Ev eşyasının haczi kalkmadı mı?
Konuyu açtığımda, bir icra memurunun, sosyal medya üzerinden yaptığı

“Haciz için girdiğimiz evde, evin küçük çocuğunun çizgi film izlediği televizyonu haczetmemiz gerektiğigün bu mesleği bıraktım” paylaşımını hatırladım…

İcra İflas Kanunu’nun, 6352 Sayılı Kanun’un 16. maddesi ile değişik 82. maddesinin üçüncü fıkrası;

“Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu veya aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu eşya; aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri haczedilemez.”
hükmünü içeriyorken, 6352 Sayılı Kanun’un 16. maddesi ile aynı maddeye eklenen

“İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.”

hükmü ile, hangi malın haczedileceği hususunda daha önceden alacaklı / vekilinde olan yetki mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisi verilmek suretiyle ile icra memuruna geçmiştir.

Dolayısı ile artık, alacaklının / vekilinin haciz talebi yeterli olmamakta, haczi tatbik edecek icra memurunun da bu malın hacze kabil olduğuna kanaat getirmesi gerekmektedir.

Madde gerekçesinde, icra memurunun, hangi malların haczedileceği konusunda takdir yetkisini kullanırken uyacağı ilkeler belirtilmiştir.

Buna göre; “Maddeyle alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerinin korunması, hacizde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, (….) borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşyanın (…) haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır” ifadesi yer almaktadır.

İcra müdürü yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde takip alacağına yetecek miktarda haciz yaparken yokluğu borçlunun günlük hayatını devam ettirmesinde en az sıkıntı verecek ve haczi muhafaza ve satışı en kolay olan mallara öncelik vermek zorundadır.

Borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için “lüzumlu” olan buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, koltuk takımı, ütü, fırın, halı, bulaşık makinesi gibi insan onuruna yakışan hayatın sürdürülmesi için varlığı zorunlu olan ev eşyaları haciz konusu yapılamaz.

Yargıtay’a göre, bu konuda, haciz konusu malın borçlunun haline uygun olup olmadığı ölçütü değerlendirmeye alınamaz. İcra İflas Kanunu’nun 82/2. maddesine göre haczi istenen aynı eşyadan birden fazla bulunması durumunda bunlardan değerinin düşük olanının borçluya bırakılması, diğerinin ise haczedilmesi gerekir.

Borçlu, haczedilen ev eşyalarının İİK’nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendi uyarınca haczedilemeyeceğine dair şikayet başvurusunda bulunabilir. İİK’nun 6352 Sayılı Kanunla değişik 82. maddesinin üçüncü fıkrasında lüzumlu eşya da olsa aynı amaçla kullanılan birden fazla eşya olması halinde bunlardan biri dışında diğerlerinin haczedilebileceğini öngörmektedir.

Bu halde diğerine oranla daha düşük değerli ve satılması ve paraya çevrilmesi zor olan mal, haciz dışında bırakılıp diğer malların haczi gereklidir. Kural olarak borçlunun her türlü mal ve hakkının haczi mümkündür.

Haczedilmezlik iddiasında bulunabilmek için İcra İflas Kanunu’nda ya da özel kanunda hüküm bulunması gerekir. Asıl olan borcun ödenmesi, bir diğer ifade ile alacaklının alacağına kavuşması olup, haczedilmezliğe ilişkin düzenlemelerin bu bağlamda dar yorumlanması gerekir.

Diğer yandan, haczin amacı, borcun tahsilinin sağlanması olup borçluyu taciz etmek ya da baskı kurarak ödemeye zorlama maksadıyla haciz yapılmamalıdır.

Aksi halin varlığı başta İİK’nun genel mantığına ve 85/son maddesi hükmüne açıkça aykırılık teşkil edeceği gibi, temel hak ve özgürlüklerin korunması ilkesine de ters düşer.

Nitekim ev eşyasının haczi halinde bu eşyanın muhafazası güç olup çoğu zaman satılamamakta, satılmaları halinde ise satış bedeli haciz ve muhafaza masraflarını dahi karşılamamakta ve dolayısıyla alacağın tahsiline müspet yönde herhangi bir katkısı da bulunmamaktadır.

Bu halde yapılan haciz işleminde ekonomik yarar bulunmadığı, gibi, haczin yalnızca borçluyu ve doğal sonucu olarak aile bireylerini taciz etmekten öte bir yarar sağlamadığı da görülmektedir.

Yargıtay’a göre, ev eşyası yönünden, İİK’nun 82/3 maddesinde yer alan haczedilmezliğe ilişkin düzenlemenin genel kuralın aksine geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir.

6352 Sayılı Yasanın 16.maddesinin gerekçesi de bu görüşü destekler niteliktedir.

Bütün bu açıklamalar ışığında, kural olarak ev eşyasının haczedilemeyeceği, ancak aynı amaca hizmet eden birden fazla eşya var ise birisinin haczedilebileceği kabul edilmelidir.

Böyle bir durumda pek tabidir ki muhafazası satışı zahmetsiz olan, taliplisi fazla olan mal haczedilmelidir. Ancak lüzumlu olmayan ev eşyaları için de haczedilmezlik kuralı uygulanmamalıdır.

Burada lüzumlu olan eşyadan ne anlaşılması gerektiğinin üzerinde de durulması gerekir.

Mütevazi bir hayat standardının sürdürülebilmesi ve içinde bulunulan sosyal statünün asgari koşullarının muhafazasını temine yarayan, borçlunun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya lüzumlu eşya olarak kabul edilmelidir.

Lüzumlu eşyanın değeri ise pek fahiş olmadığı sürece haczedilmezlik şikayetinin dinlenmesine engel oluşturmayacaktır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bir kararında haciz konusu malın borçlunun haline uygun olup olmadığı ölçütünün değerlendirmeye alınamayacağına hükmetmişken,(Bkz 12. Hukuk Dairesi  2012/27279 E.  , 2013/11536 K.) bir diğer kararında ise “değeri de pek fahiş olmadığına göre” demek suretiyle, fahiş değerli olması halinde haciz tatbik edileceği yönünde karar vermiştir. (Bkz 12. Hukuk Dairesi 2013/34641 E. , 2014/889 K) Sonuç itibarı ile, eve haciz gelmesi uygulaması sonlanmış değildir. Uygulamada ev haczi, genellikle borçluları taciz etmek amacı ile yapılmaktadır.

Evden eşya haczedilip heczedilemeyeceği konusuna son duruma gelince; Yasa değişikliği öncesi haczedilebilen buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın gibi beyaz eşyaların haczi, değişiklik sonrası artık mümkün değildir. (Yatak, tabak, çanak önceden de haczedilemiyordu.) Televizyon ve bilgisayarda ise durum biraz daha farklıdır. Her ne kadar bu ikisi de, lüzumlu ev eşyası sayılmakta ise de, bilgisayar ve televizyonun  haczi değerinin fahiş olduğu durumlarda mümkün olabilecektir.

Eşyalar birden fazla ise, değeri yüksek olan her halükarda haczedilebilecek, değeri düşük olan ise haczedilmeyip borçluya bırakılacaktır.

Ev eşyasının haczi hususunda istisnai bir durum vardır ki o da, borcun kaynağının, hacze konu ev eşyası olması durumudur.

Örneğin; Borç ile çamaşır makinesi alan borçlu, çamaşır makinesinin haczedilemeyeceği iddiasında bulunamayacaktır.

İcra memurunun, haciz esnasında bu durumu bilmesi çoğu zaman mümkün değildir. Alacaklının / vekilinin, borcun kaynağının haczi istenen ev eşyası olduğu hususunda icra memurunu ikna edebilmesi gerekecektir.

Uygulamaya gelince, bir çok icra memurunun, “televizyonsuz da pekala yaşanabilir” mantığından hareketle televizyon ve laptop gibi ev eşyalarını haczettiğine sıklıkla rastlanmaktadır.  Bu bakış açısıyla yaklaşıldığında, borçlunun, çamaşırını, bulaşığını eliyle de yıkayabileceği, dolayısıyla bunların da yaşayabilmek için zaruri şeyler olmadığı sonucu çıkar ki, bu hareket tarzı, kanunun amacına aykırı düşecektir.




Kaynak: http://hukukitavsiyeler.com/2016/01/ev-esyasinin-haczi-kalkmadi-mi/
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.