Genç Hukukçulardan 'Adalet Çağrısı'

ADALETE ÇAĞRI

“Ne zulüm, ne merhamet, yalnızca adalet”

Kamuoyunun da yakından takip etmekte olduğu, görev başında ve emekli bazı emniyet mensuplarının gözaltına alındığı soruşturma ile ilgili yapılan birtakım hukuka aykırı muameleler üzerine ülkenin gelecekteki hukukçuları olarak bu açıklamayı yapma gereği duyduk.

22 Temmuz 2014 günü gece yarısı, İstanbul dahil birçok ilde emniyet görevlilerinin gözaltına alınması ile başlayan süreci tüm kamuoyu gibi bizler de yakından takip etmekteyiz. Medyaya yansıyan gelişmeler, serbest bırakılan emniyet görevlilerinin ve avukatlarının ifadeleri, ayrıca bazı milletvekillerinin de açıklamalarından anlaşılmaktadır ki sürecin işleyişi ile ilgili bazı usulsüzlükler bulunmaktadır ve hukuki sürecin işleyişine gölge düşmüştür.

Öncelikle kamuoyunun uzun zamandır gündeminde tutulan ve varlığı henüz hukuki olarak ispat edilmemiş bir yapıyla ilgili olarak yapılan bu soruşturma her hukuki süreç gibi şeffaflık içerisinde yürütülmelidir. Aylardır medya vasıtasıyla varlığı iddia edilen bir yapıyla ilgili bu soruşturma tüm kamuoyunu ilgilendirmektedir. Dolayısıyla yapılan bu soruşturmada meydana gelecek hukuki aksaklıklar, adalete olan güveni derinden sarsacaktır.

Yaşamakta olduğumuz sürece ilişkin değerlendirmelerimiz şu şekildedir:

  1. Gözaltı kararlarının kurulumu henüz tamamlanmış Sulh Ceza Hakimliklerince verilmiş olması, medya tarafından çok büyük olduğu iddia edilen böyle bir yapı ile ilgili soruşturmanın hazırlığının önceden yapılmış olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Kurulumu tamamlanır tamamlanmaz böylesine geniş bir soruşturma başlatması yeni kurulan bu mahkemelerin güvenilirliğine gölge düşürmüştür.

 

  1. Yeni kurulan bu mahkemeler ile evrensel hukukun en temel prensiplerinden biri olan ve yargılama sırasında yapılabilecek keyfilikleri önlemek amacıyla kabul edilen ‘tabii hakim ilkesi’ de ihlal edilmektedir. Bu ilkeye göre suçlu oldığu iddia edilen kişiler suç tarihinden önce yürürlükte bulunan mahkemelerce yargılanmalıdır. Suç tarihinden sonra kurulmuş olan ve daha önceki adli yargı şemasında yer almayan Sulh Ceza Hakimlikeri tabii hakim ilkesine aykırıdır. Diğer mahkemelerden farklı bir işleyişe tabi olan ve isnat edilen suçlardan sonra kurulmuş olan bu mahkemeler soruşturmanın güvenilirliği üzerinde büyük bir sorun teşkil etmektedir.

 

  1. Soruşturmayı yürüten hakim İslam Çiçek’in sosyal paylaşım sitelerinde bazı siyasi isimler ile ilgili açıklamaları ve bununla birlikte aynı siyasi isimlerin soruşturma kapsamında iddia edilen yapıyla ilgili açıklamaları yine evrensel bir ilke olan hakimin tarafsızlığı ilkesine gölge düşürmüştür. Tarafsızlığı hakkında şüpheye düşülen bir hakimin bundan sonra vereceği her karar vicdanları yaralayacaktır. Polislerin gözaltına alınma gerekçelerinden biri olan ve kamuoyunda ’17 ve 25 Aralık Operasyonları’ olarak bilinen operasyonlar kapsamında tutuklanan bazı isimlerin tahliyesine karar veren hakimin, gözaltı kararlarına itirazları değerlendirecek pozisyonda bulunması da yine hakimin tarafsızlığı ilkesine açıkça aykırıdır. Soruşturmaların güvenilirliği açısından, yapılan bu atamaların ivedilikle gözden geçirilmesi gerekmektedir.

 

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 93. maddesine göre gözaltına alınan kişilere ancak “kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde” kelepçe takılabilir. Oysa tamamı bu mesleği yapmış kişilerin bazılarının kendileri teslim olmasına ve bu davranışlarıyla kaçmayacaklarını ispat etmiş olmalarına rağmen arkadan kelepçelenerek medya önüne çıkarılması, şahısların masumiyet karinesine ve CMK’nın ilgili hükmüne aykırıdır. Kaçma tehlikesi olmayan şahıslara kelepçe takılması ve medya önüne çıkarılması soruşturmanın siyasi saiklerle gerçekleştiği algısını yaratmakta ve suçluluğu ispat edilmemiş kişilerin toplum içindeki itibarını zedelemektedir.

 

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre en fazla 4 gün olan gözaltı süreleri dolmasına rağmen şüphelilerin serbest bırakılmaması da yasaya aykırıdır. Yine CMK’nın 91. maddesine göre gözaltı süresinin dolmasıyla serbest kalan kişiler hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe tekrar aynı nedenle yakalama kararı uygulanamaz. Oysa gözaltı süreleri dolan şüpheliler serbest bırakılmamış ve medyaya da yansıyan resmi bir tutanağa göre ‘muhafaza’ altına alınmışlardır. Öncelikle şahısların muhafaza altına alınması gibi bir kurum veya kavramın hiçbir kanunda olmadığını belirtmemiz gerekmektedir.

 

  1. CMK’da muhafaza altına alınmak kavramı eşya, kazanç ve belgeler için kullanılmış olup, CMK’da olmayan hayali bir kavramla gözaltı süreleri dolan bu kişileri zorla nezarethanede tutmak Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesine göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu teşkil etmektedir. Yapılan bu kanuna aykırı işlem devletimizi ilerleyen yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde mahkum edebilecek hukuka aykırı bir işlemdir.

 

  1. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nde bir nezarethanenin taşıması gereken şartlar belirtilmiştir. Bu yönetmeliğin 25. maddesine göre “Mevsim ve gözaltı yerlerinin maddî şartları da dikkate alınarak,geceyi gözaltında geçirecek şahıslar için yeterli miktarda battaniye ve yatak temin edilir. Tuvalet, banyo ve temizlik ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli tedbirler alınır.” Ancak medyaya da yansıyan fotoğraflardan görüldüğü üzere nezarethanede kişilerin yatması için herhangi bir yatak temin edilmemiş ve yerde yatan kişiler gözlemlenmiştir. Nezarethaneler şu haldeki şartları ile insan haklarına aykırılık teşkil etmektedir ve yine ülkemizin AİHM nezdinde tazminata mahkum edilmesine sebep olabileceklerdir.

 

  1. Medyaya da yansımış olan bir görüntüye göre hakim İslam Çiçek’in odasında bulunan bir şahıs hakimin “Kaç İsmail kaç” demesi üzerine odadan çıkmış ve koridorda koşarak uzaklaşmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bu şahsın bir polis olduğu açıklansa da bu şahsın, eğer bir polis ise hakim İslam Çiçek’in niçin ‘Kaç İsmail Kaç’ dediği ve herhangi bir şüpheli durumu bulunmuyorsa niçin koridorda koşarak odadan uzaklaştığı cevap bekleyen sorulardır. Bu şahsın polis olduğu açıklanarak kafalardaki soru işaretleri giderilmemiş ve bu olay da soruşturma üzerindeki şüpheleri artırmış, bununla beraber mahkemeye olan güvene büyük bir darbe vurmuştur. Eğer bu şahıs Başsavcılığın açıkladığı üzere bir polis ise bu şahsa hakimin niçin kaç dediği ve bu şahsın niçin koşarak kaçtığı soruşturmanın güvenilirliği açısından acilen açıklığa kavuşturulmalıdır.

 

  1. Memurlar, işledikleri suçlardan dolayı mahkum olurlarsa cezalarının infazı memur hapishanesi olarak bilinen Paşakapı Cezaevi’nde infaz edilir. Ancak tututklanan polisler Paşakapısı Cezaevi dolu olduğu gerekçesi ile Metris 1-T tipi kapalı cezaevine götürülmüşlerdir. Metris cezaevi ise DHKP-C terör örgütünden mahkum olanların cezalarının infaz edildiği yerdir. Dolayısıyla tutuklanan polisler, yer sakıntısı gerekçe gösterilerek terör suçlusu olmadıkları halde mevzuata aykırı olarak  terör suçluları ile aynı yerde yatmaya zorlanmışlardır. Sonradan yapılan açıklamalara göre Paşakapısı cezaevinin dolu olmadığı da anlaşılmıştır. Resmi kapasitesi 300 kişi olan cezaevinde 189 tutuklu ve hükümlünün kaldığı ortaya çıkmıştır. Yapılan bu uygulama ise polislere yönelik ayrımcılık suçunun işlenmesine neden olmuştur.

 

  1. Gözaltı süreleri dolmasına rağmen 1 haftadır hukuka aykırı bir şekildeserbest bırakılmayan 49 emniyet mensubuna bayramda aileleri ile görüşme izni de verilmedi. Yasada müebbet hapis cezasına çarptırılsa dahi mahkumların bayramlarda aileleri ile görüşmelerine izin verilmesi öngörülmüşken gözaltı süresi dolmuş, serbest bırakılması gereken emniyet mensuplarına böyle bir uygulama yapılması sadece hukuki değil insani açıdan da büyük bir ihlaldir. Avukatların müvekkilleri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı bayramda aileleri ile görüştürülmesi talebi Başsavcılık tarafından ‘daha bayram gelmedi’ denilerek reddedilmiştir. Bayram günü tekrar yapılan bu talep ise ‘bayram henüz başlamadı’ denilerek yine reddedilmiştir. Adliyedeki nöbetçi savcılar ise bu talebi ‘bizim görevimiz değil’ diyerek değerlendirmeye almamışlardır.

 

  1. Hükümet yetkililerinin soruşturma ile ilgili yaptığı ve soruşturmanın yoğunlaşarak devam edip başka alanlara da sıçrayacağına yönelik açıklamaları bu soruşturmanın siyasi saiklerle yapıldığı ve hükümet yetkilileri tarafından yönlendirildiği algısı yaratmaktadır. Bu şekilde devam eden bir süreç bugün olmasa dahi gelecekte kara bir leke olarak anılacaktır.

 

  1. Mahkemenin vermiş olduğu kararda 17 şüphelinin dinlenilmeden karar verilmesi ceza yargılamasının en temel ilkelerinden biri olan savunma hakkını ihlal etmiştir. İfadesi alınmayan kişiler hakkında tahliye kararı verilmiş olması savunma haklarının ihlal edildiği gerçeğini değiştirmez. Kişinin kendini savunma imkânından yoksun bırakılması ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi olan Adil Yargılanma Hakkına açıkça aykırıdır.

Sonuç olarak söylemek isteriz ki mülkün temeli olan adaletin gerçekleşmesi için sürecin tarafsız bir şekilde ilerlemesi ve belirtmiş olduğumuz hukuka aykırılıkların bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Yakın tarihimizde de siyasi amaçlarla kurulmuş mahkemeler ve yapılmış yargılamalar vardır. Ancak bu mahkemeler ve yargılamalar bugün milletin vicdanında yargılanarak mahkum edilmiş ve yapılmış olanların açıkça adaletsiz olduğu hemen herkesçe kabul edilmiştir. Belirtmek isteriz ki hukuka aykırı şekilde gerçekleşecek her yargılama er yada geç tarihin ve milletin vicdanında yargılanarak adaletsizliğe mahkum edilecektir. Tarih bize bunun bir istisnasının olmadığını göstermektedir. Unutulmamalıdır ki hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.


Saygılarımızla
Tanık Hukuk Topluluğu

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.