Daire fiyatları neden artıyor?
RAHİME SEZGİN İSTANBUL
 
Ekonominin lokomotif sektörü olarak görülen inşaatın istihdamı da yüksek. 2002’de 958 bin kişiye iş imkânı sağlayan sektörün toplam istihdama katkısı yüzde 4,5’ti. 2011 yılına gelindiğinde bu rakam 1 milyon 512 bin kişi ile yüzde 6,4’e ulaştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İnşaat İşgücü Girdi Endeksleri 2012 üçüncü dönem sonuçlarına göre, Üç Aylık İnşaat Sektörü İstihdam Endeksi 2012 yılı üçüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,2 artış gösterdi. Sektörde çalışanların çoğunluğunu vasıfsız işçiler oluşturuyor. Daha iyi hayat şartları sunmak için yükselen konutların yapım aşamasında ter döken işçiler çoğu zaman çok da iyi olmayan şartlarda çalışıyor. İstanbul Esenyurt’ta yatakhane olarak kullandıkları üç çadırın yanması sonucu hayatını kaybeden 11 işçi hâlâ hafızalarda. Olaydan ders çıkaran işverenler, şartları biraz daha iyileştirmiş, ama yeterli düzeyde değil. Neredeyse bütün günleri şantiyede geçen işçiler için hayat hiç de kolay değil. Aldıkları ücret ise çok az. Ali Karabey, yaklaşık 2,5 yıldır inşaatta çalışıyor. Uzun yıllar ayakkabıcılık yapmış ama işler ters gidince Tekirdağ’daki işini kapatmak zorunda kalmış. İş arama gayretleri sonuçsuz kalınca, son çareyi inşaatta çalışmakta bulmuş ve İstanbul’un yolunu tutmuş. “Bütün gün tuğla taşıyorum, bedenen çok yoruluyorum.” diyor. Aldığı paranın emeğine değmediğini, biraz da çaresizlikle dile getiriyor. Parasını biriktirip ailesine gönderiyor, tek kuruş harcamamak için çalıştığı inşaatın dışına çıkmıyor.
 
“Kazandığım para günlük 70 lira, şantiyeden dışarı çıksam elimde bir şey kalmaz. Şantiye hayatımız çok kısıtlı, yapacak bir şeyimiz yok. Sadece televizyon izleyebiliyoruz.” diyor 48 yaşındaki Haydar Sözbilen. Yaklaşık 30 yıldır inşaatlarda çalışıyor. İşçi olarak girdiği inşaatta zamanla usta olmuş. İşçilerin gözüyle sektöre dair bilgileri anlatmaya başlıyor: “Binlerce konutu yapıp üzerine büyük bir gururla ismini yazan inşaat firmaları var ya, onların birçoğu zamanında işçilerin parasını ödemiyor. Ben de o şirketlerin birkaçında çalıştım ve her seferinde mağdur oldum. Birçok arkadaşımız alacağını bırakmamak için hâlâ o inşaatlarda çalışmaya devam ediyor. İşe alırken ‘mutlaka sigorta yapacağız’ diyorlar ama yapmıyorlar. Ama işçinin başına bir kaza geldiğinde nasıl başarıyorlarsa hemen onu sigortalı gösteriyorlar. Evet, iş bulamayan birçok kişi inşaatlarda çalışabiliyor ama sadece iş vermek yeterli değil, hak ettiğimizi de almalıyız.” Sözbilen, küçük çaplı müteahhit işinde çalışmayı tercih ediyor. En azından usta olduğu için günlük 100 lira olan yevmiyesini alması daha kolay oluyor.
 
DAİRE FİYATLARINI, PAHALI ARAZİLER ARTIRIYOR
 
-Zihinleri en çok kurcalayan meselelerden biri de konut fiyatlarının fahiş olup olmadığı. Ev sahibi olmak isteyen orta gelirli vatandaş, çoğu zaman ev sahibi olabilmek için uzun yıllar süren bir borç altına giriyor. Orta gelirli vatandaş evlerin pahalı olduğunu düşünüyor, ömrünü bir evin taksitlerini ödeyerek geçireceğini dile getiriyor. Ama firmalar, fiyatların fahiş olduğunu kabul etmiyor. Sinpaş GYO İcra Kurulu Başkanı Ömer Faruk Çelik, ucuz konutun yolunun ucuz araziden geçtiğini ifade ediyor. Piyasayı belirleyen arazi fiyatlarının artması, yakında konutlarda artış olacağının da habercisi. Çelik, arazi fiyatlarını karşılayabilmesi için konut fiyatlarının yüzde 15-20 artması gerektiği görüşünde. Dünya şehri haline gelen İstanbul’da arsa fiyatlarının arttığını vurgulayan Aydınlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Kavurmacı da aynı görüşte: “Ülkemizde gayrimenkul sektöründe projelerin donanımı arttığı için fiyatlar da artıyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus kaliteli, mimari açıdan zengin, tamamıyla alıcıların konforunun düşünüldüğü ve ticari yönden hızla kazanç sağlayabilecek projelerle diğerlerinin aynı kefeye konulmaması gerektiği.”

Sektördekilere göre konutta şişen bir balon yok, yapılması gereken daha çok konut var! Yani kapının eşiğinde bekleyen bir konut krizi yok. Ama sokaktaki vatandaş alttan alta bazı firmaların batmak üzere olduğunu birbirine fısıldıyor. İlk verilen örnek Fiyapı. Arkasından başka firma isimleri sıralanıp gidişatın çok da iyi olmadığı dile getiriliyor. Peki, sokağın düşüncesi ne kadar sektör raporlarına yansıyor? Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’nin (GYODER) Türkiye ve Dünya Gayrimenkul Sektör Raporu 2012, 3. çeyrek verilerine göre Türkiye’de inşaat sektörünün büyüme hızının üçüncü çeyrekte durduğunu ve özel sektör inşaat harcamalarının zayıfladığını ortaya koyuyor. Yılın ilk çeyreğinde 22,1, ikinci çeyreğinde ise 22,8 milyar lira olan özel sektör inşaat harcamaları, üçüncü çeyrekte 18,1 milyar liraya gerilemiş. Aynı dönemde inşaattaki büyüme yüzde 0,4. Yani büyüme neredeyse sıfıra yakın gerçekleşirken, ciddi bir durgunluk endişesi oluştursa da bu dönemde 103 bin 543 konut satıldı. 2012 yılında uygulanan ekonomiyi soğutma politikalarıyla birlikte ekonomik büyümenin yüzde 3 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. 2012’de inşaat sektörü ise 1-1,5 gibi düşük bir oranda büyüdü. 2003 öncesinde yıllıkta bile ulaşılamayan rakamın bugün durgunluk endişesi uyandırması sektörün geldiği seviyeyi de gösteriyor. İşler yavaşladığında temkinli giden firmalar, tarihi fırsat yakalıyor. Aradaki hız farkını algıladıkları için daha ucuza arsa alma, inşaat malzemesi ve işçilikteki avantajları işlerin hızlanacağı döneme hazırlık yapma fırsatı olarak değerlendiriyor. Taşıma suyla değirmen çeviren firmalar ise nakit sıkışıklığına maruz kalıyor. Kredi faizleri de artmışsa satışların arkası gelmiyor. Bugünkü kriz tartışması da bu tablodan çıktı.
 
Boğaz’ı İstanbul’un en ücra bölgesine taşıyan, Venedik’teki gondol sefasını kapının önüne getiren maketlerden daire alanlar, taksitlerini ödemeye başladığı evine kavuşmanın hayaliyle gün sayıyor. Ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. Kimi evine kavuştuğunda makette beğendiği evin esamisini görmüyor, kimi de evi teslim edilmediği için mağdur oluyor. İnşaat şirketlerine, yapı denetimi ve belediyelerce de birçok denetim mekanizması uygulanıyor. Ancak işin bitirilmesine odaklanan mali bir denetim, sadece Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak GYO’nun içinde olduğu projelerde yerine getiriliyor. Yaşanan olumsuzluklardan dolayı Meclis olaya müdahale etti ve maketten ev satışıyla ilgili düzenleme yaptı. Komisyondan geçen kısım Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) maketten konut satışına sınırlama getirmesini içeriyor. Böylece yeni mağduriyetlerin önü kesilmek isteniyor. Bir projede henüz yapım ruhsatı olmadığı halde maketten konut satan KC Grup, yüzlerce vatandaşın mağduriyet yaşamasına sebep olmuştu. Eski TOKİ başkanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, KC Grup’un TOKİ’yi 60 milyon dolar zarara uğrattığını açıklamıştı. İflas istemi tartışmalarıyla gündeme gelen büyük firmalardan Fiyapı’nın Yönetim Kurulu Başkanı  Fikret İnan, iddiaları yalanlarken, “Konut sektörü bir çıkmazda.” diye söze başlıyor. İstanbul Esenyurt’taki krizden kendinden çok belediyeleri sorumlu tutuyor: “2011 Temmuz ayından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi bize iş yaptırmıyor. Gayri resmi bir şekilde zabıtalar bizi şantiyelerde çalıştırmıyordu. 2012 Nisan ayında bütün projelerimiz mühürlendi. Mühürlemenin sebebi, Esenyurt ilçesindeki planların, Büyükşehir Belediyesi’nin planlarına uygun olmadığı iddiası.
 
Fiyapı’nın projelerinin durdurulmasıyla birlikte hem kendi müşterilerimiz tedirgin oldu hem de bizden daire satın alacak müşteriler artık daire almadı. 1,5 yıl boyunca bizi askıda beklettiler. 6 bin müşterinin askıda bekletilmesi inşaat sektörü için ne demek? Orada koca koca binaların izinsiz, ruhsatsız, plansız yapılabilmesi mümkün mü?” Esenyurt’ta durdurulan inşaata yeniden başlayan Fiyapı, 790 daire ve 8 bin metrekare ticari alandan vazgeçmek zorunda kaldı. İnan’a göre Fi-Tower ve Fi-Life projeleri 2013 Mayıs ayında teslim edilecek. Fi-Side projesi için çözüm üretilebilirse, bu yılın sonuna kadar o da bitirilecek. “Ucuza ev satıyoruz diye bizden rahatsız oldular.” diyen Fikret İnan, ellerindeki projeleri tamamladıktan sonra sektörden çekileceğini açıklıyor.
 
‘Ön satışla’ iş yapan firmalar batıyor
 
Murat Kurum (Emlak Konut GYO Genel Müdürü): Konut sektörünün önündeki en önemli problemlerden biri  ‘finans yönetimi’ konusu. Yeterli sermaye ile başlanmayan ve sadece bütün umudunu ve proje finansmanını ‘ön satış’a bağlayan bazı projelerin ve inşaat firmalarının iflas ettiğini üzülerek görüyoruz. Diğer bir konu da, konut alıcılarına verilen teslim şartlarının ve sözlerin yerine getirilememesi. Bu hususta önlemler sıkılaştırılmalı.
 
Balon değil arz talep dengesizliği var
 
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu (Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat): 10 yılda yaşanan dezenflasyon, faizlerde düşüşe yol açtı. Bu durum ev alanların sayısını artırdı. Türkiye’de konut kredilerinin GSYİH’ya oranı yüzde 6-7’ye geldi. Fakat bu oran, yüzde 40-80 arasındaki seyreden gelişmiş ülkelere göre düşük. Konut talebinde artış potansiyeli var. Bölgesel olarak arz fazlası olsa bile buna yönelik bir talep gelecektir. Balondan ziyade arz talep dengesizliğinden söz edebiliriz.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.