Ergun Özbudun: Başkanlık fikri olsaydı 2007’deki daveti kabul etmezdim!
 Ünlü Anayasa Hukukçusu ve Türkiye’nin önde gelen liberallerinden olan Prof. Dr. Ergun Özbudun Gastesehir.com’un “30 yıl konuşmaları” projesi çerçevesinde 1950’lerden beri gelen hayat hikayesini ve dönem dönem siyasi hayatla ilgili kesişmelerini anlattı.

27 Mayıs Darbesi sırasında CHP’li olan ve ‘kurtulduk’ diyen Özbudun zamanla yakasında 6 oklu rozeti çıkaracaktır. 12 Eylül anayasası komisyonunda olma teklifini bir mazeretle reddeder Özal’ın anlattıkları ilgisini çeker hatta Özal’dan milletvekili teklifi bile alır. 
Ergun Özbudun eğer başkanlık söz konusu olsaydı Ak Parti’nin 2007’deki Anayasa Komisyonu Başkanlığını kabul etmeyeceğini söylerken yeni anayasa ile ilgili ümitli olmadığını belirtiyor:

“Bugünkünden daha demokratik insan haklarına daha önemli yer veren bir anayasa yapılacabileceği kanısında değilim. Ümidim sıfıra yakındır bu konuda.”

İşte Gastesehir.com’da yayınlanan Ergun Özbudun söyleşisi:

 

Annem Cumhuriyet’in İlk Çalışan Kadınlarından Birisiydi

“Babam bir bürokrattı, Sayıştay üyesiydi. Annem ev kadınıydı ama ilginç bir tarafı Cumhuriyet’in ilk çalışan kadınlarından biri olmuştur. Fransızcası olduğu için Futbol Federasyonu’nun yazışmalarında görev almış. Evlendikten sonrada çalışmayı terk etmiş. Dolayısıyla tipik bir orta sınıf aile diyebiliriz.”

Altı Oklu Rozeti Takıp Gezdim

“Şimdi ailem çok büyük ölçüde CHP’li bir aileydi. Yani 1950 seçimlerinden, işte o zaman ben hesapça on üç yaşında oluyorum, mutlu olmadım onu söyleyeyim. 14 Mayıs’tan sonra bir süre altı oklu rozeti takıp gezdim ortada, on üç yaşında bir çocuk. Dolayısıyla bizim ailemiz bundan mutlu olmadı fakat 50’lerin daha sonraki yıllarına oranla fazla bir gerilim de yoktu. Fakat özellikle ikinci yarısında 1950’lerin ve 1957 seçimlerinden sonra iktidar partisi daha otoriter bir politika izlemeye başladı. O tabi kutuplaşmayı derinleştirdi. Siyasi mücadeleyi sertleştirdi. Tabi onları siyasi ilgisi yüksek bir yeni yetme veya genç olarak ben de yaşadım.”

Siyasi Parti Üyeliği ile Akademik Kariyeri Uzlaşmaz Gördüm, İstifa Ettim

“Üç sene boyunca ben CHP Gençlik Kolları Genel Sekreteriydim ve son derece aktif bir siyasi faaliyetti. Bir siyasi parti üyesinden beklenebilecek her türlü görevi de yerine getirdim. 1957 seçimlerinde köy ziyaretleri, kahve konuşmaları, sandık gözlemciliği, bütün mitinglere iştirak, aklınıza gelebilecek her türlü şey. 59’un son günü benim asistanlık atamam gerçekleşti Ankara Hukuk Fakültesi’nde ve o tarihte bir üniversite öğretim üyesinin veya yardımcısının bir siyasi partiye üye olmasına engel bir husus yoktu, bir mani yoktu ama ben siyasi parti üyeliği ile akademik kariyeri o tarihte de uzlaşmaz bulduğum için atanmam ile birlikte parti üyeliğinden istifa ettim ondan sonra da aktif, organik bir ilişkim olmadı.

Önder Sav Komşumdu, Deniz Baykal Sınıf Arkadaşımdı, Hikmet Çetin ile Yönetim Kurulu’nda Beraberdik

“Benim genel sekreter olduğum yıllarda, bizim gençlik kolları merkez yönetim kurulunda bir defa Önder Sav vardı ki aynı zamanda hem okul arkadaşımdı hem de apartman komşumdu. Hikmet Çetin vardı bizim yönetim kurulunda. Dolayısıyla ben siyasete girmedim ama o yönetim kurulu üyeleri pek çoğu siyasette önemli pozisyonlara geldiler. Deniz Baykal sınıf arkadaşımdı. Fakat bizim kurulun üyesi değildi. Daha sonra onun CHP ile ilişkisi belirdi.”

6 – 7 Eylül Olaylarına Çok Üzüldüm

“Ben İstanbul’un özellikle gayrimüslim azınlıklarının İstanbul’un rengine büyük katkıda bulundukları inancında bir insandım. Onlara yönelmiş böyle barbarca bir tahrip hareketi tabi beni çok üzdü ve hayal kırıklığına uğrattı. O hadise de İstanbul Rum Cemaati’nin yavaş yavaş erimesinde bir adımdır. Bakın 50’lerde İstanbul fevkalade çok renkli bir şehirdi. Yüz bin civarında bir Rum azınlık vardı. En az 60-70 bin kişilik bir Ermeni azınlık vardı ve ciddi bir Yahudi azınlık vardı. İstanbul’un o tarihlerdeki nüfüsu da bir milyonun altındaydı. Düşünün son derece renkli bir toplum ve ben renkliliği severim. Yani tek renklililikten yaratıcı bir faaliyet doğmaz.”

555K’ların Düzenli Üyelerinden Biriydim

“555K’ların devamlı üyelerinden biriydim. O bir gerçek. Şunu da söyleyeyim, 27 Mayıs’ı ben olumlu karşıladım, memnuniyetle karşıladım. Fakat hemen ilave edeyim ki bu Yassıada yargılamaları rezaleti, ki rezalet olduğu artık herkesçe malum. Hukuk devletiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir yargılama süreci ve sonra da Menderes ve iki bakanının idamlarına da fevkalade üzüldüm. Demokrat Parti’ye muhalefetimizin amacı bu değildi. Memlekette hukukun üstünlüğünün demokrasinin tesisiydi. Yassıada yargılamaları hakikaten hukuki açıdan bir skandaldı.”

27 Mayıs’ta ‘Kurtulduk’ Dedim

“O gidişatta artık serbest bir seçim olamayacağı kanaati hemen hemen bütün CHP’lilerde bu arada bende ve belki CHP dışındaki muhalefet partilerinde kökleşmişti. Artık serbest yarışmaya dayanan bir seçimin 1960 veya sonrasında olamayacağı, çünkü biliyorsunuz DP’nin son  icraatlarından biri bir tahkikat komisyonu kurmaktı onun anayasaya uygunluğu fevkalade kuşkulu tabii. ‘CHP ve bir kısım basının yıkıcı faaliyetlerini araştırma komisyonuydu’ adı. Dolayısıyla CHP’nin ve bir kısım basının yıkıcı faaliyetlerde bulunduğunu peşinen ilan ediyorsunuz ve onu tescil etmek üzere bu komisyonu kuruyorsunuz. E öyle bir ortamda artık serbest, adil, eşit yarışma şartlarına dayanan bir seçimin yapılabileceği ümidini pek çok kişi gibi ben de yitirmiştim. Dolayısıyla kurtulduk kelimesinin anlamını bu şekilde izah edebilirim.”

Çevrem Hep Halk Partiliydi, Mutlu Menderes Lise Arkadaşımdı

“Benim çevrem hemen hemen hep Halk Partili veya Halk Partisi sempatizanı arkadaşlardı. Karşı cepheden pek arkadaşım yoktu. Biz kendi aramızda konuşuyorduk. Zaten o dönemde de toplumda ciddi bir kutuplaşma vardı. İki taraf arasında temas, empati, dostane fikir alışverişi bunlar çok eksikti. Herkes kendi grubu içinde, kendi takımı içinde tabiri caizse konuşuyordu, tartışıyordu. Ama karşı gördüğünüz grupla temas çok azdı. Lisede rahmetli Menderes’in ortanca oğlu Mutlu Menderes sınıf arkadaşımdı. Onunla gayet dostane ilişkilerimiz vardı ama biz siyaset konuşmazdık.”

CHP’de Görev Aldım Çünkü…

“CHP o dönemde, özellikle DP’nin otoriter gidişi karşısında evrensel kriterlere uygun bir demokrasiyi, insan haklarını, denge ve denetim mekanizmalarını savunan bir partiydi. Onun için ben o partide görev aldım.”

Amerikadayken Ermeni Meselesiyle İlgili Nadiren Sorular Soruluyordu

“İlginç bir deneyimimi anlatayım. Mesela bizim başka bir şehre seyahatimiz sırasında buzdolabı bozulmuştu ona tamirci gelmiş. Karşımızdaki Amerikalı komşuya söylemiştik. Fakat tamirci Ermeniymiş ve bizim Türk olduğumuzu öğrenince ben bunu tamir etmem demiş. Bu enteresan bir olay. Onun dışında hayır rahatsız edici çok fazla soruyla muhatap olmadım. Ermeni sorunuyla ilgili zaman zaman tabi insanlar sorulara muhattap oluyor ama 1915’te cereyan etmiş bir olay için sizi suçlayıcı tarzda değil. Ama ne oldu ne bitti ne düşünüyorsunuz tarzda konuşmalar çok yoğunlukla olmamakla birlikte cereyan etmiştir.”

Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının İdamına Üzüldüm

“Genç insanların, kimseyi de öldürmemiş olan genç insanların, tabi tümüyle de suçsuz demek istemiyorum yani onların da banka soygunculuğu vesaire gibi bir takım sucları var. Büyük kahraman ilan edilmelerini de abartılı buluyorum ama idam en ağır cezadır ve orada da bir merhametsiz, hoyratça davranış olarak görüyorum.”

 12 Eylül Anayasası İçin Nabzımı Yokladılar

“Danışma meclisinin 160 üyesi vardı. Hepsi atama yoluyla ama onların bir kısmı konsey direkt olarak atıyordu bir kısmını valiler kanalıyla. O zaman Ankara Valisi olan sonra Anayasa Mahkemesi’ne üye olan bir abimiz diyelim nabzımı yokladı fakat o tarihte benim gene bir Amerika angajmanı kesinleşmiş olarak mevcuttu. Onu mazeret olarak beyan ettim. Ondan da çok memnunum. Yani 82 Anayasası’nın, bu kadar eleştirdiğimiz bir anayasanın yapımında rol almış olmak beni daha sonra ki senelerde çok sıkıntılı duruma düşürürdü. Neyse ondan da kurtulmuş olduk.”

Özal’ı Sempatiyle Karşıladım

“Sivil hayata geçiş tarihi benim Amerika’dan dönüş tarihimle çakıştı büyük ölçüde. Yani 83 sonbaharı ve o seçim kampanyası dolayısıyla rahmetli Özal’ı daha yakından seyretme, fikirlerini öğrenme imkânına kavuştum ve sempatiyle karşıladım. Ondan sonra ki dönemde onun iktidarı döneminde de yani bu sempatim devam etti. E bugün de kendisinin çok önemli hizmetlerde bulunduğuna kaniyim ve askeri bir yönetimden sivil yönetime geçiş her zaman problematiktir fakat bunu büyük bir ustalıkla, suhuletle yaptı. O da artı hanesine yazılacak bir husustur. Kürtçe’nin kullanımı üzerinde Konsey’in koyduğu yasağı kaldıran gene Özal dönemidir. O da bir demokrasi ayıbı. Kanunen yasaklanmış değil. Tasavvur etmek mümkün değil. Bir dilin kullanımının kanunen yasaklanması. O ayıptan da gene o dönemde kurtulunmuştur.”

Turgut Özal Milletvekilliği Teklif Etti

“87 seçimlerinden önce. Ciddi bir tereddüt geçirdim çünkü yani partinin politikasını ana hatları itibariyle tasvib ediyordum fakat orada da akademik kariyer düşüncesi ağır bastı. Kendimi aktif politika için yeterince istekli, hevesli görmedim ve nezaketle reddettim.”

Refah Partisi’nin Kapatılma Kararını AİHM’de Savundum

“Dışişleri Bakanlığıyla öyle bir sözleşmemiz vardı. Sadece Refah olayı orataya çıkmadan önce yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdindeki davalarda Türkiye’nin savunmasında yardımcı olmak. Dolayısıyla o dönemde Refah olayı ortaya çıktı. Ben onu savunmakta bir sakınca görmedim.”

Anayasa Mahkemesi’nin Kapatma Kararındaki Bütün Gerekçelere Kesinlikle Katılmıyorum

“AİHM de şu iki açıdan Refah’ın kapatılmasını sözleşmeye aykırı görmedim. Biri bazı Refah yöneticilerinin şiddete meyleden beyanları, ki en başta rahmetli Erbakan’ın ‘Milli Görüş iktidar olacak. Kanlı mı kansız mı olacağına 70 milyon türk vatandaşı karar verecek’ bu kanlı mı kansız mı sözü. Bir gene Refahlı milletvekilinin ‘elbette kan dökülecek, gerçek demokrasi kurulacak, fıstık gibi olacak’ bunu ben uydurmuyorum. Gazete arşivlerinden bulabilirsiniz. AİHM bir defa bu beyanların şiddete teşvik niteliğinde olduğu sonucuna vardı. Ki burada sözleşmenin getirdiği kriterlere uygun buldu kapatmayı. Bir de gene Refah’ın dile getirdiği çoklu hukuk sistemi vardı. Bugün mevcut olan herkese ayrım gözekmeksizin eşit olarak uygulanan hukuk sistemi yerine din ve mezhep esasına göre farklı diyelim ki özel hukuk kurallarının uygulanması. Müslümanlara ayrı, işte Hristiyanlara ayrı, Yahudilere ayrı vs. O da çok tartışmalı bir proje tabii ve AİHM bunu kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı gördü. Yani insanların din, mezhep kriterlerine göre ayrı statülere tabi tutulmalarını. Dolayısıyla bu iki nedene dayandırdı kararını.”

AKP’nin de Fazilet Partisi’nin de Kapatılmasına Karşı Çıktım

“Türkiye’de birçok kapatma davası itiraz yoluyla, müracaat yoluyca AİHM intikâl etmiştir. Bunların Refah hariç diğerlerinin hepsinde mahkeme sözleşmenin ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir. Bir tek Refah davasında bu dediğim iki nedenle sözleşmeye aykırılık olmadığı kanısına varmıştır. Ama mesela daha AKP’den önce ben Fazilet Partisi’nin kapatılmasını da fevkalade yanlış buluyorum onu da ifade ettim. O bir dava konusu olsaydı asla savunmazdım çünkü orda FP’ye karşı yöneltilen, başsavcının yönelttiği başlıca suçlama türban yasağının kaldırılmasını savunması. Bu kadar saçma bir kapatma sebebi olamaz. Aynı şey AKP’nin kapatılması davasında da. Gayet uydurma delillerle imal edilmiş sözde delillerle bir kapatma davası açılmıştır.”

2007’de Başkanlık Fikri Olsaydı Daveti Kabul Etmezdim

“Ben meslek hayatım boyunca özellikle Türkiye’de başkanlık sistemine karşı olmuş bir insanım eğer o zaman bir başkanlık sistemi anayasası hazırlanması söz konusu olsaydı kesinlikle bu daveti kabul etmezdim.”

Anayasa Sihirli Değnek Değil

“(2007’deki anayasa taslağı hayata geçseydi) Tabi Türkiye çok daha rahat bir Türkiye olurdu. Bazı sorunları tartışıyor olmayacaktık ama şunu da kabul etmek lazım anayasa sihirli bir değnek değil. Yani orada kabul edeceğiniz hükümler ne kadar liberal demokratik vs. olursa olsun bazı sorunlar salt anayasa marifetiyle halledilemez.”

Temel Değer Birey Hürriyetidir

“Devlet her zaman veya çoğu zaman Türkiye siyasi kültüründe kutsal devlet olarak hatta işte 1982 Anayasası’nın başlangıç bölümünde de ilk metinde ‘kutsal devlet’. Devleti kutsal olarak görürseniz bireyi de onun hizmetin de karıncalar gibi olarak görürsünüz. Temel değer benim inancıma göre birey hürriyetidir. Orada da Türk siyasi geleneğiyle bağdaşmayan çok doğru bir lafı rahmetli Özal söyledi. ‘Devlete baba derseniz gelir sizi döver. Devlet baba değildir devlet milletin hizmetinde halkın hizmetinde bir hizmet teşkilatıdır.’ Benim görüşüm de tamamen o. Devlet kutsal olamaz. Bireyin onuru kutsaldır. Devlet de onun hizmetinde olması gereken bir teşkilattır, bir organizasyondur.

Yeni Anayasa İçin Ümidim Sıfıra Yakındır

“Bugünkünden daha demokratik insan haklarına daha önemli yer veren bir anayasa yapılacabileceği kanısında değilim. Ümidim sıfıra yakındır bu konuda.”

“Rahmetli Çetin Altan’ın son beyanlarından biri ‘Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi ben görecek değilim’ demiş ben de görecek olduğumu sanmıyorum.”

İstanbul’u Ankara’ya Tercih Ederim

“İstanbul bir dünya merkezidir. Güzelliğini bozma konusundaki bütün gayretlerimize rağmen hâlâ direnen, tarihiyle, coğrafyasıyla, doğasıyla, kültürüyle direnen dünya çapında bir merkezdir. Ankara ile kıyaslandığında çok daha cazip benim için.”

Mümkün Olsa Sultanahmed’e Bile AVM Yapılacak

“Kısa vadeli kâr ve rant düşüncesi estetik kaygıların önüne geçiyor. İnsanı isyan ettirici silüetler oluyor. Dünyanın her yerinde gökdelen yapılabilir ama bunlar şehrin dışında olur. Avrupa’da hangi belli başlı şehre gitseniz ta orta çağdan kalan merkezinin, merkezi mahallelerinin gayet iyi muhafaza edildiğini görürsünüz. Gökdelenler şehrin dışındaki mahallelerde yapılır. Biz mümkün olsa Sultanahmed’e  bile AVM ve gökdelen yapacağız. Onu bir zaman Kültür Bakanı olan sayın Ertuğrul Bey söylemişti. Bu benim benzetmem değil.”

Orhan Pamuk ve Ahmet Altan’ı Kaçırmamaya Çalışıyorum

“Sinemaya, tiyatroya çok uzun zamandır gitmiyorum. Edebiyatla aram fena değil ama istediğim ölçüde değil. Gene yerli ve yabancı edebi eserleri imkân ölçüsünde takibe çalışıyorum. Orhan Pamuk gibi, Ahmet Altan gibi yazarları kaçırmamaya çalışıyorum.”

Çağdaş Resimden Bir Şey Anlamıyorum

Divan şiirini ve en son Yahya Kemal’i severim. Zevklerim klasik, çağdaş şiirden çok fazla hoşlanmam. Çağdaş sanatın diğer dallarından da hoşlanmam. Mesela resmi çok severim  ama çağdaş resimden bir şey anlamıyorum bana garip ve anlamsız geliyor. Bugün alaturka müzik diye piyasada çalınan şeylerin son 10 yılların bestelerinden de pek haz etmiyorum. Benim repeartuarım Lemi Atlı, Bimen Şen, Münir Nurettin ile falan bitiyor, Osman Nihat ile.”

60 Yıldır Sigara İçiyorum

“Winston Churchill’in bir lafı var. O da günde yirmi puro falan içen bir insandı. O da 90’larına kadar, 87’e kadar yaşadı. Şöyle dermiş ‘sigarayı bırakmak çok kolay ben hayatımda yüz kere bıraktım.”

Akademik Kariyer Bir Aşk İşidir

“Yani buna aşkla bağlı değilseniz yani bir araç telaki ediyorsanız bunun başarılı olması mümkün değil. Doktora, doçentlik, profesörlük bunlar biçimsel payeler. Elbette bunlar kolay elde edilmiyor çok zor elde ediliyor ama bunların kendisi bir gaye değil. Öyle meslektaşlarımızı biliriz ki profesör olduktan sonra bir satır yazmamıştır. Ben buna akademik kariyer demiyorum, diyemem de.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.