'İç Güvenlik Paketi, TBMM gündeminden derhal çekilmelidir'
Gezi Parkı direnişinde polisin orantısız güç kullanımı ve şiddeti sonucunda 8 insanımızı yitirdik. 11 direnişçinin gözünün kör olduğu, 8 bin 163 kişiyi yurttaşımızın yaralandığı ve kolluk kuvvetlerinin yaklaşık 130 bin adet biber gazı fişeği kullanıldığı, bu rakamın, 2012 yılında 14 Avrupa ülkesinde kullanılan biber gazı fişeğinin tam iki katı olduğunu da hatırlatırız.
Açıklamada; hükümet tarafından hazırlanan İç Güvenlik Paketi’nin TBMM ‘ye sunulurken Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Bu paket ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin hedeflendiğini” açıklamıştır. Bu paket ile; Gezi Olaylarında yükselen toplumsal muhalefetin sesinin kısılması, farklı düşünenlerin baskı, şiddet ve yıldırma ile sindirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yerine totaliter anlayışın hâkim olduğu, Anayasa ve AİHS ‘de güvence altına alınmış olan kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ortadan kaldırılarak, idare – kolluğa verilen sınırsız ve denetimsiz yetkilerle faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kayıpların ve yargısız infazların yeniden ülke gündemine girerek, sıradan bir olay haline getirilmek istendiği, demokrasi ve hukuk devleti iddiasında olan bir ülkede olağanüstü dönemlere özgü düzenlemeler ile evrensel normlardan uzaklaşılarak, polis – istihbarat vesayeti hâkim kılınarak Parti – Devlet sürecinin tamamlanması amaçlanmıştır.
Düzenlemeye bakıldığında; Adli Soruşturmada yetki Cumhuriyet Savcısında iken ve Cumhuriyet Savcısı Adli Soruşturmanın amiri konumunda iken, gözaltına alma kararında yetkinin Cumhuriyet Savcısından alınarak kolluğa verilmesi, bireysel suçlarda 24 saat, toplu suçlarda kolluğun 48 saat gözaltı uygulaması yapması kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma hakkı bakımından önemli sorunların yaşanmasına neden olacaktır.  Ayrıca, 5442 Sayılı İl İdare Yasası yapılacak değişikliklerle mülki idare amirlerine “suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması” şeklinde verilen yetkilerle, kuvvetler ayrılığı ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve Anayasa’nın 9. md. düzenlenen yargı yetkisine açıkça aykırılık oluşturmuştur. Önleyici kolluk faaliyeti suç öncesi aşamaya ait olup, suçun işlenmesini önlemeyi amaçlanmıştır. Suç işlendikten sonra soruşturma evresi adli makamlar tarafından yürütülüp yönetilmektedir. Mülki amirler, böylelikle suç unsuru belirleme ve suç yaratma yetkisine sahip olacaklardır ki bu durum “suç ve cezalarda kanunilik ilkesine” aykırılık teşkil edecektir. 
Kişilerin üst , eşya ve araçlarının aranmasına dair tedbirlerin uygulanmasında yargıç kararı olmaksızın, kolluğun keyfiyetine bırakılması da son derece tehlikeli bir düzenlemedir. Aynı husus; koruma altına alma ve yakalama gibi tedbirler için de geçerlidir.  
2559 Sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunun 16. Maddesinde yer alan polisin zor ve silah kullanma yetkisini daha da arttıran bu düzenlemelerle, polise tanınan yetki sınırsız hale gelecek, polis keyfiyeti, orantısız güç kullanımı meşruluk kazanacaktır. 
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde demir bilye ve sapan,  bulundurulması ve taşınması yasak olan maddeler kapsamına alınarak, 2 yıl 6 ay’dan 4 yıla kadar hapis cezası getirilmektedir.
Toplumsal gösterilerde birey-yurttaş kolluğun orantısız güç kullanımına, TOMA, bibergazı, tazyikli suya maruz kalmaktadır. 2559 Sayılı Polis Vakife ve Selâhiyet Yasası’na yapılan ekleme ile basınçlı veya boyalı su kullanabilme olanağı kolluğa tanınmaktadır. Böylelikle birey-yurttaş daha da aşağılanarak, itibarsızlaştırılacaktır. Yargı denetimi olmaksızın Emniyet Genel Müdürlüğü’nün veya İstihbarat Daire Başkanının yazılı emriyle Telekominikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilip, dinlenme yetkisinin getirilmesi de sakıncalı olup, zaten tartışmalı olan ve sürekli yakınılan bu durumun sıradanlaşmasına neden olacaktır. 
Bölge Baro Başkanları olarak temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan, Anayasa, AİHS ve Evrensel normlara aykırı olan, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, hukuk devletini askıya alıp Parti – Devlet, Polis Devletini yasal hale getiren bu düzenlemelere karşıyız. İç Güvenlik Paketi’nin yasalaşmaması gerekir. TBMM’nin gündeminden derhal geri çekilmelidir. Siyasi iktidar hukuk tanımazlığına artık bir son vermelidir. Hukuku sözde değil, özde içselleştirmelidir. İnsanlarımızın temel hak ve özgürlüklerini kullanmasına ket vuracak düzenlemelere değil, demokrasi ve insan hakları standartlarını yükseltecek uygulamalara ihtiyacımız bulunmaktadır. Avukatlık Yasası’nın 76. Ve 95. Maddelerinin Barolara verdiği yetki ve göreve dayanarak bu açıklamayı yapmamız vicdani bir sorumluluktur. Anılan bu paketin yasalaşmaması için her türlü mücadelenin içinde olacağımızın bilinmesini kamuoyunun takdirine saygıyla sunarız.

Av. Dilem Aksoy                          Osmaniye Baro Başkanı
Av. Mengücek Gazi Çıtırık              Adana Baro Başkanı
Av. Bektaş Şarklı                         Gaziantep Baro Başkanı
Av. Ekrem Dönmez                       Hatay Baro Başkanı
Av Alpay Antmen                          Mersin Baro Başkanı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.