İkiz Yasalar olarak da bilinen Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile İktisadi, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin ortak 1. maddelerinin 1. fıkrasına göre; “Bütün halklar kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. Bu hak uyarınca bütün halklar, kendi siyasal statülerini özgürce belirlerler ve iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce gerçekleştirirler”.
 
Kendi kaderini tayin etme, yani self determinasyon hakkı, kökenini 1918 yılında ABD Başkanı Wilson’ın ABD Kongresi’nde açıkladığı ilkelerden almaktadır. Bu ilke; Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde, Osmanlı Devleti aleyhine kullanılmıştır.
 
Günümüzde gerek Kuzey Irak’ta ve gerekse Katalonya’da gerçekleşen veya gerçekleştirilmesi için çabalanan bağımsızlık referandumları gündemi meşgul etmekte iken, bu referandumların dayanağı olarak öne sürülen self determinasyon hakkının bütünüyle anlaşılmasının önemli olduğu kanaatindeyiz. Bu yazımızda; “Halkın Kendi Kaderini Tayin Hakkı”, “Bir Ülkenin Bir Kısmında Yaşayanların Ayrılma Hakkı”, “Ayrılma ve Self Determinasyon” ve “IKBY Referandumu ile İlgili MGK Açıklaması” başlıklı yazılarımızı tamamlayıcı ve açıklayıcı olarak, self determinasyon hakkı ile ilgili bazı temel ve güncel soruları Uluslararası Hukuk açısından cevaplayacağız.
 
Self determinasyon hakkından kimler faydalanır, yani self determinasyon hakkının öznesi kabul edilen “halk” kimdir?
 
“Halk” teriminin doktrinde birden çok tanımı olmasına rağmen, self determinasyon hakkının öznesi olan halk; bağımsız bir devletin bütün nüfusu, sömürge altında yaşayan bir ülkenin nüfusu, yabancı devlet işgali altında yaşayan bir ülkenin nüfusu olup, self determinasyon hakkının kullanımı, yani halkın kendi kaderini tayini için belirtilen nüfuslardan birisi bulunmalıdır.
 
Özne; bir coğrafya üzerinde yaşayan nüfustur, etnik veya dini topluluklar değildir, yani etnik köken, din, mezhep, iktisadi gelişmişlik veya ideoloji sebebiyle çoğunluktan ayırt edilebilen bir topluluğun self determinasyon hakkı kabul edilmemiştir.
 
İkiz Yasalar ortak m.1’e göre self determinasyon hakkı neyi içerir?
 
1- Halkın kendi siyasi statüsünü belirlemesi (bu kapsamda devlet kurma veya rejim/sistem değiştirme girer, ancak yukarıda sayılan birinci grup devlet kuramazken, rejimi/sistemi değiştirebilir), özgürce iktisadi, sosyal ve kültürel alanlarda gelişmesini,
 
2- “Karşılıklı yarar” ilkesine dayanan uluslararası iktisadi işbirliğinden ve Uluslararası Hukuktan doğan herhangi bir yükümlülüğe halel gelmeksizin, kendi doğal zenginliklerinden ve kaynaklarından özgürce yararlanmayı
 
İçerir. Self determinasyon yalnızca “ayrılma” olarak tanımlanamaz. Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki, “ayrılma” da yalnızca toprak bütünlüğünün bozulması değildir, “ayrılma” teriminden maksat, devletin birden fazla parçaya ayrışmasıdır.
 
Self determinasyon hakkı nasıl kullanılır?
 
1- Bağımsız bir devletin bütün nüfusunun tamamının kendi kendisini yönetmesi: Şu an Türkiye’nin bütün nüfusu kendi kaderini tayin ediyor, farklı siyasi görüşler bir arada bir sisteme şekil veriyor. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye halkı kendi kendisini cumhuriyet ile yönetme kararını aldı, bu da self determinasyon hakkının kullanılmasıdır. Bu şekli ile self determinasyon ülke içerisinde kullanılır, yani ayrılma içermez. Ancak bir devlet bütününde ayrılma kararı da alınabilir ki, bu kararın geçerli olabilmesi için devletin ülkesinde yaşayan bütün nüfusun iradesine başvurulmalıdır.
 
2- Sömürge altında yaşayan bir ülkenin, bağımsızlığını ilan etmesi: 3. Dünya ülkelerinin bağımsızlık kazanması bu şekilde olmuştur. Self determinasyon hakkının dışa karşı kullanılması ile yeni devletler türemiştir.
 
3- Yabancı devlet işgali altında yaşayan ülkenin nüfusu: Türkiye topraklarının Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kurtuluş Savaşı ile işgalden arındırılması buna örnektir. Modern Doğu Avrupa öğretisi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasını da, SSCB’yı Rusya’nın işgali olarak nitelendirdiğinden, bu şekilde açıklamaktadır.
 
Bu üç self determinasyon kullanma metodunu nereden öğreniyoruz?
 
BM Andlaşması ile İkiz Yasalar’ın hazırlık çalışmaları self determinasyon hakkının öznesi olan halk ile bu hakkın nasıl kullanılacağını açıklamakta, uluslararası teamül de bu açıklamaları desteklemektedir.
 
Kısaca; self determinasyon hakkı “ayrı devlet kurma” hakkını içerir mi?
 
Yalnızca yukarıda yer verilen 2. ve 3. kullanım şekillerinde self determinasyon ayrı (yeni) devlet kurma olarak uygulanabilir. İlk kullanımda böyle bir durum sözkonusu değildir, yani ilk kullanımda self determinasyon hakkı, ayrılma hakkını içermemektedir. Self determinasyonun ayrılma hakkını içerir şekilde yorumlanması, hem “toprak bütünlüğüne saygı” ilkesine (BM Andlaşması m.2/4) aykırı olur ve hem de self determinasyon hakkının özüne aykırıdır. Ayrılıkçı hareketlerin self determinasyon hakkını gerekçe olarak göstermeleri hatalıdır, çünkü devletin ve ülkenin toprak bütünlüğü esas, ayrılma ise istisnadır.
 
Hukuken ayrılma nasıl mümkün olur?
 
Ana devletin rızası alınarak yapılan ayrılma ile (Bangladeş’in Pakistan’dan, Güney Sudan’ın Sudan’dan ayrılması) istisnai olarak BM Güvenlik Konseyi’nin müdahale etmesi ile gelişen süreç sonucunda ayrılma (Kosova) hukuka uygun olacaktır.
 
Ana devletin rızası nasıl alınır?
 
Ayrılmak isteyen kısım ile devlet bir araya gelir ve görüşmeler yapar. Yakın tarihte gerçekleşen İskoçya halkoylamasından ayrılma yönünde sonuç çıksa idi, Birleşik Krallık hükümeti ile İskoçya hükümeti ayrılma çalışmalarına başlayacaktı. Güney Sudan ve Sudan da referandumdan sonra görüşmeler yapmış ve kademeli olarak ayrılmışlardır.
 
Quebec’in ayrılma istemine dair Kanada Anayasa Mahkemesi’nin görüşüne göre; ana devletin rızasının oluşumunda iki meşru çoğunluk gerekmektedir, yani hem ayrılmak isteyen parça ve hem de ülkenin tamamı ayrılmayı onaylamalıdır, aksi takdirde self determinasyon hakkı ihlal edilmiş olacaktır, çünkü halkın onayı alınmadan kaderi tayin edilmiş olacaktır. Quebec’in bağımsızlığı için 1980 ve 1995’de düzenlenen iki halkoylamasının da, Quebec sınırları içerisinde yapıldığını ve Kanada’nın geri kalanının bu halkoylamasına dahil edilmediğinin altını çizmek isteriz.
 
İki meşru çoğunluğa dair bir diğer örnek; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan Aaland Adaları sorunudur. İsveççe konuşan Aaland Adaları (Finlandiya’da kalıp, İsveç’e katılmak isteyen adalar), bugün hala Finlandiya’ya aittir. Milletler Cemiyeti Uluslararası Hukuk Komisyonu; uluslararası alanda sırf adaları kapsayıp, Finlandiya’nın geri kalanını dışlayan bir ayrılma isteminin bir sonuç doğurmayacağını, Finlandiya’nın tamamının kabulünün aranması gerektiğini belirtmiştir.
 
Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; 25 Eylül 2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde ve 1 Ekim 2017’de Katalonya’da gerçekleşen bağımsızlık referandumlarının “devletleşme” yönünde sonuç doğurmasının mümkün olmaması, tam da Quebec ve Aaland Adaları’nın bağımsızlık talepleri ile ilgili eksiklikten kaynaklanmaktadır: IKBY ve Katalonya referandumlarında da, Irak’ın ve İspanya’nın tümünün görüşü alınmamıştır.
 
Ayrılmanın istisna, ülke bütünlüğünün esas olduğu Uluslararası Hukukta; ayrılma taleplerine, bu talepler neticesinde düzenlenen referandumlara, olası bağımsızlık ilanlarına ve bu ilanları takip eden “devletleşme” adımlarına dikkatle yaklaşılması gerekmektedir. Aksi takdirde; Irak ve Bulgaristan Türk ve Türkmenlerinin, Dağlık Karabağ Ermenilerinin, Transilvanya Macarlarının bağımsızlıklarını ilan etmeleri, bu nedenle ana devletlerin zayıflayıp toplulukların güçlenmesi, bağımsızlığını ilan eden toplulukların etnik veya dini sebeplerle kendilerini yakın veya ait hissettikleri başkaca devletlerden idari ve/veya iktisadi yardım istemeleri veya bu devletlerin belirtilen yönde bir yardım talebi beklemeden “gönüllü” olmaları olağanlaşacaktır. İşgaller ve/veya iç savaşlar nedeniyle istikrarını kaybetmiş Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyet ve diğerleri gözönünde bulundurulduğunda; zayıflayan devletlerde yaşayan nüfusun yaşam koşulları, durumun insani yönünü de ortaya koymaktadır. Bu tespit; kesinlikle kamu otoritesinin zulüm aracı olarak kullanılmasını, bağımsız bir ülke içerisinde yer alan kendisini bazen bir dil, din, mezhep, gelenek veya etnik köken olarak gösteren çeşitli dokuların tek tipleştirilmesini meşru kılmak için kullanılamaz. Burada belirtmek istediğimiz; insan topluluklarının ve hükümetlerin, ülke içerisinde yaşanan memnuniyetsizlikleri “toprak bütünlüğü” ilkesine ve insan hak ve hürriyetlerine riayet ederek çözümlemesi gerektiğidir.
 
Lee C. Buchheit’ın belirttiği üzere; nasıl Uluslararası Hukukta çoğunluğun azınlığı bırakıp gitme gibi bir hakkı yoksa, azınlığın da çoğunluktan kopma hakkı yoktur. Güney Afrika’nın 1976’dan 1994’e kadar kendi topraklarında bulunan bir bölgeyi Transkei Cumhuriyeti’ne “bırakması”, Belçika’nın 1960’da himayesi altında bulunan Kongo’dan herhangi bir hazırlık yapmadan ayrılması uluslararası platformda büyük tepkilerle karşılaşmıştır. Buchheit’ın “ters” örnekleri de iki meşru çoğunluk tezini savunmaktadır.
 
CIA (Central Intelligence Agency/ABD Merkezi İstihbarat Kurumu) Dünya Gerçekler Kitabı’na göre (CIA World Factbook) “ayrılma” ile oluşmuş birkaç devlet vardır. Bu listeden hareketle ayrılma hareketleri incelendiğinde; ayrılmada uluslararası teamül ne yönde gelişmiştir?
 
Liste Bangladeş’in (Doğu Pakistan’ın) Pakistan’dan bağımsızlık kazanmasını içermemektedir. CIA’in bunu ayrılmadan ziyade savaş olarak nitelendirdiği anlaşılmaktadır. Bölgede savaş olmuş, savaşı Bangladeş kazanmış ve bağımsızlık ilan etmiştir. 1971’de gerçekleşen bağımsızlık ilanından sonra Çin’in desteğini alan Pakistan, Bangladeş’in BM’ye üye olmasını engelleyebilmişse de, 1974’de Pakistan ikili ilişkileri başlatmış, aynı yıl Bangladeş BM’ye üye olabilmiştir.
 
Liste Çekoslovakya’yı da içermemektedir. Kadife Boşanma (Velvet Divorce) olarak bilinen siyasi süreçte, Çek ve Slovak siyasetçiler anlaşıp iki ayrı devlette karar kılmışlardır. Kanaatimizce; herhangi bir tarafın diğer taraftan bağımsızlığını ilan etmesi gibi bir süreç olmadığı için CIA listeye almamış olabilir, ancak ana devletin rızasının varlığı burada da görülmektedir.
 
1830 Belçika’nın Hollanda’dan ayrılmasında; iki taraf arasında bir çatışma vardır ve Belçika bağımsızlık talebini bir halkoylaması ile açıklamamıştır. Hollanda 1839 yılında Belçika’yı tanımıştır, ancak yabancı devletler 1830 Londra Konferansı’nda Belçika’yı ayrı bir devlet olarak kabul etmişlerdir.
 
1903 Panama’nın Kolombiya’dan ayrılmasında; Bin Günlük Savaş olarak bilinen Kolombiya iç savaşından sonra 1903’de ABD desteği ile bağımsızlığını ilan eden Panama, 1921’de yine ABD’nin katkısı ile Kolombiya tarafından tanınmıştır. Süreçte halkoylaması yoktur.
 
1905 Norveç’in İsveç’ten ayrılmasında; herhangi bir çatışma olmadığı gibi, yalnızca bir çatışma korkusu hakimdir. Sadece Norveç’te bir halkoylaması gerçekleşmiştir. Halkoylamasının ardından İsveç ve Norveç anlaşmaya varmışlar ve Norveç’in krallıktan ayrılmasına karar vermişlerdir.
 
İki Dünya savaşı sonrasına geçildiğinde ise; ayrılmalarda (Sırbistan-Karadağ hariç) bir çatışma hali, bir referandum ve sonrasında ana devletin rızasının alınması adımlarının izlendiği görülmektedir.
 
1993 Eritre’nin Etiyopya’dan ayrılmasında; 30 yıl süren bir çatışmanın üzerine Etiyopya’nın desteği ile referandum kararı alınmış ve Eritre’de referandum düzenlenmiştir. Referandumdan olumlu sonuç çıkması ve sonuçların Etiyopya tarafından tanınmasının ardından, ayrılma gerçekleşmiştir.
 
2002 Doğu Timor’un Endonezya’dan ayrılmasında (1999’da ayrılıyor, 2002’de BM üyesi oluyor) da; çatışmayı takip eden bir referandum ve birkaç ay içerisinde gerçekleşen bir tanıma sözkonusudur. Ağustos 1999’da gerçekleşen referandumdan sonra Ekim 1999’da Endonezya Doğu Timor’u tanımıştır.
 
2011 Güney Sudan’ın Sudan’dan ayrılmasına büyük bir çatışma sürecinin sonunda Güney Sudan ayrılıkçı hareketleri ile Sudan hükümeti arasında varılan anlaşma sonucunda gerçekleşen bir referandum vesile olmuştur. Sudan referandum sonuçlarını tanımış ve iki devlet ayrılmışlardır.
 
2006 Karadağ’ın Sırbistan-Karadağ’dan ayrılmasında ise bir savaş hali yoktur. 2003’de iki federe devletin kabul ettiği Anayasanın 60. maddesine göre; bu maddenin yürürlüğe girmesinden 3 yıl sonra, federe devletlerden birisi bağımsızlığını ilan edebilecekti. Referandumda %55 evet çıkması durumunda ayrılma gerçekleşiyordu. Karadağ, 2006 yılında %55.5 evet oyu çıkan halkoylamasından sonra bağımsızlığını ilan etti ve referandum parlamento tarafından tanındı.
 
Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD’nin) Kosova kararı tam olarak ne diyor? Self determinasyon hakkı ayrılmayı içermiyorsa, Kosova kararı nasıl çıkmıştır?
 
UAD kararında; tek başına “Kosova’nın bir taraflı bağımsızlık ilanı Uluslararası Hukuka aykırı değildir” demektedir.
 
Kosova Şubat 2008’de bağımsızlık ilan etmiştir. Kasım 2008’de ise BM Genel Kurulu, UAD’ye tavsiye görüşü vermesi istemiyle başvuruyor. Karar bir görüş, bağlayıcı bir hüküm değil.
 
BM Genel Kurulu’nun sorduğu soru şu: Türkçesi; “Kosova’da yer alan Geçici Özyönetim Kurumları’nın bir taraflı bağımsızlık ilanı Uluslararası Hukuka uygun mudur?”
 
Burada önemli olan UAD’nin görüş yetkisini anlamak. UAD Statüsü m.65’e göre; “1. Divan, Birleşmiş Milletler Andlaşması gereğince veya bu Andlaşma hükümlerine uygun olarak görüş istemeye yetkili kılınmış her organ veya kuruluşun isteği üzerine her türlü hukuksal sorun konusunda görüş verebilir.
 
2. Divan’dan görüş istenen sorunlar, görüş verilmesi istenen sorunu açık ve kesin bir dille belirten yazılı bir dilekçe ile Divana sunulur. Bu dilekçeye sorunu aydınlatabilecek tüm belgeler eklenir.“
 
UAD de kararın 51. paragrafında bunu çok net bir biçimde açıklamaktadır: “Mevcut durumda, Genel Kurulun sorduğu soru açık ve kesin bir biçimde ifade edilmiştir. Soru dar ve özeldir; Genel Kurul; bağımsızlık ilanının Uluslararası Hukuka uygun olup olmadığını sormaktadır, bu ilanın sonuçlarının hukuka uygun olup olmadığını değil. Soru, bilhassa Kosova’nın devlet statüsü kazanıp kazanmadığıyla da ilgili değildir. Soru, Kosova’nın yabancı devletlerce bağımsız devlet olarak tanınmasının hukuka uygun olup olmadığını da sormamaktadır.”
 
Sonuç olarak UAD; tek başına bağımsızlık ilanında hukuken sakınca olmadığını belirtmiştir. UAD’nin bu sonucu, bağımsızlık ilanının siyaseten veya vicdanen sakıncasız olduğu anlamına gelmemektedir. Ayrıca UAD’ye göre bağımsızlık ilanı hukuken bağımsızlık anlamına gelmemektedir.
 
Bağımsızlık; andlaşma ile olur. Yukarıda yer alan örnekler bunu göstermektedir. Katalonya’nın İspanya’dan ayrılıp bağımsızlık ilan etmesi, Uluslararası Hukukta hiçbir sonuç doğurmaz, bu durum Katalonya’yı “devlet” haline getirmez. Dolayısıyla, Katalonya’nın kendi sınırlarını kapsayan ve İspanya’nın tüm nüfusunun katılmadığı bir referandumla bağımsızlık ilan etmesi, yukarıda yer alan “toprak bütünlüğü” ve “ülkede yaşayan tüm nüfusun oylamaya katılması” ilkelerine aykırı olduğu gibi, sadece bağımsızlık ilanı da doğrudan bu ilanı yapan yapıyı “devlet” haline getirmez.

Prof. Dr. Ersan Şen
Stj. Av. Fatma Betül Bodur

 
(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.