İnanılmaz cinayetlere imza atan 10 ünlü polisiye yazarı
 Yazarların eğitimli, münzevi ve oldukça zararsız kişiler olduğuna dair genel kanıya rağmen, bazıları korkunç cinayetler işlemiş ne yazık ki. Yazarlar her şeyden öte acı çeken ve gülümseyen varlıklar. Hayal dünyası gelişkin bu yazarların aklında bazen çok karanlık ve kasvetli şeyler de canlanabiliyor. 


İnsanın inanası gelmiyor ama, bu 10 yazar ne yazık ki kitaplarında anlattıklarından da iğrenç cinayetlere imza attı.

1. William Burroughs 



5 Şubat 1914’te doğan William Burroughs Meşhur ABD’li roman yazarı, kısa hikaye yazarı, toplum eleştirmeni ve makale yazarıydı. 2 Ağustos 1997’de hayatını kaybeden Burroughs, Beat neslinin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyordu. Adı sık sık Jack Kerouac ve Allen Ginsberg’le beraber anılan yazar, eroin ve diğer halüsinojen maddelerden yararlanarak yazılar yazıyordu. En bilinen eserleri arasında Naked Lunch, The Soft Machine, Queer, and Junkie: Confessions of an Unredeemed Drug Addict bulunuyor.

Burroughs ve eşi Joan Vollmer Adams Burroughs, ABD adaletinden kaçmak için Meksika’ya gitmişti. Bu esnada, İsviçre’nin bağımsızlığına dair herkesin bildiği bir sahneyi canlandırmaya karar verdiler. Öz konusu sahnede William Tell, oğlunun başındaki elmaya ok atıyor ve oğluna isabet ettirmemeye çalışıyordu. Ancak Burroughs çifti ok yerine silah kullanmaya karar verdi. Berbat bir nişancı olduğunu bilen Burroughs ile karısı, o sırada pek çok zararlı maddenin etkisi altındaydı ve olaylar hesapladıkları gibi ilerlemedi. Ne yazık ki Burroughs’un atışı elmaya değil, karısının kaşına denk geldi. Bu olay Burroughs’ın eserleri açısından bir milat olmuştur.

2. Jack Unterweger 



Johann “Jack” Unterwege 16 Ağustos 1950’de Avusturya’da doğmuştu. Yazar ve seri katil olan Unterweger, Avrupa ve Los Angeles’ta 12’den fazla hayat kadınını öldürdü. İlk kurbanı, 1974’te öldürdüğü, o sırada 18 yaşında olan Margaret Schäfer idi. Unterweger, Schäfer’i kendi sütyeniyle boğarak öldürmüştü.

Cinayetleri ortaya çıktıktan sonra Unterweger ömür boyu hapse mahkum edildi. Cezasını çektiği sırada hikayeler, şiirler ve bir de otobiyografi yazdı. “Araf ya da Hapishaneye Yolculuk” adlı otobiyografisi daha sonra filme de alındı.

15 yıl hapishanede kalan Unterweger, bazı entelektüellerin ve Avusturyalı politikacıların isteği üzerine 1990 yılında serbest bırakıldı. Bu kişiler Unterweger’in tamamen rehabilite olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bir sonraki yıl, 6 hayat kadınını daha öldürdü. 1992’de 3 kadını daha öldürünce ABD yetkilileri peşine düştü. Bu 3 kadının her biri dövülmüş ve ağaç dallarıyla cinsel tacize uğramıştı. Daha sonra kendi iç çamaşırlarıyla boğularak öldürülmüşlerdi. 1992 Şubatı’nda Miami’de tutuklanan Unterweger, Avusturya’ya gönderildi. Mahkeme 11 cinayet işleyen Unterweger’in hayat boyu hapiste kalmasına ve şartlı tahliye hakkı verilmemesine hükmetmişti. Kararın alındığı 29 Haziran 1994 gecesinde Unterweger hücresinde, kendini asmış olarak bulundu. Bunun için ayakkabı bağlarını ve kemerini kullanmış, kurbanlarında kullandığına benzer bir yöntem kullanmıştı.

3. Francois Villon



Paris’te 1431 ya da 1432’de doğan François Villon, 1463 yılında kayıplara karışmıştı. Paul Verlaine’in Les Poètes maudits (Lanetli Şairler) adlı önemli makalesinde de yer verilen Villon, dünyanın en iyi şairlerinden birisi olarak biliniyor. Edebiyat çevreleri, “lanetli şiir” türünün en meşhur ve öncü şairlerinden olduğunu söyler. Doğumu ya da ölümüne dair resmi bir kayıt yoktur. Babasının öldüğü tarihte henüz küçük bir çocuk idi. Annesi eğitimine devam edebilmesi için onu Guillaume de Villon’un yanına verdi. Bir süre sonra da şair, öğretmenine duyduğu saygı ve şükranı göstermek amacıyla onun soyadını kullanmaya başladı.

Villon derslerine devam ettiği gibi sık sık tavernalara ve genel evlere de uğruyordu. Bir gün, yozlaşmış bir rahip olan ve güzel kızların “bazı şeyleri” bedava olarak sunması gerektiğini savunan Philippe Sermoise ile bir kavgaya tutuştu. Kavgayı kaybettiğini anlayan Villon, kemerinde bulunan hançeri aldı ve romantik rakibine sapladı. bir rahibi öldürmek suçundan hapis yatacağını anlayınca, Paris’ten kaçtı.

1456’da affedildi, ancak bir süre sonra bir grup arkadaşıyla Collège de Navarre’ı yağmaladı. Birkaç kez hapse atıldıktan sonra, rahibin cinayeti dahil tüm suçlarını itiraf etti. Asılarak idam edilmesine karar verildi. En büyük eseri olan Ballade des pendus’u da (Asılanların Baladı), ölümünü beklerken yazdı. Ancak talih ona bir kez daha güldü ve idam cezası, Paris’ten 10 yıl boyunca sürgün edilmeye dönüştürüldü. 1463 yılından itibaren kimse onu bir daha duymadı ve görmedi.

4. Anne Perry



İngiliz dedektif romanları yazarı Anne Perry, 28 Ekim 1938’de doğmuştu. Çocukken tüberküloza yakalanmış ve iyileşebilmesi için daha sıcak bir yere gitmişti. 13 yaşındayken yeni Zelanda’daki ailesiyle yaşamaya gitti. En yakın arkadaşı Pauline Parker ile de orada tanıştı. Ebeveynlernin boşanması sürerken, Perry’yi Güney Afrika’daki bir akrabalarının yanına gönderme kararı aldılar. Ancak iki arkadaşın planları başkaydı: Boşanma sonrasında Anne’İn babasıyla beraber İngiltere’ye döneceklerdi.

22 Haziran 1954’ta iki kız Pauline’n annesi Honora Rieper’ı yanlarına alarak, evlerinin yakınındaki Victoria Park’a yürüyüşe gittiler. Yalnız kaldıklarında Paulina, naylon çorabın içindeki bir tuğlayla annesine 45 kez vurdu ve onu öldürdü. O sırada çok genç olmaları dolayısıyla, Yeni Zelanda yasaları gereği ölüm cezasına çarptırılmadılar. 5 yıl sonra serbest kaldılar ama, birbirlerini bir daha görmeyecekleri şartıyla… Korkunç cinayet daha sonra Heavenly Creatures adlı, 1994 yapımı bir filme çekildi.

5. Louis Althusser



16 Ekim 1918’de doğan Fransız Marksist filozof Louis Althusser, Levi-Strauss ve Lacan’la birlikte yapısalcı teorinin önemli temsilcilerindendi. 2. Dünya Savaşı’nda yer almış, Alman askerlerine esir düşmüştü. 5 yıl boyunca çalışma kamplarında kalmıştı. 2 yıl sonra 1947’de manik depresif teşhisi konulmuş, psikiyatri hastanesine sevk edilmişti. Bu hastalığı yüzünden, ölümüne kadar aralıklarla hastaneye yatmaya devam etti.

62 yaşına geldiğinde ise Althusser karısını boğarak öldürdü. Fransa’da çok satanlar arasına giren otobiyografik eseri Gelecek Uzun Sürer’de, karısını nasıl boğduğuna dair ayrıntılı bir betimleme yapıyor yazar. Daha sonradan cinayetten hüküm giydi ama, 2 uzman Althusser’in bu cinayeti bir delilik anında işlediğine karar verince dava kapandı.

6. Thomas Griffiths Wainewright



1794-1847 yıllarsı arasında yaşayan Thomas Griffiths Wainewright, İngiliz ressam, yazar ve bir suçluydu. Edebiyat hayatına adım attığında 25 yaşındaydı. O esnada bazı resimleri The Royal Academy’de sergilenmiş, William Chamberlayne’in birkaç şiiri için de ilüstrasyonlar yapmıştı.

İddialara göre bazı akrabalarını striknin ile öldürmüştü. Öldürdüğü kişiler arasında 20 yaşında olan, ölümünden birkaç ay önce 18 bin pound’luk bir hayat sigortası yaptıran baldızı da bulunuyordu. Öldürdüğü bir diğer kişi de amcasıydı. Ondan da Wainewright’a bir ev ve küçük bir servet kalmıştı. Aynı zamanda, karısı Eliza’yı asi tayin eden kayınvalidesini de öldürdü. Daha sonra Eliza’nın hesabını kendi üzerine aldı.

7. Issei Sagawa



1949’da doğan Japon yazar Issei Sagawa, cinayet ve yamyamlıkla suçlanmıştı. Halen Tokyo’da yaşıyor ve yaşadığı küçük çevrede bir hayli ünlü. Bu yüzden de sık sık yerel TV kanallarındaki programlara çıkıyor. Üniversitede öğrenciyken işlediği cinayet hakkındaki kitaplarının dışında, Shonen A adlı, 14 yaşındaki bir çocuğun işlediği cinayetleri anlatan bir başka kitabı daha bulunuyor.
Sagawa, Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde edebiyat okudu. 11 Haziran 1981’de, genç bir Hollandalı öğrenci olan Renée Hartevelt’i akşam yemeği için evine davet etti. Beraber aldıkları bir ders için, Alman şiiri hakkında onunla konuşmak istediğini söyledi. Genç kadın şiir okuduğu sırada onu ensesinden bir av tüfeğiyle vurdu. Daha sonra cesetle cinsel ilişki kurmaya başladı ve cesedin bazı bölümlerini yedi. 2 gün boyunca cesedin değişik bölümlerini yedikten sonra bir torbaya koydu ve gidip bir göle attı. Polis onu sorguladığı zaman, gayet sakin bir şekilde her şeyi itiraf etti ve insan etinin oldukça hassas olduğunu, tadının da ton balığına benzediğini söyledi.

Sagawa’nın deli olduğuna karar verildi ve mahkemede o şekilde muamele gördü. Ancak birkaç ay sonra Sagawa’ya beyin iltihabı teşhisi konuldu ve yalnızca birkaç haftalık ömrü kaldığı söylendi. U yanlış teşhis yüzünden Fransız adaleti Sagawa’nın cezasını kaldırdı ve Sagawa özgürlüğüne kavuştu. Japonya’ya iade edildi ve hızla maksimum güvenlikli bir psikiyatri hastanesine kaldırıldı. Ağustos 1986’da hastaneden kendini taburcu ettirdi ve o günden beri de özgürce dolaşıyor.

8. Maria Carolina Geel



Şilili yazar Maria Carolina Geel, 1913-1996 yılları arasında yaşamıştı. Geel’in hem özel yaşamı, hem de fazlasıyla cesur edebi tarzı üzerindeki tartışmalar sürüyor. İlk kitabı El mundo dormido de Yenia (Yenia’nın Uyuyan Kurtu) 1946’da yayınlandı. Onu 5 roman daha takip etti.

14 Nisan 1956’da 46 yaşında olduğu sırada, Otel Crillon’da 4 el ateş etti ve 32 yaşındaki sevgilisi Roberto Pumarino Valenzuela adlı sevgilisini öldürdü. Görgü tanıkları, cinayeti işledikten sonra kendini cesedin üzerine attığını, cesede sarıldığını ve onu öptüğünü, “Dünyada en çok sevdiğim kişi oydu” dediğini söylüyor. 3 yıl hapis cezasına mahkum edilen Geel, mahkemedeyken en iyi romanlarından birine imza attı. Carcel de mujeres (Kadının Hapishanesi) adlı eseri eleştirmenleri şaşırtmıştı. Çünkü eserde hem bir itirafta bulunuyor, hem de kurguya yer veriyordu. Nobel ödülü sahibi arkadaşı Gabriela Mistral sayesinde özel afla hapisten çıktı.

9. Hans Fallada



Hans Fallada 1893-1947 yılları arasında yaşamış, geçen yüzyılın en meşhur Alman yazarlarından birisiydi. Toplumsal eleştiriyi konu edinen pek çok roman yazdı. En büyük başarısını, 1932’de yayınlanan Küçük Adam Ne Oldu Sana? Adlı kitabından sonra elde etti. Kitap İngiltere ve ABD’de en çok satanlar listesine girdi.

Ailesi homoseksüel eğilimleri olduğunu fark edince, genç yaşlarında bir kliniğe yatırılmasına karar vermişti. Bunun üzerine Hans ve en yakın arkadaşı Hanns Dietrich çifte intihara kalkışmış, ancak bunu daha onurlu gösterebilmek için bir düello süsü vermişlerdi. Ancak silahlar konusunda deneyimsiz olan gençler, beklenmedik bir sonuç elde etti. Dietrich Fallada’yı vuramadı ama Fallada en yakın arkadaşını öldürmeyi başardı. Sonucun böyle olmasını kaldıramayan Fallada arkadaşının silahını alıp kendisini göğsünden vurdu, ancak yine de yaşadı. Cinayetten tutuklanan Hans, psikiyatri hastanesine yatırıldı ama, sonradan suçsuz bulunduğu açıklanınca serbest bırakıldı. 1944’te ise tekrar şiddet eğilimleri göstermeye başlamıştı. Eski eşiyle tartışan Hans, kadını silahla vurdu ve öldürdü.

10. Krystian Bala



1973’te doğan Krystian Bala, Polonyalı bir yazar. Eski karısının sevgilisi olan Dariusz Janiszewski’yi soğukkanlı bir şekilde öldürmek ve öldürmeyi planlamak suçlarından, 2007 yılında 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bala kanıtların yetersiz olduğunu savunsa da, psikologlar şüpheye yer vermeyecek şekilde suçlu olduğuna kanaat getirdi. Aynı zamanda Bala’nın sadist bir kişiliğe sahip olduğunu da açıkladılar.

Bazı orta Avrupa dillerinde “kör edecek miktarda öfke” anlamına gelen “Amok” adlı kitabında, Janiszewski’ye nasıl işkence ettiğini, onu ağır şekilde yaraladığını ve Oder nehrine attığını ayrıntılarıyla tasvir ediyor. Bala cinayete dair bu bilgileri, mahkemesi sırasında gazetelerde çıkan yazılardan esinlenerek kitabına aktardığını söylüyor. Ancak savcılık, kitaptaki ayrıntıların sadece dedektifler tarafından bilindiğini söylüyor. Tabii bir de cinayeti işleyen kişi tarafından…



Haber: EDA UTKU - Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.