Efkan Ala’nın karizmasını çizen 60 kelime
Koskoca eski bakan (yoksa “eski koskoca bakan” demek mi daha doğru bir Türkçe olurdu?) parlamento sıralarından kürsüye doğru ilerlerken muhalif milletvekilleri ona sataşmaya cüret edebiliyor:

“Anayasa'ya uymayacaksan yemin etme!”

“Anayasa yok diyordun; niye yemin ediyorsun?”

Olacak şey değil!

Protestolara hedef oluyor eski bakanımız.

Bu “tatsızlık” içinde koltukla kürsü arasındaki yol sanki iyice uzuyor ve yolun sonunda Efkan Bey’in morali, koltuğundan kalkma hamlesi yaptığı birkaç saniye öncesine göre epeyce bozulmuş görünüyor.

O tam kürsüye ulaştığı sırada mikrofondan homurdanma şeklinde bir cümle duyuluyor:

“Ne konuşuyor bunlar ya!..”

Bunu kimin söylediği ilk anda anlaşılmıyor.

Eskiden olsa “Sayın Bakan” pekÂLÂ herkesin ağzının payını verirdi.

Ama işte...

7 Haziran’ın gözü çıksın!

Efkan Bey kendini toparlamaya ve renk vermemeye çalışıyor.

Ama çehresi kararmış.

Neyse artık…

Milletvekili yeminini çabucak okuyup yerine geçecek alt tarafı, o kadar…


*     *     *

Kararlı bir şekilde başlıyor okumaya…

Ancak...

Bazı yerlerde zorlanıyor, giderek her telaffuz ettiği kelime sanki onu dik bir yokuşa sürüyor.

“Hukukun üstünlüğü”, “adalet”, “hürriyet”…

Ve nihayet, “Anayasa”…

Olmuyor…

Beceremiyor...

Vaktiyle nice destanlar yazan o kudretli adam, ufacık bir yemin paragrafının kelimeleri karşısında bitap düşüyor.

Hele şu “Anayasa” yok mu?

Oysa ne demişti daha birkaç ay önce:

“Anayasa’ya yemin ediyoruz, uyuyoruz. Bu anayasanın kötü bir anayasa olduğunu söylememize engel bir durum yok. Olsa da tanımıyoruz!”

Şimdi sen çık milletin önüne…

Yok efendim, “Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma” falan filan…

Tekliyor Efkan Bey…

Meclisin Geçici (“Genel”) Başkanı ikaz ediyor.

Yüz hatları sarsılıyor Efkan Bey’in, kaşı hafiften oynuyor.

Böyle uyarılara alışık değil o.

“Reis” olsaydı neyse, ama…

*     *     *

Kısa süre içinde kendisine cehennem azabı çektirmeye başlayan kürsüden geriye, uyarının geldiği yere doğru dönüyor.

O sırada sağ eli (herhalde eski bir alışkanlıkla), “Ne var yav?” türünden bir ifadeyle ve Meclis yemin töreninin ciddiyetine pek uymayan bir serbestlik içinde havalanıyor.

Bu tavrında, az önceki “Ne konuşuyor bunlar ya!..” homurtusuyla çakışan bir vurgu hissediliyor.

Ama hemen kafasını itaatle öne sallayarak elinin ayıbını kapatma ve uysal davranma çizgisine giriyor.

Şöyle bir yutkunuyor...

Mecburen bütün gücünü toplayıp metni yeniden okuma mücadelesine giriştiğinde, Efkan Bey’in yüz kaslarının artık kaskatı gerginlikte ve vücut ısısının da yükselmiş olduğunu tahmin etmek zor olmuyor.

Bir taraftan şu bitmek bilmez metnin sonuna varmayı, diğer taraftan da birkaç dakika öncesinde kendisine ne kadar huzurlu bir mekan olduğunu şimdi daha iyi anladığı koltuğuna “salimen” ulaşmayı düşlüyor.

Ve nihayet tamamlıyor Efkan Bey metni okumayı.

Belli belirsiz bir kuşkuyla (“Oldu işte bu sefer, olmadı mı yine yoksa?”) bakındıktan sonra yerine geçiyor.

*     *     *

Açıkçası yemin metnini çok iyi okuduğu söylenemez (HDP’nin Türkçe bilmeyen milletvekili Feleknas Uca çok daha başarılıydı), ama idare eder işte!..

Herkesin konuşmasını ve okumasını düzeltme yeri değil ya burası canım!

Ha, konuşma dedim de aklıma geldi.

Efkan Bey, çoğumuzun sandığından daha duyarlı ve bilinçli biri.

Konuşmasında ciddi telaffuz yanlışları ve diksiyon kusurları olduğunu iyi biliyor.

Hatta iktidar merdivenlerini üçer beşer atlayarak hızla güçlendiği dönemde (Allah “Reis”in tuttuğunu altın etsin!), bu eksiğini gidermek gerektiği kararına varmıştı.

Ve bir ay kadar önce hitabet ve diksiyon kursuna yazıldığı haberleri yayımlandı gazetelerde.

Eee, yakında seçimler, diye düşündü herhalde Efkan Bey.

Belli mi olur?..

Belki Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü koltuğuna oturmak vardır kaderde, hatta belki deee…

Efkan Bey o kursa gerçekten gitti mi, ya da kaç ders gördü, hiç bilemiyorum.

Ama “o eski halinden” çok da farklı değil gibi.

Hatta seçimler sonrasında diksiyonu daha da bozulmuş.

Baksanıza, ufacık bir paragrafta yere serildi.

Alt tarafı 60 kelimelik bir yemin (boşlukları saymazsanız hepi topu 426 karakter)!

*     *     *

Oysa biz Efkan Bey’i başka türlü bilirdik.

Gazeteci Mehmet Baransu’nun gözaltına alınmasıyla ilgili olarak, dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’ya, özgüveni tavan yapmış bir lisanla “Mahkeme kararına gerek yok, kapısını kırın alın o adamı!” dediği iddia edilmişti mesela.

Ağrı Valisi Musa Işın’a Ağrı’daki kanlı provokasyon öncesinde söylediği öne sürülen cümleleri buraya yazmak ise T24 okurlarının terbiye sınırlarını epeyce zorlamak olurdu.

İddialar ve ses kayıtları bir kenara, neresinden bakarsanız bakın devletin çok güçlü bir yöneticisiydi Efkan Bey.

Daha düne kadar...

Şimdi sen gel...

Protestolar altında kürsüye çık...

Baktığını okuyama...

Okuduğunu söyleyeme...

Söylediğini savunama...

CHP’li bir “Genel” Başkan’dan uyarı al ve…

Ve...

Velhasıl...

Galiba karizması fena çizildi bizim eski koskoca bakanın (yoksa “koskoca eski bakan” demek mi daha doğru bir Türkçe olurdu?)...

(KAYNAK: HAKAN AKSAY / T24)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.