'25 bin askerle Irak'a girecektik'
 İSTANBUL - Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, 1 Mart 2003 tezkeresiyle ilgili bilinmeyenleri anlattı. Özkök, "Tezkere geçseydi Irak’a çok miktarda yani 4-5 tugay (20-25 bin asker) Irak topraklarına girecekti. Zaten Özel Kuvvetlerimiz oradaydı, onlar da takviye edilecekti. Sınır boyunca, özellikle geçiş alanlarında tampon bölge kurulacaktı" diye konuştu.

"Uzun süre orada kalacaktık. Hem geçişler kontrol altında olacak, hem de gerektiğinde harekâtı oradan sürdürecektik" diyen Özkök, "PKK konusunda bugünden çok daha avantajlı konumda olacaktık" dedi.

Gazeteci Murat Yetkin, Hilmi Özkök'le görüşmesini Radikal gazetesine yazdı:

Hilmi Özkök’ün Ergenekon davasında verdiği iki günlük ifade tamamlandı, ama yankıları daha uzun süre devam edeceğe benziyor.

Örneğin, 2002’de yeni işbaşına gelmiş hükümete karşı muhtıra verme konusunu ‘bir beyin fırtınası çerçevesinde’ dile getiren komuta heyeti üyesinin, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman olduğunu açıklaması yankılanıyor. Yalman buna Hürriyet’ten Tufan Türenç’e “Hatırlamıyorum” açıklamasıyla yanıt vermişti. Özkök ise yine Hürriyet’ten Metehan Demir’e “Öyle şeyler unutulmaz, ben hatırlıyorum” diyerek tanıklığına sahip çıktı.

Hükümete muhtıra fikri, artık iyice anlaşılıyor ki, Özkök’ün buna sahip çıkmaması, bu yönde emir vermemesi sonucu hayata geçirilmemişti.

Ancak Özkök ile Yalman’ın o dönemde ihtilafa düştüğü tek konu muhtıra olmayabilir.

Bu ihtimal Özkök’ün Silivri’de verdiği ve tezkere konusunda askerin hükümete baskı yapması için dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’ten telkin geldiği yolundaki ifadesi üzerinde durulunca açığa çıkıyor.

Özkök ile bu konuda telefon görüşmemizde öncelikle, ifadesinin basına yanlış yansıdığının altını çizdi:

“Ben mahkemede Wolfowitz’in bana hükümete baskı yapın dediğini söylemedim. Wolfowitz’in 1 Mart tezkeresinin Meclis’ten geçmemesinin ardından verdiği bir demeçte, Türk ordusunun iyi liderlik gösteremediği eleştirisinden söz ettim. Bu durum tutanaktan ortaya çıkar; herhalde iş yoğunluğu birbiriyle nöbetleşe haber yazıp sonra birleştiren muhabirler o şekilde aktarmıştır diye düşünüyorum. Sanki ben ABD yetkilileri ile böyle bir diyaloğa girmişim gibi bir izlenim çıkıyor; bu doğru değil. O dönem Wolfowitz ile de başka ABD yetkilileri ile de görüştüm, ancak ne Wolfowitz ne de ABD’li askeri bir yetkiliden bana hükümete baskı yapmamız yolunda bir şey söylenmedi, ben de mahkemede böyle söylemedim.”

Peki 1 Mart 2003 tezkeresi sürecinde komuta kademesinde, bugüne dek açığa çıkmayan başka neler olmuştu?

Örneğin, kimse açıkça teyit etmese de Fikret Bila’ya “Asker rahatsız” açıklamasını (AK Parti grup toplantısının yapıldığı 26 şubat 2003 günü, 28 şubat MGK’sından iki gün önce) Yalman’ın yaptığı, Amerikalılar tarafından neredeyse yüzde 100 kesinmiş gibi her yerde söyleniyordu. Özkök’e bunu sordum. şunları söyledi:

“Tezkere Meclis’te çoğunluğun oyunu almasına karşın nispet yönünden yetersiz kaldığı için geçmedi. İktidar partisi grup kararı alsaydı çıkardı. Bila’ya söylenen sözün kime ait olduğunu söylemek bana düşmez. Kuzey Irak’ta küçük bir ayrıntı sayılabilecek bir konu öne çıkarılmıştır. Ama orada (askerde) fikir birliği yok denmesi gidişi etkilemiştir. Onları artık kim söylemişse, söylenmemeliydi.”

Peki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst kademsinde tezkere konusunda da fikir ayrılığı var mıydı?

Özkök: “Tabii farklı görüşler, ters görüşler, hatta zıt görüşler vardı. Ama ifadede de söylediğim gibi sonunda komutanın kararı geçerlidir. Ben dinlerdim. Hatta daha sonra bazı arkadaşlar gelip ‘Nasıl sabrediyorsunuz?’ demişlerdir. Burada önemli bir nokta daha var. Komuta heyeti olarak konuşurken ast üst ilişkisi var. Ama MGK’da konuşurken biz asker üyeler olarak da eşit konumdayız, Jandarma Komutanı (o dönem Şener Eruygur) dahil. Kararın hükümete ait olması doğaldır. Daha sonra bazı hükümet üyeleri bana, MGK’da da olabilir, askerin görüş birliği içinde olmamasının kendilerini etkilediğini grup kararı almadıklarını, aksi halde tezkerenin geçmiş olacağını ifade etmişlerdir.”

MGK’DAKİ TARTIŞMA
Bu önemli bir ayrıntı. Bugüne dek 28 şubat 2003 MGK’sında Özkök’ün asker adına ağırlığını koyup hükümete “Gereklidir” dememesi ABD tarafından tezkerenin geçmeme nedeni gösterilmişti. Şimdi ilk kez MGK içinde asker kanadından farklı görüşlerin ifade edilmiş ve bu tartışmanın hükümet ve cumhurbaşkanı (Ahmet Necdet Sezer) önünde yapılmış olabileceğini görüyoruz.

Özkök tezkerenin kabul edilmiş olmasını tercih edeceğini daha önce de (Ertuğrul Özkök 31 Mayıs 2007 ve Fikret Bila 19 Mayıs 2011) söylemişti. Tezkere geçse Kürt sorunu açısından durumun farklı olacağını daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan da ifade etmişti.

Peki, tezkere geçseydi ne olacaktı? Kürt sorunu bugün hangi durumda olabilirdi?

“Çok farklı olurdu. ABD ile çok güzel bir ‘Mutabakat Muhtırası’ hazırlamıştık. Pürüzler küçük ayrıntılardaydı. Herkes işin parasal boyutuna bakıyordu, ama para o kadar önem taşımıyordu; güvenlik ve idare boyutunda çok avantajlı olacaktık. Tezkere geçseydi Irak’a çok miktarda (‘Çok miktar ne kadar demek?’ soruma) yani 4-5 tugay (20-25 bin asker) Irak topraklarına girecekti. Zaten Özel Kuvvetlerimiz oradaydı, onlar da takviye edilecekti. Sınır boyunca, özellikle geçiş alanlarında tampon bölge kurulacaktı. Ve uzun süre orada kalacaktık. Hem geçişler kontrol altında olacak, hem de gerektiğinde harekâtı oradan sürdürecektik. Kürt meselesi ayrı bir konudur, ancak PKK konusunda bugünden çok daha avantajlı konumda olacağımızı söyleyebilirim. Tezkere geçmeyince, anlaşma da imzalanamadı.”

Sonrasında şunlar oldu: ABD tezkerenin geçmemesinden o güne kadar her siyasi karara karışan Türk ordusunun bu defa karışmamasını sorumlu tuttu. Irak Kürtleri ABD’nin Irak’taki asli müttefiki haline geldi. Özel Kuvvetler’in varlığı 4 Temmuz Süleymaniye olayıyla son buldu. Bu ortam 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından dağınık duran PKK’nın canlanıp, Türkiye içinde can yakan eylemleri düzenlemesine zemin hazırladı. Özkök, ordu içindeki müdahaleci eğilimleri 2004’te sessizce temizlediğini sanıyordu, ama emeklilikler ardından konu sivil boyut kazandı.

Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül’ün seçilmesi üzerine 2007’de Yaşar Büyükanıt tarafından verilen muhtıra ve hükümetin ona cevabı dönüm noktası oldu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Büyükanıt’ı Dolmabahçe’ye çağırıp konuşmasının ardından başlayan Ergenekon/Balyoz süreci devam ediyor.

Suriye’deki iç savaş nedeniyle Irak’taki Kürt özerkliğinin gelişmesi ve Şemdinli’de son iki haftadır artık çatışma boyutundan çarpışma boyutuna sıçrayan gerilim nedeniyle Özkök’ün Irak krizine ilişkin söyledikleri ayrı bir önem kazanıyor.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.