Hukukçulardan tepki: Darbe dönemlerinde bile böyle hukuksuzluk yaşanmadı!
İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne ilişkin reddihakim taleplerini kabul etmesi, ardından İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi’nden gelen tahliye kararları Türkiye’nin gündemini belirledi. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve infazı uygulamakla görevli savcıların Tahliye kararını Silivri Cezaevi’ne göndermemek için ayak diremesi hukukçulardan büyük tepki çekti. Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatan hukukçular, darbe dönemlerinde bile böyle ihmaller yaşanmadığına dikkat çekti ve uyardı: “Mahkeme kararları herkesi bağlar, derhal uygulanmalıdır. Savcılık ve başsavcılıklarının takdir hakkı yoktur, aksi halde hukuk ve Anayasa askıya alınmış demektir.” Hukukçuların görüşleri şöyle:

Tahliye kararını engelleme girişimi rezillik

Prof. Dr. Sami Karahan (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Tahliye kararının UYAP’a girişinin engellenmek istenmesi rezilliktir. Hidayet Karaca ve 62 polisin tahliyesini geciktirmek için Başsavcı Salihoğlu’nun UYAP’ı kapattığına inanmak istemiyorum. Böyle rezalet olmaz. Tahliyeleri engellemek için adliyede kriz masası kurmak ne demek? Anayasa paspas oldu. Mahkeme kararı derhal uygulanmalı. Asliye Ceza Mahkemesi tahliye kararı verebilir. Aksini düşünmek uluslararası hukuka ve hukuk mantığına aykırı. Tamamıyla keyfi şekilde ve intikam amacıyla cezaevinde esaret altında tutulan mağdurlara geçmiş olsun. Mahkeme kararını uygulamayan cezaevi yönetimi hürriyeti tahditten ağır ceza alır.

Savcı, mahkeme kararını imzalamak zorundadır, takdir hakkı yoktur

Durmuş Türemen (Emekli Hâkim, Albay)

Başsavcı vekilinin, savcıya mahkeme kararını ‘imzalama’ demek gibi bir yetkisi yok. Kanun ne emrediyorsa o yapılacak. Kanunun üstünde kimse yoktur. Bir mahkeme kararı önüne gelen savcının, cezaevine veya infaz savcısına müzekkere yazıp o tahliyeyi sağlaması lazım. Burada kendisine bir takdir hakkı tanınmamıştır. Onun yapacağı sadece bürokratik bir işlemdir. Yani savcı, ‘Ben başsavcıdan böyle bir emir aldım, buradan böyle emir aldım, bunu ben yerine getiremem.’ diyemez. Çünkü ortada mahkeme kararı vardır. Mahkeme kararları geciktirmeksizin hemen uygulanmak zorundadır. Ancak bugünlerde bu suçlar çok işlenmeye başladı. 1980 döneminde bile böyle bir müdahale görmedim. Bırakın mahkeme kararını uygulamamayı, kimse aklına bile getirmezdi böyle bir şeyi. Devlete, devletin ciddiyetine bağlılık vardı. Mahkeme karar vermişse bu uygulanır bitti. Çünkü anayasal düzen bunu böyle emreder. Yapmayan anayasal suç işler, onun da cezası bellidir.

Yargıda büyük bir cinnet hali yaşanıyor

İrfan Sönmez (Avukat)

Bir hukuk devletinde asla olmayacak şeyler yaşandı. Mahkeme kararının uygulanmamasının hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Hukukun yine hukukçuların eliyle yok edildiği tam bir cinnet hali yaşanıyor. Burada savcılığın yapması gereken tek iş, infaz kurumuna yazı yazarak tutukluların serbest bırakılmasını sağlamaktır. İnfaz savcılığının mahkeme kararlarını denetleme yetkisi yoktur. Sadece salıverilmesine karar verilenlerin başka bir suçtan tutuklu olup olmadığına bakar. Başka bir suçtan tutuklama yoksa derhal, gecikmeden mahkeme kararını yerine getirir. Bu açık hükümlere rağmen mahkeme kararlarının uygulanmaması hukuksuzluğun hangi boyutlara vardığının göstergesidir.

Hukuk güvenliği yargı eliyle yok ediliyor

Arif Ali Cangı (Avukat)

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gereği Asliye Ceza Mahkemesi’nin tahliye kararı vermesi bence hukuka uygun. Asıl sorun, intikamcı zihniyette. Hukuk güvenliği yargı eliyle yok ediliyor. Yasada boşluk var. Asıl olan tutuksuz yargılamadır. Yorumun kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına göre yapılması gerekir. Yargının üzerinden bu kadar tepilmemişti. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi reddedilen sulh ceza hakimlerinin tutuklama kararlarını kaldırıyor ve tahliye kararı veriyor. Reddedilen sulh ceza hakimi, asliye ceza hakiminin tahliye kararını yok sayıyor. Hukuk güvenliği yargı eliyle yok ediliyor. Yazık.

Dar bir grubun çıkarlarına Yargı, alet ediliyor

Nuh Hüseyin Köse (YARSAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı)

Altı yılı aşkın süredir ülkeyi kasıp kavuran ‘hukuk katliamı sergisi’, bugünlerde Çağlayan ve Ankara Adliyesi’nde çok taraflı olarak sürüyor. Bir yanda yürütmenin ‘doğal yargıç ilkesi’ne aykırı atadığı yargıçlar, öte yandan dar bir grubun çıkarları için yargıyı kullananlar... Doğal yargıç ilkesi ihlal edilerek sulh ceza hakimlikleri özelleştirildi. Asliye ceza mahkemesi kararının yokluğuna sulh ceza hakimlikleri değil ağır ceza mahkemesi karar verebilir.

Yargıç yasalara göre değerlendirme yapar, kişisel tercihine göre değil

Ali Fahir Kayacan (Balyoz avukatı)

Meselenin özü, sulh ceza hakimliği düzenlemesinde ret taleplerine Asliye Ceza Mahkemesi’nin bakmasına ilişkin CMK düzenlemesidir. Hakim tahliye kararı vermiş ise artık gereği yapılır. Hukukçular olarak kişisel tercihlerimize göre değil, yasalara göre değerlendirme yapmalıyız. Geçmişte hukuksuzluk yapanlar veya buna alkış tutanlar da bir gün aynı muameleye maruz kalırsa insan ve hukukçu olarak ona da karşı çıkarım. Somut olay bakımından benim için önemli olan, yoklukla malul olmadığını düşündüğüm bir mahkeme kararının uygulanması gerektiğidir. Ancak anlaşılan o ki, mahkeme kararını uygulamayacaklar.

Sulh cezalar hukuka darbe vurdu, AYM iptal etmeli

Prof. Dr. Ergun Özbudun

Bu tür istenmeyen olayların temelinde sulh ceza hakimliklerini meydana getiren kanun değişikliği yatmaktadır. Sistem, yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti ilkelerine ağır bir darbedir. Kanun henüz Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) önünde bir karara bağlanmış değil. Ümit ediyorum ki, Anayasa Mahkemesi iptal kararı verir. Ve dolayısıyla hukuk devleti bakımından sorun oluşturan bu olağan dışı mahkeme sistemi ortadan kaldırılır. Daha geçmişte, devlet güvenlik mahkemelerini ve özel yetkili ağır ceza mahkemelerini kaldırırken olağanüstü yargı mercilerinin hukuk devletiyle bağdaşmadığı iddiası ileri sürülmüştü. Onları kaldırdıktan sonra yine böyle olağanüstü nitelik taşıyan bu mahkemeler kuruldu. Bu büyük bir çelişkidir.

Nöbetçi eczaneler çalışıyor ama nöbetçi savcı yerinde yok

Ömer Kavilli (İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Başkan YRD.)

Nöbetçi savcının yerinde olmadığı söylendiğinde bir avukatı görevlendirdim ve nöbetçi savcılıkların odalarını tek tek çaldı. Ve nitekim hiçbir kapı açılmadı. Ve silahlı olan özel güvenlik ve memurdan bu konuda bilgi sorulduğunda sadece 4 odanın savcılara ait olduğunu ve kendisinin de kimseyi görmediğini söyledi. İstanbul Barosu, görevli savcıyı yerinde tespit edemedi, tutanak tuttu, nöbetçi eczaneler çalışıyor ama nöbetçi savcı yok. Adliye binasında hukuksuzluktan geçilmiyor. Nöbetçi savcı köşe bucak kaçıyor. Tahliye kararı hakkında meslektaşlarımızın görevlerinin engellenmesi veya zorluk çıkarılmasına ilişkin tespit yapılması için onların da yanındayız. İstanbul Barosu olarak hukukun yanında olacağız ve kimseye taviz vermeyeceğiz. Avukatlar, müvekkillerinin hukuku ile ilgili göreve gelmişlerdir. Ancak adliye sarayı binasının girişinde tartaklanmışlar.

(Kaynak: Zaman)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.