Bu ara gündemi çokça meşgul eden dokunulmazlıkların kaldırılması meselesini inceleyelim. Bir miktar açıklanmaya muhtaç bir konu olduğunu düşünüyorum zira.
Öncelikle dokunulmazlık nedir, neyi kapsar, nerede nasıl düzenlenir, kısaca tanımlamak gerek.

Halk arasında “milletvekili dokunulmazlığı” olarak bilinen bu kavramın hukuki adı “yasama dokunulmazlığı”dır. Yasama dokunulmazlığı, “yasama sorumsuzluğu” ile birlikte T.C. Anayasası’nın 83. Maddesinde düzenlenmiştir.

Bu maddedenin ilk fıkrası “yasama sorumsuzluğu”nu düzenler ve şöyledir:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.”

Yasama sorumsuzluğu “Kürsü Dokunulmazlığı” olarak da bilinmektedir. Bu şu demektir: Milletvekilleri Mecliste dile getirdikleri hiçbir düşünce sebebiyle yargılanamazlar. Bu “mutlak” bir sorumsuzluk halidir ve gelişmiş demokrasilerde yerleşmiş bir uygulamadır diyebiliriz. Amacı, halkı temsil edenlerin baskı altına alınarak kısıtlanmasının önüne geçmek, herhangi bir tehdit olmaksızın özgürce ve diğer meclis üyeleriyle eşit şekilde düşüncelerini açıklamasını sağlamaktır. Bana sorarsanız son derece önemli ve gereklidir.
Maddenin geri kalanında yasama dokunulmazlığı tanımlanır:

“Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.”

Yani, bir milletvekili –maddenin devamında belirtilen istisnası dışında- işlediği iddia edilen bir suç sebebiyle yargılanamaz. Bu noktada, Dünyadaki uygulama ile biraz ayrılıyoruz, şöyle ki: Dünyada başlıca iki hukuk sistemi vardır. Bunlar; İngiltere kaynaklı Anglo-Sakson sistem ve Fransa kaynaklı Kıta Avrupası sistemidir. Türkiye’de Kıta Avrupası sistemi kabul görmüştür. Bu sistemde, yani ülkemizde, tazminata ilişkin davalar sebebiyle hapis cezası öngörülmemiştir, dolayısıyla milletvekilleri yalnızca ceza davaları bakımından dokunulmazdırlar. Yani meclis üyelerinin tazminat davalarına ilişkin bir dokunulmazlıkları yoktur. Bu konuda çok ayrıntıya girip okuyanları sıkmak istemem, merak edenler ayrıca bu sistemlerin hangi noktalarda ayrıldığını ve hangi ülkelerde uygulandığını araştırıp daha ayrıntılı bilgi sahibi olabilirler. Fakat kabaca şunu söyleyebilirim ki, her ne kadar farklı sistemlere tabi olsalar da, demokrasinin başarılı şekilde uygulandığı ülkelerin hemen hepsinde kürsü dokunulmazlığı mevcuttur ve yasama dokunulmazlığı da genel olarak Türkiye’deki gibi geniş şekilde değil, bir miktar daha dar şekilde uygulanmaktadır.

83. madde yasama dokunulmazlığına bir de istisna getirmiştir. Anayasa’nın 14. Maddesinin söz konusu olduğu hallerde dokunulmazlık işlemez. İlgili madde şöyledir:
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması

MADDE 14- (Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)

 Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

Yani, yasama dokunulmazlığı mutlak değildir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler var ise ortada dokunulmazlığın kaldırılması istenebilecek ve milletvekili yargılanabilecektir. Dokunulmazlık, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacaktır.

Buraya kadar tamam.

Şimdi dokunulmazlıkların nasıl anlaşıldığına ve ülkede süregelen tartışmalara göz atalım.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; yasama dokunulmazlığı halk tarafından genellikle, milletvekillerine tanınmış bir tür imtiyaz, bir nevi istediğini yapabilme serbestisi ve cezadan muaf olma ayrıcalığı gibi algılanmaktadır. Bu sebeple ilk bakışta haksızlık ve eşitsizlik gibi algılansa da, esasında yukarıda belirttiğimiz üzere gelişmiş demokrasilerde son derece önemlidir. Çünkü şunu sağlar; mecliste iktidar olanın muhalif olanı baskı altına almasını, muhalifin düşünce, söz ve davranışları sebebiyle çoğunluk avantajını kullanarak yargılanmasını ve meclis üyeliklerinin düşmesini, neticede muhalefetin yok edilme tehlikesinin önüne geçilmesini sağlar. Diğer yandan bu dokunulmazlık halinin bir sınırı da mutlaka ki olmalıdır, mümkünse dar tutulmalıdır.

 Türkiye’de iktidar bir süre önce HDP milletvekillerinin bir kısmının yargılanması gerektiği düşüncesiyle dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiği fikrini ortaya attı. Muhalefet çoğunluğu yani CHP özellikle 17-25 Aralık dönemine istinaden, kaldırılacaksa yalnızca HDP için değil herkes için kaldırılsın, dedi. İktidar bu teklifi gördü ve dokunulmazlıkların kaldırılması için öneri götürdü. Şimdi bu hususta birçok düşünce var. Hem iktidardan hem muhalefetten önemli bir kesim çeşitli gerekçelerle dokunulmazlıkların kaldırılmaması gerektiğini düşünüyor. Birileri, kaldırılmasın zira bu HDP’yi siyasi platformda yüceltir, Kürtlerdeki duygusal kopuş hızlanır, bölgenin anahtarları elden gider, diyor. Bir diğeri, kaldırılmasın, bu HDP içindeki İslamcı kesimi öne çıkarmak için özellikle yapılıyor, diyor. Öbürü, kaldırılmasın çünkü bu daha evvel de yapıldı, halk daha da bölündü, demokrasiye darbe vurduk, dünyaya rezil olduk, diyor. Bir diğeri, mecliste hali hazırda 500 civarı fezleke var, kimi trafik cezasından kimi teröre yardım-yataklıktan, nasıl birini diğerine indirgersiniz, aynı kefeye koyarsınız, diyor. Öteki ise, yargı zaten iktidarın elinde, olan yine muhalefete olacak, muhalefet yok olacak, diyor.

İşin ilginç tarafı iktidarın ve bizatihi iktidarı temsil eden kişilerin yıllar önce savunduğunun tam tersi bir tutum içerisinde olması. Bu durum durup düşünene biraz manidar geliyor.
Neticede siyaset kendi içerisinde birtakım yanıltmacalar barındırabilen bir mecradır. Büyük resmi kollamak, basiretli olmanın gereğidir. Bizim yalnız ve güzel ülkemizin kanayan yaralarını dürtmek suretiyle bilinç kaybına sebebiyet verip, gösterilenden farklı hedeflere ulaşmak isteyenler pekala olabilir. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkmak teröre destek vermek değildir örneğin. Demokrasiyle yakından ilgili bir meseledir. Yahut, yukarıda bahsi geçen ötekilere hak vermek gerekir, nitekim yargının ne yazık ki bağımsız olmadığı artık yediden yetmişe herkesin bildiği bir gerçektir. Bir gün çok ileri bir demokrasiye sahip olursak, yargı tam bağımsız olursa, birtakım hırslar uğruna halkın gözünü kapatıp, türlü işler çevirmelerin mazide kaldığı günlere kavuşursak dokunulmazlıklar tamamen kalkabilir. Kalksın da zaten.
                                                                                                                              
Şu aşamada, ben yine bir hukukçu olarak konuya siyasetin üzerinde, insan hakları ve demokrasi mertebesinden bakmak gerektiği düşüncesindeyim. Zira, siyaset dönemine göre değişir; fakat insan hakları bakidir. Bizler bir gün öleceğiz, fakat çocuklarımıza haklarımızı bırakacağız.

Ülkede bu yasama dokunulmazlığı çerçevesinin geniş tutulduğu ve bu çerçevenin daraltılması gerektiği düşüncesindeyim.  Bir kere kürsü dokunulmazlığı mutlak surette muhafaza edilmelidir. Yasama dokunulmazlığı ise daha ayrıntılı, belirli ve kapsamlı şekilde ele alınarak sınırlandırılabilir. Aksi Anayasaya aykırılık teşkil edecektir. Bununla birlikte yasamanın bağımsızlığı, eşitlik ilkesi ve halkın temsil iradesi darbe alacaktır. Meselenin bu boyutuna dikkat edilmeli, üzerine iyice düşünülüp taşınılmalı ve ondan sonra bir karara varılmalıdır.
 


(Bu köşe yazısı, sayın Av. Tuba TORUN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yunus emre belözoğlu 1 yıl önce

Siz hukukçuların hep bir sözü vardır siyasetçiler hukuk adına konuşmasın sizin yazınız baştan aşağı siyaset kokuyor.Siyaset yapmak,siyasi faaliyetlerde bulunmak elbet hakkınız çıkarırsınız cübbenizi girersiniz siyasete milllete gidersiniz halk isterse temsilcisi olursunuz mecliste hukukçu kimliğinizle konuşursunuz çözümler üretirsiniz ancak avukat kimliğinizle baştan aşağı bir siyasi yazıyı hukuk losyonuyla sunmanız beni tatmin etmedi tabiki şahsi kanaatim

Avatar
mantıklı 1 yıl önce

güzel ve reel bir yaklaşım