Ergenekon'daki 242 mahkûmiyetin gerekçesi
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 günü karara bağladığı ve aralarında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Gazeteci Tuncay Özkan ve Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 275 sanıklı Ergenekon davasının gerekçeli kararını 8 ay sonra açıkladı. 252 kişiye çeşitli cezaların verildiği davanın gerekçeli kararın önsözünde şu ifadelere yer verildi: “20 Ekim 2008’de duruşmaları başlayan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Davası 5 Ağustos 2013’ te sona ermiştir. Bu yargılama sonunda, Ergenekon diye bir örgüt olduğu, bu örgütün yapısı, eylemleri ve belgeleri dikkate alındığında mevcut yasalara göre silahlı bir terör örgütü özelliği taşıdığı, bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani gladyo/kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Toplumda geçmişten bu yana Ergenekon ismi dahil değişik isimlerle bilinen, kabul edilen ve eylemleri şikâyet edilen ‘derin devlet yapılanması’ hakkında ilk kez bir yargı kararı verilmiştir. Yapılan yargılamada sanıklar, gerek ‘Ergenekon Terör Örgütü’ üyeliği, gerekse işledikleri sair suçları nedeniyle cezalandırılmıştır.”

Ecevit, Gül ve Erdoğan hükümetlerini hedef aldılar
 Mahkeme gerekçeli kararında darbe girişime vurgu yapıp şunları dile getirdi: “Sanıkların işlediği sabit görülen sair suçların en önemlisi, ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçudur. Ergenekon Terör Örgütü’ nün özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. hükümet ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.”

‘Sanki hiç darbe olmadı’
Gerekçeli kararda, yapılan savunmalarda Ergenekon faaliyetlerinden dolayı sanıkların suçlandıkları hususu görmezden gelindiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Savunmalara Türk ordusuna büyük bir bühtan (iftira) yapıldığı iddia edilmiş ve sanki Türkiye’de hiç darbe olmamış ve hükümetlerin görevi sekteye uğratılmamış gibi bir yaklaşım sergilenmiştir. Oysa ülkeyi darbeye götüren süreçte gelişen acılarla dolu olaylar ve bu olayların ardından gerçekleşen müdahalelerin izleri hâlâ tam olarak silinememiştir. Bu gerçekliği kim görmezden gelebilir. Buna karşın sanıkların özellikle belli bir kısmının gerek telefon konuşmalarında, gerek yazılarında ve gerekse savunmalarında 1960 askeri darbesini, bir devrim olarak değerlendirdikleri, bu tür bir müdahalenin gerçekleşmesini açıkça ifade ettikleri, ordu millet el ele bir araya gelmesiyle ordunun gidişata ‘dur’ demesi gerektiğinden bahsettikleri görülmüştür.”
 
‘Başbuğ, terör suçlusu...’
Mahkemesi, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında ‘Genelkurmay Başkanı’ndan terörist mi olur?’ savunmalarına da gerekçeli kararında açıklama getirdi. Mahkeme heyeti, Başbuğ için terörist ifadesini kendilerinin kullanmadığını, bu ifadenin hukuki olmadığını belirtiyor.Mahkeme heyeti, ‘terörist’ ifadesinin basın organları tarafından kullanıldığına değinerek, hukukta ‘terör suçlusu’ kavramının tercih edildiğini ifade etti.

‘Psikolojik harp taktiği kullanıyorlar’
Gerekçeli kararda bir diğer çarpıcı nokta ise mahkemenin sanıkların duruşmalardaki tutumuna yönelik değerlendirmeleri oldu. Mahkeme heyeti, sanıkların kendi aleyhlerine olabilecek bir ifade kullanmamasını ve duruşmalardaki tutumlarını, sanıkların çok etkili ve sistematik bir psikolojik harp ve propaganda taktiği kullanmasına bağladı: “Dosya kapsamı, yapılan yargılamada ulaşılan deliller ve mahkememizin gözlemi Ergenekon Terör Örgütü’nün ‘Psikolojik Harp(Harekat) ve Propaganda’ tekniğini çok etkili ve sistematik olarak kullandığını göstermektedir. Özellikle Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi’nde (Önce ki ismiyle “Psikolojik Harp Dairesi”) çalışan bir kısım sanıkların faaliyetleri buna güzel bir örnektir.”

‘Danıştay-Ergenekon bağı belgelenemedi’
Kararda Danıştay saldırısı ile ile Ergenekon arasındaki bağın belgelenemediği vurgulanarak şöyle denildi: “Bilindiği gibi bu davada ki en önemli eylemlerden biri Danıştay saldırısını gerçekleştiren sanık Alparslan Arslan’ın eylemidir. Sanıklarda yapılan aramalarda ele geçen dijital ve yazılı hiçbir belgede sanık Alparslan Arslan’ın işlediği bu eylemle, sanıkların arasında bağı gösterecek bir belge ele geçmemiştir. Bir an için sanıkların kolluk birimlerine yönelttikleri ‘polis yerleştirdi’ şeklinde ki isnadın geçerli olduğu bir an için düşünüldüğünde, söz konusu polislerin böyle bir olayın yazılı delili olabilecek uydurma bir belgeyi de sanıkların eşyaları arasına koymaları beklenirdi. Ancak böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Yine sanıklar kendileriyle ilgili yapılan aramalarda belge yerleştirme iddiasının en azından daha makul karşılanabileceği yerlerde niçin aleyhte hiçbir şey bulunamadığını da kendi mantıklarına göre izah edememektedirler”

‘Tuncay Güney’in ifadeleri belirleyici olmadı’
Mahkeme gerekçeli kararında Tuncay Güney’in ifadelerine yer vererek, “Tuncay Güney’in mülakatı dışında sanıkların aleyhine bir delil yoktur. ‘O beyanları çıkarırsanız dava çöker’ şeklindeki ortak savunma stratejisi ise tam anlamıyla bir psikolojik harp uygulamasıdır. Öncelikle Tuncay Güney ile 2001 yılında İstanbul Emniyeti’nde yapılan mülakat metni, dosyada bulunan sanıkların aleyhinde olan yüzlerce yazılı evraktan sadece birisidir. Sadece bu mülakat hiçbir sanığın suçunun sübutunda belirleyici olmamıştır, olamaz da” denildi.

‘Yeni soruşturma gerekli’
Gerekçeli kararda mahkeme Ergenekon’un bazı uzantılarının tespiti için yeni ve ayrı bir soruşturmaya ihtiyaç olduğunu belirterek şöyle denildi: “Ergenekon Terör Örgütü, dosyamız kapsamında tüm bu birbirini tamamlayan eylemleriyle amaç suçların oluşması, iddianamedeki ifadesiyle ‘darbeye zemin hazırlama’ yönünde faaliyet göstermektedir. Yapılan yargılamada bu örgütün çok karışık bir ilişkiler yumağına sahip olduğu görülmüştür. Örgütün yargılanan ve mensuplarının cezalandırıldığı belli bir kısmı açığa çıkarılmış ise de, bazı hücrelerine ulaşılamadığı görülmüştür. Bu yüzden bunların ayrı bir soruşturma ile ortaya çıkarılmasının mümkün ve gerekli olduğu düşünülmektedir.”

 ‘Azınlıklara karşı nefret söylemi geliştirildi’
Ergenekon davası gerekçeli kararında azınlık cemaatlerine ve Alevilere yönelik eylem hazırlıklarını girildiği ve sistematik olarak bir nefret söyleminin geliştirildiği ifade edilip şöyle denildi: “Geçmişte devlet içindeki derin yapıyla ilişkisi gündeme gelen ve çete lideri olmaktan mahkûm olan dosyamız sanığı emekli emniyet mensubu bir sanığın liderliğinde bazı suikast ve sabotaj planları yapıldığı anlaşılmıştır. “

‘TSK yargılanmıyor’
Mahkeme kararında TSK’yı yargılamadığını vurgu yapıp şöyle dedi: “Sanıkların yargılanan bir kısım asker sanıklardan dolayı ‘TSK’ nin yargılandığı’ yönündeki beyanları ise bir savunma taktiğinden ibarettir. Bu tür söylemler hem suçun şahsiliği prensibiyle bağdaşmamaktadır. Her kurum içinde yasadışı eylemi olan kişiler bulunacağı gibi TSK mensupları arasında da suça karışanlar olabilir. Geçmişte olmuştur. Gelecekte de olması muhtemeldir. Sanıklarda ele geçen silahlar ve mühimmat nitelik ve nicelik, olarak çok vahim niteliktedir. “


Haber: FATİH YAĞMUR / Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.