AİHM kararı seçimi tekrarlatabilir

Adaylık için “En az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği” şartının antidemokratik, ayırımcı ve Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten Tolga Yarman, uzun bir süredir YSK ile yazışıyor ve bu konuda hukuk mücadelesini sürdürüyordu.

YSK’dan gelen cevapları AİHM’e taşıdığını belirten Yarman, AİHM’in “Sejdic Vefinci” davasında, “Bosna Hersek’teki, Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde” verdiği kararın, kendi itirazlarına emsal teşkil ettiğini belirterek “AİHM’in, talebimi kabul edeceğini ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin, bu sebeple tekrarlanmak zorunda kalınacağına, kuvvetle, inanıyorum…” dedi.

Niye bu güne kadar durduğu ve girişimlerini kamuoyuna duyurmadığı ile ilgili sorular gelebileceğini belirten Yarman “Yanıt basit: AİHM’ne, son yazımı (elime, 6 Ağustos 2014′te gelen YSK kararı uzantısında), ancak geçen cumartesi günü, 9 Ağustos 2014′te, tamamlayabildim, AİHM’e, yollayabildim” dedi.

Tolga Yarman’ın konu ile ilgili yazısı şöyle:

“Değerli Dostlar, Sevgili Yurtseverler:

10 Ağustos 2014 günü yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi sonuçları belli oldu.

Bir defa seçmenin; önüne konulan seçeneklere, bunlar “antidemokratik” olarak ve fena halde sınırlandırılmış olsa da, verdiği oya, saygı duyduğumu, ifade etmek isterim. Öyle ya da böyle, seçmenin teveccühüne muhatap olmuş adayları, bu çerçevede kutlarım. Başta seçmenin duyarlılığını kutlarım…

Fakat, “sürecin” katiyen bitmediğini, kimilerini ciddi olarak müteessir edecek olsam da, ifade etmek, zorundayım.

Önce, şunu işaret etmeliyim:

Prof. E. İhsanoğlu’nun (Şahsı’na ve müktesebatına duyduğum saygı saklı olarak, devam ediyorum), “çatı adaylığı” açıklandığında, şiddetli bir hayal kırıklığı yaşamış, bu bağlamda, başta üyesi olmaktan onur duyduğum, ana muhalefet partisinin yönetimi olmak üzere, oluşumun mimarlarına, gönül koymuştum.

Bu çerçevede, düşüncelerimi, kaygılarımı, önerilerimi, 18 Haziran 2014 tarihli ve “Zurnanın Zart Dediği Noktadayız, Ama, TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİLDİR!”, başlıklı, birinci yazıyla, kamuoyuna duyurmuştum. Bu yazı, ne güzel ki, çok olumlu yansımaların odağı, oldu.

Buradaki öngörülerimde, hemen hiç yanılmamış bulunduğum, teslim buyrulacaktır.

“Cumhurbaşkanı” olarak, desteklediğim adaylar arasında, Milletvekili Arkadaşlarım, Önceki Bakan ve Meclis Başkanı, Dostlar, vardı… Bu isimleri, katıldığım platformlarda kuvvetle telaffuz ettim… Onlar’a destek oldum, destek sağlamaya çalıştım…

Demeye kalmadı… “Çatı adayı” geldi, karşımıza…

Buna karşılık bilhassa, ana muhalefet partisi bünyesinde, TBMM’de, bir “hareketlenme” oldu. Sevgili Emine Ülker Tarhan’ın adaylığı, gündeme geldi. Gerekli sayıda imzayı bulamayacağını, yanılmayı dileyerek tahmin etmiş, telaffuz etmiştim… Aynı çizgide, eğer aday olursa, O’nu destekleyeceğimi de, ifade etmiştim.

Öngördüğüm gibi, oldu… Maalesef, Sevgili Emine Ülker, aday olamadı.

BİR ŞEY YAPMAK GEREKİYORDU

Yol boyu, hem partili arkadaşlarımdan, hem demokratik kitle örgütlerinden, dostlar, omuzdaşlar, beni taçlandırarak, aday olmaya davet edegeliyorlardı. Ancak böyle bir yaklaşımın, o aşamada, sonuç vermesinin mümkün olmadığını görüyor, önerilere olumlu yanıt veremiyordum.

Nedir ki, seçenekler tükenince, iş başa düştü.

“ADAY OLUYORUM”

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı’na, adaylaşmanın, ilan edilmiş son günü olan 3 TEMMUZ 2014′de şu yazıyı yolladım:

“YÜKSEK SEÇİM KURULU BAŞKANLIĞI

Ankara

Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte, katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman, vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. “Demokrasi” yaveleri ortamında, bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.

Halkımızı, bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, CUMURBAŞKANLIĞI’NA ADAY OLUYORUM.

Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

Tolga Yarman, Prof. Dr.

**

20 MİLLETVEKİLİ ŞARTI SEBEBİYLE TALEBİM REDDEDİLDİ

YSK’ya, 5 Temmuz 2014 tarihli müteakip yazımla, seçim takvimine uygun olarak, başvuru için, istenen belgeleri, bilgileri yolladım.

YSK’nın, 20 milletvekili imzası – şekil şartı yüzünden, talebimi reddedeceği belliydi.

Öyle oldu. YSK’nın yazısı elime 17 Temmuz 2014′te geçti.

Şu ki, 20 milletvekili imzası – şekil şartı, Anayasal bir yaptırım olmakla birlikte, antidemokratik, kısıtlayıcı, ayırımcı bir şarttı. Avrupa Topluluğu Müktesebatı’na, hiç uygun değildi. Bir defa demokratik anayasamızın bünyesine uygun değildi. Anayasa’da yer alamazdı. Anayasa’nın 90. Maddesi ayrıca, her türlü yasamızın üzerinde, Avrupa Topluluğu Müktesebatı’nın bulunduğunu varsayıyordu.

KARARI AİHM’E GÖTÜRDÜM

Bunun üzerine, 18 Temmuz 2014′te, yani, YSK’nın kararı tarafıma ulaştıktan hemen sonra, bu kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), Götürdüm.

YSK’ya, o arada, yine seçim takvimi zemininde, 7 Temmuz 2014 tarihli ikinci bir yazımla, Prof. İhsanoğlu’nun, yürürlükteki mevzuata dahi uygun olarak gelişmemiş olan adaylığına, itiraz ettim. Aynı bağlamda, Kurul’un, adaylığımı, 20 milletvekili imzası – şekil şartının, bariz biçimde, antidemokratik olması hasebiyle, muhakkak, kabul etmesi gerektiği, hususunu, tekraren hatırlattım…

Buna cevap, beklediğim gibi, yine olumsuz geldi. YSK, isteklerimi, tartışmaksızın, verdiği kararların kesin olduğu gerekçesiyle, reddediyordu. YSK’nın yazısı elime geçer geçmez (6 Ağustos 2014), çalışmaya koyuldum… Önceki gibi, bu yazıyı da, AİHM’ne, iptali talebiyle taşıdım. Tarih: 9 Ağustos 2014…

Konu tarafımdan Anayasa Mahkememiz’in bilgisine, ayrıca taşınmıştır.

özetle savım şudur

YSK, seçimin güvenliğinin ve her hal-u karda, demokratik cereyanın teminatı olmak, gerekirken; seçimi kendi eliyle, hukuksuzluğa ve antidemokratik bir serencama, duçar etmektedir.

Söz konusu “en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği”, fevkalade antidemokratiktir, kısıtlayıcıdır, ayırımcıdır. Bu yaptırım, Anayasa’da yer alsa dahi, demokratik bir anayasa kavramıyla, seçme ve seçilme haklarını, ciddi olarak hırpaladığı için, açıkça çelişmektedir.

Seçmensiniz, ama aday olamıyorsunuz, yirmi milletvekili, imza vermezse, aday gösterilemiyorsunuz, kendiniz ya da üyesi olduğunuz demokratik kitle örgütleri yönetim unsurları olarak, birisini aday gösteremiyorsunuz, sakilliklerini bildiğiniz bir adaya itiraz edemiyorsunuz…

Bu demokrasi değil, tam anlamıyla, erki ellerinde tutanların, hile yoluyla yutturmaya çalıştıkları, çarpık çurpuk, uyduruk, olsa olsa (seçmenin oyuna saygım saklı olsa da), bir çadır demokrasisidir.

Söz konusu, yirmi milletvekilinin imzasının istihsal edilmesi koşulu, demokratik bir anayasada bulunamaz.

Böylesi bir şart, Avrupa Komisyonu müktesatına, tümüyle, aykırıdır.

Anayasa’nın hiç bir maddesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırı olamaz. Bu koşul, Anayasamız’ın 90. Maddesi’nde yaptırımsallaştırılmıştır. Oysa, 20 milletvekili imzasının üstelik Anayasamız’a, adaylaşmada bir gerekirlik olarak rapt edilmesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına, açıkça aykırıdır.

YSK, yirmi milletvekilinin imzasının istihsal edilmesi, “şekil şartına” hapsolmuştur; bu çerçevede, dilekçemin özüne, hatasını idrak ettiğini ihsaş etse de, girmemiştir.

Oysa isteğim doğrultusunda, pekalâ esasa girebilir ve re’sen (yirmi milletvekili imzasının işaret ettiği, “şekil şartı”, tartışmasız antidemokratik öldüğü için), adaylığımın uygunluğuna, doğrudan, karar verebilirdi.

Olmadı, isteğim uzantısında, Anayasa Mahkememiz’den, görüş sorabilirdi.

Hatta, söz konusu anayasal yaptırımı; “demokratik anayasa” ile bağdaşmadığı gerekçesiyle ve iptali istemiyle, Anayasa Mahkememiz’e, rahatlıkla, taşıyabilirdi.

Bunları yapmamakla kalmamış, önüne gelen yeni verileri ve muhkem bir savunmayı, hatasının bilincine varmış olsa da, önceki kararlarından cayamayacağı gibi, kabul edilemez bir gerekçeyle reddetmeye sıkışmıştır.

Böylelikle “adil yargılama” yapmamış olmakta, “seçme seçilme haklarımızda” bariz ihlale, sebebiyet vermiş, bulunmaktadır.

Seçilme hakkım, daha vahimi, şahsımı seçmeyi dileyecek milyonlarca seçmenin seçim hakkı, açıkça gasp edilmiştir.

İLAVE YAPTIRIMLARIN DA ANAYASA’YA UYUMLU OLMASI GEREKİR

YSK özetle, 7 Temmuz 2014 tarihli dilekçem uzantısında, adaylığımı, kabul etmesi gerektiğini idrak ettiğini ihsas etmesine karşın, adaylığımı önceden reddetmiş olması gibi abes bir gerekçeyle, kabul edemeyeceğini, ifade etmeye, daralmaktadır.

Süreç, dediğim gibi, bütünüyle, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na aykırıdır.

“Anayasa”; gelişigüzel ve her bir yaptırımı ayrı ayrı izlenmek zorunda olan bir metin, değildir. Buraya ilave edilecek herhangi yeni bir yaptırım, buradaki ana felsefeyle bağdaşıyor olmalıdır. Anayasa’nın, 90. Maddesi itibariyle, bunun üzerinde “Avrupa Komisyonu müktesebatı” olduğuna göre, ilave herhangi bir yaptırımın bu müktesebatla uyumlu olması gerekir.

Bir defa, böyle mi, değil mi, bu denetlenmelidir, ki, örneğimizde, böyle bir soru gündeme dahi getirilmemiştir.

DERNEK TÜZÜĞÜ BİLE BÖYLE ABES BİR YAPTIRIMDA BULUNAMAZ

Anayasa, bir “Dernek Tüzüğü” katiyen değildir, olamaz; yirmi milletvekilinin imzasının, Cumhurbaşkanı Adayı olmak üzere toplanması zorunluluğu, abestir. Kaldı ki, bir Dernek Tüzüğü’nde dahi böylesi abes bir yaptırım bulundurulamaz. Ayrıca, Cumurbaşkanı Adayı, milletvekili peşinde, imza için mi, koşar!..

Her hal-u kârda, söz konusu türden bir yaptırım, hele anayasanın, içinde, zinhar olamaz. Demokratik anayasada, bir defa, antidemokratik hüküm bulundurulamaz.

Adaylaşmaya saygısı olmayanın, demokrasiye saygısı yoktur.

BU KARAR EMSAL TEŞKİL EDECEK

Avrupa İnsan Hakları Makemesi’nin, Sejdic Vefinci’nin açtığı dava zemininde verdiği, 22 Aralık 2009 tarihli ve “27996106″ sayılı, Bosna Hersek’teki, Yasama Organı / Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde olarak verdiği abide karar, davamda, emsal teşkil edecek, davamızın olumlu olarak sonuçlandırılmasına, kolayca rehberlik edecektir.

**

Niye bu güne kadar durduğum, girişimlerimizi kamuoyuna duyurmadığım, sorgulanabilir.

Yanıt basit: AİHM’ne, son yazımı (elime, 6 Ağustos 2014′te gelen YSK kararı uzantısında), ancak geçen cumartesi günü, 9 Ağustos 2014′te, tamamlayabildim, AİHM’e, yollayabildim.

AİHM TALEBİMİ KABUL EDECEK VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ TEKRARLANACAK

AİHM’nin, talebimi kabul edeceğini ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin, bu sebeple tekrarlanmak zorunda kalınacağına, kuvvetle, inanıyorum…

Seçimin, çeşitli vechelerine dönük görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim…

**

Bu aşamada yalnız, şu kadarını, söylemek isterim: CHP yönetimi, çok üzgünüm, zaten iflas etmişti; şimdi ise artık tamamen bitmiştir.

Ama asıl söyleyeceğim şudur ki (milyonlarca oya ve onların gittiği öznelere derin saygım saklı olarak ifade ediyorum), bugünkü hezimette imzası olan hiç bir basiret özürlü, CHP Üst Yönetim mensubu, bundan sonrasına dönük olarak – halisane tavsiye ederim – burnunu, sütre gerisinden çıkartmasın!…

Omuzdaşlarımı temsilen, dikkatlerinize, güzel dilekler, sevgi ve saygılarımla sunuyorum…

Prof. Dr. Tolga Yarman”

AİHM’E VERİLEN DİLEKÇE ŞÖYLE:

ANNEXE B (EK B): REPONSE A LA QUESTION 15 POSEE CI-DESSUS

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Cour Européenne des Droits de l’Homme

Conseil de l’Europe

67075 Strasbourg Cedex

Fransa

İlgi: 18 Temmuz 2014 tarihli mektubumlu katınıza intikal etmiş bulunan, önceki davamıza ilave olarak, bu davanın ne münasebetle açılığına dair, kısa maruzatımızdır. Dosyaların birleştirilmesi, talebimizdir.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK); ilk turu 10 Ağustos 2014’te, ikinci turu ise, 24 Ağustos 2014’te, gerçekleştirilmesi planlanmış, Cumhurbaşkanı Seçimimiz’de, aday olmama ilişkin, 3 Temmuz 2014 ve müteakip (tamamlayıcı) 5 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle dikkatine taşıdığım talepleri, öteki bütün gerekler, tarafımdan, eksiksiz yerine getirilmiş olduğu halde, Anayasamız’ın ilgili, en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği, yaptırımına atıfta bulunarak, reddetmiştir. (Karar elime, 17 Temmuz 2014’te geçmiştir.)

Bu kararı (EK C), bundan once, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle, iptali dileğiyle katınızıa sunmuştum.

Yüksek Seçim Kurulumuz’a, burada EK A’da dikkate getiridiğim, 7 Temmuz tarihli, ilave bir dilekçe, sunmuştum.

Bu dilekçemde, kısaca söylediğim şudur:

Aday (Müstesna Şahsı’na duyduğum saygı sakıl olarak ifade ediyorum), Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu, Muhalefet Partileri CHP ve MHP’nin, “Çatı Adayı”dır… Bu olgu, söz konusu partilerin genel başkanları tarafından, açıkça ve dolu dolu, telaffuz edilmiş, sarih fiile taşınmış bulunuyor.

Ancak, yürürlükteki mevzuata gore, bu durumda, ilgili partilerin merkez yönetim kurullarının, Yüksek Seçim Kurulu’na sunulmuş olması gereken, “resmî kararlarına”, ihtiyaç bulunuyor. Bu yapılsa, yürürlükteki mevzuata gore, ayrıca (ancak, böyle bir durum dışında gerekecek olan), asgarî 20 milletvekilinin imzasına, katiyen, ihtiyaç bulunmuyor.

Ama, Ortak Aday Ihsanoğlu için, ne partilerin merkez yönetim kurulları, bu yönde, karar istihsal ediyorlar… Ne de, dediğim gibi, Ihsanoğlu’nun adaylığına dönük olarak, söz konusu partilerin milletvekillerinin imzalarına, ayrıca (İhsanoğlu “ortak aday” olduğu için), hiç gerekmediği halde, başvurulmaktan, geri duruluyor.

Yani, anılan paritilerin milletvekillerinin imzaları, CHP ve MHP Genel Başkanları tarafından, ayrıca, bLok halinde, davet ediliyor.

Böylelikle, bu partilerin milletvekillerinin, başka kişileri adaylaştırılmalarının, karşısına çıkılmış olunuyor.

Bu davranış biçimi i) yürülükteki mevzuata, ii) demokratik teamüllere, katiyen uygun bulunmamaktadır.

Bu çerçevede, YSK’ya yazdığım, 7 Temmuz 2014 tarihli, yukarıda EK A olarak sunulmuş yazımla, Ihsanoğlu’nun, mezvuzatın gereğini, yerine katiyen getimemiş olan, adaylığının, iptalini talep ettim.

Aynı bağlamda, Avrupa Komisyonu müktesebatı ile tamamen uyumlu bir çizgide geliştirilmiş bulunan şahsımın adaylığının kabulünü, tekraren, istedim.

Yüksek SeçimKurulu’nun (YSK) (burada iptalini dilediğim) cevabî kararı (EK D), maalesef çok dramatiktir.

Buradan çok açık olarak görülebileceği gibi, YSK, açmazının farkına varmıştır. Her ne kadar hukuka uygun olarak davrandığını, kendi çalıp kendi söylese de, son toplamda, sığındığı, “YSK’nın kararlarının tartışılamaz olduğu”, savıdır.

Yani, İhsanoğlu, hukuka, evet, aykrı olarak aday olmuştur, ama YSK bir defa, bunu kabul etmiştir. Buradan (kendine gore) geriye dönemeyeceği için, Ihsanoğlu’nun adaylığının düşürülmesi gerektiği yönündeki talebimi, reddetmektedir.

Benim adaylığımı ise (her ne kadar Anayasamız’a, bu yönde, yirmi milletvekilinin imzası gibi, ters bir hüküm çakılmış olsa da), özellikle Avrupa Komisyonu mükteseatına göre, bal gibi uygun olduğu için, kabul etmek zorundadır… Ama bir defa reddetmiştir ve YSK Kararları (kendisine gore), tartışılamaz oluduğu için, bundan da rücu edememektedir.

Allaşkına, hangi mahkeme, önüne gelen ve belli bir kararını nakseden sağlıklı veriler karşısında, kararını düzeltmeyi, savsaklayabilir ki!..

YSK bunu maalesef, yapabilmektedir.

Hazindir ki, YSK seçimin güvenliğinin ve her hal-u karda, demokratik cereyanın teminatı olmak gerekirken, seçimi kendi eliyle, hukuksuzluğa ve antidemokratik bir serencama, duçar etmektedir.

Nitekim, katınıza yazdığım, önceki, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemde ayrıntısıyla ortaya koyduğum gibi, söz konusu “en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği”, fevkalade antidemokratiktir, kısıtlayıcıdır, ayırımcıdır. Bu yaptırım, Anayasa’da yer alsa dahi, demokratik bir anayasa kavramıyla, seçme ve seçilme haklarını, fena halde hırpaladığı için, açıkça çelişmektedir.

Seçmensiniz, ama aday olamıyorsunuz, yirmi milletvekili, imza vermezse, aday gösterilemiyorsnuz, kendiniz ya da üyesi olduğunuz demokratik kitle örgütleri yönetim unsurları olarak, birisini aday gösteremiyorsunuz, sakilliklerini bildiğiniz bir adaya itiraz edemiyorsunuz…

Bu demokrasi degil, tam anlamıyla, erki ellerinde tutanların, hile yoluyla yutturmaya calıştıkları, çarpık çurpuk, uyduruk, olsa olsa, bir çadır demokrasisidir.

Söz konusu, yirmi milletvekilinin imzalarının istihsal edilmesi koşulu, demokratik bir anayasada bulunamaz.

Böylesi bir şart, Avrupa Komisyonu müktesatına, tümüyle aykırıdır.

Anayasa’nın hiç bir maddesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırı olamaz. Bu koşul, Anayasamız’ın 90. Maddesi’nde yaptırımsallaştırılmıştır. Oysa, 20 milletvekili imzasının üstelik Anayasamız’a, adaylaşmada bir gerekirlir olarak rapt edilmesi, Avrupa Komisyonu müktsebatına, açıkça aykırıdır.

YSK, yirmi milletvekilinin imzasının istihsal edilmesi, “şekil şartına” hapsolmuştur; bu çerçevede, dilekçemin özüne, hatasını idrak ettiğini ihsas etse de, girmemistir.

Oysa isteğim dogrultusunda, pekalâ esasa girebilir ve re’sen (yirmi milletveki imzasının işaret ettiği, “şekil şartı”, tartışmasız antidemokratik olduğu için), adaylığımın uygunluğuna, doğrudan, karar verebilirdi.

Olmadı, isteğim uzantısında, Anayasa Mahkememiz’den, görüş sorabilirdi.

Hatta, söz konusu anayasal yaptırımı, “demokratik anayasa” ile bağdaşmadığı gerekçesiyle ve iptali istEmiyle, Anayasa Mahmememiz’e, rahatlıkla, taşıyabilirdi.

Bunları yapmamakla kalmamış, önüne gelen yeni verileri ve muhkem bir savunmayı, hatasının bilincine varmış olsa da, önceki kararlarından cayamayacağı gibi, abuk bir gerekçeyle reddetmeye sıkışmıştır.

Böylelikle “adil yargılama” yapmamış olmakta, “seçme seçilme haklarımızda” bariz ihlale, sebebiyet vermiş, bulunmaktadır.

Seçilme hakkım, daha vahimi, şahsımı seçmeyi dileyecek milyonlarca seçmenin seçim hakkı, açıkça gaspedilmistir.

YSK özetle, Prof. Ihsanoğlu’nun adaylığını, izlediği mevzuatla açıkça çelişmesine rağmen kabul etmistir; itirazımın özünü idrak etmesine karşılık, evvelece verdiği karardan rücu edemeceğine dair, kabul edilemez bir gerekçeyle, kararında israr etmeye sıkışmıştır. Aynı şekilde benim adaylığımın kabul etmesi gerektiğini idrak ettiğini ihsas etmesine karşın, adaylığımı önceden reddetmiş olması gibi abes bir gerekçeyle, kabul edemeyeceğini ifade etmeye, daralmaktadır.

Süreç, dediğim gibi, bütünüyle, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na aykırıdır.

“Anayasa”, gelişigüzel ve her bir yaptırımı ayrı ayrı izlenmek zorunda olan bir metin, değildir. Buraya ilave edilecek herhangi yeni bir yaptırım, buradaki ana felsefeyle bağdaşıyor olmalıdır. Anayasa’nın, 90. Maddesi itibariyle, bunun üzerinde “Avrupa Komisyonu müktesebatı” olduğuna gore, ilave herhangi bir yaptırmın bu müktesebatla uyumlu olması gerekir.

Bir defa böyle mi, değil mi, bu denetlenmelidir, ki, örneğimizde, böyle bir soru gündeme dahi getirilmemiştir.

Anayasa, bir “Dernek Tüzüğü” katiyen değildir, olamaz; yirmi milletvekilinin imzalarının, Cumhurbaşkanı Adayı olmak uzere toplanması zorululuğu, abestir. Kaldı ki, bir Dernek Tüzüğü’nde dahi böylesi abes bir yaptırım bulundurulamaz. Ayrıca, allaşkına, Cumurbaşkanı Adayı, milletvekili peşinde imza için mi, koşar!..

Bu temel hususları, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle dikkatlerinize taşıdım.

Her hal-u kârda, söz konusu türden bir yaptırım, hele anaysanın, içinde, zinhar olamaz. Demokratik anayasada, bir defa, antidemoktarik hüküm bulundurulamaz.

Adaylaşmaya saygısı olmayanın, demokrasiye saygısı yoktur.

Bütün bu sebeplerle, hak ihlaline ve adaletsiz yargılamaya, milyonlarca seçmenimle beraber, duçar olmus bulunduğumu tekrar ve önemle dikkatlerinize sunuyorum.

Yüksek Seçim Kurulumuz’un, hakkımda verdigi ekli kararların (EK C ve D), birleştirilerek, bozulmasını, talep ediyorum.

Avrupa İnsan Hakları Makemesi’nin, Sejdic Vefinci’nin açtığı dava zemininde verdiği, 22 Aralık 2009 tarihli ve 27996106 sayılı, Bosna Hersek’teki, Yasama Organı / Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde olarak verdiği abide karar, bu dilekçemle, dikkatinize taşıdığım davada, emsal teşkil edecek, davamızın olumlu olarak sonuçlandırılmasına, kolayca rehberlik edecektir, yönündeki kanaatimi yinelemeliyim.

Kararınız, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı Seçimi sürecine yetişirse, tabii, harika olur.

Yetişmezse, antidemokratik baskılarla, adaylaşmayı, fena halde kısıtlayan Cumhurbaşkanlığı Seçimimiz’in, sonuç, her ne olursa olsun, tarafınızdan, yok hükmünde sayılmasını, talep ediyorum.

Güzel dileklerle, sevgiler, derin saygılar sunuyorum…

Tolga Yarman, Prof. Dr.”

PROF. DR. TOLGA YARMAN KİMDİR

1963’de Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Üniversite öğrenimini Fransa’da gördü; Institut National des Sciences Appliquées de Lyon Mühendislik Okulu’ndan, 1967’de, Yüksek Kisans düzeyinde, mezun oldu. 1968’de İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde ikinci Yüksek Lisansı’nı tamamladı. “Doktora çalışmasını” ABD’de yaptı; Massachusetts Institute of Technology’den, 1972’de “Bilim Doktoru” ünvanını aldı.

İTÜ’de, 1982’de Profesör oldu. İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, California Institute of Technology, İ.Ü. Mühendislik Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi, Brüksel Özgür Üniversitesi, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Ünivertsitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim görevlerinde bulundu. Halen, T.C. Okan Üniversitesi öğretim üyesi.

Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) (Ankara, 1983), Anadolu Bilim ve Teknoloji Stratejileri Araştırma Enstitüsü (BİLTES) (Eskişehir, 1987), Türkiye Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı (TÜSES) (İstanbul, 1988), Tarih Vakfı (İstanbul, 1991), Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) (İstanbul, 1994) ve Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) (İstanbul, 1998), kurucu üyesi oldu. 2009–2011 arasında, TÜMÖD İstanbul Kolu Başkanı olarak görev üstlendi.

1983’te SODEP, MKYK Üyesi seçildi. 1989-91 arası, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İstanbul İl Yöneticisi olarak görev sürdürdü. Aynı zaman diliminde, SHP İstanbul İl Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı olarak pek çok etkinliğin öncülüğünü yaptı. Bu dönemde “Çağdaş Toplumcu Demokrat Düşünceyi” başlattı. Bu çerçevede, ülkemizdeki siyasal oluşumlara, özellikle de, SHP ve CHP içindeki, genelde ülkemizdeki siyasal hareketlere ve bölünmüşlüğe dönük, pek çok makale yazdı, araştırmalar geliştirdi, siyasalar önerdi. O arada “CHP Açılırken Solda İnsan Hareketleri” başlıklı bir kitap (1992) yayınladı.

“Doğabilim” birikimleri uzantısında, bir bakıma, “toplumcu demokrasi” kuramı ve “toplumcu bir ahlak öğretisi” olarak hazırladığı, “Un Système de Croyance Cosmique” başlıklı kitabı, Belçika’da basıldı (1997).

Bir süre önce ve dört yıl boyunca, her hafta, konuklarıyla birlikte, “Enerji Savaşları” adını verdiği, Bölgemiz ve Türkiye üzerinde gelişen askeri ve siyasi girdapları, teknik girdiler itibariyle, derinlemesine tahlil eden ve çıkış yolları dokuyan, bir TV Programı gerçekleştirdi…

Binlerce öğrencinin hocası oldu… Şimdilerde, birçoğu “profesörlük düzeyine” tırmanmış, pek çok öğrencisine, yüksek lisans ve doktora çalışması yaptırdı. Uluslararası birçok akademik etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. Maddenin ve evrenin yapısı, enerji, nükleer enerji, teknoloji, sanayileşme, savunma, savunma sanayii ve çevre alanlarında yapıtları, ulusal ve uluslararası basın ve konferanslarda yer almış, çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Son yirmi yıldır Einstein’ın Görecelik Kuramı ile Modern Atom Kuramı’nı birleştirmek üzere geçekleştirdiği çalışmalar, çeşitli dünya bilim merkezlerinde yükselen yankılar bulageldi.



Kaynak: rahatsiz.com.tr

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.