Dünyanın en büyük 5 finans devinden biri olan Citibank'ı Akbank'a yüzde 20 ortak yaparak ustasını mahcup etmedi. Akbank'ın Cuma günü itibarıyla piyasa değeri 18 milyar doları aştı ve bunda onun ekibi ile geliştirdiği stratejilerin büyük payı var. Hem Akbank'ı hem de güncel konuları konuşmak üzere Sabancı Center'da bir araya geldiğimizde söze seçimle başladık. Halkın istikrardan yana tercihte bulunduğunu söyledi. Yeni Anayasa'nın biran önce hazırlanması gerektiğini vurgularken, "Tüm siyasi partilerin uzlaşma ve işbirliği içinde kalıcı ve demokratik çözümler üreten özgürlükçü ve katılımcı bir Anayasa hazırlamaları şart." tespitini yaptı. Ergenekon, Balyoz gibi davaların Türkiye'de demokrasiyi hedef alan ve güven ortamını bozan darbe riskini ortadan kaldırdığı görüşünde. Hukukun tam olarak işletilmesi halinde Türkiye'nin bu süreçlerden kazançlı çıkacağına inanıyor. Resim ve Padişah fermanlarından oluşan koleksiyonunun hikayesi, facebook ve twitter'a mesafeli duruşu, annelik ile patroniçe olma gibi iki ayrı sorumluluğu nasıl yerine getirdiğini anlattığı satırlar gerçekten öğretici. Sözü uzatmayalım. Artık söz Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer'de....

***

Seçimden sonra Türkiye'nin en önemli konusu sizce ne olmalı?

Bugün Türkiye'nin büyüme ve kalkınmasında önemli rol oynayan birkaç ana faktör var. Öncelikle Türkiye'nin genç ve dinamik nüfusunun bu ülke için bir kazanç olduğunu düşünüyorum. İkincisi, Türkiye'de çok kuvvetli ve dinamik bir girişimci kültürü bulunuyor. Türk müteşebbislere baktığınız zaman; birçok kriz atlattılar ama hiç dinamizmlerini yitirmediler; her zaman işlerine sahip çıktılar. Türkiye'nin girişimci ruhunda özel sektör dinamizminin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir başka önemli faktör ise kuvvetli bankacılık yapısı. Bu sebeple Türkiye, gelecekteki büyüme ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecek.

Bugün Türkiye'nin en az yüzde 5 büyümesi lazım. Çünkü Türkiye'deki işsizliği aynı yerde tutabilmek için bu büyüme şart. Ki bizim beklentimiz yüzde 5.5- 6 civarında. Özellikle ilk çeyrekte; çift haneli büyüyen imalat sanayi üretimi, güçlü seyreden tüketici güveni, kredilerdeki hızlı artış ile rakam yüzde 11 dolayında olabilecek. Dolayısıyla, bankacılık sektörünün kredi hacminin yılda yüzde 15-18 civarında büyümesi gerekecek. Bunun için sektörün öz kaynağının güçlü olması lazım. Son dönemde, çok istikrarlı bir süreç geçiren Türkiye, zikzakların olmaması nedeniyle hızlı yol aldı. Cari açık dışında Türkiye'de bir sorun görmüyorum. Enerji fiyatlarının yüksek seyri cari açığı olumsuz etkiliyor. Beklentimiz, 65 milyar dolarlık cari açık; bu da öngörülen milli gelirin yüzde 8'ine tekabül edecek. Bu rakam 4,5-5 civarında olursa idare edilebilir. Türkiye, ekonomisinin büyüklüğüne, cazibesine ve bulunduğu bölgeye bakıldığı zaman yüzde 5'lik cari açık kaldırılabilir. Çünkü Türkiye, gösterdiği dinamizm ile bu ölçüde bir sermaye çekebilir. Diğer taraftan bütçe dengesi de yılın ilk dört ayında olumlu seyretti. Bütün resme baktığımızda, Türkiye'yi alternatifi sayılan diğer ülkelerle kıyasladığımızda, çok başarılı ve geleceğe dönük değer addeden bir ülke olarak görüyorum.

Cari açığın çözümü için neler yapılmalı?

Cari açığa kısa vadeli bir çözüm yok. Çünkü sorun tasarruf açığı sorunu. Cari işlemler açığını azaltmak için ya net özel sektör tasarrufunun ya da net kamu tasarrufunun artması gerekiyor. Şu an için özel sektörün tasarrufları, artan yatırımları karşılamada yetersiz. Fark, yurt dışı borçlanma ile karşılanıyor. Orta-uzun vadeli amaç yüksek katma değerli teknolojili ihracatımızın payını artırmak olmalı. Bu da özel sektörün rekabet gücünün artırılmasına destek için, KOBI'lerin finansmana erişiminin ve halka açıklığının artırılması ve girişim sermayesi kullanımının teşviki ile sağlanabilir.


Sabancı Center'da Ekrem Dumanlı ve Turhan Bozkurt'un sorularını cevaplandıran Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, en son George Friedman'ın 'Gelecekteki Yüzyıl' adlı kitabını okuduğunu ve çok etkilendiğini söyledi.


'HÜKÜMET EKONOMİNİN HIZLI BÜYÜMESİNDEN YANA DEĞİL, BEN DE ÖYLE'
Merkez Bankası munzam karşılıkları artırmasının ardından 'Munzam karşılıklara faiz verilmeli" şeklinde teklifiniz olmuştu. Hâlâ aynı düşüncede misiniz?

Zorunlu karşılıklara faiz verilmemesi bankaların karlılığını ve çok önemli olarak özkaynağını azaltıyor. Ne kadar kar payı dağıtılacağını BDDK belirliyor. Bu karın önemli bölümünün bünyede kalacağını öngördüğümüzde; bankacılık sektörünün sermaye yapısı ne kadar güçlü olursa ekonomiye o kadar destek olacağını öne sürüyoruz. Dolayısıyla bu uygulamanın merkez bankasının öngördüğü riskler azaldığı zaman kaldırılması gerektiğini değerlendiriyoruz. Hükümet, ekonominin çok hızlı büyümemesi konusunda temkinli davranmaya çalışıyor ve buna katılıyorum. Ancak bankaların kısa vadeli mevduat karşılıkları dolayısı ile yüklendiği maliyetin karşılığı verilmeli. Türkiye güçlü bankacılık sektörü sayesinde krizde güçlü durdu. Sermayeyi yeniden oluşturmazsak, bu güç sonsuza kadar orada olmayabilir.

Sizce ekonomide aşırı ısınma var mı?

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranının düşük düzeyi, iç piyasada hizmet sektörü enflasyonunun ılımlı seyretmesi ve dış talebin zayıf seyri ekonomide aşırı ısınma olmadığının göstergeleri. Ancak TCMB, iç ve dış talebin ayrıştığına da dikkat çekiyor. Büyüme oranının kompozisyonuna bakıldığında; iç talebe duyarlı sektörlerdeki sanayi üretimindeki toparlanma çok hızlı gerçekleşmiş ve kriz öncesi seviyelerinin çok üzerinde. Dış talebe, ihracata, duyarlı sektörlerde ise sanayi üretimi kriz öncesi seviyesinin altında. Dolayısıyla bu büyüme kompozisyonunun yeniden dengelenmesi gerekiyor. Nisan ayında yıllıklandırılmış olarak 63.4 milyar dolara ulaşan cari işlemler açığı sonrasında da piyasaların temel endişesi sermaye girişlerinde ani bir durma ve geri çekilme olasılığı. TCMB de global parasal genişlemenin tersine dönmesi ile ekonomik birimlerin olabilecek yeni bir konjonktüre çok borçlu yakalanmasını, bilanço yapılarının bozulmasını istemiyor. Bu yüzden, özel kesim borcunun daha kontrollü ve sağlıklı bir şekilde artmasını hedefliyor.


'ARTIK TÜRKİYE'NİN KREDİ NOTU ARTIRILMALI'
'Türkiye'nin kredi notu hak ettiği yerde değil' değerlendirmelerine katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Zira birçok gösterge de Türkiye'nin krize ne kadar dayanıklı ve sağlam yakalandığını gösterdi. Avrupa'nın en hızlı büyüyen ülkesi oldu ve bu büyüme ivmesi devam edecek.

Büyümenin itici gücünde 3 faktör öne çıkacak: öncelikle demografi yani genç nüfus. Diğer faktör ise güçlü büyüme; bu güçlü yatırım demektir. Düşen enflasyon ve faiz oranları ile birlikte özel yatırımlar, hızla artacak. Son olarak da finansal sektörün katkısı; sağlam finansal sektör büyümeye destek olacak. Önümüzdeki 5 yılda yıllık ortalama yüzde 5-yüzde 6 oranında bir büyümeyi desteklemek için bankacılık sektörünün yıllık ortalama minimum yüzde 15 civarında büyümesini bekliyoruz. Saydığım bu görünüm kredi artışını destekleyen unsurlar. Türkiye yatırım yapılabilir bir seviyeye geldiği zaman hali hazırda sınırlı olan uzun vadeli kaynaklara da erişim imkanına kavuşacak. Bu da büyümeyi daha fazla teşvik edecek.

Burada sayılabilecek tek sorun cari işlemler açığımızın yüksek seyri. Bu da yapısal bir sorun. Düşük tasarruf oranlarının getirdiği bir sorun. Ekonominin büyümesi için yüksek yatırım ağırlıklı stratejiyi ön planda tutup, özel sektörümüzün küresel ölçekte rekabetini artırdığımız ve bu yönde kararlı politikaları uyguladığımız sürece, Türkiye, cari işlemler açığını karşılayacak kadar sermaye girişi çekebileceğini düşünüyorum. Bu oran zaten orta vadeli programda da benzer şekilde öngörülmüş. Sonuç olarak, bazı gelişmiş ülkelerde ve özellikle çevre ülkelerde yüksek kamu borçluluğu, tasarruf tedbirleri, bankacılık sektörü problemleri ve bu faktörlerin getirdiği önümüzdeki birkaç yıla ait zayıf büyüme görünümünü göz önüne aldığımız zaman, Türkiye'nin kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye çıkmasını gerekli görüyorum.

Seçim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçim sürecinin ekonomik olarak iyi yürütüldüğünü düşünüyorum; bu süreçte ekonomik kararlar darbe almadı. Bütçe gelirlerine baktığımız zaman bir sarsıntı olmadı; bu çok iyi. Seçimden sonrası için Ankara'nın bir öncelik ajandası var. Dolayısıyla seçimlerden sonra hem AB reformları hem de ekonomi açısından gerekli önlemleri hızla alıp devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Anket şirketleri sizce niye sonuçlara yakın tahminlerde bulunamıyor?

Anket şirketlerinin kullandığı yöntemler farklı olduğu için, tahminleri de farklı çıkıyor olmalı.

12 Haziran seçiminin AB reformlarına bakan yönü nedir?

Seçim sonuçları yeni hükümete üyelik sürecine tam bağlılık sergilemek, AB ülke ve kurumlarıyla yapıcı bir ilişki yürütmek ve Türkiye'nin geleceği için güçlü bir vizyon oluşturmak gibi sorumluluklar da vermiştir. Önümüzdeki dönemin yeni reformlar ve Türkiye ile tüm Birlik ülkeleri arasındaki güveni güçlendirme konusunda yeni olanaklar sunduğu kanaatindeyim. Özellikle anayasa konusunda yapılacak çalışmalar ve ilerlemeler Türkiye'nin AB katılım müzakerelerine de yeni bir ivme kazandırmalıdır.


'ŞUAN HİÇBİR ÖNERİ YUNANİSTAN İÇİN ÇÖZÜM OLMUYOR'
Yunanistan'ın AB ekonomisi üzerinde oluşturduğu risk algısını siz nasıl okuyorsunuz? AB kaynaklı yeni bir küresel kriz bekliyor musunuz?

Euro bölgesi katlanılması zor olan iki seçenekle karşı karşıya kaldı; ya Yunanistan borçlarını ödeyemeyecek ve Euro bölgesinden çıkacak, ya da Yunanistan'a resmi destek sağlanmaya devam edilecek. Kurtarmayı destekleyenlerin temel argümanı ise Yunanistan iflas ederse bunu diğer çok borçlu çevre ülkeler de takip eder. Bu durumda da parasal birlik risk altında kalır. Ayrıca Yunanistan'ın ve diğer çevre ülkelerin sorunlardan merkez ülkeler de etkileniyor. Zira sistem bir biri ile çok entegre, iç içe geçmiş. Kriz gerek bankacılık sektörü gerekse ticaret kanalı yoluyla merkez ülkeleri de etkiliyor. Son gelinen noktada Yunanistan'ın AB ve IMF'den ikinci bir yardım paketi alma olasılığı arttı. Almanya öncülüğünde Avrupa Komisyonu ve bazı diğer ülkeler yeni bir kurtarma paketi sağlanması halinde Yunanistan tahvillerini elinde bulunduran yatırımcıların gönüllü olarak borçların geç ödenmesini kabul etmesi seçeneğini ileri sürüyor. Ancak Trichet tamamen gönüllü ve herhangi bir zorlama içermeyen bir yeniden yapılandırmaya da kapıyı açık bıraktı. (Zaman)

Devamı için tıklayınız

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.