İstanbul'a dair bilmedikleriniz...
 
ÜSKÜDAR

Bugünkü Üsküdar’ın bulunduğu yere antik çağda Hrisopolis denmekteymiş. Hrisopolis ‘Altın Şehir’ anlamına geliyor. Buraya Altın Şehir denmesinin nedeni, Persler’in Anadolu ve Yunan yarımadasında kazandıkları savaşlarda elde ettikleri ganimetlerle, burada çok güzel bir şehir kurmaları ve o şehre Hrisopolis demeleridir. Çevredeki halklardan aldığı vergilerle zenginleşen şehir ‘Altın Şehir’ olarak ün salmış. Üsküdar’a Hrisopolis denmesinin bir nedeni de güneş batarken Sarayburnu tarafından, Üsküdar’ın altın renginde görünüyor olmasıymış.

Bir başka anlatıya göre ise, Agamemnon’un oğlu Hrisis’in bu şehri kurmuş olması ya da burada gömülü olmasıymış. Bir diğer söylentiye göre de, Üsküdar Limanı’na Antik Çağ’da Damalis, yani ‘Öküz Limanı’ denmekteymiş. Üsküdar 11. yüzyıldan itibaren ‘Scütari’ olarak adlandırılmıştır. Burada Scütari adlı bir askeri birliğin bulunduğu ve o birliğin adının giderek şehir adına dönüştüğü söylenir. Skutaryon askerlerinin bulunduğu Üsküdar’da aynı adla bir imparator sarayı da inşa edilmiş. Üsküdar şehri tarih içerisinde birçok kez işgale uğramıştır. Milattan 508 yıl önce Dara’nın ordusu burayı işgal etmiştir. Milattan 410 yıl önce Alkibiades kazandığı deniz savaşının ardından burayı işgal etmiş ve buraya yerleşmiştir.

Milattan 400 yıl önce ise deniz yoluyla Trabzon'dan Yunanistan'a dönmekte olan On Binler, Hrisopolis’e uğramış ve şehri yağmalamışlardır. Atinalı general Hares burada iken karısı Damalis ölmüştür. Hares karısı Damalis için büyük bir mezar yaptırmış ve üzerinde inek heykeli olan bir sütun dikmiştir. Üsküdar zaman zaman Persler, Araplar ve Osmanlılar tarafından işgal edilmiş üs olarak kullanılmıştır. Üsküdar sözcüğünün Farsça menzil, geçit, uğrak yer anlamına geldiği Burhan-ı Katı adlı sözlükte kayıtlıdır. Osmanlılar, 1453’te İstanbul’u aldıkları zaman bu şehrin adı ‘Scutari’ idi. Ondan sonra Türkçe'de ‘Üsküdar’ haline dönüştüğü anlaşılmaktadır.

BEYOĞLU

İhtifalcı (ihtifal, bir kalabalıkla yapılan anma töreni demek) Mehmet Ziya Bey’in İstanbul ve Boğaziçi adlı eserinde yazdığına göre Beyoğlu adı Fatih Sultan Mehmet Trabzon’u aldıktan sonra Trabzon İmparatoru Kaloyani Komnen’in oğlu Prens Alexis’in burada bir süre oturmuş olmasından gelmektedir. Prens Alexis, amcası ve son Trabzon İmparatoru David Komnenos’u buraya çağırmıştı.

David Komnenos da bir süre Beyoğlu’nda oturmuştu. Bir başka anlatıya göre zamanın Venedik elçisi A. Gritti’nin oğlu, Luigi Gritti bugünkü Taksim dolaylarında bir konakta oturduğu için bu bölgeye ‘Beyoğlu’ adı verilmiştir. Diğer bir söylentiye göre de, Bizans döneminde, Beyoğlu’nun bulunduğu yerde Venedik beyi oturuyormuş. Çok zengin olan bu beyin elinde, Beyoğlu’nun uçsuz bucaksız arazileri bulunmaktaymış. O da bu arazilere bostanlar, bahçeler ve ormancıklar kurmuş. İtalya'dan getirdiği tohum ve fidanları buralara dikmiş. Bizans halkına fasulyeyi, başka sebze ve meyveleri tanıtmış. Bu bey şimdiki Taksim’in bulunduğu yerdeki konağında oturuyormuş.

Fatih Sultan Mehmet, bu beye iltifat eder, misafir olur, onun evinde yemek yermiş. Venedik beyi ölünce, varisleri paylarına düşen arazileri yavaş yavaş satmışlar. Fakat İstanbul’u bırakıp gidememişler. Onlara o zamanlar Beyoğulları denmiş. Beyoğlu adı da Venedikli beyden kalmıştır.

BEŞİKTAŞ

Bir zamanlar Beşiktaş’a ‘Taş Beşik’ denirmiş. Bu adla anılmasının nedeni şöyle anlatılır. Çok eskiden şimdiki Beşiktaş’ın olduğu yer ormanlıkmış. Yaşka adındaki bir papaz, burada büyük bir kilise yaptırmış. Hz. İsa'nın Kudüs'te, Beytullah’ta bulunan beşiğini getirip bu kiliseye koymuş. Bu aslında taş bir tekneymiş. Hz. İsa’yı çocukken, bu teknede yıkarlarmış. Kiliseye bu beşikten dolayı ‘Taş Beşik Kilisesi’ adı verilmiş. Kiliseyi yaptıran papaz öldükten sonra burada bulunan taş beşik Ayasofya Kilisesi’ne nakledilmiş. Fakat beşiğin adı unutulmamış ve Beşik Taşı’ndan ‘Beşiktaş’ adı günümüze kadar kalmış. Beşiktaş’ın adı etrafında anlatılanlardan bir çeşitleme de şöyledir:

Barbaros Hayrettin Paşa, seferlerden dönüşte, gemilerini şimdiki Beşiktaş kıyılarına koydurduğu beş tane taşa bağlarmış. Bu nedenle, adı geçen bölgeye önceleri ‘Beş Taş’ zaman içerisinde de halk dilinde değişikliğe uğradığı şekliyle ‘Beşiktaş’ denmiştir. Beşiktaş kıyısında 1622’de Ohrili Hüseyin Paşa tarafından Beşiktaş Mevlevihanesi yaptırılmıştır. Daha sonra bu Mevlevihane yıktırılmış ve yerine Çırağan Sarayı yaptırılmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesi de Beşiktaş’tadır.

GALATA

Bugünkü Galata semtinin bulunduğu yerde Bizanslılar döneminde incir ağaçları bolmuş. Bu nedenle yöreye incir anlamında ‘Sykea’ adı verilmiş. Daha sonra, milattan 270 yıl önce Galyalı göçmenler bu semte yerleşmişler. Yöreye bu nedenle ‘Galata’ adı verildiği yazılmıştır. Galata, 1. Jüstinyen zamanında yeni binalar eklenerek genişletilmiştir. Adına da ‘Jüstinyen Napolisi’ denmiştir. 8. Mihail Paleolog devrinde Galata’ya Cenevizliler yerleşmiştir. Cenevizlilerle Bizanslılar arasında zaman zaman savaşlar da çıkmıştır. Bu nedenle Cenevizliler, Galata’nın etrafını kale ve surlarla çevirmişlerdir. Daha sonra Cenevizliler ve Venedikliler arasında anlaşmazlık çıkmış ve Venedikliler, Galata’yı yakmışlardır. Türkler’in İstanbul üzerine yönelmesinden sonra Cenevizliler kaleyi sağlamlaştırıp surları yükseltmişlerdir.

İstanbul Türkler tarafından alındıktan sonra, Galata surları Fatih’in emriyle yıkılmıştır. Galata Kulesi, 507’de 1. Anastas tarafından yaptırılmıştır. Gemilerin girip çıkmasını kolaylaştırmak ve deniz feneri olarak kullanılmak üzere yaptırılan kule, daha sonra yangın kulesi işlevini görmüştür. Buradan şehre çıkan yangınlar görülüyor ve ilgili birimlere bildiriliyormuş. Galata semtinde bulunan ve günümüzde müze haline getirilen Galata Mevlevihanesi ise 1492’de İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır.

KANDİLLİ

İstanbul Boğazı'nda şimdiki adıyla Kandilli olarak bildiğimiz yer, Bizans döneminde de yerleşim alanıymış. Daha sonra bir süre boş kalmış. Kandilli adı hakkında iki efsane vardır. Bunlardan birincisine göre, Dördüncü Murat Bağdat Seferi’ne çıkarken burada kendisi için bir saray yapılmasını emretmiş. Padişah, Bağdat’ı aldıktan sonra İstanbul’a döndüğünde bu saraya yerleşmiş. Bu surada oğlu Mehmet dünyaya gelmiş. Bu olay üzerine düzenlenen şenliklerde, sarayın önünde yedi gece kandil donanması yapılmış.

Bundan sonra da sarayın bulunduğu yer ‘Kandilli’ olarak anılmış. Kandilli hakkındaki diğer efsaneye göre de, bu yerde bir papazın bahçesi varmış. Osmanlı Padişahları Göksu ve Çubuklu’ya gidip eğlendikten sonra gece kayıkla tekrar saraya dönerlermiş. Burada bahçesi olan papaz da bu padişahların iltifatını kazanmak için, onların dönüş zamanlarında, bahçesinde kandiller yakarak denizi aydınlatırmış. Bu nedenle bahçeye ‘Kandilli Bahçe’, semte de ‘Kandilli’ adı verilmiş.

KADIKÖY

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra, Nasreddin Hoca'nın torunlarından, Sivrihisar Kadısı Celalettin Efendi şimdiki Kadıköy'de oturduğu için bu yerin adı ‘Kadıköyü’ olarak kalmış ve günümüzde ‘Kadıköy’ olmuştur. Hızır Bey’in oğlu Sinan Paşa da Fatih’in hocalarındandı. Bu nedenle kendisine Hoca Paşa da denir. Fatih, Sinan Paşa’yı sadrazam yapmıştır. Böylece, Nasreddin Hoca’nın soyundan gelenlerden yalnız İstanbul kadısı değil, Osmanlı sadrazamı da çıkmıştır.

İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey, bilgin bir devlet adamı olduğu gibi aynı zamanda büyük dedesi Nasreddin Hoca gibi nükteli konuşan zeki bir insandı. Bir gün kendisine: “Kadılık yaparken mahkemede taraflardan biri hatırlı bir kişi olduğuna karar verirken zorlanmaz mısın?” diye sormuşlar. Hızır Bey, verdiği cevapla, Nasreddin Hoca’nın torunu olduğunu göstermiştir. Şöyle demiştir; “Mahkeme karar verirken taraflardan birisinin hatırlı kimse olması işimi kolaylaştırır. Makam korkusundan hatırlı kimse lehine karar verir kurtulurum. Asıl zor olanı, mahkemede her iki tarafın da hatırlı kimseler olması durumunda karar vermektir”.


POSTA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.