'Demokrasiye evet, vesayete hayır'


MAZHAR BAĞLI

Doç. Dr. Dicle Ünv. Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

ürkiye çok önemli bir yol ayrımının kenarında bulunmaktadır. Bu konu esas olarak iki alanın dönüşümüne dayanmaktadır. Bunlardan birisi siyasetin bir yönetim organizasyon örgütlenmesi olarak dönüşmesini sağlayan yapısını engelleyen vesayetin bertaraf edilmesi, ikincisi de ülkenin sahip olduğu bütün tarafların meşru birer unsur olarak var olmalarına imkan sağlayan yeni bir yapılanmanın eşiğine gelinmiş olmasıdır. Birinci konu aslında tüm dünyanın karşı koyamadığı bir süreç olarak devam etmektedir. Artık imparatorlukların dağılması sonrasında kendilerini güvende hissetmek isteyen toplulukların mutlaka bir kolektif bilinçle bir araya gelmek zorunda olan bir yapıya ihtiyacı kalmadı. Hatta denilebilir ki bu tür yapılar sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadırlar.

Dönüşüm ete kemiğe büründü

Bugün insanların sahip oldukları farklılıklar bir tehdit unsuru olarak değil bir zenginlik olarak algılanmakta ve siyasete biçilen rol ise bunlar arasında adil bir barışı sağlamaktır. Herhangi birisini diğerine tercih etmek değildir. Bu durum artık geri dönüşü olmayan bir sürece girmiştir. Toplumları bir arada tutan asıl dinamik artık kolektif bilinçler ve etnik veya ideolojik ortaklıklar değildir. Dolayısıyla da siyaset teorisinin asıl sorunsalı asimilasyon veya birleştirme değil, farklılıklar arasında rahatlıkla ve kompleksiz olarak gezinebilme imkanlarını araştırmaktır. Bu dönüşüm Türkiye’de Menderes ile başladı, 27 Mayıs kanlı zorbalığı bu girişimi katletti. Özal tekrar diriltti ve Erdoğan bunu ete kemiğe büründürdü. Toplumun da bu değişime sahip çıkmasıyla bu yapı artık afsunlanmış oldu. İşte bu durum siyasi yapılanmanın bahsi geçen sürecin geri dönüşü olmayan boyutudur.

Ama bu sürecin tam olarak sağlıklı bir biçimde yürüyebilmesi için var olan her bir unsurun toplumda eşit bir varlığa sahip olmasıyla mümkündür. Bugün Türkiye’de yaşayan her bir unsura eşit bir temelde yaklaşılmadığı bilinen bir gerçektir. Bununla ilgili en basit örnek, belli bir siyasi düşünce veya etnik yapıya karşı devlet katında takınılan ayrımcı tavırdır.

Dezavantajlı kesimler birleşin! 

Cumhurbaşkanı ulusalcı olursa yapacağı atamalar doğru ve ülkenin dengelerinin korunması için gereklidir gibi bir düşünce varolduğu sürece de aslında adil bir sistemin kurulması mümkün olmayacaktır. İşte bu yeni değişiklik bu tür atamaları belli bir kesimin tekelinden alıp bir başkasının tekeline bırakan değil aksine tüm toplumsal kesimlerin iradesine bırakmayı hedeflemiş bulunmaktadır. Bugüne kadar icranın başında olmadığı halde bürokrat atayabilenlerin bu yetkilerinin kaybolmasına giden yolun ilk adımı olacaktır bu referandum.

Bu nasıl gerçekleşecektir? Var olan yapının değişebilmesine giden yol bu dışlanan tarafların kendilerine imkan tanıyan her adımı desteklemelerinden geçer. Bugün ülkede aynı konuma atanacak olan bir kişinin yeteneği değil kimin atadığı daha çok konuşulmaktadır. Eğer bu atama “makbul” bir ideolojiye sahip birileri tarafından yapılmışsa doğru ve yerinde “hain” veya “öteki” olan birisi tarafından yapılmışsa devletin ele geçirilmesi olarak değerlendirilmektedir.

Esasında bu durumun ila nihaye devam etmesini sağlayan bu yönetici beyazların sahip oldukları güç veya yetenekler değildir. Aksine karşı taraftakilerin kendi konumlarına sahip olamamalarıdır. Tüm dezavantajlı kesimler eğer aralarında kavgalı bir durumda olmasalar bu zorbalık devam etmez. Bunun içindir ki sürekli bunlar hep sistem için veya toplum için zararlı birer unsur olarak gösterilmektedirler. Oysa bu değişiklik bu yapının içinde artık her unsurun eşit bir kurucu irade sahibi olduğunu gösteren en önemli dönüm noktası olacaktır. Buna dahil olmak istemeyenler sadece karşı tarafı güçlendirmekle kalmazlar aynı zamanda kendi varlıklarını da gayri meşru ilan etmiş olurlar.

Devletin ve sistemin sahibi olduğunu iddia edenlerle aynı tarafta bulunup devletin yaptığı uygulamalardan şikayetçi olmanın nasıl bir mantık üzerine inşa edildiği anlaşılması imkansız bir durumdur. Bu sadece Kürtler için değil diğer tüm dezavantajlı kesimler için de geçerlidir.

12 Eylül 2010’da referanduma sunulacak olan paket bu bağlamda sadece içerdikleri ile değil taşıdığı sembolik değer ile de hayati bir öneme sahiptir. Evvel emirde demokrasinin temel ilkesi olan halkın kurucu irade olma durumunun somutlaşmasıdır ki bu konu anayasa mahkemesinin daha önce verdiği kimi kararlarla sistemi kilitleyip anahtarını yutmuş olması açmazının da tek çözümüdür. Halkın kendi iradesi ile bir değişikliği yapabileceğini gösterebilmesi bakımından tarihsel bir işlev yerine getirecektir.

Takke düştü kel göründü

Buna karşı çıkanların tamamı da zaten bu gerekçe ile karşı koymaktadırlar. ‘Hayır’, yönetim iktidarının devlet denilen muhayyel yaratıktan alınıp halka verilmesine karşı gösterilen tepkinin bir başka biçimidir. Halkın kendi kaderi ile ilgili söz sahibi olmasının istenmemesidir. Bu durumun en çarpık biçimde yansıdığı parti ise BDP’dır. Eğer BDP gerçekten Kürt meselesinin çözümünün demokrasi ve siyaset üzerinden gerçekleşebileceğine inanıyorsa demokrasinin işlevselleşmesi yönünde bir tavır alırdı.

Kendileri hayır diyemedikleri bir pakete kendilerine oy veren insanlara hayır dedirtmek sureti ile demokrasiyi katletmezlerdi. Kendi tezleri ile çelişecek bir konumda olmazlardı. Halk deyimi ile takke düştü kel göründü.

Evet bu paket eksik olabilir ama sanırım hiç kimse şuna itiraz etmeyecektir: Bu değişiklik 12 Eylül darbe anayasasının ruhunu ortadan kaldırmayı içeren ilkeleri daha çok içermektedir ve 12 Eylül en çok da Kürtleri mağdur etmiştir.

Aslında iktidar partisi için Meclis’teki tüm partilerin karşı tarafta yer alması çok daha anlamlı ve işini de kolaylaştırmaktadır. Halka tek tek kimin nerede olduğunu söyleme zahmetinden kurtulacaklardır. Ben ve diğer partiler diyeceklerdir. Bunun rahatlığı onların propaganda gücünü arttıracak ve durum lehlerinde sonuçlanacaktır.

Dahası halkın kimin hangi cephede olduğunu görmesi bakımından da önemli bir gösterge olmuştur. Oluşturulan ittifakın içinde kimlerin birlikte olduğunu görmek dahi önemli bir kazanım oldu Türkiye için.


Açılımlar ferahlattı

Açılım aslında bu anlamda da inanılmaz bir işlev gördü. İnsanların niyetlerini açığa çıkarması bakımından adeta bir turnusol görevi yerine getirmektedir. Keza şiddetin çözümü için de aynı durumdadır açılım. En azından şöyle bakılabilir; teröre bir hal çaresi ararken iyi ki açılım var. İyi ki demokrasi var ve iyi ki demokrasinin sorun çözme kabiliyeti kendini gösterebilecek bir yöne doğru evrilmeye başlamıştır.

Burada bir parantez açıp terörün neden tekrar başladığını analiz ettiğimizde şunu görmekteyiz; örgüt lideri, örgütün üzerinde ne kadar etkin olduğunu göstermek istemekte ve buradan da kendi şahsına yönelik kimi talepleri kabul ettirecek bir alan oluşturmak istemektedir. Nitekim pek çok kişi de terörün bitmesi adına bunun dahi denenebilmesini dile getirmeye başladı ki bunda da amacına ulaştığı söylenebilir.

Kürtleri rehin almak istiyorlar

İkincisi ise, terör örgütü kendisine rağmen bu sorunun çözümünün imkansız olduğunu göstermek istemektedir. Keza bunun yanında eylemler üzerinden varlığının ve gücünün boyutlarını da göstermeyi hedeflemiş bulunmaktadır. Bundan dolayı da örgüt ve onun siyasi uzantısı olan çevreler kendisi için en büyük tehlike olarak da AK Partiyi görmektedirler. Çünkü AK Parti, onlara rağmen bu meseleyi çözebilecek bir alana doğru çekmektedir.

Onlar açısından yürütülen açılım politikaları Kürt meselesini rehin almış olan örgütün ve şiddetin bu mesele üzerindeki vesayetinin giderek yok olabileceği tehlikesini doğurmuştur. Referandum AK Parti’ye yönelik bir hayır kampanyası olacaktır onlar için. Çünkü AK Parti durdurulmadığı zaman giderek güçlenecektir.

PKK’nın AK Parti korkusu   

Bu durumu durdurmak için de inanılmaz bir karşı propaganda ve yapılanın anlamsız olduğu söyleminin yerleştirilmesi yoluna gidilecektir. Bu konuda en büyük düşman AK Parti’dir denilmesi de bundandır. Çünkü bu meselenin en büyük kısmını inkarcı politikalar oluşturuyordu ve bugün artık Kürtlerin varlığını ve farklılığını inkar eden resmi bir politika yoktur. Kürtçenin kullanımı ile ilgili de çok büyük sorunlar yaşanmamaktadır.

Bütün bunları gerçekleştirmiş olduğu için de AK Parti bölgede ciddi bir aktör olmaya başlamış ve bu sorunu bir çözüme kavuşturmaya kararlı görünmüştür. Bütün bu nedenlerden dolayı da bu aktörün bertaraf edilmesi hepsinin çeşitli nedenlerden dolayı ortak amacına dönüşmüştür.

Halk tam olarak ne yapmak istediğini bilmediği halde Demokrat Parti’den bu yana demokrasi ve özgürlüklerden yana olanlara gözünü kırpmadan oy vermiştir çünkü demokrasi isteyenlere inanıyor ve güveniyordu. Bu referandumda da öyle olacaktır.

mazhar@dicle.edu.tr

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.