Avukatların Yargıtay'da söyleyecekleri usulsüzlükler
*Yargılama aşamasında sanık ve müdafilerine usul konusu dahil hiçbir şekilde söz verilmeyerek, yazılı dilekçe verilmesi istenerek yargılamanın şifahilik özelliği ortadan kaldırıldı. 

*Yargılamanın ilk aşamasında her gün, daha sonra her hafta, bilahare iki haftada bire indirilen talep hakkı tamamen ortadan kaldırıldı. 2012 yılının Haziran ayından itibaren sanık ve müdafilerin hiçbir talebi alınmadı.

*Yargılamanın başında mahkeme heyeti tarafından ara karar oluşturularak her sanığın dinlenen tanıklara ya da ifadesi alınan sanığa soru sorma hakkı tanınmış iken 2012 yılının Haziran ayından itibaren tanık ve sanıklara sadece ismi geçmek ve tanınmış olmak kriteri ile soru sorma hakkı sınırlandırıldı.

*Tanık ve sanıklara soru sorulurken soruların birçoğuna müdahale edilerek çeşitli gerekçelerle sorulması engellendi.

MİKROFONLAR KAPATILDI
*Savcılara ve hâkimlere sınırsız ölçüde soru sorma hakkı verilirken, sanıklara kısıtlama getirilmekte kısıtlı sürede ve az sayıda soru sorulması istendi. Oluşan aksi durumlarda mikrofonlar kapatıldı.

*Sanıkların savunma hakkı kapsamındaki itirazları ve beyanlarına karşı 16 celse ya da esas hakkındaki savunmaya kadar duruşmalardan men cezası verilerek, savunma hakkı kullanılamaz hale getirildi. 

*Duruşma salonunun her noktasına mikrofonlar sarkıtılarak duruşma dışında sanıkların kendi aralarında, müdafileri ve duruşmaya gelen yakınları ile yaptıkları özel görüşmeleri dinlenmekte ve yapılan bu dinlemeler yargı sürecinde kullanıldı.

*Tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda hukuki ve fiili nedenler gösterilmedi. 6352 Sayılı Yasadan sonra bir sanık için gerekçeden yoksun şekilde tutukluluğun devamına ilişkin verilen karar tüm sanıklar için noktası, virgülüne ve imla yanlışlarına kadar kes, kopyala, yapıştır yöntemi ile aynen tekrarlandı.

*Kovuşturmanın her aşamasında sanık ve müdafiinin salıverilme talebinde bulunması mutlak bir hak iken,bu konuda şifahi talepte bulunma hakkı tamamen yasaklandı. 

*Tutukluluğun devamına ilişkin 30 günlük sürelerde verilen kararlarda sanık ve müdafilerine, mütalaaya karşı beyanda bulunma hakları hiçbir şekilde kullandırılmadı.

TAHLİYE EDİLMEDİLER
*Tutuklamanın alternatifi olan adli kontrol yöntemleri uygulanarak tek bir sanık dahi tahliye edilmedi.

*Haftanın 4 günü bazen 5 günü sabahtan gece yarılarına kadar süren daimi yargılamalar işkence haline dönüştü.  Bir kısım sanıklar için yargılandıkları celse sayısı 400’ü geçti. Sanıkların 6 yılı bulan yargılama sürecinde sürekli suç şüphesi altında kalmaları basında ve kamuoyunda önemli ölçüde itibar
kaybına uğramalarına yol açtı. Dünyanın hiçbir yerinde 400 celse devam eden bir yargılama süreci yaşanmamıştır. Yargılama aşaması bizatihi fiziki ve manevi işkenceye dönüşmüştür.

*Haftanın 4 günü devam eden yargılama süreci sanıkların müdafisiz kalmasına yol açtı. Hiçbir müdafiinin İstanbul’un 60 km dışında tarla ortasında duruşma salonuna haftanın dört günü sabahtan akşama iştirak etmesi imkansız hale geldi. Oluşturulan yargılama süreci, kendiliğinden müdafisiz yargılama sonucunu doğdu. Hiçbir avukatın haftanın dört gününü, sabahtan akşama bir davaya tahsis etmesi mümkün değil.

SİLİVRİ TÜRKİYE'NİN GUANTANAMOSU OLDU
* Hiçbir sanığın, bir avukatın bu ölçüde zamanını kendi davasına tahsis edebilecek ekonomik karşılığını sağlayabilecek maddi gücü yok. Bu sebeple 286 sanıklı davada duruşmalara çoğu zaman bir ya da birkaç sanığın avukatı katılabilmektedir. Bu durumda sanıkların müdafisiz kalması dayatılan yargılama sürecinin doğal sonucu olarak gelişti.

*Duruşma salonunun cezaevinin sınırları içerisinde olması, bu yargılama sürecinin sadece Ergenekon ve benzeri davalarda uygulanması, bu davaları kendiliğinden olağanüstü hale getirdi. Yargı organlarının da bu davaya önyargılı olmasına sebebiyet verdi.

*Evrensel yargılama kuralı sanığın, yargı organlarına götürülmesi iken bu davada tam tersine yargılamayı yapan hakim ve savcıların cezaevine getirilmesi davanın yürütmenin tekelinde yürümesine yol açmış, davayı istisnailik ve özellik kazandırmış, sanıkların baştan mahkum edileceği düşüncesinin doğmasına neden oldu. 

*Yargılamayı yapan hakim ve savcıların tek bir davaya bakmaları, hakimleri ve mahkemeyi doğal hakim ve doğal mahkeme vasfında olmaktan çıkardı.

*Yargılamayı yapan hakim ve savcılara sağlanan ayrıcalıklar, sadece tek bir davaya bakmaları, yürütmenin beklentilerini karşılama zorunluluğunun doğmasına yol açmış, yargıçların, yürütmenin tahakkümü altına girmesine sebebiyet verdi. 

*Hakim ve savcıların sadece bir davaya bakmaları, aynı sanıkları yargılamaları, evrensel hukuk normlarına, doğal hakim ilkesine aykırı olduğu gibi, savaş ve savaş sonrası olağanüstü dönemlerde kurulan antidemokratik yönetimlerce benimsenen mahkeme yapıları ile aynileştirdi. .

*Davada yargılanan sanıkların cezaevinin sınırlarının dışına çıkarılmaması için duruşma salonunun ve dispanserin cezaevine getirilmesi, sanıkları özel statülü hale getirmiş, sanıklara cezaevinden asla çıkamayacaksınız düşüncesi işlenmeye çalışıldı.  Sanıklar sonu gelmeyen tutukluluk psikozuna sokuldu. Silivri cezaevi Türkiye’nin Guantanamo’su haline getirildi. 

MİLYONLARCA EK KLASÖR TAKİBİ ZORLAŞTIRDI
* Duruşma salonunun en yakın idari yerleşim biriminden 15 km uzakta olması, duruşmaların hiçbir ek külfete girilmeksizin kamuoyu tarafından izlenmesi gerektiğine ilişkin evrensel kuralın uygulanmaması, duruşmalardaki
aleniyet kuralının önemli ölçüde ihlaline sebebiyet verdi.

*Duruşmaların başında sanıkların sadece belli sayıda yakını tarafından izlenebileceğine ilişkin getirilen  kısıtlama, birçok defa talepte bulunulmasına rağmen kaldırılmamıştır.

*Duruşmaya girenlerin kimliklerinin alınması, özel kartlarla duruşmalara kabul edilmesi aleniyet kuralını ihlal eden bir başka uygulama oldu.

*El koyma sırasında sanıkların suçlandıkları iddiaların dışında hemen her belgenin alınması, tüm bilgisayarlara, kitaplara, notlara el konması isnat edilen suçla delil arasında kurulması gereken ilişkiyi tamamen ortadan kaldırdı. Bu durum olağanüstü hacimde iddianameleri ortaya çıkardı. Milyonlarca ek klasörlerin oluşmasına neden oldu. Çok sayıda ek klasör davanın sanık ve müdafileri tarafından takibini zorlaştırdı. Savunmanın ve yargılamanın gereksiz yere enerji sarfına neden oldu. Dosya ve delillerin hacmi sanıkların aleyhine kullanılan psikolojik bir silaha dönüştü. Sanıklar suç unsuru olmayan ilişkiler ve olaylar üzerine savunma yapmak zorunda bırakıldı. Dosya maksatlı olarak karmaşık ve hacimli hale getirilerek, bu husus tahliyenin geciktirilmesi ve tahliye
taleplerinin reddi için gerekçe yapıldı.

KES-KOPYALA-YAPIŞTIR
*İddianamelerde sanıklara suç isnadında bulunulurken suç teşkil eden fiilde bulunması gereken unsurlar bir kenara itildi. TCK yönünden suç oluşturmayan eylemler suç gibi nitelendirildi. İddianameler siyasi eleştiri, yorum, yerme ve itibarsızlaştırmayı sağlayan politik belgelere dönüştürüldü.

*İddianamede yer alan deliller ile suç isnatları arasında hiçbir irtibat kurulmadı. Siyasi mesleki ve sosyal faaliyetler suçmuş gibi gösterilme gayretine girildi.

*İddianameler düzenlenirken suç hukukunun ilkelerinden uzaklaşılmış, her belge, beyan, kayıt, konuşma delil kabul edilerek, kasıtlı bir kafa karışıklığı yaratıldı. Sanıklar, müdafiler ve kamuoyu isnat edilen suçu iddianamede tüm aramalarına rağmen bulamadı.

*İddianameler bir hukuksal belge niteliğinden ziyade, kes kopyala yapıştır yöntemi kullanıldı. Polis zihniyeti ile hazırlanmış özen ve dikkatin gösterilmediği, dilimizin ve imla kurallarının katledildiği, savcıların kendilerini müdürlük olarak gördüğü teknisyenlerin elinden çıkan siyasi suçlama içeren belgelere dönüştürüldü.

*Gizli tanık müracaatları, seçimleri ve ifadelerinin alınmaları daha ziyade emniyet mensuplarınca yapıldığından özel yetkili mahkemelerde yürüyen önemli tüm davalar, emniyetin istediği şekilde biçimlendirildi. Yargının görevi ve sınırları adeta emniyetçe belirlendi.

*Danıştay davası, İstanbul Özel Ağır Ceza Mahkemelerince görülebilmesi için Yargıtay’da temyiz aşamasında, yapay sanıklar hakkında mükerrer iddianame tanzim edilerek kanuna karşı hile yolu ile yetki gaspı yapıldı.

*Bilirkişilerin seçiminde objektif ve bilimsel kriterlere uyulmaktan çıkılmış, bilgi ve donanımları açıklanmayan az sayıda birkaç kişi kadrolu hale getirildi. Bu bilirkişiler sabahtan akşama mahkeme kaleminde görevli gibi vazife yaptı. Bilirkişilerin hep aynı kişilerden oluşması, raporların tarafsızlığı konusunda önemli şüpheler oluşturdu. Bilirkişilerin sanık lehine rapor verdikleri görülmedi.  Adalet komisyonlarının geniş listelerinden seçilme yoluna gidilmedi.

*Arama kararlarında, aranılan eşyanın yazılması gerekirken, bu hususa riayet edilmedi. Arama yapan emniyet ve savcılık aranılan yerde ne bulursa çuvallara doldurdu, delil değeri olmayan birçok belge ile soruşturma  dosyasına kapsam kazandırıdı. İddianameler maksatlı olarak büyük hacimlere ulaştırıldı.

DİNLEME KARARLARI
*Şüphelilerin nezdinde el konulan CD, disket, kaset, DVD, telefon, bilgisayar gibi delillerin mahallinde imajı alınarak şüpheli ve müdafiine verilmediğinden, daha sonra yapılan birçok sahte yükleme iddialarının tartışılmasına  neden oldu. Bu tür sahte yüklemelerin sebebi olarak emniyet tarafından sehven yapıldığı gerekçesine sığınıldı.

*İletişimin dinlenmesi ve tespiti için kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığı şart iken, genel sözde örgüt üyeliği sebep olarak yeterli görüldü, hiçbir ciddi delil olmadan dinlenme kararları verildi.

*Dinleme kararlarında, dinlenecek kişilerin ad ve soyadları yazılmadan sadece telefon numaraları yazılarak dinleme kararları verildi.

*Sahte isimler yazılarak telefon dinleme kararları alındı.

*Ortada ciddi hiçbir gerekçe yok iken üçer aylık sürelerle dinleme kararları yıllarca uzatıldı.

*Savcılar cezaevinde dinlettikleri tanıkları, yanlarında sorgucu olarak görevi yapan emniyet görevlilerini  alarak yasak usullerle sorgulama yapabilmişlerdir. Bu yöntem 12 Eylül rejimini mumla aratır hale getirmiştir.

*Cezaevlerine sorgu için sokulan emniyet mensupları içeri girerken kayda tabi tutulmamışlar, cezaevleri emniyetin elini kolunu sallayarak girdikleri uzantılar haline getirilmiştir. Kamera kayıtlarının tamamı silindi.

*Duruşma salonun içinde ve dışında cezaevlerinden geçici olarak temin edilen ceza infaz kurumu memurları görev yapmakta. Mahkeme ve ceza infaz kurumları sadece fiziki mekânda değil görevli personel bakımından da bütünleşmiş bulunmakta.

*Yargılanmakta olan sanıklar hakkında aynı suçlamalardan ötürü sonu gelmeyen soruşturmalar başka dosyalarla devam ettirilmektedir. Sanıklar bir yanda yargılanırken, savcıların aynı isnatların başka numara vererek açtıkları soruşturma dosyalarından delil toplamaya devam etmeleri, sonu gelmeyen soruşturmalar ve çifte yargılamanın yolunu açmıştır. Savcılar, mahkemeden tamamen bağımsız davranarak sanıklar hakkında açtıkları başkaca dosyalardan gizli tanıklar dinlemekte yapay deliller yaratılarak, bu deliller vasıtası ile yargılama istenildiği şekilde yönlendirilmektedir. Soruşturma bitmeden kovuşturma başlamaz kuralı bu dava için uygulanmayan bir usul ilkesi olarak kalmıştır. Sanıklar, sürekli şüpheli konumundadırlar. Savcılar tarafından davanın gidişatına göre dinlenen tanık beyanları ile mücadele etmek zorundadırlar. İddianame çerçeve belge olmaktan çıkmıştır. Sanıklar sınırsız sayıda ve süreçte suç isnadı ile karşı karşıyadırlar. Savcılar, kovuşturma aşamasında mahkeme yolu ile delil toplama kuralını terk ederek, kendi yargılarını sanık ve yargı makamının dışında devam etmektedirler.



Hürriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.