Tüketim çılgınlığı: Borçlanma ve yoksulluk
Ancak milli gelir artışına paralel olarak ekonominin üretim kapasitesi yerine tüketim seviyesi arttı.

Türkiye'de ekonomik büyümenin bileşenlerine baktığımızda özel tüketim harcamalarının GSYH'ya oranı 1988'de yüzde 65,2; 1998'da yüzde 66,5; 2002'de yüzde 68,8; 2013'te ise yüzde 70,8. Büyüme oranının yüksek olduğu 2011 yılında söz konusu rakam yüzde 71,1. Tüketime dayalı büyüme stratejisi Türkiye için aslında kronik bir ekonomik sorun. 2014 yılında ise tüketim harcaması yüzde 69 düzeyine gerileyerek büyüme oranı da benzer şekilde düşüş göstermiştir.

Bir ülke gerçek anlamda sürdürülebilir büyümeyi ancak teknoloji, inovasyon ve verimliliğe dayalı yatırımlarla sağlayabilir. Yatırımlar, ülkenin dış ticaret dengesini düzeltici, tüketim seviyesindeki artış ise dış ticaret dengesini bozucu etki yapar. Türkiye'de yatırım harcamalarının GSYH'ya oranı 1998 yılında yüzde 22,9 iken 2014 yılında yüzde 20,1. Oysa bu rakam 2014 yılında yükselen ekonomiler olarak aynı sınıfta yer aldığımız Çin'de yüzde 48; Hindistan'da yüzde 31; Endonezya'da yüzde 35; Malezya'da yüzde 25; Güney Kore'de yüzde 29. Brezilya ile Türkiye'nin durumu benzeşiyor. Bu iki ülkede de finansal yatırımlar, reel yatırımlara göre daha cazip görülüyor; tüketime ve rant ekonomisine dayalı büyüme tercih ediliyor.

Tüketim harcamalarının yüksek, yatırım harcamalarının düşük olmasının elbette çeşitli sebepleri var. Bu bağlamda sorunlardan biri Türk halkının tasarruf düzeyinin düşük olması. İşveren sınıfı, son yıllarda artan riskler sebebiyle yatırım yapmaktan imtina ediyor. İş dünyası işyerlerine çeşitli bahanelerle yapılan baskınlar sonucunda kendilerini tehdit altında hissettiklerini açıkça dile getiriyor. Bütün bunların sonucu olarak iç siparişlerde azalma, artan riskler, ekonominin çeşitli sektörlerinde meydana gelen bozulmalar ve siyasi belirsizlik ekonominin geleceğini tehdit ediyor. Merkez Bankası'nın açıkladığı Reel Güven Endeksi'nin, 2012'den bu yana ilk defa ekonomik faaliyetlerde “kötümser görünüm” anlamına gelen 100 seviyenin altına inerek 99,1'e gerilemiş olması yukarıda belirtilen olumsuzlukları teyit eder nitelikte.

Yoksulluk sorunu devam ediyor

Serbest piyasa kurallarının işlediği bir devlette hükümet, firmaları teşvik eder, motive eder ve yatırım yapmaları için önayak olur.  Sermayedarın hangi düşüncede, meslekte ve meşrepte olduğuna bakmaz. Ancak Türkiye'de işler böyle yürümüyor  maalesef. Ayrımcılık, iktidarın yanında olmayan iş dünyasını nefret söylemi ile yıldırma ve ezme politikaları yatırımları caydırmaktadır. Siyasal iktidar bilimsel gerçeklerin aksine yol tutarak yatırımcılara zarar vermektedir.

Tüketim harcamalarına dayalı ekonomi politikalarının gelir dağılımını ve yoksulluğu iyileştirici etkisi düşük. Türkiye'de göreli yoksulluk oranı (kişi başı günlük gelirin 4.3 ABD Doları'ndan düşük olması) 2005 yılında toplam nüfusun yüzde 17,5'i iken 2010 yılında, 19,3'e yükselmiş ve ülkemiz OECD ülkeleri arasında bu oranın en yüksek üçüncü ülke konumuna düşmüştür. Göreli yoksulluk oranının yükselmesi, gelir dağılımının bozulmasından kaynaklanıyor.

Toplumun aşırı şekilde tüketim çılgınlığına itilmesinin en önemli göstergesi hanehalkı borcunun artması. Bireyler, uygulanan düşük faiz ve kolay kredi politikalarından yararlanmak istiyor ancak bilinçsiz bir şekilde artan tüketim hevesi aşırı borçlanmalarına sebep oluyor. Hanehalkının 2003 yılında finansal varlıklarının yüzde 5,3'ü kadar finansal borcu var iken (borç: 8 milyar TL, varlıklar: 150 milyar TL) 2014 yılı itibarıyla bu oran yüzde 49,7'ye ulaşmış.

Siyasal iktidarın, bir yandan israf yapmamaktan, iktisatlı olmaktan ve üreten ekonomiden dem vururken öte yandan tüketimi artıran ekonomi politikalarını benimsemiş ve uygulamış olması tam bir çelişkidir. 

Tüketime dayalı büyüme “hormonlu büyüme” olarak adlandırılabilir ve sağlıklı bir yol değil. Aşırı tüketim meyli bireyleri israfa sevk etmekle birlikte  toplumun ahlaki yapısını da bozmaktadır. Tüketim harcamalarının gelirle orantılı olmayacak şekilde artışı bireyleri borçlanmaya sürüklemekte ve bu durum kişinin zillet ve sefalete düşmesine neden olmaktadır.

Tüketim artışı toplumun kalkınmasını sağladı mı?

Evet, son 12 yılda milli gelir arttı. Halkın tüketim harcama seviyesi yükseldi. Ancak artan tüketim harcamaları ile orantılı olarak ahlak ve fazilet gelişmediği için toplum bocalama sürecine girdi. Yolsuzluk, hırsızlık zirve yaptı. Boşanma oranı 2002'de binde 1,4 iken 2014'te binde 1,7'ye ulaştı. 2014 Türkiye Uyuşturucu Raporu'na göre sentetik uyuşturucu kullanımı 2011 yılına göre 17 kat arttı. 175 ülke arasında yapılan Yolsuzluk Algı Endeksi 2014 sonuçlarına göre Türkiye, 11 sıra birden kötüleşerek 2013 yılı endeksinde 53'üncü sırada iken 2014'te 64'üncü sıraya düştü. İktidar, bütün bu sorunları çözeceğine yolsuzluk yapanların hakkından gelen hâkim, savcı ve polisleri tutuklatmak için kanun üzerine kanun çıkardı. Siyasal kadrolar iktidarın yanlışlarına “hayır” demeyecek kadrolarla dolduruldu. Üstelik kanunda tanımlanmayan, kendilerinin dahi içeriğini bilmediği kavramlar üzerinden toplumun belli kesimi düşman ilan edildi. Aşırı nefret söylemleri ile toplumun çeşitli katmanları arasında husumet tohumları ekildi. Toplum kutuplaştırıldı.

Kalkınmanın bir tarafı ekonomik ise diğer tarafı maneviyattır. İsraf ve gösteriş sarmalına kapılan kişi zamanla ahlaki açıdan da tefessüh eder ve gerçekleri göremez hâle gelir.  Ekonomiyi tüketim temeline dayalı büyütme politikası, kültürümüzün “israfsızlık” ilkesine aykırıdır. Tüketim ekonomisinden üretim, hizmet ve paylaşım ekonomisine geçmek kapsamlı ve tutarlı politikalarla mümkün olabilir. Toplumların kalkınması israf, debdebe ve gösterişle olmamıştır. Saraylar, yüksek katlı binalar yapmakla toplumsal refah gelişemez.  


Tüketim yoluyla büyüme yerine üretim yoluyla kalkınmanın tercih edilmesi, üretim için gerekli altyapının özellikle, toplumda güven atmosferinin sağlanması öncelikli tercih olmalıdır.

DOÇ. DR. ERCAN SANCAK
Direktör, Hukuk Etik ve Siyaset Araştırmaları (HESA)



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.