Feyzioğlu'ndan 'Sırdaş Polis' uyarısı
Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, "Sırdaş Polis İhbar Noktası Projesi" hakkında ANKA'nın sorularını yanıtladı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, yurttaşların kimliklerini bildirme zorunluluğu olmadan birbirlerini polise ihbar etmesi olarak özetlenebilecek "Sırdaş Polis İhbar Noktası Projesi" üzerinde çalıştığının anlaşıldığını belirten Feyzioğlu, CMK'ya göre suça ilişkin ihbarın yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü yapılabileceğini kaydederek, "Mahalleler ve sokak aralarına ihbar kutuları yerleştirmek suretiyle ceza soruşturması yapılması elbette kanunlarımızın öngördüğü bir yöntem değildir" dedi. Projenin uygulanmasının reddedileceğine inandığını söyleyen Feyzioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Projenin uygulanması asıl görevi suç ve suçluları soruşturmak, böylece yurttaşları suçludan koruyarak onların güvenliğini sağlamak olan Emniyet teşkilatının, mesaisinin önemli bir bölümünü, işlenmemiş suçları araştırmakla geçirecek olmasına yol açacaktır. Daha da önemlisi, bu durumun yaratacağı kaos ortamı gerçek suçluların adaletin tecellisinden kaçmasına yol açacak, üstelik yeni suçlar teşvik edilmiş olacaktır. Şöyle ki; kişilerin dayanaksız suçlarla lekelenmemeleri, adli makamların yanlış yollara yönlendirilerek gereksiz yere uğraştırılmamaları için Türk Ceza Kanunu'nun 267 ve 271. maddelerinde iftira ve suç uydurma fiilleri hapis cezası gerektiren suçlar olarak düzenlenmiştir. Kanunun uygulanabilmesi ve bu suçu işleyenlerin soruşturulabilmesi için, iftira yoluyla masum insanların soruşturulmasına ve hürriyetinden yoksun kalmasına yol açan, suç uydurma ile adli makamları yanıltan kişilerin kim olduklarının bilinmesi gerekmektedir."
 
HEDEF YARATILACAK
 
Projenin hayata geçmesi ile polise ihbarda bulunan kişiye kimliğini gizleme hakkı verileceğini, Türk Ceza Kanunu'na göre hapis cezası gerektiren suçları korkusuzca işleme keyfiyeti tanınacağını anlatan Feyzioğlu, kimliği belirsiz muhbirler patlaması yaşanacağını, adliyelerin, işlenmemiş suçların araştırıldığı ve kişilerin kendilerini aklamak için çırpındıkları eziyet merkezlerine dönüşeceğini ifade etti. "Borçlandığı esnaftan kurtulmak, arabasını evinin önüne park eden mahallelisini ya da gürültü yapan üst komşusunu cezalandırmak, hatta sırf öteki gördüğünü yıldırmak için iftira suçunu işlemeyi vicdanına sığdırabilen; kimliğini açıklamama güvencesi içinde, hiçbir korku duymadan bu suçu işlemekten çekinmeyecektir" diyen Feyzioğlu, uygulamanın toplumsal dayanışma ve toplumsal barışı kökünden zedeleyeceğini, yurttaşları birbirine karşı hedef haline getireceğini belirtti. Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda, kamu görevlilerine yönelik ihbar ve şikayetlerin isimsiz olması durumunda işleme konamayacağı hükmünün yer aldığını anımsatan TBB Başkanı Feyzioğlu, kamu görevlisini şikayet ederken kişisel bilgilerini vermekle yükümlü olduğu devlet gücü karşısında adaleti yanıltmaktan çekinen hatta korkan yurttaşların, komşusunu şikayet ederken hiçbir sorumluluk taşımayacağını savundu.

HUKUK DEVLETİ YOKTUR POLİS DEVLETİ VARDIR
 
Devletin, kamu görevlilerini iftira ve suç uydurmadan korurken, aynı korumayı yurttaştan esirgeyeceğini öne süren Feyzioğlu, vatandaşları muhbirliğe özendirmenin ancak totaliter devletlerin başvurduğu ceza anlayışının bir ürünü olduğunu ifade etti. Feyzioğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Bütün yurttaşları potansiyel olarak kendi muhalifi olarak gören ve ancak kendi otoritesini korumak güdüsüyle, yurttaşları birbirine karşı ötekileştiren, hatta birbirinin hedefi haline getiren yönetimlerde, polis halkın emniyetini sağlamak görevinin önüne, iktidardaki siyasi partiyi koruma görevini koyar. Bu tür rejimlerde hukuk devleti yoktur, polis devleti vardır. Anayasamızın 2. maddesine göre devletimiz toplumun huzurunu ve milli dayanışmayı koruyup güçlendirmekle görevlidir. İsimsiz ihbar mekanizmalarını özendirecek projeler, toplumun huzurunu, birlik ve dayanışma ruhunu güçlendirmeyeceği gibi zarar verecektir. Türkiye Barolar Birliği olarak, projenin bir daha ele alınmamak üzere gündemden çıkartılmasını hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi adına talep ediyoruz." (ANKA)

TBB, İSTANBUL VALİLİĞİNİN 5 AĞUSTOS 2013 TARİHİNDE SİLİVRİ’DE YAPILACAK DURUŞMAYA İLİŞKİN AÇIKLAMASI VE 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NİN AÇIKLIK İLKESİNİ İHLAL EDEN KARARI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

 1.Kamuoyunda Ergenekon olarak bilinen ve 5 Ağustos 2013 tarihinde Silivri Cezaevi’nde görülecek olan davanın duruşmasına, “basın mensupları ile milletvekilleri dışında izleyici alınmamasına” İstanbul Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce karar verildiği öğrenilmiştir. İstanbul Valiliği ise, duruşmanın yapıldığı yere gitmek isteyenlerin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal edeceklerini, buna rağmen gitmek isteyenlere karşı tedbir alınacağını ve bu tedbirlere “adım adım hangi safhaya kadar gerekiyorsa o safhaya kadar devam edileceği”ni bildirmiştir.

 2.Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 182/1. maddelerine göre duruşma herkese açıktır. Duruşmanın açıklığının kısıtlanabilmesi için, kamu güvenliğinin bunu kesin olarak gerekli kılması zorunludur. Bu halde dahi, duruşmanın kapalı yapılmasına dair kararın gerekçesi ve hüküm, mutlaka açık duruşmada açıklanır. Yüksek güvenlikli cezaevi kampüsünün ortasında kurulu bir duruşma salonunda, kamu güvenliğinin tehdit altında olabileceği iddia dahi edilemez. Demek ki duruşmanın açıklığının kısıtlanmasının yasal koşulları bulunmamaktadır. Esasen bir davanın şehirden yaklaşık 100 km uzakta ve cezaevinin içindeki bir salonda görülmesi de, duruşmanın açıklığı ilkesinin devlet eliyle ihlal edildiğinin başlı başına göstergesidir. Anılan yargılamada bu aşamaya kadar yaşanan hukuksuzluklar silsilesinin ardındaki temel nedenlerden biri de, davanın kamuoyunun erişiminden uzak ve cezaevi koşulları nedeniyle psikolojik baskı yaratan bir ortamda sürdürülmüş olmasıdır.

 3.Öte yandan, CMK’nın “Duruşmanın Düzen ve Disiplini”ne ilişkin 203. ve devamı maddelerine dayanılarak, duruşmanın belirli kişiler dışında kalan izleyicilere yasaklanmasına hiçbir şekilde karar verilemez. Aksine bir uygulama, duruşmanın açıklığı ilkesinin keyfi bir şekilde ihlalidir.

4.Mahkemenin, anılan hukuka aykırı kararı ve İstanbul Valiliği’nin bu karara atıf yapan açıklaması, Valilik ile Mahkeme’nin mutabakat içinde hareket ettiği algısı yaratmaktadır. Oysa demokrasinin ön şartı; bağımsız ve tarafsız yargı ile kuvvetler ayrılığıdır. Mahkeme kararının, kararı veren mahkeme tarafından değil, Valilikçe kamuoyuna duyurulması, yürütme ve yargı birliğini vurgulayan fevkalade talihsiz bir gelişmedir.

 5.İstanbul Valiliği’nin açıklaması, Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan “Seyahat Özgürlüğü” ile 34. maddesinin “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” hükmüne doğrudan aykırılık teşkil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre ise, barışçıl gösterilerin güç kullanılarak engellenmesi ve dağıtılması, Sözleşme’nin ihlalidir. Valilik, elbette duruşmanın güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almalıdır. Ancak bir hukuk devletinde, yasaklama yoluyla değil, temel hak ve özgürlükleri korumaya özen gösteren düzenlemelerle güvenlik sağlanabilir.
 
6.Şöyle ki; Valiliğin hukuka aykırı yasaklama kararı ve duruşmanın yapıldığı yere gelmek isteyenlere karşı güç kullanılacağına dair açıklaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan “İfade Özgürlüğü”ne ve bu özgürlüğün hayata geçirilmesine yönelik olarak Sözleşme’nin 11. maddesinde düzenlenen “Toplantı Özgürlüğü”ne aykırılık teşkil etmektedir.

7.Sözü edilen Valilik kararına dayanak yapılan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun bütün maddeleri, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında yorumlanmalı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hükümleri ise, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca hiçbir şekilde uygulama alanı bulmamalıdır.

 8.Valiliğin, ancak bir polis devletinde görülebilecek açıklaması, bu davada yaşananların özetidir. Mahkeme de, aleni açıklaması gereken kararını, adeta bir mahcubiyet içinde ve gizlice açıklamak istemektedir.

Türkiye Barolar Birliği olarak, bütün yaşananlara rağmen, yargıya hala güvenmek istiyoruz. Açıkladığımız gerekçelerle, Mahkeme’nin hukuka aykırı kararını gözden geçirmesi ve İstanbul Valiliği’nin hukuka aykırı açıklamasını geri alması için ilgili makamlara demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları adına kamuoyu önünde çağrıda bulunmayı bir görev kabul ediyoruz.

Saygılarımızla.

Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU
Türkiye Barolar Birliği Başkanı



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.