Erdoğan, Obama'nın Rakka önerisini açıkladı
G20 zirvesine ev sahipliği yapan Çin’in Hangzhou kentinde, kelimenin tam anlamıyla dünyanın derdine derman arandı. Küresel ekonomik büyümenin artırılması için yoğun müzakereler yapılırken, zirveye damga vuran Suriye’deki savaş ve çözüm arayışlarıydı. Ve bu konuda Türkiye son hamleleriyle zirvede kilit ülke konumuna gelmiş gibi görünüyordu. Dönüş yolunda söze temaslarını anlatarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveyi şöyle özetledi: “5 oturumdan oluşan zirveyi tamamladık. Küresel büyümenin uzun vadede sürdürülebilir, dengeli ve kapsayıcı şekilde devam etmesi için gereken reformlar en önemli gündem maddelerimizdendi. Büyümenin G20 ülkeleriyle birlikte tüm dünyaya yayılması fikrini içeren ‘kapsayıcılık’ konusuna, Antalya’daki G20 zirvesinde özel önem vermiştik. Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeleri de gözettiği bir kalkınma anlayışını esas alan hareketin burada da ön plana çıktığını gördük. BM’nin sorumluluğunda yürüyen bu çalışmaya G20’nin öncülük etmesini olumlu buluyoruz.

‘MERKEL DAHA OLUMLU’
5’inci oturum, terörizm ve mülteci sorunuydu. Ana konuşmacı bendim. Tabii mülteci sorununda dünya maalesef iyi bir sınav veremedi, hâlâ veremiyor. Bazı ikili görüşmeler de yaptık. Gerek Sayın Putin’le gerek Sayın Obama’yla, gerek Sayın Merkel’le görüşmeler de bunlar arasında. Sayın Merkel’in mülteci sorununa daha olumlu yaklaştığını açıkça söyleyebilirim. Görüşmede, ‘Dayanışma içinde olmamız lazım; mülteci sorununa yönelik çok ciddi adımlar atmalıyız’ dedik. Körfez’le görüşmeler yaptığımızı söyledik
 
‘SINIRIMIZDA MÜLTECİ YERLEŞİMİ İÇİN ADIM ATILABİLİR’
Oralardan da alınacak desteklerle, oluşturulacak güvenli bölgede, hatta gerekirse Türkiye’nin güney sınırında pekâlâ mültecilerin yerleşimiyle ilgili adımlar atılabilir. Güneyden kastım, Hatay’dan doğuya uzanan bölge. Oralarda böyle bir yapılaşmaya gitme imkânımız olabilir. Zira o bölge insanlarının, kültürel açıdan uyumu nedeniyle de bir adım atılabilir.
Güvenli bölge, G20 Antalya Zirvesi’nde tüm liderlere açtığımız bir konuydu. Prensipte kimse karşı çıkmıyor. Ama o günden bugüne, muhataplarımızın beklenen adımları attığını da görmedik. Suriye krizi, bir yandan ülke içindeki can kayıpları ve terör örgütlerinin faaliyetleri, diğer yandan da tetiklediği sığınmacı dramıyla, dünyanın kanayan yarası olmaya devam ediyor. Bu meselenin insani duyarlılıklar temelinde çözülmesi için önümüzdeki süreçte de çalışmaya devam edeceğiz.
AB Başkanı Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Juncker’le de görüşme yaptık. Konuyu onlara da açtık. Yaklaşımımızı samimi buluyorlar. Bunun yetmeyeceğini, sözlerin tutulması gerektiğini hatırlattık.”

‘DOĞUYA ÇEKİLDİKLERİNDE MESELE KALMAZ’
“Şu anda biliyorsunuz Cerablus’ta atılan adımlar güneye doğru gidiliyor. Münbiç’e doğru, ayrıca El Rai’de de mesafe alındı. Batı ile doğu birleştirilmiş durumda. Oradaki ılımlı muhalif gruplarla, askerimizin verdiği lojistik destek sayesinde önemli neticeler alındı. Şimdi orada birincisi tabii ki El Bab meselesi var. İkinci olarak da Münbiç’te bize baştan verdikleri sözün yerine getirilmesi... Biz de ‘Henüz doğuya çekilmediler’ diyoruz. Zaten gerçekten doğuya çekildiklerinde bizim açımızdan bir mesele kalmaz. Cerablus şu an kendi halkına kavuşmuş vaziyette. Oradaki 1400 ılımlı muhalif, Cerablus’un kendi insanları. Temenni ediyorum ki ılımlı muhalifler kendi topraklarına sahip çıkmak suretiyle belirsizliği de süratle gidermiş olurlar.”

‘ORDUMUZ ARTIK DAHA GÜÇLÜ’
Son zamandaki operasyonlarda gerek DAİŞ, gerek PKK, PYD, YPG, FETÖ karşısında bütün güvenlik güçlerimiz mücadeleyi sürdürüyor. Bazı dostlar ‘Neden bu kadar cephe açıyoruz?’ diyor. Türkiye’nin güvenlik güçleri bütün bu cephelerin hepsinde mücadele verebilecek güce ve kararlılığa sahip. Nitekim bu mücadelede karşı tarafa ciddi bedeller ödetiyoruz. Şehitlerimiz olsa da, son operasyonlarda, Çukurca çevresinde, Aktütün’de, bütün o bölgelerde, Derecik’te, onlara da ağır bedeller ödettik. 15 Temmuz sürecinde tutuklamalar da oldu ama netice itibarıyla, ordumuz daha güçlü hale geldi. En azından askerlerimize özgüven geldi. Cerablus operasyonu, kararlılığımızın en önemli ifadesiydi.”

‘BAYRAMDA ATEŞKES OLABİLİR’
“Şunu net olarak söylemeliyiz: Dışarıdan bir adım gelse de gelmese de Türkiye olarak bizler ensar anlayışıyla Suriye’deki kardeşlerimize desteği sürdüreceğiz. Şu anda zaten ciddi mülteci geçişi söz konusu değil. Son operasyonlarla Suriye kuzeyindeki halka da özgüven geldi. Tek sıkıntı Halep’te. Gerek Obama gerek Putin ile görüştük. Dışişleri bakanlarımız da üçlü görüşecek. İnşallah bayram öncesi Halep’te ateşkesi sağlamayı ümit ediyoruz. Ardından Kızılay’la giyim, yiyecek, ilaç gibi yardımları, oyuncakları ulaştırmayı planlıyoruz. Bayramı bayram gibi yaşama imkânına kavuşsunlar istiyoruz. Bunları da paylaştık. Olumlu bakıyorlar. Putin, 2-3 gün içinde çözüme ulaşılabileceğinden söz etti.”

‘ŞU ANKİ OHAL’İN GEÇMİŞTEKİLERLE HİÇBİR İLGİSİ YOK’
“Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı darbe girişimi, bir yönüyle terörizmin ilk defa görülen yeni biçimidir. Biz PKK, PYD, YPG, DAİŞ gibi terör örgütleriyle mücadele ederken şimdi de FETÖ, terör boyutuyla ortaya çıktı. Darbe girişimi, her kökenden, meslekten, meşrepten insanımızın ülkemizin her bölgesinde direnişiyle püskürtüldü. 241 vatandaşımız şehit düştü, 2 bin 194’ü yaralandı. ‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ derler. Yaşananlardan alınacak dersler var. Biz gereken dersleri çıkarıyoruz, inanıyorum ki her kesim de kendince çıkarıyordur. Ama son zamanlarda, bazılarının yine o eski günlere dönme hasreti içinde olduklarını görmek bizi üzüyor. Ülkenin her açıdan süratle ayağa kalkması, ekonominin güçlenmesi için hep birlikte gayret edilsin dediğimiz bir süreçte, bu şekilde davranışlar sergilenmesi bizi üzüyor. ‘KHK’lara karşıyım’ gibi yaklaşımlar doğru değil. Şu andaki OHAL’in geçmiştekilerle hiçbir ilgisi yok. Eskiden bakkallar hemen boşaltılır, stoklar yapılırdı. Şimdi böyle bir şey yok. Hayat normal devam ediyor. TÜSİAD’ın bir ziyareti olmuştu. Onlara da söyledim: ‘Üretiminizde, yaşamınızda anormallik var mı? Hayır, tam aksine, koşullarınız olumlu hale geldi. Halbuki o eski OHAL’ler olsa belki fabrikalarınızı açamayacaktınız, grev üstüne grevler gelecekti.”

‘YARIN NEREDE OLACAĞI BİLİNMEZ’
“Milletimizin 15 Temmuz’daki duruşu, dirayeti, cesareti, her şeyi farklı istikamete getirdi. Bu millet iftihar edilecek, alnı öpülesi bir millet. Ziyaret ettiğimiz şehit annelerinin, babalarının, gazilerin tavrı, hizmet aşkımızı artırıyor. 170 ülkede örgütlenmeleri var, küresel bir şebeke. İnanç, eğitim, hayırseverlik gibi insani duyguları, ayrıca ticari ilişkileri istismar ederek kendine alan açan FETÖ’ye karşı dünyayı duyarlı olmaya davet etmeliyiz. Tabii ki ülkemizden başlayacağız. 15 Temmuz’daki vakanın yarın nerelerde cereyan edeceği bilinmez. Buralarda, nasıl 40 yılda TSK, polis, yargı ve bakanlıkları ele geçirme fırsatını buldularsa, başka yerlerde de deneyebilirler.”

‘BÖLGEDE GERİ ADIM ATMA ŞANSIMIZ YOK’
-Suriye’de kendi imkânlarımızla güvenli bölge oluşturmak gibi bir durum mu söz konusu?
(Haritadan işaret ederek) Şu gördüğümüz tabloda yeşil olan yerlerin hemen tamamına yakını ne yazık ki DAİŞ, PYD ve YPG’nin elindeydi. Son operasyonlar için biz ılımlı muhalifleri eğit-donat kapsamında yetiştirmiştik. İlk etapta 1000, sonra 1400’e çıkararak topraklarımızdan bunları Cerablus’un biraz daha batısına soktuk. Cerablus kuşatmaya alındı. Onlara obüslerimiz (Fırtına’lar) destek verdi. Talep ettiğimizde Koalisyon güçleri de gereken desteği sağladı. Onlar daha çok havadan vurdu. Karada bizim tankçılar, piyade olarak da ılımlı muhalifler bu işi gördü. Böylece zaten çok kısa sürede Cerablus alındı. DAİŞ çekilmek zorunda bırakıldı. Güneye inmeye başladılar. Aslında biz Menbiç konusunda da daha önce Obama’ya bir teklifte bulunmuştuk. Görüşmemizde, ‘Menbiç kesinlikle Araplarındır, oraya PYD, YPG falan gelmeyecek’ demişti. Menbiç’te Arapların oranı yüzde 90-95. Buna rağmen PYD’lileri yukarıya çıkarmak istediler. Biz ise tam aksine tersten gidip yukarıdan inmeyi teklif etmiştik. ‘Bu 2-3 ay sürer’ diyerek teklifimize yanaşmamışlardı. Halbuki hayat adeta normale dönmüş. Cerablus’u terk etmek zorunda kalan DAİŞ, El Bab’a gidiyor. DAİŞ’in tabii en önemli merkezi Rakka. Obama, özellikle Rakka konusunda beraber bir şeyler yapmak istiyor. Bizim açımızdan sıkıntı olmayacağını belirttik. ‘Askerlerimiz bir araya gelsinler, ne gerekiyorsa yapılır’ dedik. Bu arada El Rai’de yine mesafe alınınca, ılımlı muhalifler doğuya ilerlemeye başladı. Bu çerçevede bir gelişme daha yaşandı. Fırat’la bizim tasarrufumuzda olmayan hayati öneme, stratejik konuma sahip bir köprü de alındı. İş daha rahat hale geldi. Şu anda Menbiç’le yukarıda tasarruf altında olan yer arasında, ki fazla değil 11 km; Menbiç’le El Bab arasında 36 km var. Şu anda bölgeyi kontrol altına almış vaziyetteler.

-Alınan yerlerde mülteciler için bir kamp mı oluşturulacak?
Hayır, kastettiğim kamp değil. Güvenli bölgenin oluşturulması halinde, altyapısı da dahil olmak üzere mültecilerin pekâlâ yerleşebilecekleri konutlar yapabileceğimizi söylüyorum. Benzer yerleşimlerin güneyimizde de söz konusu olabileceğini söylüyorum.

-Türkiye sınırları içinde, değil mi?
Sınırlarımız içinde de böyle bir şey düşünülebilir. Mültecilerin içinde çok vasıflı insanlar var. Gerekirse bu tür insanlar için Konut Edindirme Vakfı gibi bir vakıf kurulabilir. Bedeli ödeyen tapusunu alabilir. Ödeyemezse daire vakıfta kalmış olur. İş temininde de yardımcı olarak, çadırlardan, konteynerlerden kurtarılabilir.

-Bizim taraftaki yerleşim daha erken başlayabilir mi?
Bizim tarafta zaten TOKİ’nin satılmamış evleri var. İmkân dahilinde belki onlardan da yararlanılabilir. Ahıska Türklerine yaptığımız gibi Suriyeli mültecilerin bir kısmına da konut edinme konusunda yardımcı olunabilir.

-Halep’te sıkıntı olduğundan söz ettiniz. Son durum nedir?
Ciddi sıkıntı olduğu doğru. Oradaki kardeşlerimizin birçoğu Gaziantep ve çevresinde yaşayan vatandaşlarımızla akraba. Çok acımasız bir saldırı var. Ateşkesin sağlanması, yardımların ulaştırılması için çalışıyoruz. Çin’de Sayın Putin’e gerekenleri söyledik. ‘Ateşkesi bir an önce sağlayalım’ dedik. Süreç biraz da Mevlüt Bey (Çavuşoğlu), Kery ve Lavrov arasındaki görüşmelere bağlı. Temennim, görüşmelerden bir an önce netice elde edilmesi. Gerekirse Putin’i olsun, Obama’yı olsun, biz de arayacağız kendilerini. Halep’te bayram öncesinde ateşkesin sağlanması, bu insanların huzur içerisinde bayrama girebilmeleri için çalışıyoruz.

‘GAZİANTEP SALDIRISI FİTİLİ ATEŞLEDİ’
-Rakka’dan bahsettiniz. Türk askerinin Rakka’ya doğru gitmesi söz konusu mu? Ayrıca 15 Temmuz öncesinde TSK’nın Suriye’ye girme konusunda isteksiz olduğu, yanaşmadığı söylentileri var. 24 Ağustos’ta Cerablus Harekâtı başladı ve ciddi sonuçlar alındı. Demek ki Türkiye daha önce girse belki bugün başka bir tablo olurdu. TSK’daki FETÖ unsurları mı direniyordu?
Bunu bölgedeki koalisyon güçleriyle olan hassasiyetler başta olmak üzere bölgesel faktörlere bağlamak daha doğru. Arka arkaya acımasız bazı hadiseleri yaşamak, mesela Gaziantep’deki kına gecesine saldırı, fitili ateşlemiştir. Bu hadisenin istismarını yapan PKK’nın tavrını da unutmayalım. Adeta müşterek yapılmış bir hareket gibi. Olayın hemen ardından, ‘Bunların hepsi HDP üyesi’ şeklinde açıklamalar yapıldı. Halbuki hiç alakası yok. Gittik, kendileriyle tanıştık, görüştük. 5 yaşındaki çocuğa kendimi sordum, ‘Erdoğan’sın’ dedi. 10 yaşında bir çocuk, demokrasi nöbetlerine katılmış. Düğünlerini ertelediler. Ben düğünlerini yapmalarını söyledim. Kızcağız hem utanıyor, bizim Hanım’a söylüyor... Vefat edenlerin 40’ından sonra nikâhı kıymalarında fayda olduğunu söyledik. Allah rahmet etsin. Kolay değil, 56 kişi şehit oldu. Tüm bunlar, deyim yerindeyse fitili ateşledi. ‘Daha bekleyemeyiz, adımı atalım’ dedik. Zaten ön hazırlıklarımız vardı.

-Türkiye’nin Rakka’da rolü olacak mı?
Bu, dediğim gibi ABD ile görüştüğümüz konulardan. Yapılabilecekler görüşmeler neticesinde netleşecek. Ancak biz artık bölgede var olduğumuzu göstermek durumundayız. Geri adım atma şansımız yok. Geri adım atarsak, oralara DAİŞ, PKK, PYD, YPG gibi terör örgütleri yerleşir. Benzer riskler Irak için de söz konusu, onu da söyleyeyim. Orada da görüyorsunuz, PKK kendine yer edinmeye çalışıyor. Musul, kuzeyinde Telafer, Türkmenler var. Yarın orada ne olacağı belli değil. Türkmenleri orada tamamen bitirmeye kalkabilirler. Bir taraftan Başika kampımız orada. Aynı şekilde Barzani’nin bizlerle münasebeti, ‘Dayanışma içinde olalım, bizi yalnız bırakmayın’ gibi yaklaşımları var. Dolayısıyla oraların güvenliğiyle ilgili olarak da her şeyi gözden geçirmemiz gerekiyor.

‘95-40 KM’Yİ OBAMA İLE BERABER OLGUNLAŞTIRMIŞTIK’
-PYD konusunda ABD’nin tutumunda bir değişiklik var mı?
En azından sağda da, solda da yani her iki bölümde de, şu anda Türkiye’ye bir müdahale söz konusu değil. El Rai’de de, Cerablus’ta da rahat çalıştık, çalışıyoruz. Mesela 95-40 kilometre olayını Sayın Obama ile beraber olgunlaştırmıştık; Antalya’daki G20 Zirvesi sırasında. Haritalarla geldi, açtı ama daha sonra iş tam tersine döndü. Şimdi ise en azından uygulamada durum çok farklı.

-BM’de uçuşa yasak bölge gibi bir karar çıkabilir mi?
BM Güvenlik Konseyi’nden öyle bir karar çıkacağına ihtimal vermiyorum.


-G20’deki son aile fotoğrafı, Putin’le samimi sohbetiniz çok konuşuldu. Antalya’da geçen yılki zirvede Obama ile samimi görüntünüz vardı. Sizin yorumunuz nedir?
Yanlış yorumlayanlar olabilir tabii ama doğrusu şu: Bizim aslında hepsiyle muhabbetimiz gayet iyi.

‘ANTİ AMERİKANCILIK KENDİLİĞİNDEN OLMUYOR’
-Terörist başının (FETÖ) iadesi konusunda Obama ile yaptığınız son görüşme sonrasında yeni bir gelişme bekliyor musunuz?
Biden’la, Sayın Obama’yla ayrıntılı konuştuk. Dedim ki ‘Bu adam o 400 dönüm arazideki kaşanesinde hâlâ röportajlar veriyor’. Ülkelerimiz arasında suçluların iadesi anlaşması var. Çok açık, o tür birinin gözaltına alınması gerektiğini içeren madde var. ABD ‘Mahkeme kararını verene kadar dışarıda kalması gerekiyor’ gibi davranıyor. Öyle bir şey yok. Yapılması gereken çok net... Bize ikide bir söylenen şey ‘Türkiye’deki anti Amerikancılık.’ Bu kendiliğinden olmuyor. Vatandaşlarımız, ‘Dostumuz ABD bize bunu nasıl yapar? Nasıl onu kendi topraklarında barındırır? Demek ki bize dost değil’ diyor. Anlattım bunu Obama’ya. Bunu yapın ki millet de en azından bir tavır koydular desin...

‘ABD’YLE BELİRLEYİCİ OLAN FETÖ MESELESİ’
-Obama, Putin, Merkel başta olmak üzere Türkiye bakımından en somut sonucu olan beklentileri karşılayan hangi görüşmeydi?
Siyasette, hiçbir zaman 2 kere 2, 4 olmuyor. Rakka’da ABD’nin tavrı belirleyici olacak. Şu anda Rusya ile ilişkilerimizde ekonomik olarak çok daha isabetli adımlar atabileceğimize inanıyorum. Özellikle enerji alanında Enerji Bakanı’mızla onların enerji kuruluşları geçen hafta yoğun görüşmeler, çalışmalar yaptılar. Bundan sonrası inşallah atılacak adımdır. Bu konuda da onlar kararlı. Türk Akımı’nın gelmesiyle bizim açımızdan önemli olan bir şey de şu: Temenni ediyorum ki fiyat konusunda sıkıntı yaşamadığımız sürece çok daha süratli, onları da rahatlatacak şekilde, yani kazan-kazan esasına dayalı olarak adım atmış oluruz. ABD’ye gelince, zaten önümüzde BM Genel Kurulu var, ardından seçimler... Seçim şunu, bunu getirir noktasında değiliz. Ama stratejik ortak olarak kendileriyle çalışmalarımızı bugüne kadar nasıl sürdürdüysek, seçim neticeye göre tabii yine adımlarımızı ona göre atacağız ve geliştireceğiz. Orada belirleyici olan tabii ki FETÖ meselesi. Bizim yargı sürecinde ortaya çıkan belgeleri, bilgileri teslim ediyoruz. Zaten ayın 18’inde BM Genel Kurulu başlıyor, ona gideceğiz. Orada yine bazı görüşmeleri süratlendirerek, inşallah sizlerin de lojistik desteğiyle ABD’de FETÖ’yü çökertmeniz lazım.

‘AT İZİ İT İZİNE KARIŞMIŞ VAZİYETTE’
-Kamunun, kansere benzettiğiniz FETÖ’cü yapıdan arındırılması noktasında atılan adımlar işin ne kadarının tamamlandığını gösteriyor?
Oran vermek mümkün değil. Yapacağımız daha çok şey var.

-15 Temmuz sonrası “Dere geçerken at değiştirilmez” demiştiniz. Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı ile ilgili güvensizlik gibi de algılandı. O dönem kapandı mı?
MİT olsun, Genelkurmay olsun, devlet yönetiminde insan kolay yetişmiyor. Hele hele öyle makamlar var ki sır makamlarıdır. Buralara adam yetiştirmede ciddi sıkıntılar çekersiniz. Maalesef bazı çevreler gerek asker gerekse MİT noktasında sürekli bu tür meseleleri kaşıyor. Ülkemiz hassas bir dönemden geçerken böyle yapılması doğru değil. Bu konuda daha sağlam durmamız lazım. Süreci bu şekilde devam ettirmemizin gereğine inanıyorum.

-FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kriptoların ise halen görevde durduğu, yanlış insanların gönderildiği söylentileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bunu söyleyenler kendilerine göre doğru da söyleyebilirler. Ama şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette. ‘Ben bir şey atayım da nasılsa tutar’ diyenler var. Bazıları böyle yapıyor. Özellikle yazılı ve görsel medya dünyasında bu çok var. Fırsat bulduğumda TV’leri izliyorum. Öyle yorumlar yapıyorlar ki suçladıkları o insanın bu işle hiç alakası yok. Ama o insana o yaftayı yapıştırıyor. Bunlar doğru şeyler değil.

‘ADLİ YIL TEKLİFİ ONLARDAN GELDİ’
-Bazı siyasilerin eski günlere dönme hasretinde olduklarını, üzüldüğünüzü söylediniz?
Üzgünüm, üzülüyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı olarak bu tür bir yarışa girmek istemiyorum. Beyefendi (Kılıçdaroğlu) Yenikapı’ya gelmek istemiyordu. Arkadaşlar devreye girdi. Bize gelenler oldu. ‘Güzel fırsat’ denildi. Ben de yazılı davetimi gönderdim. Buna rağmen o açıklamayı yaptı. Sonra gerek kendi partisinden gerek dışarıdan zannediyorum kendisini aradılar. Sayın Başbakan da aradı. Sonra geleceğini bildirdiler. Sayın Bahçeli davetimiz üzerine tereddütsüz Yenikapı’ya geleceğini bildirdi ve geldi. Orada yapılan konuşmalardan rahatsız olmadık. Genel itibarıyla toparlayıcıydı. Ardından Adli Yıl Açılışı vardı. Barolar Birliği Başkanı ziyaret talebinde bulundu. 6 -7 baro hariç hepsi geldi. Tek tek hepsinin elini sıktım. Yönetimden arkadaşları ile makama çıktık, dertleştik. Yanında bir hanım vardı, üst yöneticilerinden. Dedi ki “Sayın Cumhurbaşkanı’m bu şeyler bitsin. Bu konuşmaları hep yapabilelim. Adli Yıl’da da bunu halledelim’. ‘Bence sıkıntı yok, yaparız’ dedim.

-Teklif onlardan geldi yani?
Tabii. Bir otelde yapmayı planlamışlar. 500-600 kişilik bir yer. ‘Bizim Kongre Merkezi’miz çok daha rahat, inşallah bu sene orda yaparız, isabetli olur’ dedim. O şekilde ayrılmıştık. Sonra haber aldık ki, gelmiyorlar. Oylama yapmışlar. Metin Bey arzulu idi. Oylama sonucu 2’ye 8 ile olumsuz bakmışlar. Arkadan Sayın Kılıçdaroğlu da davete ‘Hayır’ dedi. Fakat benzetmeleri hiç hoş değildi. ‘Yargı bağımsızlığına ters düşer’ dedi. Nasıl ters düşüyorsa? Burası partinin genel merkezi değil ki! Burayı yaparken bir şeyi düşünerek yaptık. Devletin toplantılarını yapabilecek bir yeri yok. Olan da çok çok pahalı. Öyle bir yer olsun ki yabancı misafirler geldiğinde onlar da takdir etsinler. O gün yargı mensupları bin 600 kişi geldi ve hepsi de çok memnun oldular. Sayın Bahçeli de memnun oldu. Biz, anamuhalefetin oraya gelmeyişini anlamakta zorlanıyoruz.

‘EFKAN BEY’DEN İSTİFADE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
-Efkan Âlâ’nın istifası kabine değişikliğinin ilk adımı mı?
Efkan Bey benim müsteşarımdı. Milletvekili olmadan bakan yaptığım, kabiliyetleri olan bir arkadaşımız. Son hassas dönemdeki gelişmeler sebebiyle Sayın Başbakan’la bir değerlendirme yaptık. Böyle bir şeyin olmasının uygun olacağını söylediği için ‘Madem böyle düşünüyorsunuz, hayırlı olsun’ dedik. Ama Efkan Bey, bizim yol arkadaşımız, dava arkadaşımız. Bundan sonra da kendisinden aynen istifade etmeye devam edeceğiz.

‘VİZE MUAFİYETİ BU YIL İÇİNDE...’
-Vize muafiyetinde ilerleme var mı? Uzun süre sonra Merkel’in tutumuyla ilgili olumlu ifadeler kullandınız...
Merkel, tutumunu bayağı gözden geçirmiş. Tusk ve Junker’in de çok daha olumlu noktaya geldiklerini gördüm. Mesela onlar, ‘1 Ekim’de şöyle şöyle yapsak da daha sonraya diğerlerini yetiştirsek’ dedi. Biz de, ‘Bunu yapacaksanız 1 Ekim itibarıyla vize işini eşzamanlı olarak yapacağız. Geri kabul anlaşması ile bunu yapacağız diyorsanız, onu yapacağız’ dedik. Merkel ile Gümrük Birliği ile alakalı konuyu da konuştuk. Merkel, bunun problem olmayacağı kanaatinde. AB Bakanı’mız, Dışişleri Bakanı’mız konuyu yakın takip ediyor. Bunu bir yere vardıracaklar. Vize muafiyeti ve geri kabulle alakalı yakın markajdalar. Bu iş biraz sarksa bile bu yıl içinde biter diye düşünüyorum.

-Gümrük Birliği derken tam olarak neyi kastettiniz?
1996’dan itibaren AB ile Gümrük Birliği’miz var. Hiçbir ülke AB’ye girmeden Gümrük Birliği’ni kazanamamıştır. Kimi bunun için iyi olmadı, kimi iyi oldu dedi. Bana göre kazanımdır, olumsuz değildir. Ancak onun bir süresi vardı, o doldu. Şimdi Gümrük Birliği güncellenecek, böylece yeni bir süreç başlamış olacak.

-Alman basınında, ‘Erdoğan Merkel’e diz çöktürdü’ başlıkları atıldı. Avrupa basınında, Türkiye’nin mültecileri kullanarak Avrupa’ya şantaj yaptığını ileri sürenler de var. Değerlendirmeniz nedir?
Mülteciler için neler yaptığımız ortada. Onları niye kullanalım ki? Öyle bir tavrımız olsa, 60 bin mülteciyi Edirne’den geri çevirmezdik. Dolayısıyla bu konuda asla bir şantaj da söz konusu değil. Alman basınına atfen aktardığınız o ifadeyi de yakışıksız buluyorum. Ne benim diz çöktürmeye ihtiyacım var, ne de Merkel’in diz çökmeye. Kendi Şansölyeleri hakkında o denli yakışıksız ifadeler kullananlar, aslında kendi seviyesizliklerini gösteriyor.


Habertürk
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.