TBMM Başkanı Çiçek, NTV'nin canlı yayınında yeni Anayasa çalışmalarına ilişkin bilgi vererek, gündemdeki konuları değerlendirdi. Tüm siyasi partilerin Anayasa'nın değiştirilmesini istediğini belirten Çiçek, Anayasa'nın Türkiye'nin en öncelikli konuları arasında yer aldığını belirtti. Yaşanılan bir çok olayın, sıkıntının, gerginliğinin önemli bir kısmının temelinde Anayasa'nın bulunduğunu ifade eden Çiçek, "Tüm siyasi partiler bu Anayasa'nın değişmesi gerektiğini söylüyor. Kısmı değişikliklerle bu için bir yere gelmesi mümkün görünmüyor. 1982 Anayasası tamiratlarla varlığını sürdüremez. Anayasa toplumsal bir talep haline geldi. Herkesin katılımını özellikle istiyoruz. Herkese ulaşmaya çalıştık, herkesin söz hakkı var" dedi. Katkıyı sadece basından beklemediklerini, meslek örgütlerinin de yeni anayasaya destek vermesini istedi. Çiçek, yeni anayasa konusunda sivil toplum kuruluşlarının etkin olması gerektiğine dikkat çekerek, "14 bin derneğe yeni anayasaya destek için davette bulunacağız. Anayasa yapamama ihtimalini düşünmek dahi istemiyorum. Bir ülke düşününki Anayasa'dan 30 senedir şikâyet ediyor. Eğer bu "Anayasa en kısa sürede değiştirilemezse Türkiye'de rejim bunalımı çıkar" deniliyor. Bu kadar ağır toplumsal sonuçlara sebebiyet verecek bir Anayasa ile Türkiye idare ediliyor. Bu sözler haklı çıktı" dedi. Türkiye'nin önemli bir ülke olduğunu, kararlarının tartışmalarının yakından izlendiğini kaydeden Çiçek, Türkiye bir ilham kaynağı olacaksa, girdiğimiz yolu sonlandırmamamız lazım. Masadan kalkarak, anlaşamadık diyerek işi yarıda bırakarak değil, daha özgürlükçü, daha birey odaklı bir anayasa" değerlendirmesinde bulundu.

TUTUKLU MİLLETVEKİLLERİ
 
Milletvekillerinin tutukluluklarının Anayasa'dan kaynaklandığını savunan Çiçek, Anayasa'nın ilgili maddelerindeki bir kısım hükümler başımıza epey iş açıyor, bunu hepimizin görmesi gerekiyor. Bu anayasa yürürlükte kaldığı sürece bir çok öngördüğümüz öngöremediğimiz sorunlarla Türkiye karşı karşıya kalacak. Uzlaşma Komisyonu'nda dışarıdaki tartışmalardan uzak durmalıyız" dedi.
Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının tartışmalara takılmaması gerektiğini ifade eden Çiçek, "Tutuklu milletvekilleri meselesi daha adaylık süreciyle beraber gündemde olan bir konudur. Türkiye yeteri kadar gerginlikleri yaşıyor. Yeni bir anayasa yapacaksak bayram havasına ihtiyaç var. Gergin bir atmosferde anayasa yapmak zorlaşır" diye konuştu.
Meclis Başkanlığı yetkilerinin sınırsız bir makam olmadığını belirten Çiçek, Anayasa'nın herkesi bağladığını kaydetti. Çiçek, "Kimin ne yetkisi var, ona bakmak lazım. Kişisel olarak ben kimsenin tutuklu olmasını istemem. Keşke hiç tutuklamalar olmasa ama hayatında bir realitesi. Yargılamaların uzun olmasını istemem. Tutuklamayla ilgili hükümler belli. Tutuklama isteyenlerin hassas olması lazım. Bu hukukun genel uygulamalarıdır. Sıradan şüpheyle insanlar tutuklanamaz, delilleri ortadan kaldırmaya yönelik kuvvetli şüphe olacak.Tutukluluğun mahkumiyete dönüşmesini katiyen istemem" dedi.
 
KCK OPERASYONLARI
 
BDP'nin masadan kalkarız şeklinde bir tutumu bulunmadığının belirten Çiçek, KCK operasyonlarının içeriğini bilmediğini kaydederek, "Bu komisyon çalışmalarını olumlu bir şekilde sonlandıramazsa, şikayet ettiğimiz, birçok sorunun kaynağı olan bu Anayasa bir 30 yıl daha yürürlükte kalır. Bedelini de hep beraber öderiz. Tarihi sorumluluğumuzun gereğinin yapmalıyız" diye konuştu.

TERÖRLE MÜCADELE
 
Terörün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli konusu olduğunu belirten Çiçek, terörle mücadelenin bir parti ve bir hükümet meselesi olmadığını bir Türkiye meselesi olduğunu kaydetti. Terörle mücadeleye herkesin katkısı olması gerektiğini ifade eden Çiçek, sözlerine şöyle devam etti:
"Bir ülke terörle mücadele ederken kendi politikalarına ve gücüne güvenmek mecburiyetindedir. "Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.' Terör adına en çok yalan söylenen konudur. Herkes terörü kınar ama adım atmaya gelince kırk dereden su getirir. Yeteri katar uluslararıs işbirliği yoktur terör konusunda. Bugüne kadar Türkiye neyi yaptıysa neyi başardıysa kendi gücü, kuvvetiyle yapmıştır. Yeri gelmiş politik hatalar yapmıştır vs Bunları değerlendirerek yeni bir yol haritası çizdi, çiziyor Terör öyle bir beladır ki insanlığa karşı suçtur. Bazı ülkeler terör örgütü üyelerini ne yargılıyor, ne de iade ediyor. 40 sene terörle mücadele ettik. Hala "bunlar kimdir' diye soran varsa, bu acılar boşuna mı çekildi?"
Öldürülen teröristin Muş'taki taziye evine Türk Bayrağı azılmasın kendisini çok duygulandırdığını belirten Çiçek, insanların kategorize ederek değerlendirmenin hassas konularda son derece yanlış bulunduğunu ifade etti.
 
MİT-PKK GÖRÜŞMESİ
 
İstihbarat örgütlerinin işinin kötü adamlar olduğunu iyi adamlarla uğraşmadığını belirten Çiçek, "Bu tür devletin kuruluşlarının iki türlü görevi var. Bir, olayları olmadan önce önlemek. İki, buna rağmen olaylar olduğuysa faillerini bulup yargıya teslim etmek. Bazı olayları önceden önleyecekse onların içine sızacak, yeri geldiğinde onlarla yemek yiyecek. Bunları düz mantıkla anlayamazsınız" dedi.

BEDELLİ ASKERLİK
 
Bedelli askerlik konusunun yürütme organını ilgilendirdiğini, siyasi partilerin bu konuda yardımcı olma isteğinde bulunduğunu kaydeden Çiçek, ihtiyaç ile kaynak arasındaki kaynağın nasıl kurulacağının önemli olduğunu ifade etti. Tüm partilerin bedelliye olumlu baktığını kaydeden Çiçek, "Ümit ediyorum, bu denge bir yerde kurulur ve beklentide karşılanmış olur" dedi.
 
N.Ç. KARARI
 
Yargıtay'ın verdiği N.Ç. kararını da değerlendiren TBMM Başkanı, "İnsan olmayanların yaptığı, insanlık dışı bir eylem. Ancak bir suç hangi tarihte işlendiyse o tarihin kanununa göre yargılanır. Bu evrensel bir hukuk kuralıdır" diye konuştu.(ANKA)




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 5 yıl önce

BUTLAN HUKUKU VE SİSTEM MAĞDURLUĞU.
Butlan hukuku, çağdışı insanlık ayıbı uygulamaları, özellikle köleliği meşru kılacak sözde çağdaş hukuk uygulamalarıdır. Maksat, kendi dert ve sıkıntıları ile uğraş yüzünden siyasete katılmayacak, dolayısıyla emperyalizmin yaptırım dayatmaların sessizce kabullenecek ezilenler toplumunu hukuken oluşturmaktır. Butlan hukuku; yazılı hukuk kuralları, yasalar arasında çelişki ile arada yasal boşluklar oluşturma ile doğan hukuktur. Butlan, doğmamış, aslında da doğması mümkün olmayan hak ve menfaatleri; uygulamadaki hataların çokluğu sebebiyle sürü zihniyeti yargılamasında, önyargı ve peşin hükümden oluşan sabit ezberde doğru kabul edip hak olarak kabullenmedir. Bu durum bir anlamda da, emperyalizmin, vahşi kapitalizm kuralsızlıklarını meşru göstermektir. Sözde İslam ülkesi olan ülkemizde, cahiliye dönemi adet ve geleneklerinin sürdürülmesi yüzünden ; pek çok butlan hukuku örnekleri görülmekte ve mağdurları oluşmaktadır. Bu örneklere bakıldığında hepsinde ortak özellik; aslında yasak edilmesi gereken uygulamanın, yasak olmaması sebebiyle yaygınlaşıp butlan hukuku ile meşrulaştırılması olarak görülür. Örneğin; imam nikahı ile evlilikler, küçük yaşta çocukların evlendirilmesi, karşılıksız çek borçlusunun diğer borçlulardan farklı muamelelerle yok edilmesi, alacaklının yasal boşluklarla yasal tefeci olması, zinanın suç sayılmaması, eşler arasındaki şiddete dayalı kavgada arabulucuların cezalandırılması, suç örgütlerinin oluşturduğu suçların mağdurlarının sadece şikayet hakkının bulunması, vasilik ve vesayet hak ve sorumlulukları, suçtan zarar görenlerin haklarının göz ardı edilmesi bir çok örnekten başlıcalarıdır. Butlan hukunun gelişip serpilmesinin tek sebebi cahilliktir. Bu cahillik savunmanın yokluğunu oluşturduğu ve layıkı ile savunma olmadığı için butlan kuralı işlevini yerine getirir. Ülkemizde avukatların ezberciliği,avukatların ve hukukcuların yetersiz eğitimi suçlunun cezasız kalmasını sağlamaktadır ki bu suça azmettirmektir. Zaten sistem politikasının gayesi de bu doğrultuda güvensizliği oluşturup toplumu emperyalizm karşısında zayıf düşürmektir. Çünkü, butlan hukuku yazılı hukuk değildir, yorumlardan oluşur. Yazılı hukuk kaideleri olan yasaları iyi bilenler için butlan hukukunu yok etmek, bir daha işlememesini sağlamak işten değildir.
Butlan hukukunun ülkemizde bu derece yaygınlaşmasının asıl sebebi yolsuzluk ekonomisi politikaları ile sürdürülen vahşi kapitalizmin kuralsızlıklarının oluşturduğu büyük ahlak çöküşüdür. Bu ahlak çöküşü, toplum vicdanını defalarca kanattığı halde; bilgisizlik sistem mağdurlarına yardımda eli kolu bağlamaktadır. Şairin, "Cehaletin temelini arama, her köşebaşında binası vardır. Uğrarsan yanına fazla durma, gölgesinde bile belası vardır." sözleri gerçektir. Yani yanlışı yanlışla telafi etmek mümkün olmadığı gibi, hiç bir yanlışın sürdürülmesinden nemalanmak da mümkün değildir. Nemalandığını sananlar şairin işaret ettiği; gölgeden nemalandığını sanıp belasını bulanlardır. Zira Allah'ın son vahyinde, "Hak geldi batıl kayboldu, batıl zaten kaybolmaya mahkumdur" Şeklinde belirttiği değişmez yasası göstermektedir ki hakkın üstünü kapatmak mümkün değildir. Buna yeltenenler kaybolmaya helak olmaya mahkumdur.
"Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduğu zaman..." (Tekvir, 81/8-9)
"Ortak koştukları şeyler, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi." (En'âm, 6/137)
Ayet ve hadislerde geçen “Ve'd” kelimesi, çocuğu diri diri mezara gömmek demektir.
Yüce Kitabımız Kuran, içerdiği teşbih ve mecazlarla onu daha da eşsiz ve yüce kılar. Küçük yaşta bir çocuğu ha diri diri toprağa gömmüşsün, ha onu köle olarak pazarlamışsın ne farkı var. Babanın, ebeveynin veya vasinin, küçüğü evlendirme rızası göstermesi gibi geleceğinde dönülmesi imkanı olmayan; yani küçüğün sonradan seçim hakkını elinden alan davranışlarının yasaklanması gerekir. Çağdaşlık budur. Çağdışılığı çağdaş göstermek değil. İktidar olmak muktedir de olmak anlamına gelmediği gibi, muktedir olmadığı halde iktidarda durmak topluma ihanettir. İnsanın en büyük düşmanı yine kendisidir. Kendi kuvvet ve gücünün farkında olmayan insan sürü gibi güdülmeye mahkumdur. Her sürü üstünde çoban olan eşeğin peşinde gitmeye mahkumdur.
Çağdaşlık yüce kitapta belirtilen "EMREDİLDİĞİN GİBİ OL" emrine itaattır.
Çağdaş hukuk, emredildiği gibi olanların çoğulcu katılımcı demokrasi ile oluşturdukları efkardan doğar. Toplum içinde her bireyin yasa önerebilme ve yasaları veto edebilme hakkını kullanması anlamına gelir bu. Bu imkanı kullanmak yönetici olarak seçilenlere dinanizm kazandırır. Hukukculara da. Allah'ın kitabında hemen herkesin bildiği 99 ismi vardır. İnsan bu 99 ismin ve Allah'ın sıfatlarının halifesidir. Bu isimlerdeki gibi davranmak şahitliğidir halifelik. Mümin ismi bu isimlerden biridir. Muktedir ismi de bu isimlerden biridir. Her insan da kadir ve muktedirdir. Önemli olan bilgi değil, ilgidir. İlgi halifeliğin gücünün farkına varmaktır. Zaten bunun farkına varan da bu görevi başkasına devretme salaklığında bulunmaz. Görülüyor ki butlan hukuku oluşturanların en büyük butlanı, politikalarını yargılatmamaktır. Oysa İslamdan 1000 sene önce, günümüzden 2500 sene önce, yani cahiliyre çağlarında Perikles isimli bir yönetici bakın neler söylemiş.
“DEVLET İŞLERİNE KARIŞMAYANLARA, KENDİ İŞİ VE GÜCÜ İLE UĞRAŞAN SESSİZ YURTAŞ DEĞİL, HİÇ BİR İŞE YARAMAYAN GÖZÜ İLE BAKIYORUZ. BİR POLİTİKAYI ANCAK BİR KAÇ KİŞİ ORTAYA KOYABİLİR AMA HEPİMİZ ONU YARGILAYACAK YETENEKLERE SAHİP OLMALIYIZ. BİZ TARTIŞMAYA SİYASAL EYLEMİN ÖNÜNE DİKİLEN BİR ENGEL DEĞİL, BİLGECE DAVRANMANIN ÖN HAZIRLIĞI DİYE BAKARIZ.”
BİLGECE DAVRANMAK ve SÜRÜ ZİHNİYETİ. İnsan için hangisi. Sürü olmayı kabul edenlerin vicdanları defalarca kanar, ancak; bekledikleri adalet hukuku yalancı meme gibi olan BUTLAN HUKUKU dur. İnsan olmayı beceremeyenlerin insanlıktan nasip alması muhatap. Şimdi bir daha düşünelim N.Ç. OLAYINDA KİM VE KİMLER SUÇLU...Toplumu bu ahlak çökmesine muhatap edenler kimler?
Özellikle; bir yanlışın varlığını gösterip düzelteceğiz deyip başka bir yanlışın oluşmasına zemin hazırlyanalara bunu yapmaları için "yetmez ama EVET." diyenler iyi düşünsün. Ne demiş meclis başkanımız?. ""Anayasa yapamama ihtimalini düşünmek dahi istemiyorum. Geçmişte yapılan değişiklikler göstermiştir ki, o anayasayı restore ederek, demokrasinin evrensel standartlarına ulaşamayız. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik mekanizmaların güçlendirildiği, çoğulcu demokrasiye uygun anayasa düzeni ancak yeni bir anayasa kabulü ile mümkündür." HANİ GENİŞ KATILIM?. Lafta sözde. Yeni Anayasa'da olması gereken en temel hak ve özgürlük; yarı doğrudan demokrasi yönetim şekillerinde olduğu gibi seçmenin yasa veto etme, ve yasa önerme gibi referandumlarla kullanacağı haklarıyla yönetime bizzat katılmasıdır. Gerisi mi? LAFI GÜZAF.