Bu yazımın kalem alınma sebebi son zamanlarda medyada sıkça yer alan bir haber başlığıdır. Anılan haber “Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?” başlığı ile gerek haber sitelerinde, gerekse sosyal medyada çok fazla ilgi görmüştür.
           
Haber başlığındaki kelimeleri hiç değiştirmeden yazımı kaleme alacağım. Bu durumda devletin bir suç soruşturması sırasında delil toplarken vatandaşını tuzağa düşürüp düşüremeyeceği hususunu gerek AİHM, gerekse Yargıtay İçtihatları çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağım.
           
Öncelikle “Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?” cümlesini soruşturma evresine uyarlayarak anlatacak olursak bu evrede soruşturmanın başında olan makamın iddia makamı olan Cumhuriyet savcısı olduğu açıktır. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının emir ve talimatlarını yerine getiren ve delil toplanmasına yardımcı olan kişiler ise kolluk görevlileridir. Dolayısıyla haber başlığındaki devlet teriminin Cumhuriyet savcısına ve kolluk görevlilerine karşılık geldiğini düşünelim. Bununla birlikte vatandaş deyiminden bir suç şüphesi altında bulunan kişi, yani şüpheli deyimini anlamamız gerekmektedir. Tuzak kurmak ise; soruşturma evresinde şüphelinin gerçekleştirdiği iddia edilen ve kendisine isnat edilen bir suç dolayısıyla sırf delil toplayıp şüpheliyi suçüstü yakalatmak amacıyla kendisini suça azmettiren x-ajan ya da provokatör ajan anlaşılmalıdır.
           
Ceza muhakemesinin amacı, hukuki sorunu çözerek maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşmada belirlenecek usuller ise ilgili kanunlar tarafından belirlenmiş olup, sırf maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla insan onuruyla bağdaşmayacak bir takım yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşılmak istenmesi adil yargılama hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Bir kişi her ne suç işlemiş olursa olsun ancak adil bir yargılama sonucunda kendisine ceza verilebilir ve suçluluğu sabit oluncaya kadar suçsuz kabul edilir.
           
X-ajan ya da provokatör ajan, kişileri suça azmettirerek onların suçüstü durumunda yakalanmasını sağlayan kişidir. Yazımızın asıl teması bu hususta toplanmakta olup, kişilerin sırf delil elde edilmesi amacıyla suça azmettirilerek suçüstü yapılarak yakalanmasının adil yargılama hakkının ihlali olup olmadığını tartışacağız.
           
Öncelikle AİHM kararları çerçevesinde bu hususu değerlendirecek olursak AİHM, Burak Hun vs Türkiye kararında, ajan provokatörün suça azmettirmesi sonucu elde edilen delillerde bir kamu yararı bulunmadığı ve dolayısıyla yargılama sürecinin adil yargılama hakkının ihlali niteliğinde olduğunu belirtmiştir.[1]  Yine aynı kararda AİHM, ajan provokatörün müdahalesi olmaksızın bir suç işlenmeyeceğinin altını çizmiş, suç delili toplarken kişileri aktif olarak suça yönlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, delil toplamanın ancak kişiye bir müdahale yapılmaksızın pasif takip yapılmak suretiyle elde edilebileceğini belirtmiştir. Bir başka AİHM kararında ise mahkeme “Onların müdahalesi olmasaydı da bu suçun işleneceğini gösteren hiçbir bulgu yoktur. Bu müdahale ve bunun uyuşmazlık konusu ceza yargılamasında kullanıldığı dikkate alındığında, başvurucunun yargılaması adil olmamıştır.” diyerek adil yargılama hakkı açısından ihlal kararı vermiştir.[2]

Sepil vs Türkiye kararında ise AİHM, “Kamu yararı gerekçe gösterilerek polisin suça teşviki sonucunda elde edilen delillerin kullanılması haklı bulunamaz, zira bunun yapılması, sanığın başlangıçtan itibaren adil yargılanma hakkının kesin olarak riske atıldığı anlamına gelecektir.”[3] şeklinde hüküm vermiştir.

Yargıtay kararları açısından bu hususu inceleyecek olur isek; Yargıtay “Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler. Böyle bir uygulama yani bireyin hileli davranışlarla aldatılarak suç işlemesinin sağlanması devlete olan güveni zayıflatacağı gibi temel hakları da ihlal edecektir.” diyerek bir kimseyi suça azmettirmenin hukuka aykırı olduğunu açıkça belirtmiştir.[4]

Yine yakın tarihli güncel bir kararında ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu hususta
Devletin temel görevlerinden biri suç işlenmesini önlemektir. Kolluk görevlilerinin, daha fazla ceza almalarını sağlamak için şüphelileri suç işlemeye yönlendirmesi kabul edilemez. Aksi halde gerek Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde öngörülen adil yargılama hakkı ihlâl edilmiş olur.” diyerek bu hususun adil yargılama hakkının açıkça ihlali olduğunu vurgulamıştır.[5]

Sonuç olarak; devlet vatandaşına tuzak kurar mı denilen husus aslında x-ajan denilen kişinin sırf delil elde etmek amacıyla kişileri suça azmettirmesi ve bunun sonucunda bu kişileri suçüstü yaparak yakalatması ve ceza almasını sağlaması hususudur.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak ise de bu husus hukuka uygun olarak elde edilen deliller aracılığı ile gerçekleştirilebilir. Gerek AİHM, gerekse son zamanlarda Yargıtay bu gibi durumlarda sırf delil elde edilmesi amacıyla kişilerin suça azmettirilmesini adil yargılama hakkının ihlali olarak nitelendirmektedir. Gerçekten de kişiye hiçbir müdahalede bulunulmaksızın yalnızca pasif takip ile delil toplanabiliyor ise bu durumda aktif olarak suça yönlendirilmesi düşünülemez ve bu suretle toplanan deliller kişinin mahkumiyetinde kullanılamaz.

Tüm bu anlatılanlardan açıkça görüleceği üzere devlet bir suç soruşturması yaparken vatandaşlarını tuzağa düşüremez. Şayet, sırf maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için vatandaşını tuzağa düşürür ve hukuka aykırı delil elde eder ise bu husus adil yargılama hakkının ihlalidir.

Umarım özet şeklinde anlatmak istediğim bu husus herkese faydalı olmuştur. Aslında söylenecek çok şey var ama şimdilik bu kadar diyorum ve bir sonraki yazımda tekrar görüşmeyi umut ederek hepinize saygılarımı sunuyorum.

(Bu köşe yazısı, sayın Av. Murat YILMAZ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-----------------------------
[1] Burak Hun vs. Türkiye,  Başvuru No:17570/04
[2] Ramanauskas vs. Litvanya, Başvuru No: 74420/01
[3] Sepil vs Türkiye, Başvuru No: 17711/07
[4] Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E: 2013/5397, K: 2013/15729, T: 21.05.2013 Tarihli Kararı.
[5] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E: 2015/10-337, K: 2015/197, T: 09.06.2015 Tarihli Kararı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.