''Sadece 8 kişi gazetecilikten tutuklu''

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye'de tutukluluk sürelerinin uzun olduğu yönünde yanlış bir algı bulunduğunu belirterek, 'Bugün itibariyle cezaevlerinde bulunanların sadece yüzde 28.4'ü tutuklu, geriye kalanı ise hükümlüdür' dedi.

Ergin, Dışişleri Bakanlığı Fatin Rüştü Zorlu Salonu'nda, 4. Büyükelçiler Konferansı'na katıldı.

Bakan Ergin, konferansta yaptığı konuşmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel bazda başvuru hakkının tanındığı tarihten bu yana en fazla yargılamayla ilgili şikayet yapıldığını belirterek, yargıdaki sorunların çözümü için birçok düzenlemeye gidildiğini söyledi.

Yargılamanın uzun sürmesinin, fiziki altyapı yetersizliği, mevzuattaki sıkıntılar ve iş yükü gibi nedenlerden kaynaklandığını belirten Bakan Ergin, 2002'den beri yapılan çalışmalarla yargıda fiziki altyapı sorununun önemli ölçüde giderildiğini, mevzuatla ilgili de temel bir takım düzenlemeler yapıldığını, yavaş yavaş bu adımların sonuçlarının alınmaya başlandığını anlattı.

Yargıtay'daki iş yükü artış hızının 2011 yılının Eylül ayından itibaren düşmeye başladığına işaret eden Bakan Ergin, şöyle konuştu:

'Yargıtayda bekleyen dosya sayısı 1 milyon 200 bindi. Her yıl 550 bini karara bağlanır ve kalan dosyalar, sonradan gelenlerle beraber dosya sayısının iyice artmasıyla iş çıkılmaz hale gelmişti. Ama artık Yargıtay'daki stoklar erimeye başladı. Yargıtay'a gelen dosyalar, aynı gün içerisinde açılarak önemine binaen öne alınarak Cumhuriyet Savcılıklarına gönderiliyor.'

Yargıtay'da dosya takibinin de kolaylaştığını dile getiren Ergin, internet üzerinden dosyasının hangi aşamada olduğunun rahat bir şekilde öğrenilebildiğine dikkati çekerek, daha önce böyle bir imkanın olmadığını anımsattı.

Yargıdaki sorunların çözümü için alınan tedbirler sayesinde tutuklu sayısının da hızla düştüğünü anlatan Bakan Ergin, şöyle devam etti:

'Türkiye'de tutukluluk sürelerinin uzun olduğu yönünde yanlış bir algı var. Bugün itibariyle cezaevlerinde bulunanların yüzde 28.4'ü tutuklu, geriye kalanı ise hükümlüdür. İngiltere'deki bir kuruluşun yaptığı araştırmada, 204 ülkenin dahil olduğu araştırmaya göre, (tutukluluk süresi bakımından) Türkiye, Danimarka'dan, İsrail'den, Hollanda'dan, İsveç'ten, Arjantin'den daha iyi noktada. Bizden iyi olanlara da bakıyoruz; Fransa ve ABD de bizden daha iyi noktada ama Türkiye dünya ortalamalarından daha iyi durumda.'

Tutuklu ve hükümlü sayılarının yıllara göre dağılımıyla ilgili bilgi veren Ergin, tutuklu ve hükümlü sayısının 2000 yılında eşit olduğunu, 2001'de tutuklu sayısının hükümlü sayısını geçtiğini belirterek, 2002 yılından itibaren ise hükümlü sayısının artmaya başladığını, tutuklu sayısının azaldığını anlattı. Önümüzdeki 1 yıl içerisinde tutuklu sayısının daha da düşeceğini ifade eden Ergin, 'Bunlar yaptığımız çalışmaların pozitif yansıması' dedi.

TUTUKLU SAYISI
Cezaevinde bulunanların tutukluluk sürelerine değinen Ergin, cezaevinde 36 bin 430 tutuklu bulunduğunu, bunun 27 bin 111'inin tutukluluk süresinin 1 yıl, 5 bin 493'ünün 1-2 yıl, 2 bin 357'sinin de 2-3 yıl arasında olduğunu ifade etti. Ergin, tutukluluk süresinin ağırlıklı olarak 1-2 yıl olduğunu kaydetti.

Türkiye'de tutukluluk süresinin çok yüksek olmadığını ifade eden Ergin, '2-3 yıl sürenin de kısa olduğunu iddia etmiyorum ama öyle bir algı oluşturuluyor ki, Türkiye'de tutukluluk süresi sanki çok uzunmuş gibi. Son dönemde spesifik davalar, Ergenekon, İnternet Andıcı gibi davalar başladıktan sonra bu tartışmalar gündeme girdi. Oysa tutuklu sayısı şu anda yüzde 28.4'e gerilemiş durumda.'

TUTUKLU GAZETECİLER
Bakan Ergin, tutuklu gazeteci sayısıyla ilgili olarak Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın yayımladığı bir bülten esas alınarak çok sayıda haber yapıldığını, bu bültene göre 72 gazetecinin tutuklu bulunduğunu belirterek, bu rakamın gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

TGS listesinde yer alan isimleri sorguladıklarını, 3 kişinin kaydını bulamadıklarını, 6 kişinin daha önce tahliye edilenler arasında bulunduğunu, geri kalanlardan çoğunun ise gazetecilik mesleğinden değil başka suçlamalarla haklarında soruşturma açıldığını anlatan Ergin, 'Adam öldürmüş fakat gazeteci kimliği var. Banka soymuş gazeteci kimliği var. Uluslararası kuruluş CPJ'ye göre, Türkiye'de sadece 8 kişinin gazetecilik mesleğinden dolayı haklarında soruşturma açılmıştır. Ama uluslararası arenada kendi sivil toplum kuruluşumuz tutuklu gazeteci sayısı çokmuş gibi bir algı oluşturuyor. Ama biz 2012'ten itibaren bu olumsuz algının değiştiğini hep beraber göreceğiz.'

Bakan Ergin, ifade özgürlüğüne ilişkin çalışmaları da bulunduğunu, bu konuda uluslararası arenadan ve Türkiye'den birçok akademisyenle birlikte çalıştıklarını, bununla ilgili eylem planının Ocak ayında açıklanacağını bildirdi.

AİHM'e yapılan şikayetler konusunda ise Bakan Ergin, AİHM'de bekleyen 3 bin 500 dava dosyasıyla ilgili mahkemeye Türkiye olarak iç hukuk yolu oluşturulmasını teklif ettiklerini, mahkemenin de bu teklifi uygun gördüğünü, pilot uygulamayla Türkiye'de bu şekilde AİHM'e giden dava dosyalarıyla ilgili yurt içinde uzlaşma yolunun açılmış olduğunu kaydetti.


AA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 5 yıl önce

“SADECE” demek, mazeret beyan etmek midir?
Aslında bu suç işlendiğini kabullenmektir. Suçlu olduğunu kabul etmektir.
Bilgi en büyük hazineye ulaştıran güçtür. Bu güç, bilgiyi paylaştıkca büyür. Bu bakımdan bilgi paylaşımının önüne geçmek, en rezilce işlenen insanlık suçudur. Zira bu suçun işlendiğinde mağdur sayısı belirsizdir. Dünyada bulunan tüm insanlara karşı işlenmiş bir suçtur.
“sadece” sekiz kişi beyanı ile aldatmaca içinde sunulan mazeret bu zararı örtbas edebilir mi?
Yargıdaki sorunların büyük çoğunluğu;
ETKİLİ SAVUNMANIN OLMAYIŞI VE YASALARIN ISLAH FAKTÖRÜNDEN NASİP ALMAMALARI dolayısıyla oluşmaktadır. BU DURUMDA ETKİN PİŞMANLIK VE UZLAŞMA GİBİ ISLAH FAKTÖRLERİNİN UYGULAMASININ HAVADA KALDIĞI GERÇEKTİR.
“AİHM’e yapılan şikayetler konusunda ise Bakan Ergin, AİHM’de bekleyen 3 bin 500 dava dosyasıyla ilgili mahkemeye Türkiye olarak iç hukuk yolu oluşturulmasını teklif ettiklerini, mahkemenin de bu teklifi uygun gördüğünü, pilot uygulamayla Türkiye’de bu şekilde AİHM’e giden dava dosyalarıyla ilgili yurt içinde uzlaşma yolunun açılmış olduğunu kaydetti.”
UZLAŞMA KURUMUNUN ÖNÜNÜ KAPATAN İKİ ETKEN VARDIR.
1-SORUNLARIN SÜRMESİNDEN AZAMİ DERECEDE NEMALANAN AVUKATLAR
2- UZLAŞMANIN ÖNÜNÜ KAPATAN ÖZEL YASALAR.
Islah Faktörlerinden olan ETKİN PİŞMANLIK ve UZLAŞMA kurumları, modern görüşte TEMEL YASA olan 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNUNDA yer almıştır. Ancak özel yasalarda bulunan suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerde bunları görmek mümkün değildir.
Oysa bu iki kurum, suçun önüne geçmede ve suçtan caydırıcılığın yanı sıra; suçtan zarar görenin zararının bir an önce giderilmesinde de önemli rol oynamaktadır.
Geçen yıl çıkarılan, BAZI KAMU ALACAKLARINA KISMİ AF GETİREN TORBA YASA sonuçları benimle aynı iddiaları paylaşanları haklı çıkarmıştır.

UZLAŞMA ve ETKİN PİŞMANLIK devreye girince suçtan dolayı mağdur olanın, mağduriyeti sürüncemede kalmadan giderilmektedir.

Bu durum, ceza mahkemelerindeki bir çok dava konusu için geçerlidir.
İç hukuğu tıkayan bu sorunların uzlaşma yolu ile giderileceği gerçeği ortaya çıktı.

Bu gerçek aynı zamanda;T.C DEVLETİNİN, AİHM ÖNÜNDE GEREKSİZ VE ÖN YARGI İLE YARGILANMASININ da önüne geçecektir.

Ancak, Uzlaşma ve Etkin Pişmanlık kurumlarının önünü, sorunların sürmesinden nemalanan avukatların azami gayretle kapamaları; sorunlar oluşturmaktadır.
Ceza Mahkemelerinde davaların bir çoğu, borç alacak ilişkisi içinde doğan sorunlardan oluşmaktadır. Bu sorunların pek çoğu uzlaşma kurumu içinde hallolacak davalardır.
Biz SİSTEM MAĞDURLUĞU ile ilgili bütün çalışmalarımızda bu olumsuzlukları başta bakanlar olmak üzere tüm yetkililere defalarca ve somut örnekleriyle izah ettik. Bununla birlikte somut, bilimsel ve test edilip olumlu sonuçlar alınmış çözüm önerilerini de anlattık.

Örneğin; Karşılıksız çek davalarında, adli para cezası ile borçluyu fazladan külfet altına sokmanın çözümsüzlüğe yol açtığını,

Vadeli çekini ödemekte zora düşmüş bir kişiye; “yorgunu yokuşa sürme” anlamında borcu kat kat katlatacak yaptırımlarla borç ödetilmeyeceğini,

Bu durumdan, sebepsiz iktisap(kazanım) elde eden avukatlardan başka hiç kimsenin memnun olamayacağını,

Maksat bağdan üzüm koparmaksa, maksada göre hareket edilmesi gerektiğini; maksadın hem bağdan üzüm koparmak, hem bağcıyı dövmek hemde bağı talan etmek olmaması gerektiğini

Defalarca anlattık.

Sonuçta, Geçen yıl çıkan Torba Yasa ile elde edilen sonuç haklılığımız ortaya koydu.

Hükümet şimdi; özel sektör içinde de borç alacak ilişkilerini düzenleyen yasalar çıkarmak azminde.

Hükümetin önünde sorun RANTİYECİLİKTE.

Bu alışkanlık faizleri ön plana çıkarmaktadır.

Borcunu ödemekte zorlanan kişileri ağır faiz yükü altında boğmak da uzlaşmanın önünü kapatmaktadır. Yasaların hiç değilse 3195 sayılı yasayı mihrak-mesnet alması gerekirken, yine avukatların gayretiyle bu durum göz ardı edilmiştir.

Örneğin 5941 sayılı yasanın ek maddeleri icabı yapılan taahhütler de; yasanın 1. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen GENEL HUKUK KURALLARI çerçevesi dışında uygulamaya konulmuştur. Bu durum tabiatıyla taahhütler yoluyla yapılan uzlaşmanın önünü kapatmış ve istenilen sonuç alınamamıştır.

BU KANUNUN OLUŞMASINDA BAŞTA YARIŞAN İKİ SEKTÖRÜN LOBİLERİNDEN; Avukatlar Lobisi bu durumdan kazançlı çıkmakta, Bankalar Lobisi ise kredileri çabuk döndüremedikleri için zararlı çıkmaktadır.

Şimdi yeni bir çek yasasının çıkması bankalar lobisinin gayreti ile gündeme gelmiştir.

ZİRA BANKALARDA MEVDUAT OLUŞMASI da artık çok yavaş, ve arzu edilenin çok çok altındadır.

Bu durumda ÖDEMELER DENGESİ bozulmakta, yani; DEVLETİN DIŞ BORÇ ÖDEMEDE BAŞVURACAĞI İÇ BORÇLANMA DA KAYNAK YAPISINI ZAYIFLATMAKTADIR.

ŞUBAT AYINDA OLUŞACAK YENİ DÜZENLEMELERLE; AVUKATLAR LOBİSİNE KARŞI İKİ YASA DÜZENLEMESİ GELMEKTEDİR.

BANKALAR LOBİSİ NE KARŞI DÜZENLEMELER OLUŞACAKTIR.
Umudumuz toplum yararına UZLAŞMACI yasaların çıkmasıdır.
Hükümetin gündeminde bulunan arabuluculuk yasa teklifi bu umudumuzu artırmaktadır.