Malatya Valisi Ulvi Saran'ın makamında ziyaret eden Bakan Ergin, Valilikte yaptığı konuşmada, bakanlığın görev ve sorumluluklarındaki hizmetlerin işleyişini yerinde görmek amacıyla bu ziyareti gerçekleştirdiklerini belirtti.
Malatya'daki yargı alanında ihtiyaçların tespiti ve mevcut problemlerin masaya yatırılması konusunda çalışmalar yapıldığını dile getiren Ergin, ceza infaz kurumlarının da durumunu değerlendirdiklerini ve bu konuda bir çalışma yapıldığını kaydetti. Ergin, Bakanlık olarak Malatya için de bu konuda her türlü yatırımı yapacaklarını ifade etti.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Bakan Ergin, ''açıklanan yargı paketleri kapsamında çek davalarıyla ilgili alacaklıların mağdur olacağı yönünde eleştiriler'' olduğunun belirtilmesi üzerine, eksik bilgiye dayalı değerlendirmeler yapıldığını söyledi.
Mevcut çek yasasında karşılıksız çek keşide etmiş olanların hürriyeti bağlayıcı cezalara çarptırılmalarının ikincil cezalar olduğunu belirten Ergin, ''İlk defa adli para cezasına çarptırılıyorlar. Adli para cezasını ödemediği takdirde hürriyeti bağlayıcı ceza alıyorlar'' dedi.
Çek keşide eden kişinin adli para cezasını alacaklıya değil, devlete ödediğini hatırlatan Ergin, alacaklının yine alacağıyla buluşamadığını söyledi. Ergin, ''Şu anda işleyen sistem alacaklının lehine falan değil. Aradan biz devleti çıkarıyoruz. O açıdan getirdiğimiz sistem alacaklının lehinedir. Türkiye'de karşılıksız çek oranları tedavülde olan çekin çok az bir kısmıdır'' diye konuştu.
Alacaklıyı koruyacak sistemin Merkez Bankası bünyesinde kurulan Risk Santralizasyon Merkezi olduğunu vurgulayan Ergin, şunları kaydetti:
''Bununla kredili alışveriş yapmak isteyenler, satıcı kişi, borçlanmak isteyenin hem pozitif hem negatif sicilini görme imkanına kavuşuyor. Ticaret hayatında esnaflık faaliyetine devam etmek isteyenler, mecburen çeklerini ödemek zorundalar. Aksi halde çek hesabı açamayacaklar, çek defteri alamayacaklar ve çek keşide edemeyecekler. Bu açıdan yeni getirilen sistemde alacaklılarımızın da hukukunu korumaya dönük çok önemli tedbirler var.''
Bu konuların detaylı olarak kamuoyuyla paylaşılamadığını dile getiren Ergin, vatandaşların, esnafın endişe etmemesini, onların alacak hakkını koruyacak önemli tedbirler geliştirildiğini ve bunların ileride kamuoyuyla paylaşılmasına devam edileceğini söyledi.

-Bölge mahkemeleri 2013 adli yıl açılışında faaliyete geçecek-

Bakan Ergin, bir başka soru üzerine Türkiye'de 15 Bölge Mahkemesi kurulmasının planlandığını söyledi. 2013 yılı Adli Yıl Açılışında bölge mahkemelerinin faaliyete geçeceğini dile getiren Ergin, bölge mahkemelerinin daha sonra yaygınlaştırılacağını, Malatya'da da bu etapta bölge mahkemesi açılmasının söz konusu olabileceğini ifade etti.
Valilik ziyaretinin ardından Malatya Adliyesi'ne geçen Bakan Ergin, burada Cumhuriyet Başsavcısı Muzaffer Sayın ile hakim ve savcılarla basına kapalı olarak görüştü.
Ardından Malatya Barosu'nu ziyaret eden Ergin, yargı sisteminin işlevsel hale getirilmesi amacıyla hakim ve savcıların taleplerini dinlediklerini söyledi.
Malatya Adliyesi'nin iş yüküyle ilgili bir çalışma yapılıp yapılmayacağının sorulması üzerine Ergin, yetkili savcılıkların iş yükünün Türkiye genelinde belli kriterlere göre hesaplandığını belirtti. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bu değerlendirmeleri yaparken belli kriterler uyguladığını hatırlatan Ergin, Malatya'nın da bu kriterlere göre değerlendirildiğini, ancak talepler olması durumunda tekrar değerlendirilebileceğini ifade etti.
Adliye binaları ve ceza evleri noktasında bir bina ihtiyacı olup olmadığını incelemeye devam ettiklerini dile getiren Ergin, ''Şu anda ceza infaz kurumlarındaki ihtiyaç biraz daha öncelikli gözüküyor. Ama Adalet Bakanlığının karşılaması gereken Malatya'nın her türlü ihtiyacı konusunda, Malatya çok önemli illerden biri, duyarlı olacağız'' diye konuştu.

-Avukatlık Yasası-

Bir başka gazetecinin ''Avukatlık Yasası'yla ilgili bir çalışma var mı-'' sorusu üzerine Ergin, yasayla ilgili bir hazırlık yapılmaya devam edildiğini ve Barolar Birliğiyle temas halinde olduklarını söyledi. Ergin, şöyle devam etti:
''Barolar Birliğimiz barolarımızdan görüşler istedi. Üzerinde çalıştıkları bir taslak var. O taslağı olgunlaştıracaklar. Kısa süre içerisinde bizimle paylaşacaklar. Biz meslek örgütüne rağmen bir yasa yapmayı arzu etmiyoruz. Bu açıdan uzunca bir süredir barolarımızdan, barolar birliğimizden yeni avukatlık yasasıyla ilgili önerilerini çalışmalarını beklediğimizi ifade ettik. Ama şunu da burada söyleyeyim; Belli bir süre daha bekleyeceğiz. İnşallah, umarım o süre içerisinde önerileri almış oluruz. Aksi halde bizim resen bir çalışma yapmamız gerekecek. Bunu çok arzu etmiyoruz doğrusu.''
Bakan Ergin, ziyaretin ardından, Malatya'nın tarihi eserleriyle ünlü ilçesi Battalgazi'ye geçerek, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı ve bazı eserleri inceledi.




aa

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
burhan işcan 6 yıl önce

ÇÖZÜM ÜRETEMEYENLER SORUNU BİLMİYOR, SORUNU BİLMEYENLER ZATEN ÇÖZÜM ÜRETEMİYOR DEMEKTİR.
Türkiye’de milyonlarca insanı yakından ilgilendiren yargıdaki yeni düzenlemelerin geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in kamuoyu ile paylaşmasının ardından tepkiler de gelmeye başladı. Bu isimlerden biri de Eskişehir Barosu Başkanı Rıza Öztekin oldu. Bu yazı sayın başkanın basında çıkan beyanlarına cevap olarak yazılmıştır.
AH ŞU ÖN YARGILAR.
Ben sayın baro başkanını sosyal demokrat olarak tanıyordum. Bu şekilde ön yargılıydım. Yanıldığımı görmekteyim. Ön yargılar insanları aldatır. Tıpkı sayın başkanın aldandığı gibi. Türkiye’de yargı sorunlarının başını maalesef etkin savunmanın olmayışı çekmektedir. Buna sebep avukatların ezberci yapıda olmasıdır. Sayın baro başkanı bu beyanı ile bunu bir kere daha ortaya koymuştur. Sayın başkanın tasarının içeriğini, hele hele tasarının gerekcelerini okumadığı veya okuduysa bile ezbercilikte ısrarla algılayamadığı ortadadır.
Yolsuzluk ekonomisi politikalarının kalbi bankalar, beyni belamlardır. Belam gerçeği mugalta ile çarptırarak ters yüz etmeye çalışan, bilgisine güvenildiği için bunu suiistimal de eden bilgi sahipleridir. Belamların çoğu sözde din alimleri dir. Ama sayın başkan gibi olanları daha baskındır.
Tasarının gerekcesi okunduğunda görülecektir ki, tasarı 1985 yılından bu yana; insan hak ve özgürlüklerine indirilen darbelerden birini daha yok etmektedir. Tıpkı Eski Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in 6.6.2009 tarihinde çek kanunu için hükümete yaptığı öneride olduğu gibi ezberleri bozmaktadır. Tasarı gerekceleri içinde bu öneride vardır. Tasarı gerekceleri içinde uluslar arası insan hakları sözleşmelerinden ve AHİS den de söz edilmektedir.
Ben sayın baro başkanından, özellikle de sosyal demokrat olarak bu gerekcelere ilaveler yapılması için öneriler sunmasını bekliyordum. Tabiatıyla bu da bir ön yargıydı benim için. Hüsrana uğradım. Ancak avukatların ezberci yapısını bilmem beni tümden hazırlıksız da yakalamadı.
SORUNA ÇÖZÜM ÜRETEMEYENLER SORUNU BİLMİYOR DEMEKTİR.
Yolsuzluk ekonomisi politikalarında, “ekonomik suça ekonomik ceza” kavram karmaşası ile yanlış algılattırma aldatmacasında maksat bazı suçları masum suçlar kategorisinde cezasız bırakmaktır.
Yolsuzluk ekonomisi politikalarının bu politikası, suçları; “siyasi suçlar”, “ ekonomik suçlar” diye sınıflandırırken büyük suçları da masum suçlar arasına sokmakta, veya tersine işlemle masumları suçlular sınıfına dahil etmektedir.
Örneğin; aynı siyasi görüşte değil diye cana kıymış adam öldürmüş bir adamı cezasız bırakmak gayesi ile onu masum göstermek için siyasi suçlu demek mümkün mü?
Ya da öğrenim harcı kesildiği için, hak aramak sesini duyurmak için miting yapmış öğrenci siyasi suçlu gösterilip cezalandırılabilir mi?

Küresel hukuk kavrayışı içinde, buna uygun uluslar arası sözleşmelerde DOLANDIRICILIK, YOLSUZLUK ve RÜŞVET toplumları helake sürükleyen SUÇLAR olarak tanımlanırken ve AĞIR CEZALARLA CEZALANDIRILMASI istenirken siz bunları MASUM SUÇLAR KATAGORİSİ ne koyabilir misiniz?
Ya da tersine, SGK Prim borcunu, vergi borcunu, elektrik doğalgaz borcunu ödememiş veya ödeyememiş kimseleri EKONOMİK SUÇLU diye adlandırıp cezalandırmanız mümkün mü?
Mümkün diyenlerin asıl amacı;
Siyasal iktidar kaygısı ile işledikleri cinayetleri, komploları, suikastları, dolandırıcılık yolsuzluk ve rüşvet suçlarını ; mecburiyetten oluşmuş bu yüzden MASUM SUÇLAR olarak kabul edilmesi gerekir anlayışındadır ve bu anlayışı yaygınlaştırmak istemektedirler.

İşte bunun adı yolsuzluk ekonomisi politikalarından bir politika dır.

Ne gerek var EKONOMİK SUÇ, SİYASİ SUÇ tanımlamalarına?

YA DA EKONOMİK SUÇ NEDİR? KİMLER EKONOMİK SUÇLUDUR?

SİYASİ SUÇ NEDİR, KİMLER SİYASİ SUÇLUDUR?

BU TANIMLAMALAR NİYE MUGALATA OLARAK SUNULMAKTADIR.?

Gerek var çünkü ya kurunun yanında yaş da yanacak, ya yaşın yanında kuru yanmaktan kurtulacak.

KURUNUN YANINDA YAŞI YAKMAMAK İÇİN KURUYU DA YAKMAYACAKMIYIZ, ya da illa ki yaşı yakmak mecburiyetinde miyiz?

Ayrıştırma yapmak mümkünken, tersine birleştirme yapmak niye? Yargılama imkanı varken yargısız infazda maksat ne?

Bütün sorularınıza tek bir cevap vermek mümkün. Suçluları masum göstermek için suçsuzları suçlu göstermek anlayışı bunun adı. Bunun adı DAYATMA SUÇ TEORİLERİ İLE SUÇ TİPLERİ ÜRETMEKTİR.

Maksat, bütün dünyada dolandırıcılara, yolsuzluk yapanlara ve rüşvet alanlara ağır cezalar verilirken; bu ülkede, “ekonomik suça ekonomik ceza” diye cezasız bırakmaktır.

Ülkemizde son günlerde YARGIYI HIZLANDIRMA adına, YARGISIZ İNFAZI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN bir sürü düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemelerde MÜDAHİL olmak, her vatandaşın VATANDAŞLIK GÖREVİ dir.
Örneğin bu düzenleme ile bankaların, ÖZEL SEKTÖR alacaklarının önünde engel olan ANAYASAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER bertaraf edilmek istenmiştir. Yasa içinde bulunan dayatma suç teorisi ile üretilmiş suç tipi; yargısız infaz yapmak için yasadan çıkarılmış, ancak ön yargı oluşması için beyinlere kazınmaya çalışılmıştır. Maksat bu ön yargı ile yargısız infazdır.

Tıpta genel bir kaide vardır. Cerrahi ameliyatlar özellikle füzyon cerrahi müdehaleler uzmanlar tarafından yapılır.

İktidar olmak muktedir olmak, yani her işin uzmanı olmak anlamına asla gelmez.

Muktedirlik toplumun çoğulcu katılımcı demokrasi efkarında oluşur.

Uzman addedip bu ameliyeleri ehil olmayan kişilere bırakırsanız; ya yanlışlıkla başka bir organ zarar görür, ya da hastanın içine fazladan bir şeyler konur.

Bizim uğraşımız bu dur. Ameliyatın doğru yapılıp hastanın şifa bulması.
BU YAZI BARO BAŞKANLIĞINA VE YEREL BASINA GÖNDERİLMİŞTİR