Haşim Kılıç 'Frene Basamamak'tan Şikayetçi
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Muş Alparslan Üniversitesinin (MŞÜ) 2013-3014 Akademik Yılı açılışına katıldı. MŞÜ yerleşkesindeki Prof. Dr. Sebahattin Zaim Konferans Salonunda düzenlenen tören, İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

Konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, konuşma metninin unutulması üzerine, temsil ettiği kurumun sıkıntıya girmemesi amacıyla konuşmasını metne bağlı kalarak yapacağını belirterek, "Ben aslında içimden geldiği gibi konuşan bir insanım. Fakat işgal ettiğim makamın hassasiyetini gözeterek sizlerle içimden geldiği gibi konuşamıyorum. Çünkü bazen frene basamıyoruz. Basamadığımız zaman da kurumumuzu sıkıntıya sokuyoruz. O nedenle ben sizlere hazırlamış olduğum metinden konuşma yapmak istiyorum. Tabii gelirse..." ifadelerini kullandı.

Kısa süreli bekleyişin ardından konuşma metnini alan Kılıç, düşüncelerin, inançların ve bunları ifade edebilmenin öz anayurdu olarak tanımladığı üniversitelerin, temel hak ve özgürlüklerin, insan onurunun, demokrasinin, barışın, farklı olma hakkının, bilimin ve teknolojinin merkezi olduğunu söyledi.

İfade özgürlüğü

Kılıç, tüm bu değerleri besleyen, büyüten ve yaşatan bu kutlu çatıların, toplumun her zaman gözbebeği olduğuna dikkati çekerek, üniversitelerin, özgürlüklerin dağıtımının yapıldığı kavşak noktası olarak nitelenen ifade özgürlüğünün yaşandığı mekanlar olduğunu ifade etti.

"Var oluşumuzun en ayırt edici özelliği olarak tanımlanan akıl ve düşünce, insanoğlunun, yaradılmışların en şereflisi olarak kabul görmesini sağlamıştır" diyen Kılıç, düşünme ve düşündüğünü ifade edebilme özgürlüğünün olmadığı bir yerde insanların da olamayacağını dile getirdi.

Kılıç, hayat hakkından beri öncelikli olan düşünceyi ifade özgürlüğünün, kimine göre insan olmanın tek şartı olarak kabul edildiğini bildirerek, şöyle konuştu:

"Yaradılış bu gerçek üzerine kurulmuş, ölüm ötesi sorumluluk tezini ortaya koyan öğretiler de eşrefi mahlukat kavramını akıl ve düşünceyle ifade etmişlerdir. Bilgi ve fikir alma, kanaat sahibi olma ve bunları açıklamayı içinde barındıran ifade özgürlüğü, insanlık tarihi süresince çok çetin mücadelelerin konusu olmuş ve en değerli varlıklar bu uğurda feda edilmiştir. Birey olarak, devlet olarak ya da basın mensubu kimliğimizle bugün ifade özgürlüğü konusunda özgeçmişimizi sorgulayarak gelecek kuşaklara sorun bırakmamanın gayreti içinde olmalıyız. Amacımız çağdaş dünya uygulamalarıyla örtüşmeyen ifade ve inanç özgürlüğüne ilişkin sorumlu alanların ortaya konularak onarıcı ve tedavi edici anlayışların ışığında çözümü sağlamaktır."

Hak ve özgürlükler konusu

Yasama, yürütme ve yargı organlarının, hukuk devletlerinde insanoğluna yakışan bir hayat sağlama gibi bir görevi ve zorunluluğu olduğuna dikkati çeken Kılıç, şunları kaydetti:

"Sağlanan bu hayatta ise kendine güvenen, risk alan, suskun ve uslu değil sorgulamayı görev kabul eden bireyler yetişir. Hak ihlalleri, baskı ve dayatma, insanları kendisine ait olmayan sahte bir hayatı yaşamaya mecbur etmektedir. Demokrasinin imkanlarından yoksun kalanlar ona yabancılaşır ve bağlılıklarını kaybederek, hukuk dışı yöntemlerle seslerini duyurmaya çalışır. Baskılayarak, 'içinden düşün, içinden konuş ya da içinden inan' mantığı devlete düşman yaratmaktan başka sonuç doğurmamıştır. Bunun içindir ki hak ve özgürlükler alanında uluslararası sözleşmeler imzalanmış ve bunu denetleyen mahkemeler oluşturularak küresel bir vicdan denetimi sağlanmaya çalışılmıştır."

Kılıç, hak ve özgürlüklerin barış içinde yaşanmasında en başarılı ve yürekli sistem olarak tanımlanan demokrasinin, uygulamaların ön plana çıkmasıyla evrensel anlayışı etkisiz ve tartışılır hale getirdiğini bildirerek, ikiyüzlü anlayış ve uygulamaların, demokrasi inancını yok etttiğini, kin ve nefret duygularının gelişmesine imkan sağladığını söyledi.

Evrensel değerler

Gelişen bu duygu ve söylemlerin daha sonra eyleme dönüştüğünü anlatan Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:

"Buna bağlı olarak ırk, din ve mezhep bağlamında hızlanan ayrışmalar kaygı vericidir. Siyasi aktörler, maalesef evrensel değer ve doğruları çok çabuk terk edebilmektedir. Büyük emek, ter ve gözyaşıyla oluşturulan bu evrensel değerler küçülürken, nefret söylemi ve eylemleri maalesef büyümektedir. Bunun sonunda elde edilen tek sonuç yoğun hak ihlalleri ve ağır yara almış insanlık onurudur.

İnsan, tüm varlığın özü ve özetidir. İnsan da ancak onuruyla insandır. Onursuz bir insanlık asla düşünülemez. Ancak son yıllarda dünyada yaşanan olaylar maalesef insandan daha kıymetli varlıkların olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir damla petrolün insan onurundan üstün olduğu vahşi bir çağı yaşıyoruz. Irk, din, mezhep ve gelir paylaşımı adına hareket edenler çocukları bile acımasızca katledebilmektedirler. Yurtlarından yoksun bırakılan milyonlarca insan aç, sefil ve çaresiz bir durumda kendilerine sahip çıkacak bir nefes beklemektedir. Bu felaketi yaşayanlar, din, ırk ve mezhep farkı gözetmeden sadece insan oldukları için kendilerine uzanacak ellere ihtiyaç duymaktadır. İnsanlık onurunu ancak insan olanlar savunabilir. Bu göreve sahip çıkarak katkı sunmalıyız. Kendi mutluluk ve refahını başkalarının felaketi üzerine inşa edenleri insan olarak tanımlayamıyorum."

"Farklı olma Allah'ın iradesidir"

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, üniversitelerin temel dinamiklerinden birisinin, farklı olma hakkının sorunsuz ve yoğun yaşanması gereken en temel kurumların başında gelmesi olduğunu vurgulayarak, "Bu aynı zamanda üniversitelerimizin bilimsel özerkliği ve özgür yapısının olması gereken en doğal sonucudur. Farklılıklar olmasaydı doğrulara biz nasıl ulaşacaktık. Farklı olma Allah'ın iradesidir. O'ndan iz ve işaretler taşır. Farklılıkları ötekileştirmeden bu gözle yaklaşabilirsek siyaset hukukunun yarattığı, demokrasinin çoğulculuk niteliğine oluşmuş oluruz. Başka bir ifadeyle çoğulculuk, yaradılışın özünde vardır diyebiliriz" dşeklinde konuştu.

Demokrasinin, çözüm olarak demokratik sabır, hoşgörü ve güven ortamında tanışmayı, konuşmayı, uzlaşmayı önerdiğine ve diyalog çağrısı yaptığına işaret eden Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bizler bütün dünyayı vatanımız, bütün insanlığı da vatandaşlarımız olarak gören anlayışın sahipleri olmadıkça insanlık onurunu koruyamayız. Yaradılanların en şereflisi olan insanı bu denli önemli yapan şüphesiz ki sahip olduğu insan onurudur. Hukuk devletinin koruduğu, koruması gerektiği de budur. Zira hak ve özgürlüklerin temeli, özü, amac da onurlu bir hayat yaşamaktan başka bir şey değildir. Demokratik hukuk devleti de insan onurunun yegane güvencesidir. Anayasanın ikinci maddesinde öngörülen, değiştirilemez nitelikteki ilkeler de gücünü ve kaynağını insan onurunun dokunulmazlığından almaktadır.

Ticarileşen, resmileşen ve tekelleşen inançların, ideolojilerin insan onuruyla yakınlığı yoktur. Hak ve özgürlükler çağını yaşayan insanoğlu, dünyanın en ücra köşesindeki insan onuru ihlaliyle yakından ilgilenmektedir. Çünkü insanlığın ortak paydası sahip oldukları onurlarıdır. Konuştuğu gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan çok sesli bir toplumda, insan sayısında düşüncenin üretildiği ve güvence altına alındığı bir hayatı sunamayanların ayakta kalma şansı yoktur. Hukuk devleti topluma sağlıklı ve güven içinde yaşanır bir ortam sağlamayı taahhüt eder."

MŞÜ Rektörü İnanç

MŞÜ Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç ise üniversitelerinin kısa sürede önemli mesafe aldığına değinerek, Muş'un varlık içinde yokluğa mahkum edilmiş bir şehir olmaktan kurtulduğunu ifade etti.

Dünyanın yeniden yapılandığı bir dönemde Türkiye'nin bulunacağı yerin, insanların dünyayı anlama yeteneğine ve vereceği tepkilere bağlı olduğunu belirten İnanç,"Mesela ülkemizde bir süredir ardı ardına gelişen sokak olayları ve onu takip eden gösteriler, Arap Baharı denilen, büyük operasyon gibi olaylar. Bütün bu olanlar karşısında bütüncül ve derin bir bakış açısı geliştiremezsek, üniversite olarak bu olaylar karşısında sağduyulu, onurlu ve doğru bir duruş sergileyemezsek ya başkalarının hedefine katkı sağlamış oluruz ya da bu milletin bize fedakarlıkla temin ettiği bu kadar imkana mağaralarımıza çekilerek karşılık vermiş oluruz" ifadelerini kullandı.

MŞÜ öğrencileri adına İslami İlimler Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği öğrencisi Elif Neslihan Gültekin'in de yaptığı konuşmanın ardından KKTC Yakındoğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Köker tarafından ilk ders verildi.

Törene Vali Vedat Büyükersoy, Belediye Başkanı Necmettin Dede, Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Kaya, AK Parti Muş Milletvekili Muzaffer Çakar, öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı.



Kaynak: AA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.