Erdoğan, Fidan'ın milletvekili adaylığını engelleyecek mi?
Yazıda daha önce istifa ettiği için Fidan’a kırgın olduğunu söyleyen Erdoğan’ın eski MİT Müsteşarı’nın vekillik yolunun kapanabileceği ima edildi.

Yazıda şu ifadelere yer verildi:

Kısa bir süre önce parti içinde temayül yoklaması yapılmış, Fidan en çok oyu almıştı. Ankara gazetecileri bilirler. Temayül yoklamalarının bağlayıcılığı yoktur. Önseçim gibi değildir yani. Ama yine de göstergedir. Buna rağmen Erdoğan baskı yapar ve Fidan’ın partide önünü keser mi? Bugüne kadarki “performansına baktığımda” hayır diyemiyorum.

Cumhuriyet gazetesinin bugünkü (5 Mart 2015) nüshasında yayımlanan, “Erdoğan’dan Fidan’ın Önünü Kesme Hamlesi” başlıklı yazısı şöyle:

Bir yanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Savanora yatıyla Boğaz’a açılmasının görüntüleri. Yat, Çengelköy sırtlarındaki yine Erdoğan’ın “aynı manzaralı” Vahdettin Köşkü’nün önünden süzülüyor. Nereden geliyor aklıma bilmem. Erdoğan’ın 2013’te Erzurum’da yaptığı, muhaliflerini eleştirdiği konuşmayı hatırlıyorum: Bunlar yeri geldiğinde Boğaz’a karşı viski içmesini iyi bilirler.

Gülüyorum. Dünyanın en güzel manzarasına karşı içilen bir kadehin, siyasi rakiplerini ya da kendi gibi düşünmeyenleri eleştiri konusu olması. Bugün birileri çıkıp “yeri geldiğinde Boğaz’a karşı şerbet içmesini iyi bilirler” dese güleceğim gibi...

Başımı televizyona çeviriyorum. Altta kıpkırmızı ‘dolar 2.57’ yazıyor. Bilgisayar ekranına o sırada Reuters kaynaklı bir mesaj düşüyor: Başbakan Davutoğlu New York’ta uluslararası yatırımcılara “ülkede siyaset de ekonomi de iyi, aman panik olmayın” diyecek. Hayal gücüm bugün beni rahat bırakmıyor. Başbakan’ı itfaiyeci olarak düşünüyorum. Elinde hortum “ekonomideki yangını söndürmeye” çalışıyor. Ama hortum boş, suyun musluğunu kapatan bir el var. Konuşan bir el bu, “eyyyyy” diye başlıyor tüm konuşmalarına...

Telefonun sesiyle hayallerden sıyrılıyorum. AKP içindeki kaynağıma haber bırakmıştım sabah saatlerinde; o arıyor. Gazetelerde Erdoğan ile ilgili haberleri görünce mesaj atmıştım.

Suudi Arabistan dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalar yapmıştı. En çarpıcı konu başlığı Hakan Fidan ile ilgiliydi: “Onu böyle bir göreve getiren benim. Müsaade edilmiyorsa orada kalması ve ayrılmaması gerekiyordu. Kırgınım.

“Uçaktaki gazetecilerin hepsi bu bilgiyi yazmıştı ama bir kişi bu olayın perde arkasını da satır aralarında vermişti. Bu isim uçak fotoğrafında Erdoğan’ın hemen yanında yer alan Star yazarı Ahmet Taşgetiren idi.

Umrede buluştular

Yazıda kritik bölüm şuydu: Gezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arzu etmemesine rağmen MİT Müsteşarlığı’nı bırakıp aday adaylığı için başvuran ve bu sebeple buruk bir zemin oluşmasına yol açan Hakan Fidan’ın da umrede olduğu bir zamanda gerçekleşiyor.

Kaynağıma; Taşgetiren’in bu bilgisini; daha önce duyup teyit edemediğim için yazmadığım bir duyumu ekleyerek mesaj atmıştım: Fidan ile Erdoğan aynı tarihlerde umrede idi. Orada bir görüşme oldu mu?

Yanıt netti: Evet oldu.

Peki bu görüşme planlı mıydı?

“Tam planlı diyemeyiz. Fidan oğlu ile beraber umreye gitmişti. Onun orada olduğunu bilenler Erdoğan ile onu barıştırmak için yan yana getirdi. Ancak barışma sağlandı demek yanlış olur. Şunu da ekleyeyim; Davutoğlu da Cumhurbaşkanı ile Fidan arasında yumuşama sağlamak için iki kere konuştu. Başarılı olamadı. Son bir şey, milletvekili listeleri açıklandığı zaman sürprize hazır ol.”

En kritik cümle en sona saklanmıştı. Detay istedim “kesinlik yok” diye bilgiyi geliştirmedi. Kısa bir süre önce parti içinde temayül yoklaması yapılmış, Fidan en çok oyu almıştı. Ankara gazetecileri bilirler. Temayül yoklamalarının bağlayıcılığı yoktur. Önseçim gibi değildir yani. Ama yine de göstergedir. Buna rağmen Erdoğan baskı yapar ve Fidan’ın partide önünü keser mi? Bugüne kadarki “performansına baktığımda” hayır diyemiyorum.

Yazıyı; Taşgetiren’in “Fidan ile ilgili başka gelişmelerin olabileceği” öngörüsünü aktardığı yazısını kuvvetli delil olarak sunarak bitiriyorum:

Uçak sohbetinde Hakan Fidan, umre vs. konusu açıldığında Cumhurbaşkanı hadise ile ilgili düşüncelerini yeniden özetliyor: “Uzun süreli taşları dizerken önem verdiğimiz birtakım insanlar vardır” diyor. MİT için “Bu kurum sıradan bir kurum değildir, bir devletin en önemli kurumudur istihbarat teşkilatı” diyor.

Buralardan başlayıp Hakan Fidan’ın MİT’i bırakmasına kadar uzanan süreç için bir gönül koyma, tepki serzeniş, her ne denirse, o var Cumhurbaşkanı’nın dünyasında. Yine Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki sözleri, konunun Başbakan’la da farklı bir boyutta görüşüleceği ve başka gelişmelerin olabileceği izlenimini veriyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.