Mehmet Yılmaz'dan HSYK'ya uyarı: “Hâkim ve savcı” olduklarını...
İşte Yılmaz'ın 'Kahkaha efekti olsaydı, iyi olurdu' adlı o yazısı:


BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, ekonomi alanında Nobel Ödülü sahibi Stiglitz'i, Davos'taki yemekte özellikle kendi masasına aldırtmış. 

Stiglitz’in bu iltifata mazhar olmasının nedeni, bildirici akademisyenlere yapılan muameleye karşı çıkması ve akademisyenleri destekler mahiyetteki açıklamaları.

Böylece Başbakan, kendisinin aslında ne kadar demokrat olduğunu da ortaya koymak istiyor!

Başbakan, Stiglitz’e yemekte şunları söylemiş:

“Benim bunlarla mücadele etmek için hukuki kalkanlara ihtiyacım yok, gözaltı vb. Bizim tarafımızdan gözaltı gibi yargıya müdahale olmadı. Öyle bir intiba oluyor ki sanki savcılar bizim görüşümüzle harekete geçti. Doğru değil.”

Başbakan bu sözleri, ABD Başkan Yardımcısı Biden’in bildiriye imza atan akademisyenler için yaptığı destek açıklamasına yanıt olarak söylemiş.

Pazar sabah gazetelerde bunu okurken güne iyi başlamamı sağladığı için kendisine teşekkür ettim.

Özellikle de “savcılar” ile ilgili bölümünü tuttum.

Bir “sitcom”da olması gerektiği gibi.

Biliyorsunuz bu, İngiltere”de ortaya çıkmış, ama asıl gelişimini ABD’de tamamlamış bir komedi türü. Türkçeye “durum komedisi”diye çevirebiliriz.

Sitcom’larda ana karakter, hep aynı hareketleri ve sözleri tekrarlar, buna siz de dikkat etmişsinizdir.

O hareketler ve sözlerin, birbiriyle ilgisi hiç olmayan her durumda tekrarlanıyor olması da “komediyi” yaratır.

Bizim ülkemizin büyük bir sitcom platosu olmasının nedeni de budur zaten.

Ana karakter aynı sözleri ve aynı hareketleri tekrarlar durur.

Tek eksik arkasından gelmesi gereken kahkaha efektidir. 

Mesela “savcılar bizim görüşümüzle harekete geçmedi” sözlerinin arkasından efekt olarak kahkaha sesleri yükselmesi de gerekiyor aslında.

Bu kahkaha efekti çok önemli, çünkü araştırmalar gösteriyor ki insanlar evlerinde tek başlarına TV filan seyrederken kahkaha atamıyorlar. Kahkaha efekti izleyicinin kendisini yalnız hissetmemesini ve onun da sesli gülmesini sağlıyor.

Pazar sabah bu sözleri okuyunca sadece tebessüm etmemin ve kahkaha atmamış olmamın nedeni de tam olarak budur.

Problemi şimdi çözüyorum galiba

YANITINI bir türlü bulamadığım bir soru vardı, hatırlarsınız.

Hayır, Suudi Kralı’nın hediyeleri ile ilgili olanından söz etmiyorum.

Sözünü ettiğim yanıtı belirsiz soru şuydu:Kendisi demokrasiyi içine iyice sindirememiş ve esasen otoriter eğilimli iktidar partisi, nasıl olup da demokratik ve sivil bir anayasa yapacak?

Hatırlarsınız, özellikle de Can Dündar, Erdem Gül gibi gazetecilerle ve akademisyenlere yapılanlardan sonra bu soruyu daha da sık sorar oldum.


O cenahta otoriterleşme ve tek tipleştirme eğilimi o kadar kuvvetli ki, yıllardır yandaşlık yapan yazarları bile bir tek yazısında farklı bir söz söyledi diye anında kapının önüne koyuveriyorlar. (Son örnek için bakınız Gülay Göktürk!)

Ertuğrul Özkök, Başbakan’ın Davos’taki konuşmasını dinlemiş, geçen gün onu aktarmıştı.

İşte Başbakan’ın o konuşmasında ettiği bir söz zihnimde bir aydınlanmaya neden oldu.

Başbakan, “Yeni anayasadan sonra Türkiye siyaseten çok daha demokratik yönelimli bir ülke olacaktır” demişti.

Başbakan biliyorsunuz her kelimesini özenle seçerek konuşuyor.

Diyebilirim ki Bülent Ecevit’ten sonra gördüğümüz en düzgün ve hatasız konuşan, kelimeleri yerli yerinde kullanan Başbakan, Ahmet Davutoğlu oldu.

Bu da normal, hem profesör hem de çok kitap okuyor ve çok okuyan her zaman kelimelerin anlamını daha iyi bilir ve daha doğru kullanır.

Bu nedenle söylediği bu sözdeki kelimeleri de özenle seçmiş olduğunu düşünüyorum.

Ve bu sözcük, kafamdaki soruyu yanıtlıyor:

Demokratik değil, demokratik yönelimlibir anayasamız olacak!

Yani her türlü özgürlüğü içeren, bunu vaat eden ve fakat hemen ikinci satırından itibaren “ama, ancak” gibi kelimelerle bu özgürlüklerin kullanımını kısıtlayan bir anayasa!

Bu yönüyle şimdikine çok benzeyecek anladığım kadarıyla.

Bu haber içimi rahatlatmadı tabii, demek ki anayasa değişikliği istemelerinin asıl nedeni “demokratik ve sivil bir anayasa” yapmak istemeleri değil, Erdoğan’a uygun bir anayasa yapmakmış.

“Demokrasi, sivil” gibi kelimeler de işin şekerle kaplanması oluyor, belli ki.

 HSYK’ya bir öneri

HÂKİMLER ve Savcılar Yüksek Kurulu, dört yargıç hakkında daha meslekten ihraç kararı verdi.

Sözkonusu yargıçlar, Fethullah Gülenciler ile ilgili soruşturmalarda, sanıklar için tahliye kararı veren hâkimler.

HSYK, bu kararı alırken şöyle bir gerekçe kullanmış:

“Hukuken davranmaları gerektiği şekilde davranmadığı, soruşturmaları kurallara uygun ve tarafsız yürütemedikleri!”

HSYK yetkililerini buradan uyarmak isterim.

Eğer bu gerekçe 4 yargıcın meslekten men edilmesi için yeterliyse, şu anda ülkemizdeki hâkim ve savcıların çok önemli bölümünün meslekten men edilmesi gerekiyor, haberleri olsun!

Hukuken davranmaları gerektiği gibi davranmayan, tarafsız olmayan, soruşturmayı kurallarına göre yürütmeyen ve iktidardan esen rüzgâra göre yön değiştiren hâkim ve savcıların sayısı giderek artıyor.

HSYK en iyisi şöyle yapmalı: Bütün hâkim ve savcıları bir araya toplayıp, onlara “hâkim ve savcı” olduklarını, hükümetin memuru olmadıklarını bir kez daha hatırlatmak, bunu hatırlamamakta ısrarcı olanları da meslekten atmak!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.