İstanbul Barosu'ndan hükümete 'açılım' bombardımanı
Yapılan yazılı açıklama şöyle:

AÇILIM MASALININ SONU: HER YER AYAKLANMA, HER YER KAOS!

Siyasi iktidar ve liderlerinin uzun bir süredir sözde “açılım” ve “Stratejik derinlik” adı altında yürüttüğü gayrı milli politikalar ne yazık ki beklenen zehirli sonuçlarını vermeye başlamıştır. Ülkemiz, siyasi iktidarın ayrıştırıcı, etnik ve mezhepsel temelli politikaları sonucu başkaldırı/ayaklanma provalarının sahneye konulduğu belirsizlik, güvensizlik, çatışma ve kaos ortamına sürüklenmiştir. Bu çerçevede Suriye topraklarında bulunan Ayn El Arap’ta süren çatışmalar bahane edilerek, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunundaki sınırlar çerçevesinde hareket etmesi gereken bir siyasi partinin terör örgütü paralelinde yaptığı çağrı ile ülke adeta savaş alanına çevrilmiştir. Güvenlik güçlerine, okullara, işyerlerine saldırılar düzenlenmiş, yağmalama olayları gerçekleşmiş, bazı kolluk mensupları şehit olmuş, çok sayıda yurttaşımız da yaşamını yitirmiş ve yaralanmıştır. Öncelikle şehitlerimize ve yurttaşlarımıza rahmet, milletimize başsağlığı dilemekteyiz. Bununla birlikte şu hususları da belirmekte zorunluluk görmekteyiz:

1)  Son yaşananlar “açılım” adı altında teröre ve terör örgütlerine verilen tavizlerin, emperyalizmin bölgesel taşeronluğuna soyunmanın doğal sonuçlarıdır. Tüm bu yaşananların, ölümlerin birinci derece sorumlusu siyasi iktidar ile ona destek verenlerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ortakları ile birlikte kumpas kurmaktan, onu itibarsızlaştırmaktan çekinmeyen iktidarın şimdi silahlı kuvvetlere sarılması içinde bulunduğu çaresizlik ve aczin bir yansımasıdır. “Analar ağlamasın” şeklindeki gayrı samimi ve popülist yaklaşımlarla teröre verilen taviz sonucunda şimdi analar daha çok ağlamakta, ülke savaşa ve iç çatışmaya sürüklenmektedir. Yine bu yaşananlardan TBMM’de yer alan ve böylesine gergin bir ortamda sorumsuzca sokak çağrısı yapan siyasi partinin de sorumluluğu vardır. Polis ve jandarmaya taş ve tokat atan milletvekillerinin bulunduğu bir yerde yaşanabilecekleri kestirememek mümkün değildir.

2)  Silahsız, saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü demokratik ve anayasal bir haktır. Ancak son günlerde olanları bu hakkın kullanımının bir parçası olarak kabul edebilmek mümkün değildir. Bu bir isyan ve ayaklanma provası, bir meydan okumadır ve bunun sorumlusu da siyasi iktidardır. Bu arada bugün Ayn El Arap’ta yaşananları bahane ederek sokak çağrısı yapanların, geçmişte Hocalı’da Azerbaycan Türklerine daha yakın zamanda ise Türkmenlere yönelik saldırı, katliam ve etnik temizliğe hiçbir tepki göstermemelerinin, ses çıkarmamalarının değerlendirmesini milletimize ve tarihe bırakmaktayız.

3) Ancak siyasi iktidar, suçluların telaşı ile olaylara karşı bu kez hukuk dışı veya aşırı bir tepkiyi kışkırtarak, suçu açılım ortağı terör örgütüne ve malum siyasi partiye yükleyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmaktadır. Ancak bu kaçış beyhudedir, yaşanan trajedi toplumsal bellekte kayıt altına alınmıştır ve alınmaktadır.

4)  Ayn el Arap’da yaşananlar, elbette ki insani olarak hepimizi üzmekte ve kaygılandırmaktadır. Ancak bunu bahane ederek üniter yapıya, Cumhuriyete, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı bir ayaklanma teşebbüsü, demokratik protesto hakkının çok ötesine geçen saldırı ve terör eylemleri kabul edilemez. Etnik kalkışma ve isyan girişimine karşı gerekli demokratik kurallar çerçevesinde ve hukukla kayıtlı olarak gerekli önlemlerin alınması tabiidir ve gereklidir. Ortadoğu coğrafyasında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, her yapı ve gelişmenin ardında emperyalistlerin kanlı yüzleri ve ellerinin bulunduğunu hatırlatmak isteriz. Bu dönemde de Ortadoğu’nun anahtarı, tıpkı Afganistan’da El Kaide’nin olduğu gibi İŞİD adı verilen kurgusal yapıdır. Türkiye’nin sınırları dışındaki bu yangına ve bataklığa girmesinde hiçbir milli çıkarı yoktur. Türkiye’nin yapması gereken, yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi kapsamında önce iç barışı sağlamak ve ulusal bütünlüğe, sınırların değişmezliğine kararlılıkla sahip çıkmak, başka ülkelerin içişlerine karışmamaktır.

5) Her durumda, bu tür olaylara karşı alınacak ve uygulanacak önlemlerde hukuk devleti ilkesinin göz ardı edilmemesi, hukuka uygun davranılarak aşırılığa kaçılmaması, suç faili olsa dahi insan yaşamının ve vücut bütünlüğünün daima ön planda tutulması hukuk devletinin gereğidir. Bu gelişmeler, demokratik hakların kısıtlanması ve hukuka aykırı düzenleme ve değişikliklerin yapılmasına bahane yapılmamalıdır.

6) Başta siyasi iktidar (ve halen onun başı gibi hareket edenler) olmak üzere, tüm siyasi partiler ve kanat önderleri söylem ve eylemlerinde sorumluluk bilinci ve milli çıkarları gözeterek hareket etmeli, kışkırtıcı, bölücü, tehditkâr söylemlerden kaçınmalıdır. Emperyalizmin gölgesinde ve güdümünde, devleti ve milleti terörle tehdit ederek barış ve kardeşlikten söz etmenin inandırıcı hiçbir yanı yoktur.

7) Yaşananlar bir milletin etnik, mezhepsel, siyasi açıdan bölündüğünde; yurttaşlık yerine belirtilen kimliklerin ön plana çıkarıldığında ülkenin nasıl bir cehenneme dönüşebildiğini somut olarak göstermiştir. Şu halde yapılması gereken ayrılıkların değil, ortak değerlerin ön plana çıkarılmasıdır ki bu da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Gerçekten ayrılıkları, etnik, dini, mezhepsel ve siyasi kimlikleri ikinci plana atarak ortak bir aidiyet duygusu yaratmak suretiyle emperyalizme karşı direnme imkânı veren yegâne yapı üniter-ulus devlettir ve bir millet olabilmektir. Bu yapıda diğer alt kimlikleri ne olursa olsun herkes Cumhuriyetin eşit yurttaşlarıdır.

8) Etnik, dini, mezhepsel kökeni ve siyasi görüşü ne olursa olsun tüm yurttaşlarımız, emperyalizmin oyununa ve kışkırtmasına gelmemelidir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da milletimizin tahrik ve kışkırtmalara gelmeyeceğine, ülkeyi kanlı bir boğazlaşma ve iç çatışmaya sürüklemek isteyenlere inat belirtilen değerlerde birliğine ve bütünlüğüne, kardeşliğine sahip çıkacağına olan inancımız tamdır. Bu şekilde bu büyük emperyalist tuzak bir kez daha bozulacaktır.

9) Ay yıldızlı bayrağımız, hepimizin varlığının, gücünün, aidiyetimizin simgesi, birliğimizin harcıdır. Ona sahip çıkılmalı ve saygısızlığa asla izin verilmemelidir. Aynı şekilde ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ülkemizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu ve rehberi olup, Türk milletinin ortak gurur simgesidir. O’nu gönüllerimizden, hafızamızdan silmeye, Cumhuriyeti yıkmaya, devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya, milli sınırlarımızı değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

İstanbul Barosu, ülkenin sürüklenmek istendiği etnik ve mezhepsel kaosun, çekilmek istendiği Ortadoğu bataklığının girdabından uzaklaştırılmasında başta siyasi iktidar olmak üzere tüm kişi ve kurumları sorumlu davranmaya davet etmektedir.  Gün Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, milli bütünlüğe, ortak değerlerimize,  demokratik, laik, üniter sosyal hukuk devletine kararlılıkla sahip çıkmak, daha çok hukuk ve demokrasi talep etme günüdür.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Hukuki Haber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.