'Proje mahkeme, yargının iflas bayrağını çekti'
İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimi Recep Uyanık, 14 Aralık 2014'te gazetecilerin, senaristlerin ve polislerin gözaltına alınmasıyla başlayan Tahşiye operasyonu kapsamında bir grup emniyet mensubunu daha tutukladı. Ancak aradan geçen 6 aylık sürede Hidayet Karaca'nın bir dizi repliğinden tutuklanıp, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı'nın iki köşe yazısı ve bir haberden dolayı tutuklamaya sevk edildiği dosyada hukuksuzluk açısından değişen bir şey olmadı. O zaman da suç delili yoktu, şimdi de. Değişen ise sadece hukuksuzluk dozunun artışı oldu. Somut, hukuki delil bulamayan sulh ceza hakimliği, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin açıklanmayan bir kararını polisler için tutuklama gerekçesi yaptı. Bu durum, sulh ceza hakimliklerinin yargı bağımsızlığı açısından iflas ettiğini, siyasi bir kurum olduğunu bizzat kendi kararı ile tescillediği anlamına geliyor.

Devlet içinde devlet tanımının benzeri olarak ‘yargı içinde yargı' olan sulh ceza hakimlikleri, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı ile tutuklama yaparak iktidarın bir uzantısı olduğunu açıkça deklare ediyor. Hakimlerin, önlerine gelen dosyada karar verirken, suçun niteliğine göre bu kararını dayandıracağı mevzuat belli. Suç iddiasının türüne göre Türk Ceza Kanunu, eleştirilse de yürürlükte olan Terörle Mücadele Kanunu bu mevzuatın başında gelir. Tutuklama tedbirinde ise Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki (CMK) düzenlemeler uygulanır. Ama bunların arasında asla MGK kararları yok. Peki 5. Sulh Ceza Hakimi Recep Uyanık'ın yaptığı “MGK uyanıklığı” nedir? Yürürlükteki kanunlara göre delil bulamayan hakim Uyanık, Tahşiye soruşturmasındaki tutuklama kararını Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne dayandırmış. 28 Şubat döneminde bile MGK kararları, açık bir şekilde tutuklama gerekçesi yapılmamıştı. AKP'nin tek parti iktidarını kaybettiği 7 Haziran seçiminden sonra HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, “HSYK'nın paralel yapıyla mücadelesini sürecek” demişti. İdari bir kurum olan HSYK'nın idari bir yetkilisinin yargıya talimat niteliğindeki bu açıklaması, hukuk zemininden ne kadar uzaklaşıldığının göstergesiydi. Bu açıklamadan sonra İstanbul 5. Sulh Ceza hakimince, MGK kararının tutuklamaya gerekçe yapılması, “havuz medyasının” çok sevdiği tabirle “kamikaze dalışı”dır. Ceza kanunlarını yok sayarak, tartışmalı bir siyasi metni hakim kararına dayanak yapmak; işte asıl kamikaze dalışı budur.

Öte yandan, 2945 sayılı kanuna göre, MGK'nın görevi, “Devletin Milli Güvenlik Siyaseti”ni belirlemektir. Yani özünde “siyasi” olan bu metin hükümete bir ‘tavsiye' niteliğindedir. Hükümet, bu tavsiyeleri yasaya dönüştürebilir. Ama bu metinler hukuki açıdan asla yargıyı bağlamaz. Çünkü bu metinler, iktidarın ‘düşman' belirleme pratiğidir ve gizlidir. Yargının ise gizli saklı, siyasi kararlarla işi olmaz, olmamalı. Yargı, önündeki dosyaya ve kanunlara bakar, vicdanı ile karar verir. Bugün görüyoruz ki, sulh ceza hakimlerince MGK kararı kanunların üstünde olup tutuklama gerekçesi yapılıyor. Yargının bağımsızlığını değil, doğrudan öz varlığını etkileyen bir durum. MGK kararını delil yapmak demek, ‘ben, kanunları, Anayasa'yı değil asker ve sivil iktidarın görüşlerini dikkate alıyorum' demektir. Bundan da, hakimlerin suç işlediği sonucu çıkar. MGK kararları gizlidir o zaman, kamuoyuna açıklanmamış bu kadar gizli bir siyasi metin nasıl olur da hakim kararına yansır? Demek ki hakimler bu kadar aciz, bu kadar hukuksuzluk içinde, suç ve delil yokluğunda kırmızı kitaba sarılıyorlar. Böyle bir uygulama olacaksa o zaman Meclis'e, Anayasa Mahkemesi'ne, Yargıtay'a ne gerek var? Erdoğan'ın başında olduğu MGK söylesin, yargı yapsın!

 (HANIM BÜŞRA ERDAL - ZAMAN)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.