Ergenekon, siyasi olduğu kadar hukuki bir davadır
Büşra Erdal, Ergenekon soruşturması ve dava sürecini en yakından takip eden gazetecilerden biri. Bir taraftan süreçle ilgili gelişmeleri takip etti, bir taraftan da ‘gizliliği ihlal’ gerekçesiyle kendisine açılan onlarca davayla başa çıkmaya çalıştı. Bu yüzden, sürecin ilk günlerinde Beşiktaş Adliyesi ile Bakırköy Adliyesi arasında, son beş yılda da Silivri ile Bakırköy Adliyesi arasında mekik dokudu. Son altı yılı yollarda ve mahkeme salonlarında geçti, evine çok az uğradı. Kararın açıklanmasına günler kala ‘Kafası Karışanlar İçin Ergenekon’ adlı kitabı yayımlandı. Zaman Gazetesi Yargı Muhabiri Erdal ile kitabını ve Ergenekon davasının bilinmeyen ayrıntılarını konuştuk.



-Kitabın adına bakılırsa Ergenekon konusunda epey kafa karışıklığı olduğunu düşünüyorsunuz. Karışıklık sadece davanın büyüklüğünden, iddianamelerin çokluğunda mı kaynaklanıyor, yoksa başka etkenler de var mı?

Aslında her ne kadar ‘kafası karışanlar için’ desek de Ergenekon’u merak eden, son 6 yılda neler oldu bilmek isteyen herkesin okuyabileceği bir kitap. Bu tabir daha çok, büyük dosya, fazla belge arasında kaybolmuş insanlara ana mevzuu, ana suçlamaları anlatmayı amaçlıyor. Öte yandan kafa karışıklığı tabii ki sadece dosya büyüklüğünden kaynaklanmıyor. Ergenekon davası, Türkiye’nin ilk derin devlet ve darbe teşebbüsü davası. Haliyle önemli insanların yargılandığı bir süreç. Bu anlamda sanık avukatları ve medyanın bir kısmı tarafından, dava üzerinden oldukça kara ve gri propaganda amaçlı yayınlar yapıldı. Kamuoyu bilinçli olarak manipüle edildi. Ben de bu kadar bilgi kirliliğinin olduğu yerde insanlara şahit olduğum ve belgelerin de doğruladığı gerçekleri yalın bir üslupla anlatmak istedim.



-Ergenekon için ‘Herkesin bildiği sır’ tanımı yapıyorsunuz. Bu ‘herkes’in içine en çok gazeteci ve siyasetçiler giriyor; ama en fazla itiraz hatta sulandırma çabası onlardan geldi. Neden?

Evet, aslında Ergenekon ‘herkesin bildiği bir sır’ idi. Başta da gazeteci ve siyasetçilerin... Susurluk kazasından sonra medyada ilk kez Ergenekon ismi çıkıyor, bunu Ergenekon davasında mahkûm olan Erol Mütercimler söylüyor. Bunu bazı gazeteciler kitap haline de getirdi. Ama 2007’ye gelindiğinde, o yapı ‘ulusalcı’ ideolojiyle yargı önüne çıkmaya başladığında, 90’larda Ergenekon karşıtı olanların birden Ergenekon’un yanında olduğunu gördük. Bunun sebebi çeşitli. Öncelikle 90’lardan kalma, kafasında derin devleti sadece ‘Susurluk’ ile özdeşleştiren, ondan bir adım öteye gidemeyen bir solculuk var. Derin devleti; polis, siyasetçi ve ülkücü kökenli ‘faşist’ tetikçilerden oluşan yapı diye düşünüyorlar. Bu yapının 2000’lerde kendi ideolojilerine yakın kişilerden oluştuğu da ortaya çıkınca inkâr politikasına geçtiler. İkinci olarak da bu Ergenekon yapısının içinde olup da savcılık tarafından deşifre edilememiş isimler yine sulandırma, itibarsızlaştırma ve hatta davayı bitirme çabalarını sürdürüyor bence.



-Sanıklar ve onları savunanların daha çok kitap yazdığı görülüyor. Onlar mı çalışkan, iddiaların haklılığına inananlar mı tembel?

Ergenekon davasının haklılığına inanan kesimde hem tembellik hem de kendine güven var belki. Zaten savcılar iddianameleri yazdı, mahkeme de yargılıyor, medyada bu davanın haklılığını yüksek sesle söyleyen bir taraf da var diye tembellik yapılıyor sanki. Diğer taraftan sanıklar ve Ergenekon yapısını destekleyenler ise kendilerince bir ölüm-kalım savaşı veriyor. Bu anlamda onlar daha fazla asılıyor. Böyle bir gerçek var. Benim açımdan ise tembellik belki bir nebze olabilir ama asıl sebep kapsamlı bir davalar silsilesini takip ettiğim için yazmaya fırsat bulamamam. Balyoz davası bitince kitaba yoğunlaştım ve tamamlayabildim. Ama o kadar kapsamlı bir dosya ve Türkiye’nin yıllardır beklediği bir süreçti ki bunu kamuoyuna iyi anlatmak gerekiyor. Burada da iş gazetecilere düşüyor.



-‘Bu siyasi bir davadır’ sözü sık duyduğumuz eleştirilerden biri. Özellikle CHP her fırsatta bunu dile getiriyor. Dava gerçekten siyasi mi?

Evet, Ergenekon davası, ‘siyasi’ bir dava. Çünkü darbe, özünde siyasi bir suç. Bu anlamda hükümeti, halkın seçtiği iktidarı düşürmeye, ortadan kaldırmaya ya da iş göremez hale getirmeye dönük eylemleri konu alan bir dava. Ama aynı zamanda hukuki bir dava.



-Bunu biraz açabilir misiniz?

Bir davanın siyasi boyutunun olması hukuki olmadığı anlamına gelmez. Terör örgütü davaları da bir boyutuyla siyasidir. Dolayısıyla burada önemli olan davaya dair niteleme değil, davanın kanuna uygun işleyip işlememesidir. Ergenekon davasında da Türk Ceza Kanunu’nda yer alan suçlardan Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre yargılama yapılmıştır. Dolayısıyla hukuki bir davadır.



-Sanık tarafının bir iddiasına göre bu dava polisin bir komplosu. Oysa kitapta polisin soruşturmayı başlatan Savcı Zekeriya Öz’e epey direndiğini anlatıyorsunuz. Bu daha önce bilinmediği için mi ifade edilmedi?

Ergenekon soruşturması birden başladı ve genişledi. Başında ‘Ergenekon’ ismi de pek bilinmediği için soruşturma sürecinin ayrıntılarıyla ilgilenilmedi. Ben sonradan yaptığım araştırmalarda bu detaylara ulaşınca kitapta yer verdim. Hakikaten dosyadaki belgelerin izini sürüp hukuki muhakemesini yapınca ve net bilgiye ulaşınca bu tür komplo teorilerinin yerle bir olduğunu görüyorsunuz. Yani Ergenekon’un polis kumpası, komplosu olduğunu dosyadaki deliller, tanıklar, yani somut bilgiler yalanlıyor.



-Yine kitabınızdan Savcı Öz’ün hem Emniyet’e hem Genelkurmay’a hem de MİT’e direnerek soruşturmanın üstüne gittiğini öğreniyoruz. “Sonun Ferhat Sarıkaya gibi olur!” diye korku pompalanmasına rağmen ondaki motivasyonun kaynağı ne idi?

Bu motivasyon tamamen Öz’ün kişiliğiyle alakalı. Bazı insanlar için ‘Kimseye eyvallahı olmayan’ tanımlaması yapılır ya, Zekeriya Öz de tam buna uyuyor. Birden kendini hiç beklemediği, ummadığı belgelerin arasında buluyor. Bu belge ve dokümanların izini sürerek Ergenekon’a ulaşıyor. İnatçı bir yapısı var. Bir kere elindeki soruşturmaya inanmışsa sonuna kadar peşini bırakmayan bir savcı. Bu özelliği, sadece Ergenekon soruşturmasında değil, diğer işlerinde de görülüyor. Mesela, yıllar önce ‘Serpil öğretmen’ isimli bir kızın tecavüz edilip öldürülmesi davasında mahkûm olanlar aftan faydalanarak serbest kalmıştı. Savcı Öz hemen itiraz edip tutuklattırdı bu vahşi suçu işleyenleri. İdealist bir savcı olarak kanunları sonuna kadar uygulayan bir isim.



-Bu davanın bir özelliği de iddianamelerin çok uzun olmasıydı ki, 2 bin 500 sayfayı bulanlar oldu. Özel bir sebebi var mıydı?

Ergenekon bir soruşturma olarak ilk kez gündeme gelmişti. Daha önce bu konuda yazılmış bir iddianame yoktu. Devasa bir yapılanma, devasa belge ve dokümanlar olunca ortaya böyle iddianameler çıktı. Bir de benim fikrime göre, savcılar Ergenekon soruşturmasında ele geçen delillerin gözden kaçmaması için tamamına yakınını kısmen ya da aynen iddianameye koydu. Bazı deliller klasörlerde olursa gözden kaçabilirdi, o yüzden böyle bir yol izlediler tahmin ediyorum. Hem sorgulamalar sırasında mahkeme heyeti sanıklara soru sorarken bazı sanıkların “Bu delil iddianamede yok.” diye itiraz ettiğine şahit olduk. Hâlbuki dosyada vardı ve soru sormak için de bu yeterliydi ama buna bile itiraz edildi. Bu da savcıların haklı olduğunu gösterdi.



-Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, davanın seyrini sanıklar aleyhine çok etkiledi; fakat bazı sanıklar susmakla eleştirip tanık olarak mahkemede dinlenmesini istedi.

Özkök mahkemeye geldi. 2-3 Ağustos 2012’de iki gün boyunca ifade verdi ve hayli çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ayışığı, Yakamoz gibi darbe planlarının slayt halinde kendisine ulaştığını söyledi. Şener Eruygur’u da uyardığını yine mahkemede açıkladı.



-Geçen hafta kararlar açıklandı; ama hâlâ bir kesim yıllardır tekrarlanan eleştirileri sıralıyor: Sanıklar neyle suçlandığını bile bilmiyordu. Savunma için yeterli süre verilmedi. Birbiriyle alakasız insanlar aynı örgütten sayıldı. ÖYM’ler kaldırıldı, yargılama meşru değil… Haklılık payı yok mu hiç?

Bu tür iddialar davanın başından beri çeşitli şekillerde dile getirildi ve hâlâ getirilmeye devam ediyor. Ne ile suçlandıklarını bilmediğini söyleyen bazı sanıklara Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi cevap verdi. Sanıklara suçlarının anlatıldığını söyledi kararında. Savunma için de en çok süre verilen dava idi Ergenekon. Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı ama geçici madde ile ellerindeki davalara bakmaya devam ettiler. Hukuken meşrular yani. Sonuç olarak bu ve benzeri savunma argümanları, sanıkların kamuoyu algısını değiştirmeye yönelik çalışmaları. Manipülasyon yapılıyor yani.



-Mehmet Haberal’a verilen ceza bazılarınca az bulundu ve sürpriz olarak değerlendirildi. Sizi şaşırtan başka kararlar oldu mu?

Mehmet Haberal kararı şaşırttı evet. Ama bu uygulama sadece Haberal’a yapılmadı. Mustafa Balbay, Levent Ersöz, Sinan Aygün gibi isimlerin 2005’ten önceki eylemleri darbe teşebbüsü sayıldı ve eski kanundan mahkûm oldular. Eski kanunda darbe teşebbüsünün cezası 20 yıla kadar hapisken; yeni kanunda ağırlaştırılmış müebbet hapis. Savcılar yeni kanuna göre ceza istedi, mahkeme eski kanuna göre bu sanıkları cezalandırdı. Bu beklenmedik bir durumdu.



-Siyaset dahil farklı kesimlerden yargıya çok baskılar oldu. Hatta ÖYM’ler kaldırıldı, savcı ve hâkimler tayin edildi, şimdi HSYK’nın yapısı değiştiriliyor. Karara bakılırsa mahkemenin bunlardan etkilenmediğini söyleyebilir misiniz?

Davanın başından beri mahkemeye yönelik çok baskı yapıldı. Hakaretler, tehditler, medya yayınları ve siyasilerin tavırları hep mahkemeye yönelik baskıydı. Son bir yıl içinde de fiziki saldırılarla mahkeme yıkılmak bile istendi. Baskın girişimleri oldu. Tüm bu gelişmelere bakıldığında mahkeme epey soğukkanlı bir şekilde davayı bitirdi diyebiliriz.



-İtalya’daki Gladyo davası 10 yılda tamamlanabildi ve 7 bin kişi yargılandı. Bizde ise aktif soruşturma safhası daha 4’üncü yılda bitti, yargılanan kişi sayısı da İtalya’ya kıyasla çok az. Hangisi anormal?

Aslında Türk Ergenekon’u İtalyan Gladyosu’ndan daha komplike bir yapı. İdeolojik kökleri ve toplumda siyasi karşılığı var. Bu açıdan bakıldığında bizdeki anormal tabii ki. Savcı Zekeriya Öz’ün elinde açık soruşturmalar varken görevinden alınması, bu anormalliğin zaten tescili.



-Kitabınızda ‘Cesaret bulaşıcıdır’ diyorsunuz, Zaman’a verdiğiniz röportajda da Ergenekon’un bitmediğini söylüyorsunuz. Buradan soruşturmaların devam edeceğine inandığınızı çıkarabilir miyiz?

‘Cesaret bulaşıcıdır’ sözünü o dönem Ergenekon ve Balyoz gibi süreçleri götüren savcılar için söylemiştim. ÖYM’lerin kapatılmasının bu cesareti kırdığını düşünüyorum. Ergenekon’un bitmediği de bir gerçek. Bu anlamda ikisini bir arada değerlendirdiğimde Ergenekon soruşturmasının devam edip etmeyeceğini bilemiyorum ama etmesini temenni ediyorum. Hem savcılığın da Şener Eruygur, Tuncay Özkan gibi beş sanık hakkında suç duyurusu var. Belki o da bir başlangıç olabilir.



-Meslek hayatınızın yarısı Ergenekon’la geçmiş ve aleyhinizde 75 ceza davası açılmış. Davayı takip etmekten yorulduğunuz, bıktığınız dönemler oldu mu?

Bıkma değil ama yorulma oldu. Beşiktaş’ta Ergenekon’la ilgili bir gelişme olurken Bakırköy Adliyesi’nde kendi duruşmama gitmek zorunda kalıyordum. Günde 4, haftada 12 duruşmam oluyordu. Bu da çok yorucuydu. Zamanın büyük bölümünü çalışmaya değil, savunma yapmaya ayırıyorduk.

-Tercih hakkı size bırakılsa bundan sonra Ergenekon’la ilişkinizi nasıl belirlersiniz?

Örgüt bitene kadar soruşturmanın sürmesini temenni ettiğime göre, kendimi de bu süreçten ayrı tutamam. Yine soruşturma ve dava aşamalarını takip ederim.

Aksiyon

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.