Ankara Barosu, yasaları mercek altına alıyor


Kurulum çalışmaları Haziran ayında başlayan Yasa İzleme Enstitü'nün tanıtım toplantısı, Ankara Barosu Av. Özdemir Özok tesisinde yapıldı. Ankara Barosu Başkanı Av. Metin Feyzioğlu burada yaptığı konuşmada, kanun yapma tekniğinin toplumun bütün hassasiyetlerini, dengelerini ve gerçeklerini dikkatte alarak, kapsamlı ve özenli bir çalışmayı gerektirdiğini belirterek, "Toplumun bütün psikolojik, sosyolojik durumu tespit edilir, felsefi açıdan değerlendirilir ve uygun hukuk dili vasıtasıyla öneri veya teklif haline getirilerek yasama organına sunulur. Bütün bu süreç Yasa İzleme Enstitüsü'nün varlık nedenini açıkça ortaya koymaktadır" dedi.

Yasaları bilimsel çerçevede değerlendirecek olan Yasa İzleme Enstitüsü'nde hukuk başta olmak üzere, dilbilimi, sosyoloji, psikoloji gibi alanlarda çalışmalar yapan Ankara'nın birçok üniversitesinden akademisyenler bulunuyor. TBMM, Adalet Bakanlığı, Üniversiteler ve konuyla ilgisi bulun tüm kurum ve kuruluşlarla koordineli çalışmayı hedefleyen Enstitü, yeni yasa hazırlıklarını takip ederek gerekli görüldüğünde bu hazırlıklara katılmayı amaçlıyor. Enstitü aynı zamanda yeni hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulan konuları da tespit ederek bu konuda çalışmalar yürütecek. Bünyesinde kurulan kurul ve komisyonlar ile de yürürlükte olan yasaların uygulamadaki sonuçlarını tespit ederek ilgili kurumlara iletecek. Yasa İzleme Enstitüsü sadece yurt içi değil yurt dışındaki yasama uygulamaları ve neticelerini de mercek altına alarak, bunların Türkiye'de uygulanma imkanlarını araştıracak.



ANKA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 5 yıl önce

Bu ülkede sorunların en büyüğü yasama organının yolsuzluk ekonomisi politikası ezberine bağlı olarak, başka politika geliştirmemesidir. Yasama organı parlamentonun tek politikası olan bu politika; devlet politikası gibi parlamanterlerin tek ezberidir. Politika bu olunca da tabiatıyla çıkan yasalar bu politikanın bekası için olmaktadır.
Bundan 2500 yıl önce Perikles diye bir adam çıkmış, aynen şunları söylemiş "Bir politikayı ancak bir kaç kişi ortaya koyabilir, ama hepimiz onu yargılayacak yeteneklere sahip olmalıyız. BİZ TARTIŞMAYA SİYASAL EYLEMİN ÖNÜNDE BİR ENGEL DEĞİL,BİLGECE DAVRANMANIN ÖN HAZIRLIĞI OLARAK BAKIYORUZ."
İktidar olmak muktedir de olmak demek değildir. Muktedirlik, çoğulcu katılımcı demokrasi sisteminin efkarı ürünüdür. “biz sizin için eniyisini düşünür ve yaparız” demekte maksat bu politikanın yargılanmamasını sağlamak içindir. Bu politikanın yargılanmasını sağlayan tek organ Cumhuriyet Senatosu ortadan kaldırıldıktan bu yana çıkan yasalar sistem mağdurlarını oluşturmaktadır. Bunların en belirgini 1985 yılında çıkarılan çek yasası adlı yasadır. Bu parlamento içinde bütün partilerin, lider sultası ile milletvekilleri üzerinde ipotek koyması; bu parlamento içindeki partilerin birbirinden farksız olarak aynı gaye için bu politikayı savunduğunu gösterir. Bu yapıda çıkan yasaların topluma kazandırdığı artı değer ne kadardır?
Bu yasaların butlansal hak iddiası, dayatma suç teorilerinin oluşmasına dolayısıyla butlan hukukunun oluşmasına yol açmaktadır. Yolsuzlukların cezasız kalmasına, ya da yargılanmamasına olanak tanıyan bu yasalar; diğer taraftan dış dayatmalara rıza gösteren ezilenler sınıfı oluşturmaktadır.
Sözüm ona, AİHM müracaatlarının önünü kesmek için anayasa mahkemesine bireysel müracaatın önü açılacaktı. Ne oldu. Nerde kaldı yasal düzenleme? Ve niçin geciktiriliyor?
Bu durumun adı kanun var ama hukuk yok durumudur. Bu ülkede yasaların varlığına rağmen hukuksuzluk varsa, demek ki sorun tek yasa değilmiş.
Bir yasanın uygulamada geçerli kabul görmesi , adaleti sağlaması onun doğru olarak işlevliğine bağlıdır. Bu işlevin oluşması da doğru savunmanın varlığıylada doğru orantılıdır.
Bu ülkede bu çeşit bozuk yasalar işlevini sürdürüyorsa, demek ki bu ülkede savunma da yok demektir.
Türkiye’de maalesef savunma ezberci yapıda. Avukatların en büyük ezberi icra memuru olmaları. Hakimleri dize getirecek avukat sayısı adalet arayanlar için umutsuzluk oluşturmakta. Avukatların bir çoğu içtihatlardan habersiz.
Ankara Barosunun bu çalışması iyi bir başlangıçtır. Ama yukarda değindiğim gibi tek suçu yasalarda aramamak lazım. Yasaları işlevsiz kılmak savunmanın becerisine de bağlı. Savunma beceriksizse , yasanın en kıralı çıksa ne olur?
Avukatların mesleki gelişiminin de önü açılmalı.
Yasaların mağdur ettiği sistem mağdurlarından, Çek Mağdurları Mücadelesinde savunmanın yokluğunu hissettik ve hissetmekteyiz. 5941 sayılı yasanın 1. Maddesinin ikinci bendindeki cümle hükmü algılayamadığı için savunma yapamayan bir çok avukat tanıdım. Bu avukatlar kendilerine yaptığım eleştirilere cevap olarak; “avukatlar yasaların hafızı değildir” savunması yaptılar. Aksine, avukatların branşları olmalı, ve branşlarında da sadece yasaları değil tüm mevzuatı bilmeleri gerekir.
Bu beceriyi edinmemiş avukatların tek geçimi icra davaları olunca, ülkemizdeki avukatların temel branşı da malumu üzre icra memurluğu olmaktadır.
Ülkemizde avukatların mesleki beceri seviyeleri , alternetif hukuk arayışlarına yol açmaktadır.
İstanbul barosuna bir avukatı, avukatlara leke getiriyor diye şikayet ettim. Benden harç istediler. Oysa bu avukatın yaptığı zarar diğer meslektaşlarına. Sorun onların sorunu yani. Ben niye harç vereyim. Durum bu işte.
Burhan İşcan