SONUÇ, GENEL KURULDA DEĞİŞİR Mİ?
Kılıçdaroğlu, Komisyon üyelerine, Allah’tan da mı korkmadınız diye sordu, Bahçeli 9 üye hukuk cinayeti işledi dedi, Erdoğan, 4 eski bakan üzerinden kurgulanmak istenen sürecin 17-25 Aralık darbe girişimini yaşatmaya yönelik tamamen umutsuz bir süreç olduğunu belirtti. 4 Bakanın akıbetini Parlamento belirleyecek. Parlamento ve ötesi oluşacak tablo nedir?

Erdoğan’ın belirttiği gibi bu ara bir karar. Nihai kararı Parlamento, Genel Kurul verecek. Genel Kuruldan farklı bir karar bekliyor musunuz?

Uluslar arası Hukuk Enstitüsü Başkanı Don Wallace Soruşturma Komisyonunun aldığı karar dolayısıyla Türk halkının, Eski Bakanların AKP tarafından korunduklarını düşüneceklerini belirtmiş. Sizce kararın halkta karşılığı ne olur?

Bir tweet dikkatimi çekmişti, “Komisyon yolsuzluk yok dediğine göre darbe var, o zaman darbe komisyonu kurulsun” şeklinde. Darbe Komisyonu veya halk oylamasına gidilsin önerisine ne diyorsunuz? 


Ceza hukukçusu Prof.Dr. Ahmet Göçen:

"KARARLA 'YETERLİ ŞÜPHE YOK' DENİLDİ"

Burada yapılan bir ceza soruşturması var. Bu komisyon, son tahlilde Savcılık işlemidir. Milletvekili ve Bakanların görev suçları ile ilgili işlem meclis tarafından yapılıyor. Anayasal sistemimiz böyle. Bir suç işlendiğinde diğer şahıslar Savcılık tarafından soruşturulurken, Milletvekili veya Bakanlar görev suçları dolayısıyla meclis tarafından soruşturması yapılıyor, eğer Meclisten, Yüce Divana sevk kararı çıkarsa, bu iddianame yerine geçecek. Ondan sonra da Yüce Divan’daki yargılamada Yargıtay Başsavcısı bulunuyor. Ve Anayasa Mahkemesi de yargılama yapıyor. 

Ceza Muhakemesi Kanununa göre davanın hangi halde açılacağı 170. Maddenin 2.Fıkrası gösterilmiş. Şöyle söylüyor: “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenler” Burada üzerinde durulması gereken kavram “Yeterli Şüphe” Yeterli Şüphe demek, yapılan yargılama sonunda kişilerin hukuka uygun delillerle mahkum olma ihtimali, berat etme ihtimalinin %50 üzerindeyse iddianame düzenleniyor ve yargılama aşamasına geçiliyor. Meclis Araştırma Komisyonu kendine gelen delilleri incelediler ve değerlendirdiler ve sonuçta yeterli suç şüphesi oluşmadığı düşüncesiyle Yüce Divana sevk etmemeye, takipsizlik kararı verilmesi konusunda bir öneride bulundular. 

“CAN ALICI NOKTA, DELİLLERİN HUKUKA UYGUN ELDE EDİLİP EDİLMEDİĞİ”

Hukuka aykırı elde edilen deliller dolayısıyla yeterli suç şüphesi oluşmadığına kanaat edilmiş. Bu insanlar vicdani kanaatlerine göre bu görevi yerine getiriyorlar, Burada bir siyasi karar verilmiyor. Ceza Muhakemesi işlemi yapılıyor. Çünkü Bizim Ceza Muhakemesi Kanunun 217.madde 2.Fıkrasında şöyle bir hüküm var: “ Yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” Ceza Muhakemesinde her şey delildir ve şüphe kavramı da delile dayanır ama bu delilin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerekir. Burada can alıcı nokta delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği konusu. Burada delil olarak kullanan şeylerin çoğu, telefon tapelerine dayanıyor. Ceza Muhakemesi Kanunun 135.Madde 3.Fıkra var: “Şüpheli veya Sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde alınan kayıtlar derhal yok edilir” Bu bizim 1 Haziran 2005’ten beri yürürlükte olan hükmümüz. Ama bu hükme, gerek mahkemelerimiz, gerek Savcılıklar, gerekse Yargıtay bir şekilde dolanıyorlar. 

“BUGÜNÜN MODERN İŞKENCESİ USULSÜZ TELEFON DİNLEMELERİDİR”

“TÜRKİYE’Yİ DİNLESEK, TÜRKİYE’Yİ HAPİSHANE YAPARIZ”

Eğer biz hukuka aykırı delillerle sonuca gitmek istersek ve bütün Türkiye’yi dinlemeye kalksak, o kadar çok suç ortaya çıkar ki, Türkiye’nin etrafını dikenli tellerle çevirip Türkiye’yi hapishane haline getiririz. Ceza Muhakemesine bu hükümler bugün düşünülerek konulmuş değil, binlerce yıllık tecrübenin sonucudur. 15.16 Yüzyılda Batı’da delil elde etmenin en önemli vasıtalarından birisi, işkence idi. Sanığa işkence edilir, işkence ile alınan beyana uygun olarak hüküm verilirdi, ve denirdi ki, “İşkence, delillerin şahıdır” Şimdi bugünün modern işkencesi usulsüz telefon dinlemedir. 90’lı yılları hatırlayın, O yılların Türkiye’si adliyesinde, polisinde işkence yapılan devlet demekti. Her gün Strazburg’a işkence dolayısıyla şikayetler giderdi.  O zamanlar Türkiye işkence ile anılıyordu, bugün anılmıyor çünkü bunu aştık. Hazırlık Soruşturmasında Avukat geliyor, Artık Savcı Sanığı yalnız başına sorgulamıyor. Bu yanlış bir şey değil. İnsan onuruna uygun olan bir şey. 

“HER OLAYIN KUYRUĞUNA ÖRGÜT TAKILIYOR”

“KOMİSYON KANUNU DOĞRU UYGULADI”

Ceza Muhakemesine getirilen istisnai delil elde etme yöntemleri, teknik takip ve telefon dinlemeleri…İstisnai yoldan ikinci derecede olağanüstü delil etme yöntemleri adeta olağan olarak uygulanıyor. Her olayın kuyruğuna bir örgüt takılıyor, örgüt dolayısıyla insanların telefonları dinleniyor, sadece dinlenenler değil, bu dinlenen kişi ile konuşanlar da bu işin mağduru oluyorlar. Ceza Muhakemesi Kanununa göre; hakkında dinleme kararı olmayıp da dinlemeye takılan kişilerin aleyhine bu delillerin kullanılmaması gerekiyor. Kullanılıyor. Ve buna ne Yargıtay, ne Mahkemeler, ne Savcılarımız gerekli hassasiyeti göstermiyor. Komisyon kanunu doğru uyguladığı için, niye eski-yanlış uygulama yapılmadı diye bu manzara ortaya çıkıyor. Böyle bir durum nedeniyle, Anayasa Mahkemesi de Yüce Divan yargılamasındaki bir Yargıtay Üyesi için  de tıpkı Meclis Komisyonundaki gibi bir karar verildi. 2-3 yıl kadar önce bir Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanının bir tahliye davasında rüşvet aldığı iddiasıyla ilgili olarak Adalet müfettişinin talebiyle telefon dinlemesi yapılmış ve bu dinleme neticesinde bir takım delillere ulaşılmış, Yüce Divana sevk edildi, Yüce Divan dedi ki, “Burada telefon dinleme talep etme yetkisi Savcınındır, Müfetişin değildir, hukuka uygun bir delil olmadığı için daha ileriki safhaya delilleri değerlendirmem deyip berat kararı vermişti. 

“HUKUKA AYKIRI DELİL ELDE ETME: ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ”

Bizim polisimiz delil toplayacağına, olayların sanıkların da, şüphelilerinde insan haysiyetine uygun, bir eşya değil bir insan olduklarını düşünerek onlara insanca işlem yapacağına, son derece gayri ahlaki bir şekilde telefonları dinledi. Bugünün modern işkencesi budur. Hukuka aykırı delil etmeye Batı’da, “Zehirli ağacın meyvesi” deniyor. Yani kişiyi yakaladınız, işkence ettiniz, o da kişiyi nasıl öldürdüğünü itiraf ettiniz. 

“BAKANLAR HALK NEZDİNDE HESAP VERECEKLERDİR”

Böyle bir olaya Bakanların adının karışması bu Bakanların mensup olduğu siyasi parti açısından sonuçları olacaktır. Bu olaya adlarının karışmasından dolayı bu Bakanlar halk nezdinde hesabını vereceklerdir ama siz Komisyonda olsanız, ve hukukçu olarak Savcı yetkisi kullanırken vicdanınıza göre karar vereceksiniz. Karar veren insanları, verdikleri karar dolayısıyla eleştirebiliriz ama insaflı olmak lazım. Neticede orada adaletli bir şekilde sonuca gitmeye çalışıyorlar. Bu şekilde bir karar verilmesinin de, Yüce Divana sevk kararı çıkmaması sonucunun da halka bir yansıması olacaktır. Bunun en güzel örneğini seçimde görürüz. Henüz Yüce Divana sevk etmeme kararı verilmemiştir. Nihai olarak mecliste gizli oylama yapılacak, gurup kararı alınamıyor, oradaki her insan vicdanına göre karar verecek.  

 “TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER HALK OYLAMASINA GÖTÜRÜLEMEZ”

Darbe Komisyonuna gidilmesi fikri de doğru değil. Bir alacak davası açmak için mahkemeye dilekçe veriyorsunuz, ama bir ceza davası açmak için mahkemeye dilekçe veremiyorsunuz. Savcılığa veriyorsunuz. Neden Savcılık var? Ceza Mahkemesi, çok büyük devlet yetkisi kullandığı için insanları, doğrudan mahkemenin önüne göndermiyor. Bir kamu otoritesi, delilleri topluyor, filtre vazifesi görür, yeterli suç şüphesi varsa mahkemeye sevk ediyor, çünkü insan onuruna duyulan saygı için. İnsanın suç işleyip işlemediği konusunu biz halk oylamasıyla belirlemiyoruz ki!...Kimin suç işleyip işlemediğini halk oylamasına götürdük? Sadece eskiden verilen idam cezalarının onaylanması halkı temsilen parlamentoya gönderilirdi. Savcı yetkisi kullanan milletvekillerimizin görevi, yeterli suç şüphesi var mı, yok mu ile sınırlıdır. Yok deyince birileri buna darbe diyor, o zaman darbe komisyonu kuralım’ın sadece demagojik bir anlamı vardır. Bu soruşturmayı yapan kişiler “Burada darbe vardır” demiyor ki.  Bu ortaya saçılan şeylerin, Bakanların istifalarının elbette ki bir siyasi sonucu olacak. Ama bunun siyasi sonucunun olması başka bir şey, bu insanları birileri istiyor diye mahkum etmek başka bir şey. Masum bir insanı diyelim ki halk mahkum etti, halk oylaması ile idam mı edeceğiz, temel hak ve özgürlükler ile ilgili olan şeyler halk oylamasına götürülmezler.

*** 

Ceza Hukukçu Prof.Dr. Ersan Şen:


“DELİLLERİ İMHA EDEMEZLER”

“DOKUNULMAZLIKLAR KALKINCA SORUŞTURMA SÜRECİ BAŞLAR”

Hukuken de, siyaseten de, hem Komisyondan hem de Genel Kuruldan Ak Partinin çoğunluğu  nedeniyle farklı bir karar beklemiyorum. Ortada verilen takipsizlik kararları var. O kararların hukuka aykırı delillerle ilgili net tespitleri var. O tespitlere Komisyonun Ak Partili üyeleri itibar etmiş görünüyor. O kararlara Ak Partililerin bile bile lades diyeceğini, “Bu karara rağmen biz Yüce Divana gidip orada aklanmalarını istiyoruz” diyeceklerini zannetmiyorum. Eğer böyle bir karar çıksa idi, TBMM’ni bağlamazdı ancak Komisyondan Bakanları Yüce Divana gönderme yönünde rapor çıksaydı hükümetin de partinin de işi “siyaseten” son derece güçleşirdi. Hukuken ise göz ardı edilen dosyalar var. O da Cumhuriyet Başsavcılığının dokunulmazlığın kaldırılması talebi olarak Karma Komisyona yani Burhan Kuzu’nun Başkanlığını yaptığı, dokunulmazlık dosyalarını inceleyen Adalet Ve Anayasa Karma Komisyonuna gönderdiği dosyalar var. Bu nedenle hukuka aykırı olduğu iddia edilen telefon tapelerinin silinmesi yani an itibariyle mümkün gözükmüyor. Çünkü Haziran ayı sonunda 4 Milletvekilinin dokunulmazlıkları olmayacağı için, onlarla ilgili dokunulmazlık kaldırılmasına ihtiyaç olmaksızın bir soruşturulma süreci başlayacaktır. Orada ne olur bilemem. Abdullah gül de olduğu gibi Başsavcılık daha önce takipsizlik kararı verdiği için yine verebilir ama delilleri imha edemezler. O noktada Komisyon Başkanı Hakkı Köylü’ye katılmıyorum. Kendisi Komisyonu bu anlamda toplayacağını söylüyor. Dokunulmazlık kalkınca soruşturma süreci başlar. Çünkü soruşturma Komisyonu kurulması Anayasanın 100.maddesi, Meclis, Bakanlarla ilgili bir durumdur. 

“YÜCE DİVANA SEVK ETMEME SİYASETEN BİR KARARDIR”

Onların raporu, Yüce Divana sevk etmeme kararı siyaseten bir karardır. Bu karar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının hukukilik denetimini ortadan kaldırmaz. Son söz TBMM’nde. Orada 550 milletvekilinin yarısından bir fazlasının oyu gerekiyor. Ben bu saatten sonra aleyhte bir karar beklemiyorum. Çünkü bunun yapılması, Savcılığın verdiği takipsizlik kararlarını iktidar partisi olarak göz ardı ediyorsunuz demektir. Sizden çıkan Bakanların bu suçlara karışmış olabileceğini düşünmüş oluyorsunuz demektir. O taktirde Anayasa Mahkemesinin önünü açarsanız yargılamaya konu edilebilir. Bu mümkün. Ama ben beklemiyorum. 

“TAKİPSİZLİK KARARLARI BOŞ KARARLAR DEĞİLDİR”

Komisyonun raporu Yüce Divana gönderileceği şekilde olabileceği kadar olmaya da bilir. Olmadığı zaman, birilerini memnun etmedi diye Komisyonun hatalı karar verdiğini kimse söyleyemez. Komisyonun bu kararı vermesinin nedeni Savcılığın takipsizlik kararlarıdır. Ve o kararlarda delillerin hukuka aykırılığı tartışması vardır. O kararlar boş kararlar değildir. 

“İKTİDAR PARTİSİ İNTİHARI DÜŞÜNMEZ”

Siyaseten insanlar bazı algılardan bazı sonuçlara ulaşmak istiyorlar ama iktidar partisi şu anda intiharı düşünmez. Netice de niye bu kadar beklediniz, darbe iddiası veya hükümete karşı kalkışmadır bu, dediniz. Bunu basite indirip tartışamazsınız. Yüce Divana gönderelim, aklanalım diyemezsiniz. Hukuki denetimi yapılmalı, yapıldı, o Bakanların milletvekili sıfalatı bittiğinde zaten yapılacak. Siz sonucu beğenmeyebilirsiniz, kanunla müdahale edildi diyebilirsiniz, HSYK’nın yapısı değiştirildi  diyebilirsiniz, baskı yapıldı diyebilirsiniz. Ben iktidar Partisinden Bakanların şu açıklamalarını kesinlikle reddediyorum: “Bu bir Yüce Divan Darbesidir” Onlar da işlerine geleni darbe, işlerine gelmeyeni bu doğru karardır diye yorumluyorlar. Hukuku, adaleti, siyasette bu şekilde alet etmek, yargıyı yıprattı. İktidar Partisi o eşiği artık aştı. 

“TÜRKİYE CEMAATLE İKTİDAR KAVGASINA KURBAN EDİLEMEZ”

Artık Türkiye’de dokunulmayan, yıpranmayan müessese kalmadı. Türkiye maalesef, bir taraftan Kürt sorunu ile uğraşırken, bir taraftan da cemaatle iktidar partisinin kavgası ile karşı karşıya. Yargı da çok ciddi yıpranıyor. İşime geldiği zaman yargıyı göklere çıkartıyorum, işime gelmediğinde yargıya darbeci yargı diyorum, onlar da ne yapacağını bilmiyorlar. Bu müesseseyi bu kadar yıpratmanın ciddi maliyetleri vardır. Koskoca Türkiye cemaatle iktidar kavgasına kurban edilemez. Bu tartışma varsa bile kullanılmaması, devlet olarak suç teşkil eden eylemlerin ortaya çıkartılması gerekir. “Bizi kandırmışlar” durumu olmamalı. Çözüm sürecinde Türkiye’nin aleyhine gelişmeler olduğunda, onlara da mı diyeceğiz kandırdılar diye. İnsanların bir zaman menfaatleri uyumlu gidiyor, bir zaman da menfaat çatışmasına giriyor, sonra kıyasıyla kavgaya giriyorlar. Türkiye’de son zamanlardan baskı altına alınan, en çok baskı altına alınan kurumu Yargıdır. Bağımsız, tarafsız olmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Anayasa Mahkemesinin baraj kararı doğru bir karardı. Muhalefet Partisi çıkmış: “Böyle bir karar olmaz, baskı altında kaldılar, yetkilerini kullanmadılar” diyorlar, siyaseten açıklama yapıyor, bunun hukukisi alt yapısı yok ki. Hak ihlaliyle bir kanunun maddesini iptal ettirmezsin, Anayasa Mahkemesinin böyle bir yetkisi yok. Bu iptal davası ayrı konudur. Elma ile armut birbirine karıştırılıyor. Darbe gibi çok ciddi bir kavramı bile sulandırabilen bir toplumuz. 

“DARBE SÖYLEMLERİ SİYASİ SÖYLEMLERDİR”

Darbe dediğiniz mevzuya ben siyaseten yaklaşamam. Hükümete darbenin karşılığı TCK’nın 312.maddesidir. Meclise darbe ise 311.maddedir. Orada tanımlanan eylemler varsa Savcıların aracılığı ile bulup çıkartırsın. Herkes işini yapacak. TBMM Komisyon kurabilir, kursun, Darbeler Komisyonu mu kuruyor, Tahkikat Komisyonu mu kuruyor….Ama ipin ucunu kaçırmamak lazım. Savcılardan yetkileri alıp, Valilere, İçişleri Bakanına, TBMM’ne de verecek değiliz. Sapla saman karıştırılmasın. Komisyon Yüce Divan yönünde rapor vermemesi veya TBMM’ne sevk etmemesi, Türkiye’de darbe yapılmıştır veya darbeye teşebbüs edilmiştir sonucunu hukuken ancak ispatlarla ortaya koyarsan mümkündür, onun dışında darbe söylemleri siyasi söylemlerdir. 

*** 

Ak Parti Kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat 

"YÜREKLERİ VARSA HALK OYLAMASINA GİTSİNLER"

"GENEL AF ÇIKACAK"

Ak Parti Kamuoyu vicdanında mahkum edilmiştir. Kamuoyunun %80-90’ı suç işlenmiştir” diye düşünüyor. Mahkemeye göndermişsiniz, göndermemişsiniz bir önemi yok. Dindarlık tarafları ne diyor ona bakmak lazım. Bu dünyanın bir de öbür dünyası var. Bu dünyada kurtulurlar belki ama öbür dünyada mahkum olurlar. Kararı, temyizi mümkün olmayacak şekilde halk vermiştir. Halk oylamasına giderler. Kamuoyu oylaması yapsınlar. Medya da yüreği yiyorsa yaptırsın. Kamuoyu yoklamalarında suçun işlendiği kanaati hakim. Komisyonda 25 Aralık Operasyonu görüşülmedi, Eğer burada Yargılamaya “Evet” denseydi, o zaman 25 Aralık operasyonun mahkumiyeti de söz konusu olurdu. Bana öyle geliyor ki Genel Af çıkacak. Başka türlü bu iş temizlenmez. Bu dünyadaki mahkemeden kurtulmak, bana göre genel af ile mümkün.


Haber:
HÜLYA OKUR-HABERX

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.