Çek yasası vicdana gelmeli!

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Çek Yasası’nda yapılacak düzenlemede, kamu vicdanının da dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Ergün, Ankara’da Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) dün akşam Rixos Oteli’nde düzenlenen resepsiyonunda, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ergün, Çek Yasası’nda hapis cezasının kalkıp kalkmayacağına ilişkin bir soru üzerine, “Ekonomik suçlara ekonomik cezaların olması doğru bir prensip olabilir. Yalnız içinde alacaklıların da haklarını koruyacak unsurlar barındırırsa, o zaman kamu vicdanı da bu hususta daha rahat olur’’ değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ekonomisinin dünyada ve özellikle Avrupa’da yaşanan birçok olumsuzluğa rağmen büyüme sürecini devam ettirdiğine de işaret eden Bakan Ergün, şöyle devam etti: “Türkiye’de büyüme sağlıklı bir büyümedir. Reel sektörden, üretimden, ihracattan kaynaklanan bir büyümedir ve istihdam oluşturan bir büyümedir.’’ Ergün, önümüzdeki hafta İstanbul’da yerli-yabancı ortaklığı şeklinde, petrokimya sektöründe 1 milyar dolarlık bir yatırım anlaşması yapılacağını da açıkladı.



Habertürk
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Irmak 6 yıl önce

Alacaklıların hakları ne olacak. Devlatin para cezasını ödeyeni bağışlaması hataydı zaten. Alacaklının rızası ne olacak.
Alacaklıları düşünen var mı?

Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

Yolsuzluk ekonomisi politikalarını savunan, bu politikaların politikacısı olunca, söz konusu toplum efkar ve vicdanı; kavram karmaşasından teşekkül eden mugalataların hedefinde olur.
Çünkü sistemin kalbi bankalar, beyni belamlardır. Ne zaman ki bankaların çıkarı gündeme gelir, mugalatalar başlar.
NEDİR EKONOMİK SUÇ, VE NEDİR DAYATMA SUÇ TEORİSİ?
Adalet anlayışımız saatlerimize benzer, hemen herkesin saati farklı gösteriri ama herkes kendi saatine inanır.”
Karşılıksız çek borçlusu, dayatma suç teorisi ile toplum efkar ve vicdanında “SUÇLU” gösterilmek istenmektedir. Hala da öyle. Oysa adalet herkese lazım.
Yasa Tasarısının, adalette- yargıda tıkanıklığı değil; zamanaşımı, genel af korkusu ve yargıdaki gecikmeler yüzünden alacakların tahsilinin gecikmesi yüzünden gündeme getirildiğini de altını çizerek belirtelim. Devlet bankaların alacaklarının garantörümüdür. Öyleyse neden, neden başka alacakların garantörlüğü yapılmıyor?
Ekonomik suç, dolandırıcılık ve sahtekarlık yolu işlenen suçtur. Bir yaptırımın yerine getirilmemesi suçtur, ancak yerine getirilememesi suç değildir

Cihan Haber Ajansı geçen yıl bir karşılıksız çek davasında iki yıl sonraya duruşma günü verilmesini haber yapmış, bu haber günlerce bütün basın organlarında çıkmıştı. Bu konunun tekrar tekrar pişirelerek kamuoyuna sunulmasının arkasında ne var diye düşünmemek mümkün değildi?
Hükümetin sorun çözme politikası bir yanlışın varlığını işaret edip, başka bir yanlışın oluşumuna zemin hazırlamaktır. ZİRA HÜKÜMET OLMALARI SORUNLARIN VARLIĞINA BAĞLIDIR. Türban sorunun hala çözülmemesinde maksat nedir?
Ajans bu haberi, iki avukatın açıklamasına dayandırdı. Avukatlardan biri, Av. Sinan Emiroğlu şöyle diyor:

"Yargı sistemimizde aksaklıklar var. Türkiye'nin hiçbir yerinde iş gücünü karşılayan personel ve hakim yok. Ticari anlaşmazlıkların sayısı artıyor, ama ihtiyaçlara cevap verecek mekanizma yok. 2 yıl sonrasına duruşma günü veriliyor. Böyle olunca da suçun zaman aşımına uğraması söz konusu. Adalet gecikince hak sahipleri hakkını alamıyor. Bu da insanların yargı eliyle haklarına ulaşamaması sonucunu doğuruyor. Haliyle insanların, yargı dışında bireysel mafyavari yöntemle alacaklarını tahsil yoluna gitmesine sebep oluyor. Mafya yoluyla alacağını tahsil edemeyecekler ise ticareti sınırlandırma veya portföyünü küçültme yoluna gidiyor. Bu da ekonomimiz açısından çok zararlı."

GERÇEK NEDİR?
Emiralioğlu'nun bu görüşünde doğru ve yanlış yönler var. Evet Yargının iş yükü altında ezildiği doğrudur.
“Bir ticari ilişkiden kaynaklı borcun yerine getirilmemesi ve suç olarak tanımlanması mümkün görülmemektedir. Suç genel teorisindeki sorumluluk esaslarına aykırı bir şekilde suç tipi tarif edilmektedir. Karşılıksız çıkan çek nedeniyle milyonlarca şikayet ve soruşturma sonucu kamu davası açılmaktadır. Bu durum Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin ağır iş yükü altında kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluk, suç olmaktan çıkarılarak idari para cezasını ve/veya idari tedbiri gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmelidir”
7.haziran.2009 Yargıtay başkanı Hasan GERÇEKER
Aynı açıklamayı bir çok sefer Yargıtay Eski Başkanı Hasan Gerçeker yaptı. Gerçeker TRT Haber'e yaptığı bir açıklamada; "

Bir an evvel neşter vurmak gerekiyor. Ok yaydan çıkmış durumda. Yoksa bu yükün altından kalkamayız" demişti..

Gerçeker bir an evvel neşter atılmalı diyor. Buna karşın yargı, özellikle Yargıtay öncelikle kendi sorumluluğunu yerine getirmeli, neşteri önce yargı atmalı mugalataları var. Bu ülkede kanunları Yargıtay mı çıkarıyor?
Bugün yargı üzerinde önemli bir yük olarak karşılıksız çek davaları durmaktadır. Gerçeker bu suçun modern hukuk normları ile uyuşmadığını defalarca söylemişti. Ayrıca 3167 Sayılı yasa süresinde TCK ile uyumlu hale getirilmediği için artık yürürülükten kalkmıştı. Bu konuda yetkili kişiler ve akademisyenlerce yapılmış açıklamalar vardır, en önemlisi verilmiş mahkmeme kararları vardır. Bu kararlar henüz kesinleşmemiştir. Bu mahkeme kararlarında 3167 Sayılı yasanın yürürlükte olmadığı gerekçesi ile verilmiş beraat kararları vardır.Bugün hukuk, yargı büyük bir gerçeği görmemezlikten geliyor. Devletin organları üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirme yerine sorumluluğu üzerlerinden atmaktadırlar.
Bunun sebebi “ekonomi batarsa hepimiz batarız” demagojisi kandırmacasıdır.
Nitekim Habertürk Gazetesi Yazarı MUHARREM Sarıkaya’nın 10.06.2009 tarihli röportaj yazısında şunları okuduk
“Sakarya, Bilecik, Şişli'nin de arasında bulunduğu bazı mahkemeler, ceza ortadan kalktığı için karşılıksız çek ten hapis yatanları tahliyeye başladı.
Hükümet önüne geçilmesi için yargıdan destek istedi.
Bazı mahkemeler tahliyeye uymadı ve Yargıtay'dan görüş bekledi.
Yargıtay da mahkemelere yazı göndererek, tahliyeleri durdurmalarını istedi. Bunlar olurken de hükümet Çek Yasası'nı hazırlayıp Meclis'e yolladı.
Bugüne kadar yasa ile ilgili olarak çok şey yazılıp çizildi.
Adli para cezasını idari para cezasına çeviren bir düzenleme getirilmesi önerildi. Yasa tasarısının daha "Genel Gerekçe" kısmında adından söz edilen "Vadeli çek" ifadesinin de iktisat dilinde ne kadar yanlış olduğu, vadenin ancak senet veya bonoda olabileceği anımsatıldı.”
Yargıya nasıl baskı yapıldığı ortada..

ADALET TUTARLI OLMALI, AKSİ HALDE GÜVENİRLİĞİNİ YİTİRİR

5237 Sayılı TCK ile 4814 sayılı yasa ile değişik 3167 Sayılı yasa uyumlu değildir. Bu uyumsuzluk 5941 sayılı yeni çek yasasının gerekçesinde bir çok yerde şüpheye mahal bırakmayacak biçimde açıkça vurgulanmıştır. Bu uyumsuzluğu birçok akademisyen de vurgulamaktadır. Yargının bu uyumsuzluğu görmemezlikten gelmesi akla ziyandır. Daha da önemlisi "TCK Anayasa değildir, bu nedenle özel ceza yasalarının TCK'ya aykırı olabileceği "savı ciddiyetten uzak ilkel bir yaklaşımdır. Adaletin bir bütün olarak ciddi olması gerekir. Bir ülkenin temel ceza yasası ile özel ceza yasasının çelişmesi ve bu çelişkinin normal bir şeymiş gibi görülmesi modern hukuk anlayışı ile bağdaşmaz. İşte Yargı bu noktada sorumluluğunun gereğini yapmalı, bu iki yasa arasındaki çelişkiyi vereceği kararlara yansıtmalıdır. Bu abudik gubidik yasaları işlevsiz bırakmalıdır. İŞTE EN BÜYÜK NEŞTER BUDUR. Yasa Koyucu yasa yapmaya muktedir değil mi? Yüzlerce avukat ve hakimin milletvekilliği yaptığı meclis için bu iddiada bulunmak mümkün mü? Yargıyı çağdışı, Gerçeker'in dediği gibi modern hukuk normları ile bağdaşmayan bir yasa ile meşgül etmek yerine gerçek görevine yönlendirmek mümkün.
Peki nedir yasamayı bundan alıkoyan.
5941 İLE TCK ÇELİŞKİSİ
5237 sayılı TCK'nın 5. maddesi şöyle.
Özel kanunlarla ilişki
MADDE 5. - (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.
KİM TCK'NIN BU HÜKMÜNÜ YOK SAYABİLİR, SAYARSA YARGIYA NASIL GÜVEN DUYARIZ?

TCK 21 Madde TCK nın önemli bir hükmüdür ve genel hükümlerdendir. TCK 21 şöyle:

MADDE 21. - (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
TCK nın çok açık hükümlerine rağmen bugün hala 5941 sayılı Çek Kanunu şekli bir suç olarak uygulanmaktadır. Oysa yasa koyucu hem bu yasanın genel gerekçesinde ve hem de suçu tanımlayan 5. Madde gerekçesinde suçun şekli bir suç olmadığını, TCK ile uyum sağlandığını yazmaktadır. Şimdi hangi akılla, hangi adalet duygusu ile uygulayıcılar TCK'nın 21. Maddesine rağmen, Yasama organının açık iradesine rağmen karşılıksız çek suçunu şekli bir suç olarak görmeye devam etmektedirler. YARGI BURADA DA NEŞTER ATMALIYDI.

5237 sayılı Türk Ceza Yasası “MASUMİYET KARİNESİ” nin gözetilmesini emreder. Bu yasanın 2. Maddesinde bulunan KIYAS YASAĞI ve yasanın 21. maddesinde bulunan KASTIN VARLIĞININ GÖZETİLMESİ esasları bu yüzdendir. Bu iki madde akla karayı ayrıştıracak yargılamanın esasıdır. Bu iki madde olmadan yapılan yargılamada elmalarla armutları bir toplamış olursunuz. Yolsuzluk ekonomisi politikaları dayatma suç teorisi ile karşılıksız çek suçları adında suç türü oluşturmuş ve bu suç türü içinde butlan hukuku oluşturan, özel çek yasası yargılaması icat edilmiştir.


Bu yargılama ile, şekli yargılama yapılmış, masumiyet karinesini gözeten yukarda sözünü ettiğim iki madde göz ardı edilmiş; buna bağlı olarak ,“bir suça birden fazla ceza verilemez” ilkesi ile “suç ve ceza orantısı” ilkesi de göz ardı edilmiştir.
Sorunun çözümüne çare arayan taraflar meseleye hep hukuk açısından bakmıştır.
Oysa sorunun sürmesini sağlayan, meselenin ekonomiyi ilgilendiren tarafıdır.
Devlet vatandaşına tuzak hazırlar mı?
Yolsuzluk ekonomisi politikalarının tuzaklarından olan çek ve kredi kartı ile devlet vatandaşına tuzaklar hazırlamıştır. Bu tuzakların sonunda devlet eliyle devlet kasası soydurulmuştur.
“Kafalarını kullanıp tuzağa düşmeselerdi.” Demagojileri bu tuzakları hazırlayanların kötü maksatlarını asla gizleyemiyor.
Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi ile birlikte bu yasanın beşinci maddesi de işleve girdi. Bu maddeye göre özel yasalarla belirlenmiş suçların ve cezalarının bu temel yasaya uyarlanması gerekiyordu. Bu ameliye önce 2006 sonuna, sonra 2008 sonuna bırakıldı. Hükümet şimdi yeni bir taslak diye lanse ettiği bu taslağı 2008 yılında bu maksatla hazırlattı. Ancak 2008 krizi (ekonomimiz %14.8 küçüldü), ve bu krizden çıkmaya katkı olacak IMF anlaşması olmayınca; çevir kazı yanmasın taktiğine geçildi. Karşılıksız çeki sorun yapan bankaların sorumsuzluklarıdır. Aynı sorumsuzluklar kredi kartında ve tüketici kredilerinde de yaşanmış; borçlanmanın önü açılmış, borç balonu şişirildikce şişirilmiştir. Devlet bankalarda mevduatın oluşması için vatandaşlara tuzaklar kurmuştur. (Devlet diyorum çünkü bu yasalar TBMM den çıkmış, Cumhurbaşkanı onaylamıştır.)
Hükümet dış borçlanma yerine iç borçlanmayı tercih edince bankaların bu sorumsuzluklarına göz yumulmuştur.
KÜRESEL EKONOMİK KRİZİN SEBEBİ AŞIRI BORÇLANMADIR.
Üretmeden tüketmeye alışkanlık, borçlanma tuzağının oluşumuna katkı sağlamaktadır. Ülkemizde butlan hukuku ile üretene darbe üstüne darbe vurulmaktadır, ki ülke değerleri üzerinde borçlanma ile ipotekler oluşsun.
Çek Yasası butlan hukuku örneklerinden en göze çarpanıdır. Karşılıksız çek nedeniyle; bağdan üzüm koparma amacı; icralar ve hacizlerle bağı talan etme, hapislikle bağcıyı ölmekten beter duruma sokma ameliyesine dönüşmüştür. Yani karşılıksız çek kesmek suçsa yargılaması ceza yasasına göre duruşmalı ve kastın varlığı gözetilerek yapılmalıydı. Bu durumda icra takibi ve haciz olmayacaktır. Vahşi kapitalizmin kuralsızlıkları butlan hukuku ile can bulur. Önce adamı dolandırıcı olarak suçlarsın, sonra o dolandırıcıdan icra ve hacizle malını mülkünü yok değere elinden alırken aslında dolandırıcı olmadığını da sergiletirsin.
Adaletin üstünü, İslam İnancı ile şal ile kapatanların kafası, İslam Hukukunda bunun zalimlik olduğu inancını taşımamaktadır.

Peki düğün değil bayram değil, hükümet neden aceleyle yeni bir yasa yapma telaşına düştü?
1-Küresel ekonomik kriz bazı ekonomik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.
2-AİHM Başvuruları.
Alınan ekonomik tedbirler bankaları huzursuz etmiştir. Bankalar uluslar arası sözleşmeleri bahane ederek hükümeti AİHM dayatması ile korkutmaktadır. Hükümet bu açmazdan çıkmak için, yani kendi oluşturduğu canavar fareyi yok etmek için adaleti ve hukuğu akla getirmiştir. Bankalar Birliği Eski Başkanı Özince’yi istifa etmeye zorlayan tedbirlerin ne olduğunu bilmeyenlere örnekler aşağıda yazılı. Ne demişti Bakan Babacan; “bizi polisiye tedbirler almaya zorlamayın.”
MAKSAT DEVLETİ BANKALARIN TEK, RAKİPSİZ VE RİSKSİZ MÜŞTERİSİ YAPMAK. ÇÜNKÜ ARTIK DIŞ KREDİ BULMAK ÇOK ZOR, HATTA İMKANSIZ. YANİ BANKALARDA BİRİKECEK VE BİRİKEN MEVDUATI KAPTIRMAMAK.
Bazı Devlet Alacaklarına kısmi af getiren TORBA YASA nın çıkması sırasında Meclis'teki görüşmelerde, kredi alacaklara önemli uyarı çıktı. Yasa çıkar çıkmaz, bankaların riskli müşteriler için oluşturduğu "kara liste" genişleyecek. Borcundan dolayı elektriği, suyu ve gazı kesilen kredi alamayacak. Yani bu kişilere bankalar kredi musluğunu kesecek. Bu kişiler bırakın kredi almayı, kredi kartı sahibi bile olamayacaklar. İşte bu isimler; eskiden bankalarla kötü bir geçmişe sahip olanlarla aynı muameleyi görecek. Kısacası; borç karnesi kötü olanlar bankaların kredi sınavını aşamayacak. Yani müşterilerin kredi geçmişlerinin yanı sıra, elektrik, su, doğalgaz ve telefon borçlarını zamanında ödeyip ödemediklerine de bakılacak. Kira borcunu düzenli ödemeyenler ve para için tefeci yolunu tutanlar da bankaların kara listesine girecek. Özetle; günlük hayatın hemen her alanında artık borca sadakat şart.. Vatandaşın borcuna sadık olup olmadığını ise Merkez Bankası takip edecek. Bu borç kayıtlarına ulaşmak için; Telekom, GSM şirketleri, elektrik, doğalgaz ve su idareleriyle protokol imzalanacak. Yeni dönemde risk kayıtları TC numarası ile takip edecek. Bu yeni uygulama sayesinde isim benzerliğinden dolayı, borcuna sadık kişilerin uğradığı mağduriyetler de son bulacak.

http://www.kure.tv/webtv/803-haber/borc-affi-geldi-ama-bankalarin-kara-listesi-buyuyecek/4896-Bolum/81564/
İşte yeni çek yasası taslağında bu çeşitten tedbirler olması gerekiyormuş.
BU TÜRK EKONOMİSİNİ ÖLDÜRMEKTİR. CİNAYETTİR.
Ticaretten men cezası dır bu işlemlerin adı. Bankaların sicil affı yasasının gereklerini nasıl yerine getirdiğini düşünürseniz BUNUN TÜRK EKONOMİSİ ÜZERİNDE KAPİTÜLASYON OLDUĞUNU hemen fark edersiniz.
“Ekonomi batarsa hepimiz batarız” demagojisi ile oluşturulan butlan hukuku artık yok edilmek mi istenmektedir?
Bunu söylemek Türkiye gerçeklerine Fransız kalmaktır.
Canavar farenin önünden yemi yok etmekle ne kadar başarılı olunacaksa, adalete erişim o derece olacaktır.
Şike Davası ile birlikte açıkca ortaya çıkan bir durum var.
Üstünde hiçbir iradenin(cumhurbaşkanının bile) sözü olmayan TBMM miz üzerinde çıkar güçlerinin İPOTEĞİ olduğu gerçeği.
Neymiş? ADALET HERKESE GEREKLİ imiş. Görebilirmiyiz ab-ı hayat aktığın ejderhadan? Ne dersiniz?

BU MECLİSİN YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI MECLİSİ OLDUĞUNUN İTİRAFIDIR.
Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hakkında BDP Grubunun görüşlerini dile getiren İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, her türlü hırsızlığın, emek gasbının affedildiğini söyledi.

CHP'ye, ''Sayın CHP'liler çok safsınız'' diye seslenen Önder, saflığın, ''Bu yasa geçerse, biz de içerideki vekillerimizi çıkarabiliriz'' düşüncesi olduğunu iddia etti. Önder, ''Bu ima edilmiş olabilir ama rüyanızda görürsünüz. Yapmayacaklar, emin olabilirsiniz, bu çark devam edecek'' dedi.

Önder, AK Parti'lilere de ''Cumhurbaşkanı'nın hiç kıymeti harbiyesi yok mu, onu da eyyamcılıkla mı suçlayacaksınız?'' diye sorarak, ''Grubunuzda bayrak çekenler oldu, istifa tehdidi edenler oldu, o arkadaşımız bugün burada yok, gazete gazete gezeceğine keşke olsaydı'' ifadelerini kullandı.

Hak gasbının olduğunu, Cumhurbaşkanı'nın da bunu gördüğünü ifade eden Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başkasının gasp edilen hakları üzerinden, sizin şaltere bağlanmış gibi bir indir kaldır, olmadı bir daha getir. Bunlar bizim ne hakkımız ne haddimiz. Başkasının emeği, hakları üzerinden alicenaplık yapmak bizim işimiz olmamalı. Biz haşa vidanjör değiliz, niye başkalarının pisliğini temizleyelim? Nal ile mıhın arasında, Şike Yasasını temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getiriyoruz. Hakan Şükür bu konuda ne düşünüyor merak ediyorum, iki kelam etse... Buradaki oylamayı da isim isim yapalım.''

Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

Yapılması istenen şey ne?
Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de o mudur?
Bu hükmetin çıkardığı 4814 sayılı, ve 5941 sayılı yasalara bakarak çıkacak çek yasasını tasavvur etmek mümkün.
Yapılması istenen şey akla karayı ayrıştıracak yargılamayı ortaya koyacak bir yasa değil.
Karşılıksız çeki suç olarak gösterip, bu dayatma suç teorisi ile suçlanan suçluları bu seferde ticaretten men etmek.
Bunu istemeyen leri de bedelini bankalara ödemeye mecbur etmek.
DEVLET ELİYLE DEVLETİ VE VATANDAŞI SOYDURTMAK.
ÖNCEKİ ÇEK YASALARINDA ADLİ PARA CEZASINI DEVLETE ÖDEYEN CEZADAN KURTULUYORDU. ALACAKLININ ALACAĞINI ALAMADIĞI ÇOK OLUYORDU.
Şimdi adli para cezası kaldırılmak isteniyormuş.
Yerine düşünülen ceza çok enteresan.
5 yıl veya 10 yıl arası sicil karalama.
Yani bu sürede kredi kulanamama cezası.
Çekin karşılıksız çıktı mı yandın. BİR ÇEŞİT TİCARETTEN MEN CEZASI OLAN BU CEZA İLE TİCARİ KARİYERİN BİTTİ.
DEVLETİN GÖREVİ VATANDAŞA TUZAK KURMAK MIDIR?
Bu tuzaktan kurtulmak için bedel bankalara ödenecek.
Mali sicil affı yasasına bankalar ne kadar uydu?
Bu ciğeri kediye teslim etmek değildir de nedir?
Niye adil yargılama olmuyor. Akla Karanın ayrıştırılması çok mu zor. Türk ceza yasası ne halta yarıyor.
Bu tuzak ekonomiyi bitirme tuzağıdır.
Emperyalizmin yaptırımlarını dayatmalarla kabullenmeye mecbur ezilenler sınıfı oluşturma tuzağıdır.
Neymiş yargı da tıkanıklık varmış,
Bu sebeple akla karayı ayrıştırmadan, kurunun yanında yaşı yakmak mümkün mü?
Maksat belli değil mi bu durumda…

Avatar
Erdem Kırca 6 yıl önce

Burhan Bey merak ettim. Çekten çık çekmiş gibi yazılar yazıyorsunuz devamlı. Cek sorununuz var mı?
Yani alacaklıya hiç bir hak hukuk yok mü?
Bı tarafı korurken asıl haklı ve alacaklı tarafı siz de yok sayıyorsunuz.

Avatar
Av. Murat 6 yıl önce

Nihayet bir yetkili çıkıp alacaklılar lehine bir şey söyledi.
Ceki veren insan da alan insan evladı değil mı??

Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

EKONOMİDE YARGISIZ İNFAZ DEVRİ-Mİ !
Evet bu bir devrimdir. Anayasal hakları bertaraf etme devrimi! Genel hukuk kurallarını ters yüz etme devrimi.
Bilindiği gibi küresel krizin nedeni aşırı borçlanma ile şişen borç balonunun patlama tehlikesidir.
Bu tehlike bir çok ülke yöneticilerini borçlanma karşısında tedbirler almaya yöneltmiştir.
“yolsuzluk ekonomisi politikaları” ile yönetilen ülkemizde ise bu çeşit tedbirler!, gerçekci tedbirler yerine; devlet eliyle vatandaşı soydurma amacına hizmet eder şeklinde oluşturulmaktadır.
Bankalar vasıtasıyla “Yargısız infazla vatandaşı soydurma” dır bu tedbirlerin anlamı.
Geçen yıl yasalaşan bir ismi “mali af yasası” olan, bir ismi “torba af yasası” olan kanunla başladı bu tedbirlerin oluşması.
Bu yasaya göre Bankalar Birliği tarafından oluşturulacak kredi risk takip merkezi, sözüm ona borçlanma kriterlerinin uygulanmasını takip edecekti; bu merkez oluşturulmadan yargısız infaza geçildi.
Yeni yılla birlikte yargısız infaz hız kazanacak.
Diyelim ki doğal gaz şirketi, ptt, veya elektrik dağıtım şirketi size karşı bir borç istinadında bulundu. O andan itibaren yandınız. Yargısız infaz hemen başlıyor. Bu istinadın doğru olup olmadığı yargılanmadan, yargı kararı olmadan adınız bankaların kara listesinde yer alıyor şıp-şak. Üniversitede okuyan oğlunuza para mı göndereceksiniz, bu para buharlaşıp uçuyor. Paranın nereye gittiğini, parayı yatırdığınız bankadan veya PTT Şubesinden öğreninceye kadar ; başınız gelenler pişmiş tavuğun başına gelmiyor.

Siz bu dayatma borcun varlığını öğrenip, sildirinceye kadar, mahkeme açıp haksızlıkla savaşıncaya kadar atı alan üsküdarı çoktan geçmiş oluyor üstelik. Yani hakikaten borçlumusunuz, değilmisiniz belli olmadan, yargısız infazla borç ödemeye zorlanıyorsunuz.
Bu arada bir sürü maddi ve manevi kayıpla yüz yüze olmak da işin cabası.
“Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?”
Kurarmış demek ki. Bu anormallikle yeni karşılaşmıyoruz.
Bu anormallikleri normal karşılayıp, kanıksama ile topluca iflasa, yokolmaya yuvarlanmaktayız.
Bu usulsüzlüklerin genel adı “butlan hukuku”
Butlan hukukunda amaç, küresel emperyalist yönetimi dayatmalarını ses çıkarmadan mecburen kabullenen ezilenler(köleler) toplumu oluşturmaktır.
Butlan hukuku yolsuzluk ekonomisi politikalarının, butlansal hak iddiası (sorma ver parası) ile soygun yapma hukukudur.
Bu hukuka bu günlerde yeni kurallar-yasalar ilave edilmek istenmektedir.
Görülüyor ki 2012 yılı bu kuralların uygulamaları ile geçecek, ve yine bir sürü sistem mağduru oluşacaktır.
Eski dönem uygulamaları içinde, özel yasa ile oluşturulan karşılıksız çek hukuku ve bu hukuktan oluşan sorunlar vardı.
Şimdi bu sorunlar yeni çıkacak olan ekonomide yargısız infaz dönemi yasalarıyla daha da çoğalacak.
İşin enteresan ve trajikomik yanı, bunlar uygulamaya; yargıdaki tıkanıklığın önünü açmak maksadıyla! konacak.
AKP Hükümetinin genel politikası! bu. Yolsuzluk ekonomisi politikalarını, bir yanlışın varlığını işaret edip, başka bir yanlışın oluşmasına zemin hazırlayarak devreye koymak.
Yargının önünün tıkanmasını yargısız infazla açmak!.
Özel yasalarla yargısız infazın oluşmasını sağlamak.
Yeni çıkarılacak olan çek yasa tasarısında amaç bu. Bir taraftan çekin karşılıksız kalmasını suç olmaktan çıkaracaksın; diğer taraftan, güya çeke güvenirlilik kazandıracağım diye, çekin karşılıksız kalmaması için ağır yaptırımlar koyacaksın. Buraya kadar her şey normalmiş gibi görülebilir. Ama işin foyası bundan sonra oluşuyor. Bu yaptırımlar şekli olduğu için, karşılıksız çek suçu bu şekle uymamakla başlıyor. Sonra gelsin yargısız infaz. Gelsin haksızlıklar.
Bu suçun karşılığında defalarca cezalandırılmalar..
Çekiniz karşılıksız çıktımı sorgusuz sualsiz kara listeye dahil ediliyorsunuz. Sonra da borcun ödenmesi için baskı oluşturan kurallar yargısız infazla bir bir devreye giriyor. Anında bankaların kredi muslukları kapatılıyor, anında kara listeye giriyorsunuz. Ticaretten men ediliyorsunuz. Ve anında defalarca mükerrer ödemeye zorlanıyorsunuz.. Bankalar Birliğinin oluşturduğu kredi takip merkezi mahkemesinde! Yargılanıp, yargısız infaza uğruyorsunuz. Borç teminat altına alınıp, yargısız infazla soyguna,soyulmaya merhaba diyorsunuz.
Bu ülkede akla karayı ayrıştıracak ceza hukuku olmasına rağmen, butlan hukuku oluşturup yargısız infaz yapmanın manası sizce ne olabilir.
Hakkın gözetilmesi için yargılanmanın önünü açmak varken; butlansal hakkı elde etmek için yargılamanın önünü tıkamaya kimin hakkı var.
Karşılıksız çek vermek eğer dolandırıcılıksa, yargılatırsın hemede ağır ceza mahkemesinde ve yargılama ceza yasası kurallarına göre olur, masumiyet karinesi ve kast unsuru gözetilir; böylece yapılan savunmayla yapılan yargılamada akla kara ayrışır.
Bu durumda gerçek suçlular layık olduğu şekilde cezalandırılır.
Maksat bu değil ki;
Maksat, dayatmalara; kendi başındaki musibetle uğraşmaktan başını kaldıramayıp sessiz kalacak bireylerden oluşan köleler toplumu oluşturmak. Butlan hukuku oluşturup, yargısız infazla vatandaşı soyulmayı sağlayan hukuksuzlukla karşı karşıya bırakmak.
Kapınız çalıyor. Açıyorsunuz, kapıda icra memurları. Hacze gelmişler. Tebligat yapılmamış, borçtan haberiniz yok. Muhtara yapılmış bir tebligatı olmuş kabul edip soyguna gelmişler. Borç kesinleşti diye, talimat yazıları her bir yana dağıtılmış üstelik. Bin lira borç için on binlerce lira tahsilat yapabilecek gerekce mevcut, butlan hukukunda. Gerçek hukuk içindeki tebligat yasası da neymiş?
Bankalar alacaklarını gecikmeden acele tahsil edebilsin diye butlan hukuku oluşturulur mu?
Banka alacağını acele tahsil etsin diye yargısız infazla vatandaş soydurulur mu?
Soranlara verilen cevaplarda, bu ülke nüfusunun yüzde doksan küsuru Müslüman gösterilir.
Mümin=Allah’a güvenen, onun verdiği sözlerinden şüphe etmeyen emin olandır.
Bu sözler topluluğuna Kuran denir. Müslümanlık amentüsünde kitaba, kitaplara iman vardır.
Kuran-ı Kerim Bakara Suresi 280 ayette; Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.
Denmekte ve faiz alıp vermek kitanın bir çok ayetinde haram kılınmaktadır.
Üstelik, “emredildiğin gibi ol” ayeti ile bu emirlere uyma vurgulanmaktadır.
Bu emre ve emirlere uyulmayan topluluğa Müslüman Toplumu denmez.
Allah’ın , “birbirinizin mallarını yalancı şahitlerle, hakimler ve avukatlar tutarak yemeyin” ikazına rağmen butlan hukuku ile hak iddia edip, halksızca hak gasp edenlere ben Müslüman yakıştırması yapamam.
Kapitalist İslam Modeli olur diyenler aldatmaca içindedir.
Yargısız infazın önünü açmak Müslüman’a zul olmalıdır. Zulm ile abad olanın sonu berbat olur.
İç borçlanma yoluyla dış borç ödemesi seçeneğinden başka seçeneği olmayan hükümetin, bu eylemini gerçekleştirmesi bankalarda oluşacak mevduata bağlıdır. Bu mevduatın oluşması için; “Ekonomi batarsa hepimiz batarız” demagojisi ile oluşturulan butlan hukukuna, devlet kurumları seyirci kalmaktadır.
İş vatandaşın seyirci kalmamasında tepki göstermesinde biter.
Unutmayalım ki iktidar olmak muktedir de olmak anlamına gelmez.
İLGİLİ VİDEOYU SEYRETMEK İÇİN LİNKİN ÜSTÜNE TIKLAYIN

http://www.kure.tv/webtv/803-haber/borc-affi-geldi-ama-bankalarin-kara-listesi-buyuyecek/4896-Bolum/81564/

Avatar
Burhan İşcan 6 yıl önce

Sayın Erdem Kırca;
Bana yönelttiğiniz soru tamamen aldatmacadır.
Bu aldatmaca yargısız infaz yapmanın bahanesidir.
Bazı yasaları yokmuş gibi kabul edip, butlan hukuku oluşturup hak talep etmenin mazereti olarak öne sürülmektedir.
Bu ülkede Borçlar yasası, İcra İflas Yasası, Asıl Çek Yasasını içinde barındıran Ticaret Yasası Mevcuttur. Bunları yok kabul etmek akla ve mantığa sığmaz.
Bu temel yasalara rağmen butlansal hak oluşturmak için özel yasa yapılmaz.
Hadi yaptınız diyelim, dayatma bir suç teorisi ile suç tipi icat edip onunla da suçladınız. Peki bir suç için defalarca cezalandırılma dünyanın neresinde görülmüş.
Defalarca mükerrer tahsilata olanak sağlayan yasalar nerde görülmüş?
Bu ülkede Temel yasa olarak bir ceza yasası var. Akla karayı ayrıştıracak hükümler var. Bunları görmezden gelerek MASUMİYET KARİNESİ gibi evrensel hukuk desturunu atlayarak yargısız infaz yapılmasına seyirci mi kalalım.
Zulme sessiz kalmak dilsiz şeytanlıktır.

Avatar
Burhan İşcan 6 yıl önce

16 Eylül 1963'de Strasbourg'da imzalanan bu protokol, 2 Mayıs 1968'de yürürlüğe girdi. Türkiye, protokola 23 Şubat 1994 tarih ve 3975 sayılı yasayla katıldı.

Bu protokolla, Sözleşmeye, "Özel hukuk ilişkilerinden doğan yükümlülük nedeniyle kişi özgürlüğünü kısıtlama yasağı", Serbest dolaşım ve yerleşme akkı", "Vatandaşların sınırdışı edilmesi ve ülkeye girmelerinin engellenmesi yasağı", "yabancıların topluca sınırdışı edilmeleri yasağı" hakları eklendi.



İNSAN HAKLARININ VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİNİN
KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME İLE BU SÖZLEŞME'YE
EK BİRİNCİ PROTOKOL'DA TANINMIŞ BULUNAN HAKLARDAN
VE ÖZGÜRLÜKLERDEN BAŞKA HAK VE ÖZGÜRLÜKLER TANIYAN
Protokol No: 4
Strasbourg, 16.IX.1963
11. Protokol ile değiştirilen ve yeniden düzenlenen metin




Bu Protokol’un imzacıları, Avrupa Konseyi üyesi hükümetler,
Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imza edilmiş bulunan İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) birinci bölümünde ve 20 Mart 1952 tarihinde Paris’te imzalanmış olan Sözleşme’ye Ek Birinci Protokol’un l’den 3'e kadarki maddelerinde tanınmış bulunanlardan başka bazı hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılına yasağı

Hiç kimse, yalnızca akdi ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.