AYM'DEN KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNE TANIM
 Hukuk devleti ilkesinin, özünde yönetimin hukukla bağlılığı, yöneticilerin şahsi ve keyfi iradesinin değil, hukukun hâkim olması anlamına geldiğini ifade eden Anayasa Mahkemesi, hukuk devletinin somut uygulamasında farklı hukuk devleti anlayışları ve farklı devlet uygulamalarının ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu kaydedildi.

Anayasa Mahkemesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da eleştirdiği kuvvetler ayrılığı ilkesinin tanımını yaptı. Yüksek Mahkeme, "Kuvvetler ayrılığı sadece yasama, yürütme ve yargı işlevlerinin ayrı organlara verilmesini değil, bazen tek bir kuvvetin çeşitli organlar arasında bölüşülebilmesini de içerebileceğinden, demokratik sistemi ortadan kaldıran ve bütün yetkileri tek elde toplayan veya diğer organları bir organın kontrolü altına alan bir sistem öngörülmedikçe kuvvetler ayrılığı ilkesinin anlamsız hale getirildiği ya da ortadan kaldırıldığı söylenemez" dedi.

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu'nun bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davanın ret gerekçesi Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. CHP, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu'nun bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ni başvurmuştu. CHP'nin istemini görüşen Yüksek Mahkeme, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu'nun bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açtığı davayı reddetti.

Ret gerekçesinde kuvvetler ayrılığı ilkesine tanım yapan Anayasa Mahkemesi, "Kuvvetler ayrılığı ilkesi genellikle hukuk devleti ilkesi ile ilişkilendirilmektedir. Günümüzde kuvvetler ayrılığı bir taraftan hükümet sistemlerinin tanımlanmasının bir aracı olarak kullanılmakta, diğer taraftan ise farklı devlet organları arasında bir kontrol ve denge sistemi olarak görülmektedir. Bu ilkenin tek bir anlamı ve uygulama biçimi olmadığından her ülkenin özgün tarihsel ve siyasal koşullarına bağlı olarak farklı uygulamaların ortaya çıkması doğaldır. Bu farklı tercihlerden birisinin, diğerlerine göre üstün tutulması söz konusu değildir" dedi.
 
-FARKLI HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞLARI VE FARKLI DEVLET UYGULAMALARI ORTAYA ÇIKABİLİR-
 
Anayasa'nın başlangıcının dördüncü paragrafında kuvvetler ayrılığının, "Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu" ifade edildiğinin anımsatıldığı gerekçede, şu değerlendirme yer aldı:
"Kuvvetler ayrılığı sadece yasama, yürütme ve yargı işlevlerinin ayrı organlara verilmesini değil, bazen tek bir kuvvetin çeşitli organlar arasında bölüşülebilmesini de içerebileceğinden, demokratik sistemi ortadan kaldıran ve bütün yetkileri tek elde toplayan veya diğer organları bir organın kontrolü altına alan bir sistem öngörülmedikçe kuvvetler ayrılığı ilkesinin anlamsız hale getirildiği ya da ortadan kaldırıldığı söylenemez. Hukuk devleti ilkesi, özünde yönetimin hukukla bağlılığı, yöneticilerin şahsi ve keyfi iradesinin değil, hukukun hâkim olması anlamına gelmektedir. Hukuk devletinden söz edebilmek için genel, soyut, önceden bilinebilir, anlaşılabilir ve istikrarlı kurallardan oluşan bir hukuk düzeni mevcut olmalı ve hukuk kuralları, yönetilenler kadar siyasi iktidarı kullanan devlet organlarını ve yöneticilerini de bağlamalıdır."

 Hukuk devletinin somut uygulamasında farklı hukuk devleti anlayışları ve farklı devlet uygulamalarının ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunun belirtildiği gerekçede, anayasa koyucunun hukuk devleti ilkesinin nasıl hayata geçirileceğini belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olmasının doğal olduğu kaydedildi. Hukuk devleti ilkesinin ortadan kaldırılmasından ya da anlamsız hale getirilmesinden söz edebilmek için, devlet organlarının hukuka bağlılığı ilkesini veya bunun kurumsal güvencelerini ortadan kaldıran bir değişikliği yapılmış olması gerektiğine dikkat çekilen gerekçede, anayasa koyucunun farklı hukuk devleti uygulama modellerinden herhangi birisine yönelik tercihinin yerindeliğine ilişkin yargısal denetim yetkisi bulunduğunun söylenemeyeceği belirtildi.

-HUKUK DEVLETİ İLKESİNİ GÜÇLENDİRECEK-
 
Kamu Denetçiliği Kurumu adıyla oluşturulan ombudsmanlık kurumunun temel işlevinin kamu yönetiminin şeffaflaşması ve bireylerin temel haklarına saygı göstermesine katkıda bulunmak amacıyla hukuk devletinin güçlenmesini sağlayacağının ifade edildiği gerekçede, böyle bir Kurumun oluşturulmasının hukuk devletini ortadan kaldırdığının ya da içini boşaltarak anlamsızlaştırdığının söylenemeyeceğini kaydetti. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, devlet organları arasında medeni bir işbölümü ve işbirliği anlamına geldiğinin, organların karşılıklı olarak birbirlerini dengelemeleri esasına dayandığının, yürütmenin, yasama organına bağlı bir kurum tarafından denetlenmesinin de bu ilkenin somutlaştırılması anlamına geldiğinin belirtildiği gerekçede Kamu Denetçiliği Kurumu'nun kurulmasının kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olmadığı kaydedildi. Anayasa'ya aykırı olmamak koşuluyla kamu tüzel kişiliğine haiz bir kurumun kurulmasının ve yapılandırılmasının kanun koyucunun takdir yetkisi içinde olduğuna dikkat çekilen gerekçede somutlaşan tercihin kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırdığı ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunun söylenemeyeceği belirtildi.

-TSK'NIN ASKERİ NİTELİKTEKİ FAALİYETLERİ KASTEDİLMEKTE-

İptal talebinde Cumhurbaşkanı'nın Anayasa değişikliği sonrasında artık halk tarafından seçileceğinin, bu nedenle tek başına yaptığı işlemler ile resen imzaladığı kararlar ve emirler nedeniyle denetlenmesi gerektiğinin ifade edildiğinin anımsatıldığı gerekçede, Anayasa'nın 105. maddesinin, "Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dâhil, yargı mercilerine başvurulamayacağı, vatana ihanetten dolayı, TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandıracağı" hükmü hatırlatıldı. Yargı denetiminin, hukuka uygunluk denetimini kapsadığının ifade edildiği gerekçede, Anayasa ile belirli işlem ve eylemlere karşı yargı yolunun kapatılması ile bu işlem ve eylemlerin hukuka uygunluk denetimi kapsamı dışında tutulmasının amaçlandığı vurgulandı. Cumhurbaşkanı'nın tek başına yaptığı işlemler ile resen imzaladığı kararlar ve emirlerin Kurumun görev alanı dışında bırakılmasında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığının ifade edildiği gerekçede, Kurumun görev alanı dışında tutulan "Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri" ibaresi ise şöyle değerlendirildi:
"Askeri kuruluşlar da idari yapı içinde yer almaktadır. Bu nedenle bu kuruluşların da idari işlem tesis ettikleri ve idari eylemlerde bulundukları göz önüne alındığında bunların da Kurumun denetim yetkisi kapsamında bulunması doğaldır. Ancak, söz konusu kuruluşların bazı faaliyetleri niteliklerinden ötürü kanun koyucunun bu konudaki takdir yetkisi çerçevesinde Kurumun görev alanı dışına çıkarılmıştır. "Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri" ibaresinin belirsiz olduğu ileri sürülmekte ise de bu ibare ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim, talim, tatbikat gibi sadece askeri nitelikteki faaliyetleri kastedilmekte olduğundan kuralda Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır."
 
-CUMHURİYET SAVCISINA TANINMAYAN YETKİNİN BAŞDENETÇİYE TANINMASI ANAYASAYA AYKIRI DEĞİL-
 
Kurumun iç işleyişine ilişkin ilkelerin yönetmelikle düzenlenmesinin asli düzenleme yetkisinin devri olarak nitelendirilemeyeceğinin belirtildiği gerekçede, başdenetçinin seçim usulünün Anayasa'da düzenlendiğinden ve denetçilerin seçimine ilişkin usulü belirleme yetkisinin kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu kaldedildi.
Gerekçede, yaptığı inceleme ve araştırma neticesinde verdiği kararların herhangi bir hukuki bağlayıcılığı bulunmayan Kurumun, başvurular hakkındaki incelemelerini daha sağlıklı yapabilmesi ve doğru sonuca ulaşabilmesi için, devlet sırrı veya ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgeleri, Başdenetçi veya denetçiler tarafından sadece başvuruların hukuka ve hakkaniyete uygun olarak sonuçlandırılması amacıyla karar vermeye yardımcı olması için inceleyebileceği kaydedildi. Devlet sırrı niteliğindeki belgelerin Cumhuriyet savcısı veya milletvekillerince bile görülebilmesi mümkün değilken Başdenetçi veya görevlendireceği denetçiye bu tür belgeleri inceleme yetkisinin verilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasını da değerlendiren Yüksek Mahkeme, Cumhuriyet savcısı veya milletvekillerine tanınmayan bir yetkinin yaptığı görevin niteliğinin farklılığı nedeniyle Başdenetçi veya denetçilere tanınmasının Anayasa'ya aykırılık taşımadığı vurgulandı. Kamu denetçileri çalışmalarını bir rapor halinde yasama organına sunacağının ve kamuoyuna açıklamalarda bulunacağının anımsatıldığı gerekçede, "Böylece, Kurum'un tavsiye niteliğinde olan kararlarına güç kazandırdığı görülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumunca hazırlanan yıllık raporun Karma Komisyona sunulması ve bu Komisyonca özetlenen Kurul raporunun Genel Kurulda görüşülmesi, Kamu Denetçiliği Kurumu ile TBMM arasındaki hukuksal ilişkiye dayanmaktadır" denildi. Anayasa Mahkemesinin iptal isteminin ret görüşü oy çokluğu ile alındı.

-TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ'NİN KAPSAM DIŞINDA TUTULMASI İMTİYAZ OLUŞTURUR-

Çoğunluğun oyuna katılmayan Anayasa Mahkemesi Üyesi Fulya Kantarcıoğlu, karşıoy gerekçesinde, "Türk Silâhlı Kuvvetlerine tanınan ayrıcalığın hangi hukuki nedene dayandığı saptanamamış, yasanın gerekçesinde de bu konuda bir açıklamaya yer verilmemiştir. Cumhurbaşkanlığı dışında, yürütme içinde yer alan kurum ve kuruluşların tümü denetim kapsamına alındığı halde, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kapsam dışında tutulması imtiyaz oluşturduğundan Anayasa'nın 10. maddesi ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca, nitelikleri Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde idarenin, hukuka bağlılığı ve denetlenebilirliği esas olduğundan, bazı eylem ve işlemlerinin yasalarla belirlenmiş denetim türlerinin dışında bırakılması kabul edilemez" dedi.

Yüksek Mahkeme üyesi Osman Alifeyyaz Paksüt ise karşıoy yazısında TSK'nın Kurumun denetiminin kapsamı dışında bırakılmasına itiraz ederek, "İdarenin bir parçası olduğunda kuşku bulunmayan silahlı kuvvetlerin hangi faaliyetlerinin sırf askeri, hangi faaliyetlerinin ise karma veya sivil faaliyetler olduğunun belirlenmesinin idari işlemle gerçekleşeceği, bu nedenle "sırf askerilik' niteliğinin her somut olayda mevcudiyetinin yargı denetimine tabi olduğu gözetildiğinde, askeri konularla ilgili bir sınırlama getirmeyen ve Kamu Denetçiliğine, bir bütün olarak "idareyle ilgili şikâyetleri inceleme' görevi veren Anayasa'nın amacına aykırı olarak Kurumun görevini sınırlayan kuralın iptali gerekeceği sonucuna varmak gerekir" değerlendirmesinde bulundu.

-DİSİPLİNİ TESİS ETME ADINA HAKARET, FİZİKİ ŞİDDET GİBİ HAK İHLALLERİ DENETİMİN DIŞINDA TUTULAMAZ-

Üye Engin Yıldırım ise karşıoy gerekçesinde Yasada "sırf askeri nitelikteki faaliyetler"in nelerden oluştuğu konusunda net bir yapılmadığına dikkat çekerek, "Her idari birimin kendine has bir uzmanlık ve faaliyet alanının bulunması denetim dışı tutulmalarının haklı bir gerekçesi olamaz. Sırf askeri nitelikteki bir faaliyet hem silahlı kuvvetler personeli, hem de sivil şahıslar açısından ciddi bir hak ihlaline neden olabilir. İptali istenen düzenleme ordunun sırf askeri nitelikteki faaliyetlerinin ciddi insan hakları ihlallerine yol açabileceği durumların denetlenememesi anlamına gelmektedir. Disiplini tesis etme adına hakaret, fiziki şiddet, zor kullanma ve psikolojik baskı yapma gibi hak ihlallerini sırf askeri faaliyet olarak görüp, Meclis adına yapılan bir denetimin dışında tutmak insan hakları düşüncesinin günümüzde ulaştığı seviyeyle uyuşmamaktadır" dedi. (ANKA)
 (YE/ORH)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.