuklu yargılanması veya hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün olması gerekir ki; soruşturmaya veya kovuşturmaya veya mahkumiyete konu suçun adı veya niteliği önemli olmayıp, tüm suçlar 2937 sayılı Kanunun 26. maddesinin son fıkrası kapsamına girmektedir.

4- Türkiye Cumhuriyeti’nin tutuklu veya hükümlü bir yabancıyı başka ülkeye iade edebilmesi veya takasta kullanabilmesi için, yabancı ülkenin bu kişinin hak ve hürriyetlerinin korunması konusunda güvence vermesi ve bu güvencenin hukuki varlığının tespit edilmesi gerekir.

5- İadenin veya takasın gerçekleşebilmesi için, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliğinin veya ülke menfaatlerinin bunu gerekli kılması, yani milli güvenliğin veya ülke menfaatlerinin korunması amacıyla iadenin veya takasın yapılmasının elzem olduğuna dair somut gerekçelerin gösterilmesi gerekir. Aksi halde, tutuklu olarak yargılanan bir yabancının maddi hakikatin ve adaletin gerçekleşmesini engelleyecek şekilde yabancı ülkeye iade edilmesi veya takas kapsamında bu iadenin gerçekleşmesi 2937 sayılı Kanunun 26. maddesinin son fıkrasına aykırı olacaktır.

6- Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısında bir muhatap olmadan, yani yabancı bir devletin tutuklu veya hükümlü yabancının iadesini veya takasını talep etmeden veya tutuklu veya hükümlü yabancının talebi kapsamında iadesi veya takası muhatap yabancı devletle görüşülüp anlaşmaya varılmadan, tutuklu veya hükümlü yabancının serbest bırakılması veya yargılanırken veya cezası infaz edilirken Türkiye Cumhuriyeti’nden gönderilmesi gündeme gelemez.

7- Yabancı tutuklunun veya hükümlünün yabancı ülkeye iadesinin veya yabancı ülkede bulunan başka tutuklu veya hükümlü bulunan veya bulunanlarla takasının gerçekleşebilmesi için, bu konuda 2937 sayılı Kanunun 26. maddesinin son fıkrasında öngörülen talep, teklif ve onay prosedürünün tamamlanması şarttır.

Bu açıklamalar ışığında; 2937 sayılı Kanunun 26. maddesinin son fıkrasında belirtilen şartların gerçekleşmesi kaydıyla, ABD ile yapılacak anlaşma karşılığında papaz Brunson’un iadesi gündeme gelebilir.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdulkerim 5 gün önce

Ersan ŞEN Hocam; Ohal Kalktıktan sonra ohal khkları ile işten atılanların hukuki durumları ile ilgili bilgi verebilir mi? Teşekkür ederim.