Din, siyaset ilişkisi tarih boyunca bugün de çok tartışılan bir konu. Batıda da, doğuda da bu konu uzun yıllar boyunca çok yoğun bir şekilde tartışıldı. Batı yüzyıllarca süren tartışmalar hatta savaşlar sonucunda din-devlet tartışmasını aştı.

Batıda,din(kilise)-devlet ilişkisi
, Kilisenin devlet ve toplumu yönetme iddiasından vazgeçmesi, vazgeçirilmesi ve laiklik ilkesi temel alınarak çözüldü. Doğuda, özellikle İslam dünyasında din-devlet ilişkisinin sağlıklı bir zemine oturtulabildiğini söyleyemeyiz.

İslam ve demokrasi bağdaşır mı?
 Laik sistemin İslam’da yeri nedir? İslam dünyası yüz yılı aşkın bir süredir bu soruların cevabını arıyor. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte laik hukuk ve devlet sistemini benimseyen ülkemizde, laikliğin tanımı üzerinde bile hala uzlaşamadığımızı üzülerek ifade etmeliyim.

Bu yazıda din-siyaset tartışmasına girme niyetinde değilim. Boyumu aşar, bilgi ve birikimi mi de. Peki neden oldukça tartışmalı ve iddialı bu konu hakkında yazdım, boyumu aşan bir işe neden kalkıştım? İzah etmeye çalışayım.

Bu aralar yazılı ve görsel medya başta olmak üzere sosyal medyada, “oy verilecek caiz parti” fetvalarından geçilmiyor. “AKP’ye destek vermek farzdır” diyeninden tutun, “falan partiye oy verenler vatan hainifilan partiye oy verenler evladı Fatihan” komedisine kadar fetvalar, fetvalar…

Eğip bükmeden yazacağım. Hayatımın hiçbir döneminde Milli Görüşçü olmadım ancak Milli Görüş davasına, davanın mimarı Merhum Erbakan Hoca’ya, mücadelesine, azim ve inancına hürmetim var. Milli Gençlik Vakfı ve çeperindeki Milli Görüş çizgisindeki vakıf ve derneklerin “dindar nesil” yetiştirme gayretlerini hep alkışladım, alkışlamaya da devam edeceğim.

Ne var ki Merhum Erbakan Hoca’nın “hak geldi, batıl zail oldu” mealindeki İsra Süresi’nin 81. Ayetini siyaset alanına taşıyıp Milli Görüşçizgisini ve onu temsil eden partiyi “hak”, karşısındaki tüm siyasi partileri “batıl” olarak tarif etmesine öteden beri hep itiraz ettim. Bu bağlamda, Milli Görüşçülerin, kendi partilerine oy vermeyen tüm seçmenleri Müslüman olsun olmasın “batıl yolda ve tarafta” olmakla itham etmelerini hep yadırgadım.

Elbette bir Müslüman’a göre, Kur’an “hak”, Kur’an’nın nazil olması ile birlikte diğer bütün dinler “batıldır.” Ve elbette ki Kur’an’nın bu hükmüne itirazı olan bir mü’min dinden çıkmıştır. Dini bir konu olmak ve ihtisas alanım olmamakla birlikte bu husus tartışmalı bir konu değildir. Evet inancımıza göre  İslam “hak”, diğer bütün dinler “batıldır.” Peki partiler ve siyaset alanında bu böyle midir? Kanaatimce asla…!

Dindar bir Müslüman, insanlığın kurtuluşunu, ıslahını ve refahını Kur’an’a göre yaşamada, Kur’an ahkamının fert, toplum hatta devlet hayatına hakim olmasıyla mümkün olacağına inanır, inanabilir. Müslüman, bu inancı doğrultusunda siyaset yoluyla mücadele etmeyi kendisine dava edinebilir.Siyaset yoluyla İslam’a, Kur’an’a ve insanlığa hizmet etmek bir yoldur, tercihtir, metottur. Merhum Erbakan Hoca’nın yaptığı da budur.

Siyaset yoluyla İslam’a, Müslüman’lara hatta insanlığa hizmet etmeyi dava edinen Merhum Erbakan Hoca’nın  “yegane hak yol ve dava” olarakMilli Görüş’ü ve Milli Görüş çizgisindeki partiyi görmesinedir itirazım. Erbakan Hoca böyle demedi diyenler arşive dönüp baktığında Hoca’nın bu minvalde onlarca söz ve beyanını görecektir. Ayrıca “hak geldi, batıl zail oldu” sözü Milli Gazete’nin halen de sloganıdır, merak edenler gazetenin internet sayfasına bakabilir.

Kaldı ki AKP dahil olmak üzere Milli Görüş çizgisindeki tüm partilerde Kur’an’dan alıntılanan bu söz hala genel geçer bir söylem olarak savunulmaya devam ediliyor. Davutoğlu’nun yakın zamanda sarf ettiği “AKP’ye oy vermek farz-ı ayndır” sözü de arşivlerde duruyor. Kanaatimce “Yegane hak yol bizimdir” iddiası ve söylemi ne dini ne de laik hukuk literatürü anlamında kabul edilebilir bir iddia ve söylem değildir.

“Yegane hak yol bizimdir” yaklaşımını dini açıdan değerlendirdiğimizde bir mü’min; Mesleğim, meşrebim haktır, yahut daha güzeldir" diyebilir yoksa, “hak yalnız benim mesleğimdir, veyahut güzel yalnız benim meşrebimdir” diyemez diyen Üstad  Bediüzzaman’ın, bu yaklaşımı reddettiğini görüyoruz. Tarih boyunca  İslam’a ve Kur’an’a hizmetin hüsnü kabul gören bir çok yolu ve meşrebi olmuştur, halen de farklı bir çok meşrep ve yol mevcuttur.

Tamamı mevcut laik yasalar ve anayasaya göre kurulan siyasi partiler açısından meseleye baktığımızda “yegane hak parti bizim partimizdir, diğerleri batıldır” sözünü İslam dini çerçevesinde de laik hukuk sistemi açısından da bir yere oturtmak gerçekten oldukça zor.

Şimdi sormak hakkımız herhalde: Merhum Erbakan’ın vefatından önce kurduğu son parti olan Saadet Partisi mi, oğlu Fatih Erbakan’ın bu partiden ayrılarak kurduğu ve başında bulunduğu Erbakan Vakfı mı yoksa  “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyen  “Halife-i ruyi zeminin” partisi mi “hak” parti?  Hangisi “hak” hangisi “batıl” bu partilerin, bir karar vermek gerekmez mi?

“AKP’ye oy vermek farzdır”, fetvası veren “ağabeylere mi”, hatta “farz-ı ayndır” diyen Davtuoğlu’na mı   yoksa merhum Erbakan Hoca’nın“AKP’ye oy vermek cehenneme bilet almaktır” sözüne mi itibar edelim?

Milli Görüş düşüncesine ve davasına gönül veren dostlarım, arkadaşlarım sorduğum bu sorudan dolayı alınmasın, gücenmesin. Köklü bir geçmişe sahip bu siyasi İslam hareketi ve mensuplarını rencide etme niyet ve düşüncesi içinde değilim.

Laik hukuk ve devlet sistemi içinde siyaset yapan, sistemin kurallarına göre hareket etmeyi taahhüt eden ve buna göre seçmenden oy talebinde bulunan Milli Görüş ve türevi parti mensupları seçmenin önüne “en tercihe şayan parti biziz” iddiasıyla elbette çıkabilir ancak “biz hak tarafız” diğerleri batıl tarafta” dediği anda bu sözlerine güler geçerim.

Oy vermek sadece ve sadece bir vatandaşlık görevidir, farz, vacip ve sair olarak tanımlanacak dini bir vecibe değildir. Kimin, bireysel menfaatime, toplum ve devlet yararına daha iyi hizmet edeceğine, benim ve tüm vatandaşların düşünce, inanç ve ibadet özgürlüğünü anayasal teminat altına alacağına, ülkenin barış ve huzuru için mücadele edeceğine, gelecek nesillere daha iyi bir çevre bırakmak adına projeler üreteceğine, kul hakkına, insan haklarına ve dahi hayvan haklarına riayet edeceğine vicdanen kanaat edersem, gider oyumu o partiye ve liderine veririm.

Oyumda isabet kaydedersem ne mutlu bana. Oy verdiklerim, hüsnü zannımda yanıltıp, beni üzerse, yani;  yan gelip yatar, çalıp çırpar, adaletsizce yönetir, savaş çığırtkanlığı yapar, çevreyi tarumar eder, hayvan hakkı bir tarafa kul hakkı ve insan haklarını dahi çiğnerse hakkımı helal etmem, yanıldığım ve yanıltıldığım için rabbimden af diler ve sandık başında o nadanlarla yolumu ayırır bir daha semtlerinden dahi geçmem.

Parti değiştirmek din değiştirmek değildir, karıştırmayalım lütfen. Adalet, hak ve hukuk tanımayanların “çalıyor ama çalışıyor” ayıbına ortak olmayacak, bıkmadan usanmadan, “çalışan ama çalmayan” adil idareciler aramaya devam edeceğim.

Av. Selami KURT 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsmetullah Güler 2 yıl önce

Tebrik ederim kardeşim. Meseleyi güzel ifade etmişsin. Allah razı olsun.Hocama hurmetler ellerinden öpüyorum.