SURUÇ'TAKİ KATLİAM ÜZERİNE DERİN DÜŞÜNCELER...
1- Devletin kurumları; özellikle MİT, Emniyet, Silahlı Kuvvetler, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları birbirleriyle rekabet ederek, hatta mücadele ederlerse, teröre karşı başarı sağlanamaz. Her kurum, Anayasal sınırları içinde kalarak işbirliği yapmak zorundadır. Bu; istihbaratın paylaşılmasından stratejilerin üretilmesine ve uygulanmasına kadar her aşamada birlikte çalışmayı gerektirir. Özeti şudur; devlet gibi devlet olursak başarırız.

2-
Öncelikle yukarıda saydığım kurumlar olmak üzere, kamuda liyakat esası, yani bilgisi ve yetenekleriyle layık olanın layık olduğu göreve gelmesi sağlanmalıdır. Geçmişte, AKP-Cemaat koalisyonunun kendilerinden olmayan herkesi, çok yakın geçmişte ise AKP’nin cemaatçi dedikleri ile kendinden saymadıklarını bir sürek avı misali kovalaması, her türlü yöntemle devlet aygıtının dışına atması, terörle mücadelede ve strateji üretiminde büyük zaaflara yol açmıştır. Özeti şudur; yanlışlar, ders almaya yararsa zor da olsa her sıkıntının telafisi vardır.

3-
Toplum da, devlet de bileşik kaplar misalidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en yetkin kadrolarının, sahte belgelerle ve terör örgütü mensubu gizli tanıklarla acımasızca tasfiye edilmesi, dış işlerimizi, adına “stratejik derinlik” denilen bir sığlığa sürüklemiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ortadoğu’yu ve dünyayı en iyi şekilde analiz eden kadrolarından mahrum kalmıştır. Buna bağlı olarak devletimiz, "yurtta barış, dünyada barış” ilkesine dayanan milli duruştan uzaklaşarak sorumsuz bir hayalperestlik içinde tehlikeli maceralara atılmıştır. Özeti şudur; ders almak için geç değildir, aksi takdirde ödediğimiz korkunç bedeli gelecek nesillere izah edemeyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kırılan gururu tamir edilmelidir. Yargılanma ve zindanlara atılma korkusuyla zaafa uğrayan eğitim ve strateji üretme çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklüğüne yakışır şekilde yeniden planlanmalıdır. Elbette Türk Silahlı Kuvvetleri de siyasete bir daha asla karışmamalıdır. Darbelerin, sivil toplumun bütün frenleme mekanizmalarını ezdiğini ve devleti,8 milletin korumasından mahrum bıraktığını görmelidir.

4- Suriye sınırının güvenliğinin sağlanması için Esad fobisinden arınılmalı, bunun için ise her “strateji”yi mezhebe dayalı olarak üreten ilkel anlayış terkedilmelidir. Elbette Esad rejiminin de IŞİD'la mücadele ederken sivil halka eziyet etmemesi, uluslararası kamuoyu tarafından sağlanmalıdır. Özeti şudur; Türkiye; Ortadoğu’da piyon olmaktan kurtulup, yeniden oyun kurucu olmak istiyorsa, başta İran, Irak ve Suriye olmak üzere bütün komşularına, onların toprak bütünlüklerini korumak için üzerine düşeni yapacağının güvencesini vermelidir. Böylelikle, Müslüman Kardeşler Örgütü'nün izinde kaybettiği itibarını tekrar kazanarak, ABD ve Avrupa devletlerini yönlendirecek güce kavuşmalıdır.

5- İfade özgürlüğü ve özelde basın özgürlüğü, yaşam hakkı dahil tüm temel hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Türkiye’de ifade özgürlüğü mutlaka güvence altına alınmalıdır. Böylece, toplumun gerçekleri ve farklı değerlendirmeleri öğrenmesi, siyasi tercih ve değerlendirmelerini buna göre yapması sağlanmalıdır. Basında tekelleşme, basın çalışanlarının sendikal güvenceden yoksunluğu, en önemli gündem maddeleri içine alınmalıdır. Özeti şudur; doğru bilgilerle beslenen, farklı yorumlarla bilgilenen bireylerden oluşan bir toplum; düşünür, sorgular ve hesap sorar. Böyle bir toplum, nereye çekseniz oraya gitmez, zor zamanlarda ortak akla ulaşmayı başarır.

6- Terörle mücadele ediyoruz diye, çoğulcu katılımcı demokrasi hedefinden asla vazgeçilmemeli, temel hak ve özgürlüklerin, sınırlanmasının bir çare olmadığı, tam aksine çözümün eksiksiz işleyen bir demokratik rejim olduğu daima hatırlanmalıdır. Özeti şudur; ÇIKIŞ YOLU, 77 milyon vatandaşımızı, eşit vatandaşlık paydasında büyük BİZin parçası yapmaktır. Her vatandaşımız, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu içim hem gurur hem de güven duyar hale gelmelidir.

7- Her vatandaşımızın güven içinde yaşaması, devletin taşıyıcı kurumlarının birbirini düşman olarak değil, Anayasa gereği işbirliği yapılacak, birlikte çalışılacak kurumlar olarak görmeleri ve kamuda liyakat sisteminin inşası için bağımsız, tarafsız, adil yargılama yapabilen ve hesap veren bir yargı sistemi kurulmalıdır. Bunu yapacak bilgimiz ve olumsuz örneklerden edindiğimiz inanılmaz bir tecrübemiz vardır. Özeti şudur; adalet mülkün yani vatanın temelidir. Adalet çökerse ülke de temelsiz kalır.

8- Vatan bize ata yadigarıdır; çocuklarımıza devredeceğimiz en değerli varlığımızdır. Öyleyse, bu varlığı korumak için üzerimize düşeni yapmak hepimizin boynunun borcudur. Bu noktada, vatanın hamasetle değil, aklın ve bilimin ışığında hayata geçirilen icraatlarla korunup kollanacağını tekrar hatırlatmak isterim.

9- Hiçbir devlet, kuruluş felsefesinden ve temellerinden uzaklaşarak yaşayamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde yer alan ilkeler doğrudur. Bize düşen, evvelki günün, dünün ve bugünün yanlışlarından ders alarak doğruları yapmaktır. Bu çerçevede en önemli görevimiz; kindar nesiller değil; bilimle, sanatla, insan sevgisiyle yoğrulmuş; okuyan, düşünen, çalışan; ahlaklı; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmektir. Özeti şudur; milli eğitim, yeni baştan aklın ve bilimin ışığında planlanarak hükümetler üstü bir statüye kavuşturulmalıdır.

10- Demokrasi içinde kalkınma, her ilimizi, her ilçemizi ve ülkeleri birbirine bağlayacaktır. Özeti şudur; üretim ve ticaret ağlarıyla örülmüş bir ülkenin insanları, asla bölünmeyi düşünmez. Böyle bir ülkenin insanları komşu ülkelerle her zaman barış içerisinde yaşamak ister. Barış için ÇIKIŞ YOLUmuz, demokrasi içinde kalkınma, üretim ve ticarettir.
İşte Suruç katliamının bana düşündürdükleri...
Katledilen insanların hangi siyasi düşünceden olduğuyla ilgilenmiyorum. İnsan olmaları, yüreklerimizin dağlanması için yeterli değil mi? Yeterli değil ise, insanlığımızdan şüphe etmemiz gerekmez mi?
Haydi hepimiz vicdanımızda bir yolculuğa çıkalım ve kendimizi sorgulayalım. Var mısınız?
Katliamda öldürülen çoğu evladımız yaşındaki insanlarımıza, memleketim Kayseri’de kara toprağa yolcu ettiğimiz Adıyaman’da şehit edilen Başçavuşumuza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Bir de olmaz ama bir hayal kurayım. Karabasanların çöktüğü zor zamanların hayali olsun bu hayal. Türkiye’yi normalleştirecek, herkesin taşın altına elini sokmasını sağlayacak koalisyon formülü CHP-MHP-HDP olamaz mı? Suruç katliamı sonrasında insan merkezli birleşmek çok mu zor? Yanlışlardan ders almak; teröre ve terör örgütlerine kesin olarak mesafe koymak;ayrıştığımız noktaların değil, ortak hayallerimizin altını çizmek imkansız mı?

Milletimiz, elbette günü gelince gereğini yapacaktır.
Sağlıcakla kalın dostlarım. Dilerim Allah, bu acıları unutturacak başka acılar vermesin.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu

(Hukukihaber.net)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.