Çek kanunu tasarısı TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. 24 Ocak Salı günü de Genel Kurulda görüşülecek.
Yasa tasarısı ile karşılıksız çekte hapis cezasını kaldırarak bunun yerine 10 yıllık çek kullanma yasağı getiriyor. Tasarı yasalaşırsa hapiste bulunan yaklaşık 10 bin kişiye tahliye olacak ve 217 bin karşılıksız çek dosyası düşecek.
İnsanlık her seferinde daha fazla güven isteyecek ve bulacak...
Eskiden söz vardı ve insanların sözleri senet hükmündeydi. Çünkü yerleşik kültüre göre verilmiş söz namustu ve sözden dönmek, taahhüdünü yerine getirmemek de ‘namussuzluk’ olarak adledilirdi. Fakat zaman ilerledikçe verilen sözler aşınmaya ve yeterli gelmemeye başladı. Sonra insanlar bir güvence olsun, bağlayıcılığı olsun diye anlaşmalarını ve taahhütlerini yazılı yapmaya başladılar. Kuran da zaten insanların sözleşmelerini yazıya dökmelerini salık verir. Nitekim en uzun ayet de bu mevzuyu ele alır.
Bu ‘adi senet’ler işe yaramadı ve bonolar, poliçelerle işler daha teknik hale getirilmeye çalışıldı. O da belli bir süre sonra yetersiz kalınca –insani münasebetlerdeki güven erozyonlarına bağlı olarak- yeni arayışların neticesi olarak, bankalardan alınan çekler devreye girdi. Türklere özgü olan vadeli çek kavramında, en güvenli teminatlardan olan bu ödeme aracının bağlayıcılığını arttırmak için, çeklerin zamanında ödenmemesi, karşılıksız kalması hallerinde hapis cezaları öngörüldü. Yani karşılıksız çek keşide edenlerin dolandırıcılık suçunu işlemiş olacakları hüküm altına alınmıştı.
Borçlu mağdur olmasın ama alacaklı da ortada kalmasın!
Şimdi son düzenlemelerle bu zorlayıcılık kaldırılmak isteniyor...
Evet, insanların hürriyetlerini, özgürlüklerini kısıtlamak, hapislerle tazyikler en son ihtimal olarak düşünülmeli... Fakat mağdur edilenlerin hakları da göz önünde bulundurulmalı.
Çek ki güven sağlayacak en sağlam ödeme- tahsil araçlarından birisi idi, ödenmemesinin hapis müeyyidesini gerekmesinden dolayı... Bu zorlayıcı etkisi ortadan kaldırılacaksa, sırada ne var? Otomatik olarak çekler bonoların durumuna düşecek.. Ama insanların arayışı kesilmeyecektir. Çekin bir zamanlar sağladığı zorlayıcı gücü taşıyan başka ödeme araçları icat edeceklerdir, adı ve hüviyeti her ne olacaksa...
Ama her halükarda bu gidişat ihkak-ı hak’ın (yani kendi hakkını kendinin almaya çalışmasının) yolunu açacaktır. Hapis cezası zorlamasına rağmen borçlular borcunu ödemezken ve bir yerde hukuk yetersiz kalırken, insanlar alternatif tahsilat arayışlarına giriyorlardı; mafyalar ve tahsilatçılar gibi...
İcra İflas Kanunlarında da değişikliklere gidiliyor ve icralar, hacizler zorlaştırılıyor, bir noktada da adeta imkansızlaştırılıyor. Çeklerde hapis cezası nasıl zorlayıcı oluyorsa, eve hacze gitmeler de bir nevi borçluyu ödemeye manevi tazyik idi. Yoksa haczedilen kullanılmış eşyaların kaydi haczini yapmış olmakla ne kadar marjinal fayda sağlanabilir ki maddi anlamda?!
Çeklerde ve icralarda yapılacak bu son düzenlemelerle devlet, mahkemelerin yükünü hafifletmeyi, uzlaşma ve ara kurumlarla meseleleri çözmeyi hedefliyor. Evet, devlet, mahkemeler, icra daireleri aradan çıkmaya başlayacak ama avukatlar da aradan çıkmış olacak otomatik olarak...
Ama alacaklar, haklar baki kalacak... Bunların elde edilmesi ve hak edilmesi için kimler bu ara boşluğu dolduracak, bekleyip göreceğiz!
.gif)
...
Devlete kolay...
Bir de devlet sürekli olarak vatandaşların hakları için hukuki ve cezai alanda sürekli olarak aflar ve muafiyetler getirip duruyor ama kendi alacaklarında ve haklarında kolay kolay bu yollara başvurmuyor. İnsan, kendi haklarından feragat ederken serbesttir, hürdür ama başkasının hakkı ve alacak teminatları üzerinde tasarrufta bulunmak istediğinde, önce bir onlara sormalı: ‘Ben senin haklarında ve beklentilerinde şöyle bir kesintiye, düzenlemeye gitmeyi düşünüyorum, ne dersin?’ diye...
Dolayısıyla da meclistekiler böylesine kritik ve milyonları ilgilendiren bu tür meselelerde herkese kulak vermeli ve meseleleri oldu-bittiye getirmemeli. Konunun tartışılması ve belli bir toplumsal mutabakatın sağlanması için fırsat tanımalı. Hatta referandum bile böyle durumlarda gerekebilir...
Bu düzenlemede; hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişiye, her bir çekle ilgili olarak uygulanan 1 yıla kadar hapis cezası, 300 TL'den 3 bin TL'ye kadar idari para cezasına dönüştürülecek. Bakar mısınız; böyle bir meselede bile devlet keser gibi meseleyi yine kendisine yontuyor ve alacaklının elindeki hapis tazyiki yaptırımını alırken, kendisine irat kapısı aralamış oluyor..!
İyi de bu borçlu zaten parasını ödeyemediği için bu duruma düşüyor. Şimdi devlet araya girdi ve buradan kendisine pay çıkardı ve para cezası kesti. Haliyle borçlu bunu da ödeyemeyecek. O zaman ne olacak? Bu para cezası hapse mi çevrilecek, başka uygulamalarda olduğu gibi..?
Bankalar, bostan korkuluğu mu?
Bankalar, krediler, kredi kartları, çekler saçıyor havaya... Bunları alanların ticari münasebetlerinde nedense bankalar hep aradan sıyrılıyor, pek bir sorumluluk yüklenmiyor. Alacaklı zaten mağdur. Hapis hallerinde borçlu da mağdur. Yeni düzenleme ile 10 yıllık bir yasak gelmesi de çok büyük, uzun bir mağduriyet. Binaenaleyh, arada bankanın da olduğu çek gibi işlemlerde bankalar da denkleme dahil edilmeli, kısmen de olsa mesul tutulmalı, kefillik müessesi işletilmelidir.
Anayasa Mahkemesi’nin hapse dair hükmü ortada...
Mevcut teamüllerimize, içtihatlarımıza bakacak olursanız da.. Anayasa Mahkeme’miz, çeklerde hapis cezasını anayasaya aykırı bulmuyor, yasa koyucuya takdir yetkisi veriyor. Bu konuda verdiği bir kararın gerekçesinde aynen şöyle deniyor:
"Çek, temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir."
Amerika’yı bir daha keşfetmeyelim AB’deki duruma bakalım...
Peki bu düzenlemeler yapılırken Avrupa Birliği genelindeki düzenlemeler genel olarak gözden geçirilmiş midir? Amerika’yı tekrar keşfetmiş olmayalım. Avrupa’da yıllardır uygulanan sistemlere bakmak gerekir. Nitekim Türkiye de AB uyum sürecinde. Keyfi yapılacak bir uygulama, AİHM’de ya da ilgili diğer uluslararası mahkemelerden dönecek, zaman, para ve emek kayıpları yaşanacaktır boşu boşuna...
2003 yılında çıkarılan çek yasası, - Avrupa birliğine üyelik süresince Türkiye'nin de imzası bulunan sözleşmelere ve anayasamıza göre- "hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" ilkesine aykırıdır diye Anayasa mahkemesine götürülmüş ancak herhangi bir olumlu sonuç çıkmamıştır.
Avrupa da karşılıksız çeke özel hapis cezası verilmediği doğrudur... Lakin, karşılıksız çek veren ‘DOLANDIRICILIK’tan yargılanıyor.
2001 krizinden bu yana ülkemizde bu yönde yapılan düzenlemeler, getirilen kriterler AB tarafından çok ağır bulunup, eleştiriliyordu. 2008 yılında aynı durum kendilerinin başına geldiğinde benzer düzenlemelere kendileri gittiler... Türkiye’nin bankacılık sistemi de örnek gösterilmekte... ‘Krizlerin teğet geçmesi’nde de bunun etkisi büyük.
Şimdi bu kanunla ne olmuş olacak?
Devlet, mahkemeler, suçla ilgili birikmiş yüzbinlerce dosyadan kurtulmuş olacak... Çünkü dosyalar düşecek... Bir daha da böyle dosyalarla devlet uğraşmamış olarak, vatandaşa, ‘Beni uğraştırmayın, kozunuzu gidin istediğiniz yerde paylaşın’ denilecek..
Arada alınan idari para cezası da kısa günün karı olacak.
Av.Ramazan Kerpeten
(İstanbul Barosu avukatı, Adalet ve Hukuk Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Basın Komisyonu Başkanı)
(Bu köşe yazısı, sayın Av. Ramazan KERPETEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YorumlarToplam 2 yorum mevcut
İsmail SEYİDOĞLU 2 ay önce yorumlandı
meslektaşıma aynen katılmakla birlikte, şunu da eklemek istiyorum. yargının iş yükünün artmasındaki temel etkenlerden biri de son 5-6 yıldır yapılan kanun değişiklikleridir. örneğin çek kanunu tam 3 defa değiştirilmiştir. yerel mahkeme bir karar veriyor. bu arada kanun değişikliği nedeniyle sırf bu sebepten yüksek mahkemece dosya yerel mahkemeye iade ediliyor. yani dosyalar, yerel mahkeme ile yüksek mahkeme arasında zamanaşımına uğrayana kadar mekik dokuyor ve bir türlü yargının arşivine gönderilemiyor...
halil sağlam 4 ay önce yorumlandı
aynen katılyorum.Sonra istanbul barosunda icra işlerinden geçimini sağlayanlar en az 15.000 kişidir.