BAVDER Yeni Anayasa Madde Önerileri

Boğaziçi Avukatlar Derneği tarafından 7-8 Ekim 2011 Tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenmiş olan “Uluslararası Katılımcı Anayasa Kongresi” adlı Hukuk Kongresi düzenlenmiştir.

Uluslararası Katılımcı Anayasa Kongresi'ne ; İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu, Demokrat Parti Eski Başkanı Sayın Süleyman Soylu, Medya Derneği Genel Sekreteri Sayın Deniz Ergüler, KADER Genel Sekreteri Sayın Vildan Yirmibeşoğlu, Uluslar arası Sivil Toplum Konseyi Başkanı Sayın Hayrettin Şanlı, Kansas City Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof.Dr.Jeffrey E.Thomas(ABD), Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Mehmet Turhan,Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Serap Yazıcı, Doç.Dr.Erdal Hakimoğulları, İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Sayın Prof.Dr.Mustafa Şentop, Brigham Young Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. Brett Scharffs (ABD) , Diyarbakır Baro Başkanı Sayın Mehmet Emin Aktar, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. Hasan Tunç, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fatültesi Öğretim Üyesi Sayın Yard.Doç.Dr.Engin Selçuk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Doç.Dr.Hüseyin Özcan, Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Dr.Fatih Öztürk, College Cork Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. O'Canor Mahony,Bochum Ruhr Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Osman İsfen, RTÜK Üyesi Sayın Prof.Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu,SelçukÜniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Ali Şafak Bali, Queens Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. Brice Dickson (İngiltere), Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. Nihat Bulut, İstanbul Barosu Eski Başkanı Sayın Prof.Dr. Yücel Sayman, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Doç.Dr.Ayhan Döner, Anayasa Mahkemesi Eski Üyesi ve Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof.Dr. Sacit Adalı, Bilken Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Ergun Özbudun, Anayasa Hukukçuları Derneği Başkanı Sayın Prof.Dr.Yusuf Şevki Hakyemez, Emekli Askeri Savcı Faik Tarımcıoğlu, Florida Coastal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.David Pimentel, Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Yard.Doç.Dr.Adnan Küçük katılarak sunum yapmışlardır.


BAVDER Yeni Anayasa Madde Önerileri

1-VATANDAŞLIK BAĞI

Yeni Anayasada vatandaşlık algısı ve bağı etnik kökene dayalı olmaktan çıkarılmalıdır. Cumhuryiyet paradigması ile oluşturulmaya çalışılan etnik kökene bağlı ulus devlet anlayışından vazgeçilmelidir. Vatandaşlık esası Türklük kavramına değil, Türkiyelilik anlayışına bağlanmalıdır.



2-RESMİ DİL-ANA DİL AYRIMI

1982 Anayasasında yer alan devletin dili ifadesi resmi dil olarak değiştirilmelidir. Farklı dilleri konuşan topluluklara ana dilde eğitim imkanı verilmelidir.

 

3-İFADE VE İNANÇ HÜRRİYETİ

Devletin bütün inançlara eşit mesafede durması gerektiği Anayasada belirtilmelidir. Bu anlayıştan hareketle Alevilere Diyanet İşleri Başkanlığı'nda temsil imkânı sağlanması ve cem evlerine ibadethane statüsü kazandırılması gerekir. Laikliğin din ve vidan özgürlüğünün güvencesi olduğu anayasada vurgulanmalıdır.

 

4-TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER

Yeni Anayasa metni etnik, ideolojik ve dini inançlar açısından tarafsız, temel hak ve hürriyetlere güvence veren bir metin olmadır. Kamu gücü karşısında bireyin ve toplulukların hak ve özgürlüklerini teminat altına alınmalıdır.

 

5-MÜLKİYET HAKKI

Kamu kurumlarının tek taraflı işlemleri ile vatandaşın mülkiyet hakkı sıkça ihlal edilmektedir. Devletle bireyin karşı karşıya geldiği durumlarda gerek yasal düzenlemelerde gerekse karar veren merciiler nezdinde devlet korunma altına alınmaktadır. Birey güvencesiz bırakılmakta veya mağdur edilmektedir. Mülkiyet hakkını koruyacak ve güvence altına alacak üst normlara anayasada yer verilmelidir.

 

6-YARGI BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞI

12 Eylül 2010 referandumu ile birlikte yargının bağımsızlığına ilişkin ödenmli kazanımlar elde edilmiştir. Yeni Anayasa'da bu kazanımlardan geri adım atılmamalıdır.

 

7-YARGI BİRLİĞİ

Yargıda birliğin sağlanması için askeri mahkemeler kaldırılmalı sadece disiplin mahkemesi olarak görev yapmalarına ilişkin düzenleme yapılmalıdır. Buna bağlı olarak Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesininde kaldırılması gerekmektedir. Bu davaların temyiz incelemesi dava konusuna göre ilgili Yargıtay yada Danıştay Dairesi'nde görülmelidir.

Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devletindeki gerçek işlevine uygun bir konum kazanabilmesi açısından oluşumu yeniden kurgulanmalı, belli sayıdaki üyenin mutlaka TBMM tarafında seçimine imkân sağlanmalıdır

 

8-MGK VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ STATÜSÜ

Milli Güvenlik Kuruluna yeni anayasada yer verilmemelidir.

Genelkurmay Başkanlığı özerk yapıdan çıkartılarak Milli Savunma Bakanlığına bağlı bir kurum haline getirilmelidir. Jandarma Genel Komutanlığı işlevi gereği İç İşleri Bakanlığı'na bağlanmalıdır.

 

9-ERKLER AYRILIĞI

Yeni anayasa’da Parlamenter sistem korunmalıdır. Millet adına egemenlik yetkisi Yasama, Yürütme ve Yargı erki eliyle kullanılır. Egemenlik yetkisinin kullanımı, bu organlardan başka hiçbir organ ya da birime tanınmamalıdır.

 

10-ÇALIŞMA HAKKI VE SENDİKAL HAKLAR

Çalışma hakkı ve hürriyetine ilişkin, çalışanları koruyacak, çalışanların sosyal ve ekonomik hayatlarının tam anlamı ile güvence altına alındığı ve sendikal haklar bakımından örgütlenme hakkının daha geniş yer bulacağı bir anayasa olmalıdır.

 

11-YENİ NESİL HAKLAR

Eğitimde fırsat eşitliği, engellilerin, özürlülerin eğitim alma hakkı, sosyal imkanlardan yararlanma hakkı , çevre hakkı, hayvan hakları anayasal güvence altına alınmalıdır. Çocukların ruhsal ve bedensel olarak korunması ve eğitim almasına yönelik fırsat eşitliği sağlanmalı adilane düzenlemeler getirilmelidir. Bireylerin maddi ve manevi yönden gelişimi devletin vazgeçilemez görevleri arasında yer almalıdır.



12-BAŞLANGIÇ HÜKÜMLERİ

Yapılacak Anayasa çerçeve bir anayasa olmalıdır. Düzenleyici olmamalı, ayrıntıların düzenlenmesi kanunlara bırakılmalıdır. Yeni anayasanın insan haklarını esas alan ve ideolojik bir tercihin olmadığı bir metin olması gerekir. Bu bağlamda başlangıç hükümleri de kısaltılmalı, ideolojiden arındırmalı, millet egemenliği, hukukun üstünlüğü, insan onuru gibi evrensel normlara atıf yapmalıdır.



13-SİYASİ ÖRGÜTLENME HAKKI VE STK’LARIN DESTEKLENMESİ

Sivil toplum örgütlerinin desteklenmesine yönelik düzenlemelere yer verilmelidir. Siyasi örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kamu çalışanlarına siyasi partilere üye olma hakkı verilmelidir.

hukukihaber.net 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Av.Kazım ŞENGÜL 5 yıl önce

yorumsuz

http://www.bavder.com.tr/index.php/tr/hakkimizda/tuezuek.html
(BOĞAZİÇİ AVUKATLAR DERNEĞİ’NE AİT SİTEDE YER ALAN DERNEK TÜZÜĞÜNÜN 2.MADDESİ)

Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri İle Faaliyet Alanı


Madde 2 Dernek, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda,çağdaş,laik,demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti kanunları ile bu ana tüzük hükümlerince idare edilmek ve amaç ile hizmet konularında çalışmalar yapmak amacı ile kurulmuştur.

http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/ilkeleri/milliyet.htm
(MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA AİT SİTEDE YER ALAN ATATÜRK İLKELERİNDEN MİLLİYETÇİLİK İLKESİ BAŞLIĞI İLE YAPILAN AÇIKLAMA)
MİLLİYETÇİLİK

Ait olduğu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için diğer bireylerle birlikte çalışmaya, bu çalışmayı ve bilinci, diğer kuşaklara da yansıtmaya "milliyetçilik" denilir. Şu tanıma göre milliyetçiliğin en önemli öğesi "millet" olmaktır. Öyle ise millet nedir?

Bir insan topluluğuna millet diyebilmek için bazı niteliklerin o toplumda olup olmadığı saptanmalıdır. Bazı anlayış biçimlerine göre, bir topluluğun millet sayılabilmesi için ırk birliği yetişir. Bu eksik bir görüştür. Aynı ırktan olmadıkları halde bugün milletlikleri tartışılmaz topluluklar vardır, İsviçreliler ve Amerikalılar gibi, bazılarına göre ise millet olmanın baş şartı aynı dili konuşabilmektir. Bu da her zaman doğru sayılamayacak bir görüştür. İsviçre'de üç ayrı dil konuşulur ama bütün İsviçreliler bir millettirler. Buna karşılık aynı dili konuşan pek çok Arap milleti vardır. Iraklılar ile Faslılar aynı dili konuştukları halde aralarında büyük farklar bulunur, ikisi de ayrı birer millet sayılabilirler.

Kimileri de millet olmanın baş şartı olarak din birliğini kabul ederler. Kuşkusuzdur ki, artık bu da savunulamaz bir görüştür. Bugün dünyanın en büyük milletlerinden sayılan Japonların içinde çok çeşitli dinler vardır. Gene ayrı birer din gibi kabul edilebilecek Katoliklik ile Protestanlık Almanya'da, Amerika'da yan yana yaşamaktadır. Ama aynı dinden oldukları halde Müslümanlar hiçbir zaman tek millet sayılamamışlardır.

Öyle ise sayılan bütün bu şartlar bir insan topluluğunun millet olmasına yetmemektedir. Aynı toprak parçası üstünde yaşayan insanların millet olması için ilk şart, ortak bir geçmişe, kader birliğine, ortak bir gelecek hedefine sahip olmaktır. Bu, en tutarlı ve geçerli görüştür. Milliyet bağı böylece maddi olmaktan çok manevi bir ilişkidir. Bu görüşü benimseyen Atatürk, milleti şöyle tanımlamaktadır: Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için "zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya" ihtiyaç vardır, işte bu ana şartları taşıyan bir insan topluluğu millet sayılır. Gene Atatürk'e göre, bu şartların doğal sonucu, ortak milli bir düşünce, ideal ve en önemlisi ortak dilin ortaya çıkmasıdır. Gerçi dil birliği millet olmanın baş şartı değildir ama insanları düşünce, ruh ve kültür açısından birbirine bağlayan ana dilin, pek çok millette tek olduğunu da unutmamak gerekir.

Görülüyor ki, Atatürk, Türk milletini ırk veya din esası üzerine oturtmamıştır. Zaten akılcı bir yaklaşımla buna imkân da yoktur, özellikle Anadolu'daki Türk toplulukları başka ırklarla, yüzlerce yıldan beri kaynaşmış durumdadırlar. Anadolu'nun uygarlıkları birbirine bağlayan bir bağ olması bu sonucu doğurmuştur.

Atatürk'ün millet anlayışı akılcı ve insancıldır. Atatürk'e göre bir milleti başka milletlerden ayıran nitelikler vardır. Her millet kendi yetenekleri, kültürü ve imkânları çerçevesinde kendini diğerlerine kabul ettirmek ve mutlu yaşamak zorundadır, işte bir milletin bireylerinin bu biçimdeki davranışları milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliğinin amacı, Türk'ün her alanda yükselmesi, yücelmesidir.

Atatürk'e göre, "asıl olan millettir, ilham ve güç kaynağı milletin kendisidir. Bir millet için mutluluk olan bir şey, diğer bir millet için felâket olabilir. Aynı sebepler ve şartlar birini mutlu ettiği halde, diğerlerini mutsuz kılabilir", öyle ise, her millet akıl ve bilim yolu ile yalnız kendi değerlerini ve çıkarlarını bulmalıdır. "Türk milliyetçisi, gelişme ve ilerleme yolunda ve uluslararası ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel olarak, onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk milletinin özelliklerini, bağımsız kişiliğini koruyacaktır. Türk Milliyetçisi diğer milletlerin hakkına, bağımsızlığına saygı gösterecektir. Ancak böylelikle diğer milletlerden de saygı görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldır. Türk, büyük gücünü ancak haklarına saldırı olduğu zaman kullanacaktır".

Atatürk, bütün milletlere saygı duyar, ama onların hepsinin üstünde Türk'ü görür. Ona göre, "Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir". Atatürk, tarih alanındaki olağanüstü çalışmalarıyla Türk'ün geçmişini aydınlatarak bu görüşe erişmiştir. Böylesine üstün bir milletin yurdu da kutsaldır. Vatan sevgisi, milliyetçiliğin önde gelen öğelerindendir; "Vatanımız, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde varlıklarını sürdüren eserleri ile bugünkü yurttur. Vatan hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez ve bütündür".

Mademki vatan kutsaldır ve bir bütündür, öyle ise "memleketi doğu ve batı diye ikiye ayırmak doğru değildir". Çünkü yurdumuz kutsaldır. "Yurt toprağı, sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen, Türk milletini ebedi hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın".

Atatürk'ün Türk milliyetçiliği üzerinde bu kadar çok durmasının derin sebepleri vardır. Bu sebepler de gene tarihten kaynaklanmaktadır.
Türklerin dünya tarihine ve uygarlıklara yaptığı üstün hizmetler bilinmektedir. Ama ne yazık ki, Türklerin kurduğu en büyük, en görkemli
devletlerden Osmanlı İmparatorluğu'nun yapısı, tam bir milliyetçilik anlayışının doğmasına imkân vermemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda her bakımdan birbirinden farklı çok çeşitli uluslar yaşardı. Bunu biliyoruz. XVIII. yüzyıl sonlarına kadar dünyada milliyet ilkesi pek bilinmiyordu. Gerçi devletler kuran milletler, kendi yaşama biçimlerini, kültürlerini, anlayışlarını geliştiriyor, dillerini kullanıyorlardı, bağımsızlıklarını koruyorlardı. Ancak bunları belli bir millete bağlı olma bilinci içinde değil, belki toplumsal bîr zorunluluk olarak yapıyorlardı. Millete benlik veren milliyetçilik değil, din idi. Her millet mensup olduğu dinin buyruklarına ve kalıplarına uyarak yaşıyordu.

XVII. yüzyıldan itibaren Batı'da iyice güçlenen akılcılık, aynı zamanda milliyetçiliği doğurmuştur. Batıda, çeşitli milletlere mensup olan düşünürler, her milletin diğerinden farklı olduğunu görmüşler, insanları dinin değil, milliyetin ilk planda birbirine bağlamasının akla uygun olduğunu anlamışlardır. Böylece milliyetçilik Batı'da gelişerek siyasal hayata girdi. XVIII. yüzyıl sonunda çıkan Fransız İhtilâl ve onu izleyen büyük inkılâpla, milli devlet ve dolayısiyle milliyetçilik hızla bütün dünyaya yayılmaya başladı.

Özellikle çok uluslu devletler için milliyetçilik akımı bir felâketti. Milliyetçilik akımının çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu için önem taşımış, imparatorluk sınırlan içinde yaşayan ve Türk olmayan çeşitli uluslar bağımsızlık isteği ile ayaklandılar. Osmanlı devlet adamları buna karşı bir çare aradılar: Din ayrımını kaldırarak ülkede yaşayan herkesi "Osmanlı" ilân ettiler. Ama bu kesin bir çözüm yolu değildi. Milliyetçilik bir büyük akımdı ve bu hareketi böyle bir davranışla önlemek mümkün değildi. Nitekim ülkede yaşayan uluslar birer ikişer ayaklanarak Osmanlı yönetiminden kopuyor, kendi milli devletlerini kurarak bağımsızlıklarını ilân ediyorlardı.
Bu durum karşısında bazı Türk düşünürleri milliyetçilik akımının önlenemeyeceğini anlamaya başladılar. Şimdi yapılması gerekli olan, elde kalan ve üzerlerinde Türklerin yaşadığı vatan topraklarım, yeni milli devletlerin sataşmalarından kurtarmaktı. Hiç değilse bundan sonra Türk, vatanına sahip çıkmalıydı. Böylece, imparatorluk sınırlan içinde yaşayan çeşitli milletler arasında en son, Türklerin milliyetçilik anlayışı doğmuştur. Bu da XX. yüzyıl başlarına denk düşmektedir.

Türk milliyetçiliği doğarken, yalnız Türklerin değil, bütün Müslümanların tek millet olması gereğini ileri sürenler de çıktı. Ama Müslüman Osmanlı vatandaşı olan Arapların Birinci Dünya Savaşında, Hıristiyan düşmanlarımızla iş birliği yaparak bizi arkadan vurmaları, milletin dine dayandırılamayacağını çok açık ve acı biçimde göstermiştir.

Atatürk, yeni Türk Devleti'ni kurduğu vakit durum bu idi. Bütün millete Türklüğünü anlatmak, göstermek, bu çok önemli konu üzerinde durmak gerekiyordu. Artık çok uluslu Osmanlı Devleti tarihe karışmıştı. Anadolu'da ve Doğu Trakya'da yalnız Türkler yaşıyordu. Atatürk, Lozan Konferansında Türkiye'de yaşayan Rumları Yunanistan'a yollamayı başarmıştı. Engin ve büyük bir tarihe sahip olan Türkler, artık Türkiye'de en yüksek oranda çoğunlukta idiler. Milli devlet kurulabilirdi. Bu bölümün başında belirtildiği gibi, her millet kendi yücelmesini, kendi yetenekleriyle sağlar. Bunun için de katıksız bir milliyetçilik gereklidir.

Atatürk, yaşadığı sürece hep Türk milliyetçiliğini geliştirmeye çalışmıştır. "Ne Mutlu Türküm diyene" sözü, milletimiz yaşadıkça anlamı yücelecek çok üstün bir görüşün simgesidir.

Avatar
Hakan 5 yıl önce

ulus devlet anlayışından vazgeçmek,ana dilde eğitim hakkı,bu taslağı apo mu hazırladı.bölünme anayasası dedikleri bu olsa gerek.bence yırtın bunu çöpe atın.