İşte ABD ile Türkiye arasında 1980 yılında imzalanan gizli anlaşma! İLK KEZ HUKUKİ HABER'DE...
Gündemdeki birbirinden çarpıcı konular ve çok özel açıklamalar sadece HUKUKİ HABER’de… 

- Cumhurbaşkanına hakaretin cezası nedir?

- Fethullah Gülen’in iadesi mümkün mü?

-1980 yılında ABD ile Türkiye arasında yapılan gizli anlaşma neydi?

- Türkiye'de valiler hangi yetkilerle donatılacak? 

MEHMET ALİ AY / HUKUKİ HABER

>> RÖPORTAJIN 1. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!

>> RÖPORTAJIN 2. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN!

'YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR'
İnsanlar, Devlete ve sisteme güvenmek istiyor. Çocuklarını madende, trafikte orada burada heder etmek istemiyor. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. İktidar böyle olaylarda hep ana muhalefeti eleştiriyor. Sonra kalkıp merkezi sınavın arkasından dolaşıyorsun. Devlete güvenemiyorsun. Yargıya güven yok. Efendim işte oy veriliyor… Doğrudur. Sen bu baraj sistemiyle, ön seçim olmadan yaparsan bir de alternatif olmazsa toplum ne yapacak? Bu Hükümetin yaptığı en iyi icraat, “sosyal devlet” anlayışıyla fakire sosyal katkıda bulundu. Muhalefetin bunu görmesi, oy kaybettiği yerleri ve insanları kazanmak için çalışması gerekiyor.

'BUNLAR CUMHURBAŞKANIMIZIN İŞİ DEĞİL'
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Başka gazeteciler de içeri alınabilir” açıklamasını değerlendiren Şen, şöyle devam etti: “Bunlar Cumhurbaşkanımızın işi değil. O iş yargının işi, savcının, hakimin işi… Şimdi savcıdan yetki alıp valilere verileceği söyleniyor. Ümit ediyorum böyle bir kanun çıkarılmaz. Gözaltı yetkisinin polise verileceği söyleniyor. Bu Ülkede yine faili meçhuller gündeme gelir. Bunlar tehlikeli hareketler. Türkiye Cumhuriyeti’nin kaybettiği kurumsallaşmadır. Kanun, kitap değiştirmekle insanları değiştiremezsiniz. Biz sokakta bir tartışmayla insan öldürüyoruz. Biz neredeyiz hala, ona bakmamız lazım…

UĞUR MUMCU GİBİ GAZETECİ İSTİYORUZ…
Özgür basın diyorlar, önce basın kendisine baksın. Biz Uğur Mumcu gibi gazeteci istiyoruz. Araştırmacı gazeteci. Gözü pek, cesaretli. Basın oraya buraya sataşacağına, kendisine de bakacak. Nereden nereye geldik. Efendim, “korkuyoruz, yazamıyoruz, işimizi kaybederiz” o zaman başkalarını eleştirme. Sen ne kadar işini doğru yapıyorsun ki, başkalarını eleştiriyorsun?

Son dönemlerde insanlar Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı tutuklandılar? Cumhurbaşkanına hakaret cezası nedir? Tutuklanmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk Ceza Kanunu’nda Cumhurbaşkanına hakaret suçtur. 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası var. Bir defa hakaret suç sayılmalı mı onu tartışmak lazım, aynen “örgüt”, “terör” kavramları ayrıca suç sayılmalı mı? Bu kavramların, Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukukunun bireyin fikri alanına girmede araç olarak kullanılmasına bu kadar izin verilmeli mi? Bunları enine boyuna, ön yargısız, öfkesiz bir şekilde hukukçuların tartışması lazım. Öncelikle şunu söyleyeyim. Türkiye’de hakaret suçtur. Amerika’da değildir, orada tazminat davası açılıyor. Biz sıcakkanlı toplumuz. Bir söz için insan öldürüldüğünü görürüz. Ağır suçların önlenmesinin önüne geçmek için tehdidi, şantajı, hakareti suç kabul ederiz. Böyle bir sistemimiz var bizim. Kamuoyuna mal olmuş siyasilere karşı yıpratıcı ve ağır eleştiriler yapıldığı görülmektedir, onlar dayanabilmeli. Ama Cumhurbaşkanına hakarette “eşitlik” ilkesi aykırılık itirazı bence doğru değil. Çünkü Cumhurbaşkanının hukuki sıfatı farklıdır. Zaten o cezanın ağırlığı, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmesinden kaynaklanıyor. Ülkenin birliğini beraberliğini temsil ediyor. Ona hakaret etmek Ülkeye, Millete hakaret etmek demek. O nedenle cezası farklı. Hakaretten tutuklama olmamalıdır. Ayrıca, tutuklama bir tedbirdir Recep Tayyip Erdoğan olduğu için bu ceza gündeme gelmiyor. O ceza şahsına ait değil, Cumhurbaşkanı olması ile ilgili. Cumhurbaşkanına hakaret suçunun Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği yere, yani 299. maddenin yerine bakılırsa, ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Hatta kovuşturması, yani dava açılması, Adalet Bakanının iznine tabiidir. Aç davayı hemen yargılamasını bitir, bekletme, fakat tutuklama yanlış. Tutuklamayı ceza gibi uygulama alışkanlığından, keyfi, gerekçesiz veya uzun süreli tutuklamalardan vazgeçmeliyiz. Şüpheli veya sanık için kuvvetli suç şüphesinin varlığı kaydıyla, sadece adalette kaçma veya delil karartma durumlarında ve bence ağır suçlarda gündeme gelmeli, yoksa kişiye en fazla adli kontrol tedbiri uygulanmalıdır.

'TUTUKLULUK CEZA DEĞİLDİR'
Türkiye’de kanunda yazan uygulanmıyor. Tutukluluk biz ceza olmamalıdır. Tutuklamada yargılama hızlı olmalıdır. Ama sen tutuklamayı cezaya çeviriyorsun. En sert koşullarda tutuyorsun insanları, bu Türkiye’de çok yanlış uygulanıyor. Soruşturmanın başında veya ortasında tutukla, aylar veya yıllar sonra dava aç, bu olmaz. Hukukun evrensel ilke ve esasları bizde uygulanmıyor. Her şey arabesk, kişiye göre, duruma göre, nerede kaldı hızlı yargılamayı emreden Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 190. maddesi?

Rahmetli Türkan Saylan’ın hesabı sorulmalı
Türkan Saylan’ın hesabı sorulmalıdır. Dalgalar, isimli operasyonlar, hukuksuzluklar! Dalga denizde, operasyon da askeriyede, tıpta olur, yargıda olmaz, yargıda olan soruşturmadır, kovuşturmadır. Yurtdışından gelmiş “beni istemişsiniz” diyeni tutuklamışlar. Bunlar sorulmalı. Hesap sormak tamam, ama hesaplaşma bırakılmalı, ama Türkiye bırakabilir mi? Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil, ama daha fazla kaybetmek istemiyorsak vazgeçmeliyiz, herkes işini yapmalı, yetkisini kötüye kullanmamalıdır.

Avukatlara getirilen kısıtlama…

Doğrudur, ama Türkiye’de yanlış uygulanacak. Soruşturmanın gizliliği esastır, herkese gizlidir. Soruşturmanın gizliliğinin avukatlar yönünden tümüyle kaldırılması yanlıştır. Ama uygulama tekrar getirildiğinde eskisi gibi olursa, savunmanın kolunu kanadını kırarsın. Gözaltına almışsın, tutuklamaya sevk ediyorsun, tutukluyorsun, neyle suçlandığını ve buna ilişkin delilleri göstermiyorsun, bu kabul edilemez. İstisnayı, şartları oluşmadıkça genel geçer sözlerle kural haline getiremezsin. Türkiye açısından bu nokta da ciddi bir sorun vardır. Kişi hak ve hürriyetlerine başkalarının hak ve hürriyetlerini korumak için somut ve istisnai sınırlamalar getirilebilir. Ama doğru kullanılması kaydıyla bu yapılmalıdır. Denetimsiz bırakarak, hukuka aykırı kullanarak bu iş olmaz. Hukuk düzeninin devamı için sınırlama getirilebilir, bunun Mukayeseli Hukukta keşfedilmiş başka bir yolu da yoktur. “Burası Türkiye” diyerek, kural koymaktan kaçamazsınız veya keyfi uygulamaya yol veremezsiniz. Sorumluluk, yargı mensuplarına düşmektedir. Şartları oluşmayan taleplerde bulunulmamalı ve bulunulursa da talep reddedilmeli, şartlar kalktığında da sınırlamaya son verilmelidir. Aksi halde, 8 ay önce kaldırılan ve yine getirilen gizliliği birkaç yıl sonra yine kaldırırsın. Bizim bahsettiğimiz gizlilik, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesinde yer alan savunmaya karşı gizliliktir. Yani sen şöyle bir şey yaparsan; soruşturmanın hemen başında tutukla, 10-15 ay davayı açma, dosyaya gizlilik kararı aldır, böyle bir yargılama olmaz. 5 yıl devam eden dava olmaz. Bunlar yanlış işler. Keşke tekrar kabul edilirken gizlilik kararlarına süre sınırı getirilse idi. Şimdi ise, savcı ve hakimlerden iyi uygulama bekleyeceğiz. Gizlilikle savunmanın özü zedelenirse, yani “burası Türkiye, keyfi kullanılıyor” dönemine girilirse, ne yapalım, o zaman herhalde yargıya verilen tüm yetkileri almak gerekir. Bu da olmayacağına göre, etkin denetim şart. Hatalı kanun çıkardı diye Meclisin yetkisini veya hatalı kararlar veren bakanın yetkisini kaldıramayacağımıza ve başka yere de gidemeyeceğimize göre, yanlışları düzelteceğiz, başka da çare gözükmüyor. 

FETHULLAH GÜLEN’İN İADESİ…
Fethullah Gülen iade edilebilir. Amerika ile aramızda olan 1980 yılı sözleşmesine göre; Başkana, Cumhurbaşkanına, Başbakana karşı suç işlediği veya suça teşebbüs edildiği iddiası yeterli delillerle ortaya koyulursa, Türkiye’nin ABD ile olan iade sözleşmesinin özel hükmü gereği iade gündeme gelebilir. Ama bu takdir ve değerlendirme özellikle ABD’dir. Bu yönde somut bir suçlama yoksa, sırf siyasi suçla iade olmaz. Bir de vatandaş iade edilmez. ABD’de Başkana bizde Başbakan ve Cumhurbaşkanına yöneldiği iddia edilen suç veya suça teşebbüs varsa, ABD ile Türkiye arasında akdedilen iade sözleşmesinde yer alan özel bir hükmün uygulanması gündeme gelebilir.  Diyor ki; siyasi suçtan iade olmaz, ama Devlet Başkanına, Hükümet Başkanını ya da Cumhurbaşkanını hedef alan suikast değil, herhangi bir suç işlendiği veya suça teşebbüs edildiği iddia edilirse ve somut delilleri varsa, Sözleşmeye göre iade etme zorunluluğu doğabilir. Devletler eşittir. Etmiyorum derse de etmeyebilir. Sırf siyasi suçla iade etmezler. Bu şekilde olmaz, basına yansıyan Tahşiyeciler dosyasından iade zor… Siyasi suçtan dolayı iade yasağı, bir devlet diğer devletin egemenliğine karışmak istememesinden kaynaklanmıştır. Bu sırf siyasi suçla sınırlıdır, cebir-şiddet kullanılmışsa, siyasi suçun yanında adi suçlar işlenmişse yine iade gündeme gelebilir. Belçika ile aramızda Sözleşme olmasına rağmen, Sabancı suikastı faili iade edilmedi, bu yanlıştır. Bu durumda biz de şüpheliyi, sanığı veya suçluyu iade etmeyiz. Bunun adına, misilleme denir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.