Memur-Sen tarafından düzenlenen "Uluslararası Anayasa Kongresi"ne katılan Çiçek, burada yaptığı konuşmaya, Hakkari'nin Çukurca ilçesindeki terörist saldırıda şehit olan askerlere bir kez daha rahmet dileyerek başladı. Çiçek, milletin huzuru için, bekası için mücadele veren güvenlik güçlerine başarılar dileyerek, "Bugünlerde onların her zamankinden daha fazla desteğe, morale, duaya ihtiyacı var. Bunun da esirgenmeyeceğini ümit ediyorum" dedi.

Türkiye'nin anayasa konusunu çok konuştuğuna dikkati çeken Çiçek, şunları söyledi:

"Belki bizim gibi toplumların bir zaafı var. Bir sorunu çok konuşuyoruz. Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz, başa dönüp tekrar konuşuyoruz. Konu aynı. Olsa olsa konuşanların üslubu değişiyor. Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu yana 61 yıl geçti. 30 yılında bu anayasayı konuştuk. Geriye dönüp yazılanlara, söylenenlere, tartışılanlara baktığımızda konuşulmayan ne eksik kaldı? Bir ülke düşünün ki bir konuyu 30 sene konuşup da bir yere bağlayamıyorsa, burada bir sorun vardır. Her parti bu anayasayla ilgili çok ileri iddialarda bulundu, değerlendirmeler yaptı, yeni baştan ele alınması gerektiğini kendince ifade etmeye çalıştı. Herkes şikayet ediyor, herkes 'yeni anayasa' diyor, ama buna rağmen yeni bir anayasa yapamıyoruz. Eğer geldiğimiz noktada maksadımız, hedefimiz yeni bir anayasa yazmak değil de yapmak ise zaman tam bu zamandır. Herkesi söylemin ötesinde aktif katkı vermeye davet ediyorum, çünkü Türkiye bir 30 yıl daha son kullanım tarihi geçmiş, ne öncelikleri, ne felsefesi, ne kurgusu, ne dengeleri, ne de dili itibariyle günümüzün şartlarına uymayan bu anayasayla çağdaşlaşma yoluna devam edemez."

- "Talepleri patlayıcıya bağlarsan..."

Cemil Çiçek, sorunları çözebilmek konuşmak ve tartışmak gerektiğinin altını çizdi. Çiçek, "Sorunları tartışarak değil, konuşarak değil, talepleri, beklentileri, protestoları demokratik kanallar üzerinden gündeme getirmek ve hak aramayı bu çerçevede sürdürmek yerine 'Ben devletten şunları isterim, ama olmadığı takdirde bu taleplerimi C-4 patlayıcısına bağlarım' derseniz, bu hak arama değildir, özgürlük değildir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böylesine vahşete, cinayete kimse itibar etmez, kimse bunlara cevaz veremez. İki yaşındaki çocukları öldürerek, masum kadınları, ihtiyarları kurşuna dizerek, insanların kanını dökerek hak talep ediyorsanız, demokrasilerde buna imkan olmaz. Bu cinayettir, vahşettir, anayasalar buna cevaz vermez, devletin meşru imkanları, gücü, hukuku buna imkan vermez" diye konuştu.

-Komisyon çağrısı-

Bu tür dönemlerde sorunun kendisi ya da kaynağı olmak yerine çözümüne katkı vermek gerektiğini vurgulayan Çiçek, konunun öncelikle Meclis'te konuşulması gerektiğini ve bu kapsamda hafta içinde genel görüşme yapıldığını ve önümüzdeki hafta görüşmeye devam edileceğini anlattı.

Genel görüşmeye ilişkin sayı sınırlaması bulunmadığına işaret eden Çiçek,

"Yetmedi bir defa daha konuşuruz. Ucu açıktır. Anayasa'da, iç tüzükte bu iş bir defa konuşulur demiyor. Fayda görülüyorsa, sürece katkı verecekse bin defa konuşuruz, bin defa bu yöntemi kullanırız" dedi.

Konunun daha derinlikli araştırılması gerekiyorsa da yapılacakların belli olduğunu anlatan Çiçek, şöyle konuştu:

"Sebepleri, sonuçları, aksaklıklar, gündeme gelmeyen konular neler? Neleri yaparsak daha iyi sonuç alırız gibi sayısız sorunun cevabını vermek gerekiyorsa o zaman da Meclis araştırması verilir. Kim verir, Meclis araştırmasını? Hükümet isteyebilir, siyasi parti grupları isteyebilir, en az 20 milletvekili önerge vererek bunları isteyebilir. Meclis Başkanı ne yapar? Bunun gereğini yapar. Geciktirmeden, anında, derhal bunun gereğini yapar. Bu yollar açık. Yürek yakan konular da dahil olmak üzere ülkenin her konusu anayasa ve iç tüzükteki yöntemlerle konuşulabilir, tartışılabilir. Herkes de tartışmalardan gerekli neticeyi çıkarır."

Çiçek, TBMM'de temsil edilen siyasi partilerin yeni Anayasa için 3 konuda mutabakata varmalarının önemli olduğunu belirterek, bunların yeni anayasa yapılması, anayasanın Meclis tarafından yapılması ve Meclis dışından katkıda bulunulması olduğunu dile getirdi.

Anayasa sorununun ülkenin en temel sorunlarından biri olduğunu ifade eden Çiçek, "17 defa değişiklik yapılmış, 100'den fazla madde değişmiş. Geldiğimiz noktada şunu gördük ki artık restorasyon faaliyetleriyle bu yapıyı ayakta tutmak mümkün değil. Bu; imkan, fırsat, zaman kaybettiriyor" dedi.

Anayasa yapmayı, "bir dağı yerinden oynatmak kadar zor" şeklinde tanımlayan Çiçek, toplumun tüm kesimlerinden katkı, katılım, destek ve cesaretlendirme beklediklerini söyledi. Çiçek, "Menfaat çatışmalarının olduğu, farklı fikirlerin, beklentilerin olduğu, yeteri kadar da uzlaşma kültürünün, -en azından piramidin üstünde olanlar için söylüyorum- olmadığı bir süreçte anayasa yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Onun için sorunun çözümünün uzlaşma komisyonuna üye veren 4 partinin sorumlu olmadığını, herkesten katkı beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin her yerinde anayasa meselesini toplumun öncelikleri arasına koymamız gerekiyor. Ortak akıl, sivil toplum platformlarında oluşacak" diye konuştu. (AA)




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

Bu ülkede oluşan sorunların ana kaynağı TBMM yani bu ülke parlamentosudur. Bu temellerinden çürük yanlış yapı yıkılmadan, bu yapının içinde Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm bulunmaz. Bunun olacağını iddia etmek boş hayalcilikten başka bir şey değildir.
CHP nin önerileri arasında birisi çok çarpıcı. Aslında bu öneri bu güne kadar oluşan sorunların ana nedeni. TEMSİLDE ADALET.
BU MECLİSİN BENİM ANAYASAMI YAPMAYA YETKİSİ YOK. ÇÜNKÜ;
Çünkü bu mecliste benim seçtiğim milletvekilinin üstünde benim yerime partisinin liderinin ipoteği var. Bu mecliste lider sultası var. Bunun da sebebi yolsuzluk ekonomisi politikaları. Bu Meclis halkın iradesini bu yüzden temsil etmiyor kimse kendini kandırmasın.
Bu meclisten bu politikalara uygun yasalar çıktığını göre göre bu meclise bu yetki verilemez.
Eski Meclis Başkanlarından Köksal Toptan Döneminde de dile geldi bu husus. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Tarih ve Millet Önünde, TBMM Kürsüsünde milletvekillerinin ettiği yeminin gereklerini yerine getirdiği sürece, meclis'in tarihi başarılara imza atacağını söylemişti. TBMM Eski Başkanı Köksal Toptan, Anayasa Mahkemesi'nin Türbanla ilgili Anayasa düzenlemesinin iptaline ilişkin kararını değerlendirirken; Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini aşarak karar verdiğini söylemişti. O dönemde üstün körü tartışılan önerilerinde; “TBMM'nin anayasa kurallarına uygun olarak çıkardığı kanun herkesi bağlayıcıdır. TBMM'nin yasama yetkisi mutlaktır. Anayasal denetim şartları yasalarla belirtilmiştir. Kuvvetler ayrılığında hiç bir erk bir başka erkin yetkisini alamaz, ihlal edemez. Anayasa Mahkemesinin inceleme yetkisi 148. maddede detaylı olarak anlatılmıştır. Kuvvetler ayrılığı prensibinde erkler birbirinin görev alanına girmemelidir. Bu erkler birbirine güvenmelidir. 411 milletvekilinin çıkarmış olduğu yasayı Anayasa Mahkemesi şeklen değil, yetkisini aşarak esasa girerek karar vermiştir. Türkiye artık 'senato'yu tartışmalıdır. 2 kademeli yasamayı düşünmeliyiz Çift kamaralı sistemle Anayasa Mahkemesi'nin yükü hafifleyebilir. Avrupa'da bir çok örnekleri var. Bu benim kişisel fikrim...” böyle söylemiş ve ikinci bir meclisin , senatonun varlığının oluşmasının zorunlu olduğuna işaret etmişti.
Ardından yine o dönemde TEMSİL SORUNU gündeme geldi. VE BAŞBAKAN;
“Ben Başbakan Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Köksal Toptan,Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı AK Partili Burhan Kuzu,TBMM eski Başkanı Bülent Arınç tarafından bir süre önce dile getirilen Ülke seçim Barajını 10 % düşürmeden ve 100 kişilik kontenjandan oluşan Türkiye Milletvekilliği Sistem önerisinin uygulamasını hayata geçirilmesini doğru buluyorum. Yani Meclisin 550 Milletvekili kontenjanının 450'si mevcut normal seçim sistemi ile yani Şehir seçim çevrelerindeki genel oy ve Seçim Barajı 10 % ile seçilecek. Kalan 100 milletvekili Siyasi Partilerin ,Seçim Barajına bakılmaksızın Türkiye seçim çevresi kabul edilerek Türkiye Genelinde aldıkları oy miktarına bakılarak her %1 oya karşılık 1 milletvekili gelecek şekilde dağıtılacak. Temsilde adalet anlamında,siyasi istikrarı bozmadan, ülke barajını düşürmeden Farklı siyasi tercih ve görüşlere sahip olan küçük ve orta büyüklükteki Siyasi Partiler ve Seçim Barajı 10 % sınırı altında toplumda belirli bir seçmen tabanına ve belirli bir oy desteğine sahip olan küçük ve orta büyüklükteki Siyasi Partiler'de parlamentoda temsil şansı bulacaktır.Kısaca Karma Seçim Sistemi 450+100 Türkiye Milletvekilliği formülü Mecliste çoğulcu parlamenter sistem ve katılımcı demokrasi sağlamış olacatır. Örnek olarak 2007'deki Genel Seçiminde Karma Seçim Sistemi 450+100 Türkiye Mililetvekilliği Sistemi uygulanmış olsaydı,100 Kişilik kontenjandan oluşan Türkiye Mililetvekilliği Sisteminde AKP 46 Milletvekili,CHP 20 Milletvekili,MHP 14 Milletvekili,Demokrat Parti 5 Milletvekili,Genç Parti 3 Milletvekili,Saadet Partisi 2 Milletvekili çıkaracaktı.” ŞEKLİNDE AÇIKLAMA YAPMIŞTI
Bilindiği gibi 2007'deki Genel Seçiminde AKP 46,58 %,CHP 20,88 %,MHP 14,27 %,DP 5,42,GP 3,04 %,SP 2,34 oy almıştı.
Bakınız; Başbakan Erdoğan'dan Türkiye Milletvekilliği Önerisi
http://arsiv.sabah.com.tr/2008/11/15//h ... 93185.html
15.11.2008
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD'nin önemli düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü'nde Türkiye siyasetinde yapmak istediklerini anlattı.
TÜRKİYE MİLLETVEKİLLİĞİ: Parlamentoda bizim baraj diğer ülkelere göre yüksek, yüzde 10. Bu düşürülebilir.Düşürülemiyorsa şöyle bir önerim var; 450 milletvekili bu baraja tabi olur,100 milletvekili bu barajın dışında tutulur onlara uygulanmaz. Yüzde 1 oy oranı olan bir parti bile gelir parlamentoda temsil edilir. Türkiye milletvekilliğini savunanlardan biriyim. Bunu başarmanın önemli olduğunu,çünkü katılımcı demokrasinin bir gereği olduğunu düşünüyorum. Türkiye Milletvekilliği için Mutabakat oluştu
http://www.stargazete.com/politika/turk ... 153833.htm

Meclis Başkanı Toptan’ın AK Parti’nin yeni anayasa taslağında da yer alan 100 Türkiye milletvekilliği için anayasa değişiklik çalışmasına muhalefetten destek gelmişti.
PEKİ SONRA NE OLDU?
Dayatmacıların dayatmalarına uygun kanunların meclisten geç çıktığı bahane edilerek BAŞKANLIK SİSTEMİ gündeme getirildi.
Türkiye, 'sivil anayasa' sürecinde son viraja, Prof. Dr. Ergun Özbudun'un başkanlığındaki Bilim Kurulu'nun hazırladığı Anayasa taslağı ile girmişti. Bu taslağa AK Parti'nin hukukçu kurmayları tarafından son şekli verilmişti. Bu taslağın en çarpıcı hükümleri şunlardı:
1-550 vekilin 100'ü 'Türkiye vekili' olacak: Anayasa’nın 75. maddesinde öngörülen bu değişiklik 550 milletvekilinden 100’ünün Türkiye Milletvekili olarak seçilmesine imkan sağlıyor
'Türkiye milletvekilliği' olarak adlandırılan sistem Anayasa'ya giriyor. TBMM yine 550 milletvekili ile temsil edilecek. Bu milletvekillerinden 450'si seçim çevrelerinden genel oy ile seçilecek. Kalan 100 milletvekili partilerin aldıkları oy oranına göre belirlenecek. Yüzde 1 oy alan parti, barajı aşamasa da bir milletvekili ile Meclis'te temsil edilebilecek.
2-Yargı 'bağımsız ve tarafsız' olacak:
Yargının "bağımsız" olduğu kadar "tarafsız" olacağı hüküm altına alınıyor. Temel hak ve özgürlükler sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında sınırlandırılabilecek.
3-Tüzükler tarihe karışıyor:
Türk hukuk mevzuatında Anayasa ve yasalardan sonra gelen 'tüzük'ler tarih oluyor. Yasa koyucu olan Meclis'in iradesini hakim kılmak için bürokrasiye güç katan yönetmeliklere de çekidüzen veriliyor. Bundan sonra bakanlıklar ve kurumların hazırlayacağı bütün yönetmelikler Meclis denetiminden geçecek.
İşte Türkiye için ütopik üç madde. Kanımca tüm sorunları yetmez ama evet anlayışında bir nebze çözecek üç madde. Ancak bunlar çok görüldü ve referandumda oyladığımız anayasa değişiklikleri içinde yer almadı. Aksine yargıyı daha taraflı ve bağımlı yapacak değişiklikler yapıldı.
Artık bu ülke insanı Türk Adalet ve Yargıçlarına değil, AİHM yargıçlarına ve adaletine güveniyor. Bu yargımız ve adalet, hukuk adamlarımız için utançtır. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) geçen yıl en fazla mahkum olan ülkeler arasında ilk sırada yer aldı. AİHM Başkanı Jean Paul Costa’nın , AİHM'in 2010 yılı çalışmalarıyla ilgili bir basın toplantısında verdiği bilgilere göre; 2010'da Türkiye hakkında, 278 davada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmedildi. Türkiye'yi, 217 davayla Rusya, 143 davayla Romanya, 109 davayla Ukrayna, 107 davayla Polonya izledi. Dikkat edin bunlar demir perde ülkeleriydi.. Türkiye’nin durumu eski demir perde ülkelerinden de vahim.
Bu durumda hangi demokrasiden bahsedilir.
Bu ülke vatandaşlarının yüzde 52 si ABD Manda ve himayesinin meftunu, diğer tarafı sormayın gitsin..
Meftunları hedefine yaklaştıracak yeni anayasa çalışmalarında yüzde 48 in hedefi yok maalesef. Bu hedefsizlik; meftunları hoşnut edecek şekilde çoğunlukcu demokrasiyi işletiyor. Öyle ki taraf olmayanı bertaraf bile edecek şekilde. “Yolsuzluk ekonomisi politikaları” sistemi mağdurları; mağdur ve bertaraf olmamak için ya dayatmalara ses çıkarmayacak ya çoğunluğa uyacak. Bu politikaların amacı bu. Her iki şart seçeneği kime yarıyor?
EZBERLERİ BOZMAK GEREK. EZBERLERİ BOZMADAN YOL ALINMAZ.

Ülkemiz uzun yıllar askerin vesayeti altında yaşamıştır. O dönemlerde genel beklenti demokrasiye, sivil vesayete geçme arzusu idi. Sivil iktidarlar dönemlerinde ise; koalisyonlar genellikle istikrarsızlığı davet eder ve koalisyon dönemlerinde tek parti yönetimlerini özleriz. Ancak, tepeden tırnağa demokrasiyi genlerine indirememiş ülkemizde tek parti iktidarı dönemlerinde de sivil vesayet arayışı başlar. Güçlü iktidar dönemleri hep bu arayışın peşinden koşmuştur. Ülkemizde uygulanan demokrasi sisteminde; yürütme, yasama ve yargı erklerinin birbirinden bağımsız hareket etmesi gerekir. Böylece, mutlak çoğunluğu ele geçirenin sivil vesayetini önleyecek temel garantör denetleme ve dengeleme görevini oluşur. Ancak, ülkemizde parlamenter demokrasi en azından şeklen var olduğu için, seçimi tek başına Hükümet'i kurabilecek güçte kazanan parti genellikle yasamaya da hakim olur. Bu durum hemen hemen tüm tek parti iktidarı dönemlerinde yaşanır. Ülkemizde tek parti dönemlerinde yasamanın yürütmeden bağımsızlığını tartışmak abestir. Tek parti yönetimleri yargıyı ele geçirme noktasına geldiklerinde ise zorlanma başlar. İçinde bulunduğumuz dönemde yasama ile yargının çekişmesi şahikasına çıkmış, yargının zaptı ile sonuçlanmıştır.
Kontrolsüz güç, güç değildir. Olsa olsa felaketin başlangıcı, temelidir.
Maallesef yukarda bahsettiğim demokrasi sistemimiz, ya da başka deyimle 1982 Anayasası devlet yürütme sistemi, DEVLET POLİTİKASI oluşmasının önüne geçmiştir. Parti politikaları devlet politikası yerine gösterilmiştir. Dolayısıyla politikada süreklilik olmamıştır. Partilerin politika ve vizyonlarının olmaması, gün geçirmek adına yapılan kısır çekişmeler sonucu oluşan yanlış ekonomi politikaları; bizi daha da borçlandırmış ve dışa bağımlı yapmıştır. Dış mihrakların baskıcı lobileri parlamenter yapımız üzerinde devamlı olarak etkili olmuş, yararlarına yasaların çıkması için çalışmıştır. Ekonomi batarsa hepimiz batarız korkutmacası sonucu emniyeti tek parti iktidarında aramak; bu günkü parlementer sistemimizi iflas ettirmiştir. Sistem parlamentosu içindeki partilerin birbirinden hiç farkı yoktur. Tek farkları istismar ettikleri değerler. Kimi milliyetciliği, kimi dini istismar ederek seçkin olur. Bu parlamento zayıf olduğu için dış mihrakların egemenliğine teslim olmaktadır. Örneğin son zamanlarda ekonomiyi ilgilendiren tüm yasalarda Bankalar egemen olmuştur. Parlamentomuzun bir tek politikası vardır. "yolsuzluk ekonomisi politikası" . tüm partiler bundan nemalanma yarışında ülke zenginliklerini israf etmekte, toplum dayatma suç teorileri ile köleleştirilmektedir.

Mayınlı arazilerin temizlenmesi olayında olduğu gibi yasaların çıkmasında ve milletvekillerinin yemin törenlerinde yaşanan tatsız birçok olay, Türk Demokrasisinin artık tek meclisli sistemle yetinemeyeceğini; TBMM’nin onayladığı yasaların bir üst meclis olarak görev yapacak Senato ya da başka isimli bir üst mecliste seçilmişlerce incelenerek denetime alınması gerekliliğini ortaya çıkardı. Görülüyor ki Batılı demokrasilerin kullandığı iki meclisli sistem artık Türkiye için de ihtiyaçtır. İki meclisli sistemde tek parti hükümetinin mecliste Millet Vekili çoğunluğuna dayanarak rahatlıkla onaylatacağı yasalar, denetlenmek üzere bir üst meclis olan Senato'ya, senatörler tarafından denetlenmeye gidecektir. Bu denetleme sonucu meclisin onayladığı bazı yasalar yürürlüğe girerken, bazı diğerleri düzeltilmesi ya da iptali için meclise geri gönderilecektir. İkinci meclisin görevi ve faydası, mecliste çoğunluğu ele geçiren tek parti iktidarının, bu çoğunluğa dayanarak tek parti hükümranlığını önleyecek olmasıdır. İkinci meclis hayata geçirilebilirse meclisteki kavgalar bitecek, tüm ülke vatandaşlarının temsil edilebildiği sistemde hayata geçirilecek olan yasalar üzerinde bütün toplumun tereddütsüz olarak uzlaşabilmesi sağlanacaktır.
Bununla birlikte demokrasilerin olmazsa olmazlarından olan seçmen bana göre asla edilgen yapıda tutulmamalıdır. Seçmen etken olarak demokrasiye tamamen katılmalı ve ülke yönetimi üzerinde rol oynamalıdır. YARI DOĞRUDAN DEMOKRASİ Halkın temsilcilerinin yanı sıra, bazı konularda halkoyuna da başvurulmasını öngören bir sistemdir. Halk üç şekilde egemenliğin kullanılmasına katılabilir: Referandumla (halkoyuna başvurma), halkın vetosu ve halkın kanun teklifi. Referandum, yasama organının yaptığı bir yasayı halkın evet ya da hayır şeklinde oylamasıdır. Halkın vetosu ise referandum yapılması için halkın girişimde bulunmasıdır. Halkın isteğiyle yapılan oylama sonucu yasa ya kabul edilecek ya da reddedilecektir. Yarıdoğrudan demokrasilerde halka kanun teklif etme yetkisi de tanınmıştır. Ülkemizde sadece Anayasa değişikliklerinde, TBMM üyelerinin beşte üçü ile veya üçte ikisinden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması zorunludur. Bunun üzerinde bir çoğunlukla yapılan Anayasa değişikliğini halkoyuna sunmak Cumhurbaşkanının takdirine bırakılmıştır. Yarıdoğrudan demokrasi, halka yönetime daha etkili katılma imkanı tanıdığı için özgürlükler lehine bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca, halkın temel sorunlarda karar vermesi, yönetenlerin politikaları ile kamuoyu arasındaki uyumsuzluk ya da anlaşmazlıkları ortadan kaldıracaktır. Bu yararlı yönlerine karşılık, halkın oylamaya sunulan önemli ve karmaşık konuları değerlendirebilmedeki yeteneksizliği; genellikle evet- hayır şeklinde yapılan halk oylamalarında ayrıntıların gözden kaçabilmesi ve nihayet sık sık halk oylamasına başvurulmasının egemenliğin kullanılmasında isteksizlik, ilgisizlik , çekimserlik yaratması, yarıdoğrudan demokrasinin önemli sakıncaları arasındadır. E- DEVLET SİSTEMİ VE HIZLI BİLGİYE ERİŞİMLE bu sakıncalar yok edilebilir.
"SİYASETE KATILMAYAN AYDINLAR, CAHİLLER TARAFINDAN YÖNETİLMEYE MAHKUMDUR" (PLATON) Halkı sürü olan toplumlarda, çobanın adı diktatör olur. Her sürü de üstünde çoban olan olan eşeğin arkasında gider. Sürü ve eşek aynı durumdayken, çobanın değişmesi neyi değiştirir? SÜRÜ AYNI SÜRÜ, EŞEK YİNE AYNI EŞEK OLMAZ MI? Yada hadi bizdeki demokrasi gibi demokrasi de çobanın adı fareli köyün kavalcısı olmaz mı?
Neden hiç Nişantaşı'ndaki Teşvikiye Cami'nden şehit cenazesi kalkmaz?
Neden hiç gözlerinde siyah Gucci marka gözlükleriyle " Vatan Sağolsun !" diye bağıran şehit anneleri görmeyiz?
Neden hiç oğlunun cenazesinde " Beni de alın askere !" diye bağıran Mercedesli babalar olmaz?
Peki ya bazı zenginlerin, siyasilerin ve yüksek rütbeli subayların çocukları nerede yapar askerliklerini?
Ya da şöyle midir Sistem?
Zenginsen ver parayı '' Canın sağ oLsun...''
Fakirsen ver canını '' Vatan sağ olsun