Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın çağrısı üzerine, TBMM’de grubu bulunan dört parti, yeni anayasa çalışmalarını partileri adına yürütecek üçer kişilik isim listelerini meclis başkanlığına sundu.

Soru şu:  Bu meclis ve mecliste grubu bulunan dört parti adına kurulan komisyon, “özgürlükçü ve demokratik yeni bir anayasa”  yapar mı, yapabilir mi?

Bu soruya gönül rahatlığı ile “evet” diyebilmeyi gerçekten çok isterdim. 1876 tarihli Kanun-i Esasi ile başlayan Anayasacılık serüvenimizi, demokrasi ile taçlandıracak bir anayasa yapılmasını, bu ülkede barış ve huzur ortamını destekleyen her vatandaş ister. 1921 tarihli Anayasa dâhil olmak üzere, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan hiçbir anayasa, olağan koşullar altında yapılmış ve halk iradesine dayalı anayasalar değil.

Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası darbe ürünü bir anayasa. Çok yüksek bir oran ile halk oylamasından geçmiş olması, 1982 Anayasası’na, gerçek anlamıyla “toplumsal sözleşme” nazarıyla bakmamız için yeterli değil. Halkın yüksek bir oy oranı ile“evet” demiş olması, diktatörün gidişini hızlandırma tercihinden başka bir şey değildi.

Toplumun, barış ve huzur içinde bir arada yaşayabilmesi, mümkün olan en geniş mutabakata dayanan “toplumsal sözleşmeyle”anayasal bir zeminde buluşmasından geçiyor. Hiç kuşkusuz bu mutabakat metnini oluşturacak yegâne merci meclistir.

Yazıma başlık yaptığım soruma gelince,cevabım maalesef “hayır.” Çünkü Türkiye’nin hali hazır siyasi atmosferi, devlet yapısı, meclis aritmetiği ve mevcut dış politik dengeleri özgürlükçü, demokratik yeni anayasa yapmak için hiç ama hiç elverişli değil.

Bugün ihtiyaca cevap verecek demokratik yeni anayasa yapmak için önümüzdeki en önemli engel AKP.  AKP’ye gönül veren okurlarım kızmasın ve sabredip yazıyı sonuna kadar okusunlar, iddiamı izah etmeye çalışayım.

Kurulduğu 2001’de ve iktidara geldiği 2002’den itibaren hedefi ileri demokrasi ve yönü Avrupa Birliği’ne dönük olan AK Parti, darbe anayasasından kurtulmamız için en büyük fırsattı.  Çevreden gelen, vesayetçilerin istemediği, dışladığı ve hatta iktidardan uzaklaştırmak için türlü oyunlara başvurduğu bir partiydi AK Parti.

Bir vatandaş olarak, eylem ve söylemleri ile gördüğüm ve gözlemlediğim o AK Parti, özgürlükçü ve demokrat bir partiydi. Kurulduktan bir yıl sonra tek başına iktidara gelişini de “demokrat” parti vizyonuna borçluydu.

2002’de yüzde 35’le tek başına iktidara gelen AK Parti, askeri ve bürokratik vesayete rağmen 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde bu defa neredeyse halkın yarısının desteğini aldı. Arkasında büyük bir halk desteği vardı. AK Parti bu geniş halk desteği ile “sivil ve demokratik bir anayasa” yapabilirdi. Ancak bu mümkün olmadı.

22 Temmuz seçimlerindeki halk desteğine rağmen AK Parti, askeri ve bürokratik vesayeti aşamamış hatta kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı. Bu sebeple, AK Parti çoğunluğunu oluşturan 23. dönem meclisinden yeni anayasa çıkmamasının geçerli mazeretleri vardı.

Vesayet çevrelerinin baskısı altındaki 23. Dönem meclisinden yeni anayasa çıkmadı ancak askeri ve bürokratik vesayeti sonlandıran çok önemli bir hamle geldi. 26 maddeden oluşan anayasa değişikliği paketi 12 Eylül 2010 tarihinde halkın yüzde 58’inin oyu ile kabul edildi.

Türkiye, 12 Eylül referandumuyla, 1960 askeri darbesi sonrası  kurulan ve 50 yıl boyunca devam eden askeri ve bürokratik vesayetten büyük ölçüde kurtuldu. Yeni anayasa yapım sürecimizde dönüm noktası 12 Eylül 2010 tarihi oldu. AK Parti hükümeti bu tarihten sonra prangalarından kurtuldu, artık “hem iktidar hem de muktedirdi.”

AK Parti12 Haziran 2011 seçimlerinde bir kez daha çok yüksek bir oya oranı ile tek başına iktidara geldi. En önemli gündem yine yeni anayasaydı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Meclis genel kuruluna sunulmak üzere hazırlanacak yeni anayasa taslak metninde yer alacak maddelerin kabulü, “oy birliği” şartına bağlandı.

2011 Haziran seçimlerinden sonra, terör meselesinde çatışmasızlık ve müzakere sürecine girilmesi ve Kürt sorununademokratik yollarla çözüm bulma arayışı ile birlikte toplumda oluşan rahatlama, yeni anayasa yapım sürecinin başarıya ulaşması yönündeki umutları arttırdı.

Ne var ki bir çok anayasa uzmanı, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda, yeni anayasa taslak metninin kabulünün, komisyon üyelerinin “oy birliği” şartına bağlanmasının, meclis genel kuruluna dört partinin üzerinde uzlaştığı bir metnin gelmesini neredeyse imkansız hale getirdiği görüşünü ortaya koydular.

Nitekim de öyle oldu. Çalışma süresi defalarca uzatılmasına rağmen Anayasa Uzlaşma Komisyonu, Meclis genel kuruluna taslak bir metin sunamadı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları başarısızlıkla sonuçlandı.

Elbette ki; Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının başarısızlıkla sonuçlanmasında bütün sorumluluğu AK Parti’ye yüklemek hakkaniyetli bir yaklaşım olmaz. Muhalefetin de bu başarısızlıkta payı var. Ancak sürecin muhtemel başarısı da, bugün ortada olan başarısızlığın da mimarı, AK Parti.

2011 haziran seçimleri sonrasında meclisteki mutlak çoğunluğu ile yasama ve yürütme erklerini kontrolü altında tutan AK Parti’yi, 12 Eylül referandumu ile kabul edilen düzenlemelerle birlikte, yargı erkini de kontrol edebilmenin konforu ve rahatlığı ile hareket ettiğini görüyoruz. “Devlet iktidarında” oluşan bu yeni güç dengesi yeni anayasa çalışmalarını doğrudan etkiledi.

12 Eylül 2010 referandumu sonrası vesayet odakları baskısından kurtulan AK Parti, bu tarihten sonra yeni anayasa çalışmalarına, demokratik standartları yükseltme, toplumsal uzlaşma ortamını sağlama ve güvence altına alma anlayışı ile değil“devlet iktidarını” kontrol edebilme saikıyla yaklaşmaya başladığını görüyoruz.

2011’den 2016’ya köprünün altından çok sular aktı. Askeri ve bürokratik vesayet büyük ölçüde geriledi. “Devlet iktidarında”denge seçilmişler lehine değişti.

Bu arada  siyasette, 17-25 Aralık depremi yaşandı.Yolsuzluk suçlaması ile karşı karşıya kalan AK Parti ve hükümet, “Milli orduya kumpas kuruldu” manevrasıyla sistem dışına ittiği vesayet odakları ile uzlaştı. “AK Parti, AKP’leşti.”  “Kemalist Devlet” gitti, “demokrat AK Parti” bitti, “AKP Devleti” geldi.Devletleşen AKP ise daha fazla demokrasi yerine daha fazla güç arayışının peşine düştü.

7 Haziran seçimlerinde halktan ciddi bir uyarı tokadı yiyen AKP, yönettiği devlet gücü sayesinde 1 Kasım’da rövanşı aldı. “Çözüm Süreci” bitti, “Temizleme Süreci” başladı. Güneydoğu’da adı konulmamış bir iç savaş var ve maalesef  şiddet her geçen gün artıyor.

AKP bu ortamda anayasa çalışmaları için düğmeye bir kez daha bastı. Hedef bu sefer,   “özgürlükçü ve demokratik bir anayasadan”  çok “Başkanlık Sistemini” kapsayan düzenlemeyi meclisten  bir şekilde  geçirmek.

Nasıl bir anayasa olursa sistem daha demokratik, daha özgürlükçü ve daha katılımcı olur arayışı yok.  Varsa yoksa başkanlık…Toplumsal uzlaşma nasıl sağlanır sorusunu soran yok, “devlet iktidarı” kimin tarafından ne şekilde kullanılacak tartışması var.

Demokrasinin olmazsa olmazı olan Kuvvetler Ayrılığı nasıl sağlanacak, erkler arasında denge fren mekanizması nasıl kurulacak sorusuna cevap yok.Tek hedef, neye mal olursa olsun meclisten “Türk tipi başkanlığı” geçirmek.

Cevabını merakla aradığımız soruyu bir kez daha soralım: Bu meclis yeni anayasa yapabilir mi?  Daha açık ifade ile soralım: Bu meclis ve bu AKP “özgürlükçü ve demokratik bir anayasa”  yapar mı, yapmak ister mi?

Günün sorusuna cevabım bir kez daha “hayır.” Ya sizin?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
I. Justinianus 2 yıl önce

dünyanın en refah 10 ülkesinden 8'inde koalisyon varken kimse anayasa yapılamaz demesin.eğer yapılamıyorsa sebebi iktidar partisinin anayasa başlığı altında erdoğanı hukuk düzenine karşı koruma ve yetkilendirme kanunu çıkarmak istiyor olmasıdır

Avatar
salitekbıçak 2 yıl önce

SEÇ-SİS- Sistemi yürürlükte kaldığı sürece AKP, defalarca Anayasayı değiştirir.

Avatar
Smit 2 yıl önce

Hayır :(