HUKUKSUZLUK İTTİFAKLARI...
19. ve hatta 20. yüzyılın belirli bir aşamasına kadar hukuksuzluğun, hukuk devleti ve demokrasi açıklarının fakirlik ve işsizlik maliyeti çok yüksek olmadı. Bu duruma dünyadan çok sayıda örnek verilebilir ama kanımca Güney Kore örneği en belirgin örnektir. Bu ülke çok büyük hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi açıklarıyla yirminci yüzyılın ikinci yarısında zenginlik düzeyini çok ciddi biçimde yukarılara çekebildi. Ancak, yirmi birinci yüzyıl artık çok başka bir döneme tekabül ediyor. Günümüzde demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları açıklarının çok ama çok büyük fakirlik ve işsizlik yani ekonomik büyüme düşüklüğü maliyetlerini görüyoruz. Bu maliyet hukuk devletini tüm kurum ve kurallarıyla yerleştiremeyen ülkeler için önümüzdeki senelerde daha da belirginleşecek.

Hukuk öyle gökten zembille inen bir konu, bir mesaj değil; ülke içinde, bölgede, entegrasyon alanları içinde taş taş üzerine koyarcasına üretiliyor. Her üretim alanında olduğu gibi hukuk üretiminin de olmaz ise olmazı bu alana, hukuka yönelik toplumsal talep. Türkiye'de evrensel hukuka yönelik, bir dizi nedenden, büyük bir toplumsal talep yok, bu nedenden hukuk üretimi de evrensel standartlara bir türlü çıkamıyor, bu konuyu Zaman gazetesi, Yorum sahifesinde daha önce de işledim.

Hukuksuzluk, “rant düzeni”ni inşa eder

Ancak, hukuksuzluğun, hukuk üretiminin evrensel standartların altında oluşunun tam nedeni sadece toplumun tüm kesimlerinin bu talebi homojen ve yeterince açıklamamaları değil. Hukuk talebini ya da talep eksikliğini oluşturan çok farklı katmanlar, farklı toplumsal gruplar var ve her toplumsal katmanın, her grubun hukuk talebiyle ilişkisi farklı düzeylerde realize oluyor. Doğrudur, hukuk talebinin eksikliği ya da hukuksuzluk talebi genel bir problem ama bu hukuksuzluk talebi toplumun farklı kesimlerine homojen dağılmıyor. Kayıt içi işçi ile kayıt dışı çalışan işçinin hukuk talebi farklı. Yabancı sermaye ve kayıtlı sermayenin hukuk talebi ile kayıt dışı sermayenin, büyük sermaye ile KOBİ'lerin, küçük esnafın hukuk talepleri yine farklı, piyasaya ve özellikle dış piyasaya üretim yapan tarımcı ile destekleme alımları için üretim yapan tarımcının hukuk talepleri yine farklı. Toplumu  bir teşrih masasına yatırdığınızda bu katmanları çok daha genişletmek, listeyi uzatmak mümkün ama sonuçta, daha çok hukuk talep eden ile daha az ya da hiç hukuk talep etmeyen kesimlerin varlığı ve daha da önemlisi bu kesimlerin süreç içinde, tarihsel süreçte ayrışmaya başladıkları da kesin.

Türkiye tarihinde çok ağırlıklı olarak iktidara hukuk talebi çok yüksek olmayan, hukuksuzluğu tercih eden kesimler gelmiş; ilk bakışta tuhaf gibi gözüken bu durum aslında bir iktisatçı için anlaşılması çok güç bir durum değil. Hukuk talebinin düşük olması, hukuksuzluk tercihi özünde mevki ve para rantını rekabetçi, meritokratik yani liyakatçi düzenlere tercih etmek demek. Türkiye de, geçmişin her döneminde, reel kaynak sıkıntısından, eğitim açığından rant düzenini daima rekabetçi, liyakatçi düzenlere tercih etmiş bir ülke. Bu durum, çok tipik bir kısır döngü yaratarak sistemden hukuku ve liyakatı kovmuş. 'İnsanlar neden hukuksuzluğu tercih ederler?' sorusuna hukuksuzluğun ürettiği rant düzenini, hak edilmemiş gelir kategorilerini ya da ödenmeyen vergileri anlamadan yanıt vermek mümkün değil. Bu sistem kimi bireylere, gruplara, parti seçmenlerine kolay gelir üretiyor ama ortalama milli gelir bir türlü büyümüyor.

Ancak, 21. yüzyılın başından bu yana küresel ilişkilerde bambaşka bir durum mevcut. Kanımca küreselleşmenin temel motorları olan sermaye hareketlerinin ve bilginin sınırsız seyyaliyeti büyüme için gerekli ulusal kaynak sorununu küresel kaynaklardan pay alabilme yarışına çevirmiş durumda. Bu temel gerçeği anlamakta zorlananların mevcudiyeti açık ama durum bu.

Ülkeler, hukuk standartlarını neden yükselt(e)miyor?

Büyüme artık ulusal kaynaklarla, ulusal tasarruf oranlarıyla olmuyor; küresel tasarruf piyasalarından daha çok kaynak çekebilen ülkeler, bölgeler, ertegrasyon hareketleri, nitelikli eğitimle birlikte,  daha hızlı büyüyecekler. Dış kaynak çekmek ise artık tümüyle ülkenin hukuk devleti düzeyinin bir fonksiyonu. Hukuk devleti çıtasını en yukarıya çeken ülkeler en hızlı büyüyecekler.

Peki, ülkeler, daha doğrusu bu ülkelerin yönetimleri hangi saiklerle hukuk çıtasının yükselmesine muhalefet ediyorlar. Hukuk çıtasının evrensel düzeylere çıkmamasının toplumun ortalamasını çok olumsuz etkilediği kesin ama yönetim erkinin bir bölümünü nasıl etkiliyor, bu sorunun yanıtı çok açık değil zira siyaset ve bürokrasinin belirli kademeleri hukuksuzluktan yani rant üretiminden büyük ölçüde nemalanabiliyorlar. Siyaset ve bürokrasinin toplumun da hukuksuzluktan nemalanan bir kesimi ile ittifak kurabildiği, çok iyi bilinen bir gerçek. Siyaset ve bürokrasinin hukuksuzluktan nemalanan kesiminin toplumun en az rekabetçi, en çok rant kollamaya meraklı kesimiyle girdiği siyasal ittifakın ortalama milli geliri, kaynak girişlerini olumsuz etkilediği için azalttığı açık ama burada devreye giren kötü gerçek bu ortalama gelir azalışının siyasetin, bürokrasinin ve toplumun kapalı toplum yandaşları için rant kaynaklarıyla telafi edildiği. Senelerdir kamu ihale sistemi ve imar hukuku diye dertlenmemiz çok boşuna değil.

Bu kısır döngü siyaset ve bürokrasinin rant kollamayacak bir kesiminin toplumun daha rekabetçi ve liyakatçi kesimiyle yeni bir ittifak kurmasından geçiyor ama on senelerdir rant kollama belasıyla çürümüş toplumun siyaset ve bürokrasinin bu yeni ittifakına alan açabileceği çok kuşkulu.

Şu temel gerçeği çok iyi görelim: Siyaset, bürokrasi ve toplumun bir bölümü hukuksuzluğu tercih ediyorlar, hukuksuzluğun yarattığı gelir kaybını da, kendileri için, rant mekanizmalarıyla telafi ediyorlar. Meselenin en sevimsiz yanı da muhtemelen siyasetin, bürokrasinin ve toplumun bu rant kollama ağı dışında kalan parçalarının da daha rekabetçi ve liyakatçi bir toplum yaratmak yerine aynı çürümüş rant ağına katılmak için uğraşmayı tercih edebilmeleri ihtimali.

Temel temennimiz rekabetçi ve liyakatçi sistemin mevcut rant sistemini en kısa sürede ikame edebilmesi; aksi takdirde hepimizin, rantçı kesimler de dahil, enkazın altında kalma ihtimali yüksek. Toplumun sağlıklı, miyop olmayan refleksler göstermesini beklemekten vazgeçmeyelim.
(HABER YORUM: ESER KARAKAŞ / ZAMAN GAZETESİ)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.