Sabaha karşı koğuş en sağlam insanı bile hasta edecek kadar soğumuştu. Koğuşta kalan 6 kişiye rağmen kışın soğuğu baskın geliyor, 30 metrekarelik oda bir türlü ısınmıyordu. Üç kat nevresimsiz battaniyeye rağmen ısınamayan Celal yataktan çıkması halinde daha da üşüyeceğini bildiği için hareketsiz bir şekilde dar pencereden sızan ışığın duvarda oluşturduğu şekillere anlam yüklemeye çalışıyordu. Bu şekillerden birini, hayalini kurduğu tarlasına benzetti. Uzun ve geniş, bereketli, ipek gibi toprağı olan, yanından geniş su arkının geçtiği, sıcak yaz günlerinde bile insanı kavurmayan, insana emeğin, çalışmanın, helalin güzelliğini hatırlatan bir tarla… Sabahın beşinde bu hayali kurmasının nedeninin tutuklu olması olduğunu da bilerek hayal kuruyordu. Tutuklu olmasa bu saatte uyanmasına imkan mı vardı. 

Cezaevi adeta Celal’in hayal dünyasını harekete geçirmiş, iç dünyasını keşfetmesine neden olmuştu. Evinde yediği ekmeği, cam bardaktan içtiği suyu, taze soğanı, domatesi, kendi yaptığı peyniri o kadar özlemişti ki. Doğramayı bile özlemişti. Taze domatesi suyunu eline akıta akıta doğramak için duyduğu istek adeta anne sütü için yalvaran çocuğu hatırlatıyordu. En çok da istediği insanla sohbet edebilmeyi özlemişti. Canı sıkılınca yürümeyi, herhangi bir duvarla karşılaşmadan, endişe duymadan, hiçbir kurala tabi olmadan uzun süre yürüyebilmek için neler vermezdi. Hasta değildi ama yürüyemiyordu. Dili dönüyordu ama istediği kişiyle konuşamıyordu. Parası vardı ama istediği her şeyi yiyemiyordu. Bu duvar arasında canının istediği her şey olsa ne yazardı ki. Önce özgürlükmüş demek ki insan olmak diyordu. Siyasetçilerin, filozofların söyleyip durdukları özgürlük buymuş demek ki diyordu. Kimse özgürlüğün ne büyük bir nimet olduğunu söylememişti bugüne kadar. Okulda, birkaç satır arasında geçen bazı cümleleri hayal ediyor ama tam kavrayamıyordu.  

Filozof mu oldum ben diye düşünüyordu zaman zaman. Sürekli düşünmek Celal’i endişelendirmeye başlamıştı. Kafamı dağıtamıyorum diyerek aniden avluya çıkıp hızlı hızlı yürür, deli zannedilmesin diye haykırmaktan son anda vazgeçerdi. Sadece cezaevinden çıkmayı istiyor ama bu isteği O’nun zihnini allak bullak ediyordu. Tüm hisleri, düşünceleri bu duygunun esiri olmuştu. Özgür olamadıktan sonra hiçbir şeyin anlamı olmadığını yakinen anlıyor, bu düşünceyle adeta bedenini ateş kaplıyordu.

İnsani yönden mücadeleyi bırakmaması gerektiğini, güçlü görünmesini gerektiğini de biliyordu. Önce ayakta kalmam lazım diyordu. Cezaevinde geçirdiği ilk bir ayın ne büyük bir kabus olduğunu, şu anki halinin o günlere göre kötünün iyisi olduğunu kabul ediyordu. Benim zayıf olduğumu düşündükleri anda mahvolurum diyordu. Bunu kendisine dayısı da söylemişti. Ziyarete geldiğinde “Yeğenim aman ha. Kimseye hor bakma. Zayıflığını gördükleri anda üstüne çökerler” demişti. Celal’in annesi “Abi şimdi sırası mı bunun” diye ağlayarak çıkışmıştı. Ama dayısı raconu biliyordu. “Celal ne dediğimi anlamıştır” diyerek kısa kesti.

Bir anda hiç tanımadığı insanlarla aynı yerde ikamet etmek zorunda kalmıştı Celal. Hiç ummuyordu başına böyle bir şey geleceğini. Suçum yok dese de kimseyi inandıramıyordu. Avukatından bile şüpheleniyordu. Bu da inanmıyor benim suçsuzluğuma diyerek başka çareler düşünüyor ama işin içinden çıkamıyordu. Buradan bir çıksam bir çıkar yol bulurum diyordu ama hakim Celal’in delilleri karartacağını düşünmüş ve bu yüzden cezaevine yollamıştı. 

Sık ağaçlarla kaplı, yolu olmayan bir ormanda gibi hissediyordu kendisini. Burada yol bulmak mümkün değildi. Sadece ışık, ses ve koku yaşadığını hissettiriyordu. Sessizlik, soğuk, kirlilik, korku, sıkıntı ve sürekli aynı şeyi düşünmek, sürekli bir şey ummak dayanılacak gibi değildi. Konuşmak sadece suda batmamak için el ve ayak çırpmak gibi bir şeydi. Konuşmazsa mahvolacağını da biliyor ama her konuşmanın bir kavgayla sonlanma imkanından da ürperiyordu. 

“Karıncayı bile incitmedim ki ben bu yaşıma kadar” demişti son söz olarak. Ama sorgu hakimi yüzüne bile bakmadan, dosyayı bir köşeye doğru yavaşça iterek, mırıldanarak, “şüphelinin tutuklanmasına” deyivermişti. Bunu söylerken kararından emin olmadığı belliydi. Celal ile göz teması kurmamak için adeta köşe kapmaca oynuyordu. Celal’in masumiyeti, suçsuz olma ihtimali hakimden de, hakimin makamından da baskındı. Hakim cüppesinde küçülmüştü. Adeta babasının ceketini giyen 5 yaşındaki çocuğa benzemişti. Celal’in avukatı Serhat Bey birkaç beylik laf söyledi ama hakim salondan ayrıldı. 

Celal bu anda masumiyetini ispatlaması halinde kurtulabileceğine inanmıştı. Ama nasıl yapacaktı. Durup dururken gözaltına alınan, sorgulanan ve şimdi tutuklanan birisi niye masumiyetini ispatlamak zorunda olsun ki diye düşündü. Koskoca devlet benim masum olduğumu bilemeyecek mi dedi. Ama koskoca devletti işte Celal’i tutuklayan. Üstelik yüzüne bile bakmadan. 

Hayatında hiç bu kadar küçülmediğini hissetti. Hakaretten bile beterdi. Biz senin normal bir insan gibi yaşamana müsaade etmeyeceğiz. Seni cezaevine yolluyoruz. Biz sevmediklerimize bunu yaparız mı diyordu devlet. 

“Hayır” dedi içinden. Katillerin, dolandırıcıların, sahtekarların, teröristlerin yeri değil mi orası. Ben niye gidiyorum ki dedi. Ben onlarla ne yaparım, nasıl hayatımı geçiririm diye düşündü. Bu kadar mı kötü birisiyim diye düşündü. Zihni hiç bu kadar hızlı çalışmamıştı. Rüya değildi yaşadıkları. Çünkü aşırı yorgunluk hissediyor, elini sıktığında acı hissediyordu. Bu da mı bir tecrübe acaba dedi. Bunu yaşamak istemiyordu. Merak bile etmiyordu. Ama yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.

Mübaşir ve polisler hızlı adımlarla Celal’e doğru yaklaştılar. 

Celal salonu dışında bekleyen annesine bakakalmıştı. 

Tutuklanmanın ne demek olduğunu ilk defa görüyordu. Henüz neler yaşayacağına dair hiçbir bilgisi olmadan bileklerini polis memurlarına doğru uzattı. Boynu bükülmüş, gözlerinde cesaret ve özgüvene dair hiçbir şey kalmamıştı. 

Polislerin tek derdi Celal’i bir an önce teslim edip evlerine dönmekti. Merhamet kırıntısı bile yoktu hareketlerinde. 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.