AB'nin mülteci politikasına eleştiri

Sabrina Pabst / Aydın Üstünel

İnsan hakları örgütleri tarafından bir kaleye benzetilen Avrupa Birliği’ne hücum gerçekten de o kadar büyük mü?

Lampedusa örneğinde olduğu gibi etkileyici görüntülerle AB’ye çok sayıda mülteci geldiği izlenimi uyandırılıyor. Siyasetçiler de, bu ses getiren olaylar aracılığıyla, izledikleri sınırlayıcı politikaların meşruluğunu sağlamaya çalışıyorlar. Fakat küresel mülteci hareketleri öncelikle kalkınmakta olan ya da az gelişmiş ülkeler arasında oluyor. Federal İstatistik Dairesi'nin Yabancılar Kayıt Merkezi verilerine baktığımızda ise Almanya’ya gelen göçmenlerin yüzde 80’inin AB ülkelerinden geldiğini görüyoruz. Ülkedeki göçmenlerin yüzde 90’dan fazlası da Avrupa kökenli ki buna AB dışındaki ülkeler de dahil. Sonuçta gelişmemiş ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasında nispeten az bir hareket gözlemleniyor. Yıllardır tekrarlanan bir göçmen istilası efsanesi var ama küresel sayılar bambaşka bir gerçek ortaya koyuyor.

Peki AB neden göçmenlere yönelik içine kapanık bir tutum izliyor?

Göç, olumsuz bir fenomen olarak algılanıyor. Göç denince hemen, karşı argüman olarak, istihdam piyasasına yük getireceği, güvenlik konusunda tehlike arz edeceği ve sosyal güvenlik sistemlerine yük olacağı dile getiriliyor. Son haftalarda izlenen güncel politikalarda da çok cüzi sayılar söz konusu olmasına rağmen nasıl da derhal bu savunma mekanizmalarının harekete geçirildiğini görebiliriz.

Göçmenlerin daha fazla oranda benimsenmesi nasıl mümkün olabilir?

Mültecilerin hızlı ve sorunsuz bir şekilde kabul edilebilmesi için yeterli kapasite yok. Ayrıca mültecilerin kabul edilmesinin gerekliliği de yeterince idrak edilebilmiş değil. Her seferinde bir yerde mülteci sayısının artması söz konusu olduğunda, AB mültecilerin kabulü, dağıtılması ve mali kaynakların aktarılması gibi konularda sorun yaşıyor. Mültecilerin dağılımı konusunda çözüm olarak Birlik çapında geçerli bir kriterler listesi oluşturulabilir, örneğin mültecilerin nüfusa ve vergi gelirine endeksli olarak paylaştırılması düşünülebilir. Bu takdirde şu sürekli haset ve konunun siyasete malzeme olması engellenebilir.

AB diğer yandan ise kapılarını açıyor. Kalifiye işgücünün AB’ye göçünün teşviki için çeşitli çabalar mevcut. Göçmenler Avrupa için önemli bir kaynak ise neden sürekli bir tehdit senaryosu gündeme getiriliyor?

Kalifiye işgücünün, mesela Bosna-Hersek'ten bakım personelinin Almanya’ya gelmesinin ülke için gayet açık bir avantaj olduğu üzerinde tartışılıyor. Meslek eğitimi konusunda ek kurslardan geçmek zorunda kaldıkları için, bunun çalışanlar için de bir avantaj olduğu, hatta geldikleri ülkelerdeki bakım sistemlerinin de bundan kârlı çıktığı dile getiriliyor. Ama diğer yandan ise göçmenlerin sürekli kalıcı olarak gelmesi olasılığının verdiği bir tedirginlik de mevcut. Bu yüzden kalifiye bakım personelinin Almanya’da kalış süresi bir ya da iki yıl ile sınırlı tutuluyor, bu nedenle de söz konusu projeler bir türlü işlemiyor. Zira bu kadar kısıtlı bir sürede insanlar işe yeni uyum sağlamış, dillerini bir derece geliştirmiş oluyorlar, tam daha yüksek bir randıman vermeye hazırlanırken, tekrar ülkelerine dönmeleri için öngörülen tarih geliyor.


(Deutsche Welle Türkçe)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.